silahlı çatışmaya katılma suçlamasının kanıtlanmasının mümkün olamayacağı yönündeki
başlıca iddialarının özünü öğrenmenin ancak bu şekilde mümkün olacağını belirtmektedir.
Mahkeme aynı zamanda, Sözleşmenin 6 maddesine istinaden şikâyetleri incelemesinin,
başvuranın mahkûm edilmesinin temel oluşturan olayların adil bir mahkeme tarafından tespit
edilip edilmediği sorusuna bağlı olduğunu gözden kaçırmamaktır (Bkz, Sadak- Türkiye kararı
(no: 1), başvuru no: 29900/96, 29901/96 ve 29903/96, § 42).
AİHM, kanıtların kabul edilebilirliğinin her şeyden önce iç hukuk kurallarına bağlı olduğunu
ve esas olarak, topladıkları delilleri değerlendirme yetkisinin ulusal mahkemelerde olduğunu
hatırlatmaktadır. Sözleşme çerçevesinde Mahkeme'ye verilen görev, tanıkların ifadelerinin
kanıt olarak kabul edilmesinin doğru olup olmadığına dair görüş bildirmek değil, kanıtların
sunulması da dâhil olmak üzere, sürecin bütün olarak adil bir nitelik taşıyıp taşımadığını
araştırmaktır. (Bkz, 6 Aralık 1992 tarihli Edwards-ingiltere kararı, § 34). Esas olarak, kanıt
oluşturan öğelerin tartışılabilmeleri için, sanık huzurunda, açık oturumda ortaya konmaları
gereklidir. Bu prensibin istisnası yok değildir ancak bu istisna savunmanın haklarının
korunması koşuluyla kabul edilebilir. Genel kural olarak madde 6'nın l ve 3-d paragrafları
uyarınca, sanığa, aleyhindeki bir tanıklığa karşı, tanık ifadesini verdiği sırada ya da daha
sonra itiraz edebilmesi için uygun ve yeterli koşullar sağlanmalı ve tanığa soru sorabilme
fırsatı tanınmalıdır. (Bkz, 19 Şubat 1991 tarihli İsgro-İtalya kararı, §34 ve 27 Şubat 2001
tarihli Luca-İtalya kararı, §§ 40-43). Ancak bir mahkumiyet kararı sadece ya da belirleyici
ölçüde, sanığın ne ifadesi alınırken ne de daha sonra soru soramadığı ya da sorduramadığı bir
kişinin ifadelerine dayanıyorsa, savunmanın hakları 6. maddenin güvencesine aykırı olarak
kısıtlanmış olmaktadır (Bkz, Sadak ve diğerleri kararına, § 65).
AİHM, ilk önce DGM başvuranı teşhis eden jandarmaları yüzleştirmek niyetine olduğunu
ancak karayolunun can güvenliği açısından risk teşkil ettiği gerekçesiyle bu uygulamanın
istinabe makamı tarafından yapılmasını uygun gördüğünü belirtmektedir.
Hükümet’in, başvuranın veya yasal temsilcisinin, yerel mahkeme veya istinabe makamı
huzurunda açık bir oturumda aleyhte tanıklara soru sorma taleplerini açıkça ifade
etmediklerine dair tespitine gelince, Mahkeme, Sözleşme tarafından güvence altına alınan bir
hakkın kullanılmasından vazgeçilmiş olduğunun -yasal olduğu kadarıyla- açıkça tespit edilmiş
olması gerektiğini hatırlatır (bkz. özellikle yukarıda anılan Colozza karan. Seri A no.89, s. 14,
par.28). Oysa Mahkeme başvuranın, yargılamanın her aşamasında kanıtların yönetimine