1. Başvuranın oğlunun ölümü hakkında
AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin sözleşmenin önemli maddeleri arasında
yer aldığım ve 3. maddeyle beraber Avrupa Konseyini oluşturan demokratik
toplumlarının temel değerlerinden birine yer verdiğim hatırlatmıştır (Bkz.
Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94, §86, 1999-IV). Aynca AİHM, 2. maddede yer
alan korumanın önemini kabul ederek yaşam hakkına ilişkin şikayetleri
hassasiyetle inceledikten sonra bir görüş bildirmesi gerekmektedir.
AİHM, H.O.'nun olaylar sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Antiterör
Şubesinde tutulu bulunduğu kanaatinin olmadığını hatırlatmıştır.
AİHM, başvuranın iddialarının somut ve kanıtlanabilir olaylara
dayanmadığım ve hiç bir tanık ifadesi veya diğer kanıt unsurları tarafından
desteklenmediğini ortaya koymuştur.
Aynca AİHM, Yaşa-Türkiye davasında (2 Eylül 1988 tarihli karar, 1998-
VI, s. 2437-2438, §95-96) elde bulunan kanıt seviyesiyle, özel bir olaya devlet
görevlilerin
karıştığını
ortaya
koymak
için
Susurluk
raporuna
dayanılamayacağına karar verdiğini hatırlatmıştır. AİHM, başbakanın emriyle
düzenlenen ve kamuoyuna duyurulan bu raporun, terörle mücadele hakkında
bilgi vermek ve bu konuya bağlı sorunların genel analizini önermekle birlikte
önleyici ve araştırma tedbirlerini ortaya koymak için ciddi bir girişim olarak
değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. İşbu dava hakkında AİHM,
söz konusu raporun, başvuranın oğlunun ölümüne sebep olan kişi veya
kişilerin teşhis edilmesini sağlayan unsurlara yer vermediğini kaydetmiştir.
AİHM, bu koşullarda başvuranın oğlunun cinayetinin devlet görevlileri
veya suç ortaklan tarafından işlendiği yönünde varılan sonucun hipotez ve
spekülasyon olmaktan çıkarak güvenilir bulgu olarak değerlendirilebileceği
kanaatine varmıştır. AİHM, elinde bulunan unsurların böyle bir sonuca
ulaşmak için yeterli olmadığı kanaatindedir.
AİHM, dosyada bulunan unsurların H.O.'nun güvenlik güçleri veya
anlaşmalı olduğu kişiler tarafından öldürüldüğü sonucuna varmasını
sağlamadığı kanaatindedir.
Buradan AİHS'nin 2. maddesinin önemli ölçüde hiç bir ihlalinin
bulunmadığı söylenebilir.
2. Yürütülen araştırmaların özelliği
AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin zorunlu kıldığı yaşam hakkının korunması
zorunluluğunun 1. madde gereğince devletin üzerine düşen genel göreviyle
beraber güce başvurmanın bir insanın ölümüne neden olduğu durumda, etkili
soruşturmanın yürütülmesini gerektirdiğini hatırlatmıştır (Bkz. mutatis
mutandis, McCann ve diğerleri, 27 Eylül 1995 tarihli karar, seri A no:324, s.
49, §161 ve Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-1, s.329, §105).
AİHM, bu zorunluluğun sadece devlet görevlisinin ölüme yol açtığının
ortaya konulduğu durumlar için geçerli olmadığını kaydetmiştir. Sadece
yetkililerin ölüm hakkında bilgisinin olması, 2. maddeden doğan bu olayın
meydana geldiği koşullar hakkında etkili soruşturma yürütme zorunluluğu ipso
facto ortaya çıkarmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz
1998 tarihli karar, 1998-IV, s.1778, §82, Yaşa, s.2438, §100, Hugh Jordan-
İngiltere, no:24746/94, §107-109, 2001-III ve Sabuktekin-Türkiye,
no:27243/95, §98, 2002-11).
AİHM ayrıca, soruşturmanın minimum etkililiği özelliğine cevap veren
incelemenin niteliği ve derecesinin davanın koşullarına bağlı olduğu kanaatine
varmıştır ve süregelen olayların tümü temel alınarak ve soruşturma işleminin