TURNALI / TÜRKİYE KARARI
halükarda Medeni Kanunun 296. maddesinde öngörülen zamanaşımı
kuralına riayet edilmesi çerçevesinde babalık davası açması imkânsızdır.
32. Mahkeme, babalık davalarının Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına
girdiğini birçok kez söylediğini hatırlatmaktadır (Bk., örneğin, Rasmussen /
Danimarka, 28 Kasım 1984 tarihli karar, seri A no. 87, p. 13, § 33 ve
Keegan / İrlanda, 26 Mayıs 1994 tarihli karar, seri A no. 290, p. 18, § 45).
Sözleşme’nin 8. maddesinde esas alınan “aile hayatı” kavramı, yalnızca
evliliğe dayalı ilişkiler ile sınırlı olmayıp bir ilişki yeterli ölçüde süreklilik
arz ettiği takdirde diğer de facto “aile bağlarını” da kapsayabilmektedir
(Bk., örneğin, Kroon ve diğerleri / Hollanda, 27 Ekim 1994 tarihli karar,
seri A no. 297-C, pp. 55-56, § 30).
33. Somut olayda, başvuran hukuki yolla babasının kimliğini tespit
etmeye çalışan ve evlilik dışında doğan bir çocuk olduğunu ileri
sürmektedir. Mahkeme, babalığın tespiti davasıyla, başvuranın varsayılan
babası Yavaş ile arasında hukuki bağların kurulmasının ve sonuç olarak
mirasçı olarak tanınmasının amaçlandığını gözlemlemektedir. Ancak bu
dava, başvuranın talebi esas bakımından incelemeye konu olmaksızın,
zamanaşımı süreleri nedeniyle hukuk mahkemeleri tarafından kesinlikle
reddedilmiştir.
34. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın yalnızca soy bağının kurulmasını
değil aynı zamanda varsayılan babasının mirasından faydalanmayı da ümit
etmesinin, soyunu tespit etme imkânından yoksun bırakılmasını haklı
göstermek için yeterli olmadığı kanısındadır. Bu çerçevede, anılan Haas
davasında (§44), Haas’ın miras hakkına ilişkin davadan bağımsız olarak
yasal babalık beyanını talep etme imkânının bulunduğunu kaydetmek
gerekmektedir. Oysa mevcut davada, yerel mahkemeler başvuran tarafından
açılan babalığın tespiti davasını babalık davası olarak nitelendirmiş ve
davayı kesin olarak reddetmiştir. Dosyaya ve Hükümet görüşlerine (Bk.,
özellikle yukarıda geçen 25. paragraf) göre, ilgilinin soy bağının
8