AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ÜNAL AKPINAR ĠNġAAT ĠMALAT SANAYĠ VE TĠCARET A.ġ. VE AKPINAR  
YAPI SANAYĠ A.ġ. - TÜRKĠYE DAVASI  
(Başvuru no:41246/98 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĠRĠSĠ  
(Esas)  
STRAZBURG  
26 Mayıs 2009  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
USUL  
Türkiye’de yerleşik Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Akpınar Yapı  
Sanayi A.Ş. adlı şirketlerin (başvuran taraf) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 4 Mayıs 1998  
tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapılan 41246/98 numaralı  
başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuran taraf Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu  
avukatlarından T. Akıllıoğlu tarafından temsil edilmektedir.  
AİHM, 29 Nisan 2008 tarihli kararı ile başvurunun Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi  
önünde görülen kısmını kabuledilebilir, gerisini kabuledilemez bulmuştur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOġULLARI  
A. Davanın konusu  
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (İdare),  
Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi kapsamında Şanlıurfa Tüneli ve Tesisleri İkmal İnşaatı  
(inşaat) için 29 Temmuz 1981 tarihinde ihale açmıştır.  
İstihkak raporları hakkında bilgi edindikten ve alan görüldükten sonra, başvuran taraf  
açıklanan fiyat üzerinden % 40,15 oranında bir tenzilat teklif etmiştir. Böylece, sözkonusu  
inşaatın yapımı İdare tarafından 3 Eylül 1981 tarihli sözleşme ile başvuran tarafa ihale  
edilmiştir.  
Sözleşme uyarınca, başvuran tarafın 30 Aralık 1987 tarihinde işi bitirmesi ve buna karşılık  
26.930.443.943,25 T.L. karşılığında para alması gerekmekteydi. Bu miktar, “hakediş”  
karşılığı periyodik olarak başvuran tarafa ödenecekti.  
2
21 Eylül 1981 tarihinde, inşaat başlamıştır.  
30 Eylül 1983 tarihinde başvuran taraf, sözleşme şartlarının aradan geçen süre zarfında  
öngörülemeyen ekonomik dalgalanmaları karşılamadığı gerekçesiyle işi durdurmuştur. 27  
Temmuz 1984 tarihinde, Bakanlar Kurulu, işin devam etmesine ve ilk sözleşmenin gözden  
geçirilmesine karar vermiştir.  
31 Ağustos 1984 tarihinde, kamu ihalelerinin gözden geçirilmesinde olumlu görüşü alınması  
zorunlu olan Danıştay’ın onayından sonra taraflar arasında ek sözleşme imzalanmıştır.  
Aradan geçen süre zarfında ortaya çıkan ve birim fiyatında artışa neden olan ek işler  
nedeniyle teslim tarihi 30 Haziran 1990 tarihine ertelenmiştir.  
Sözleşmeye göre ABD doları üzerinden iki kere avans verilmesi öngörülmüştür. Bu avanslar  
ödeme günü geçerli olan kurdan Türk Lirası’na çevrilecek ve zaman içinde hakedişlere  
yansıtılacaktı.  
Başvuran taraf, 31 Ocak 1986 tarihi itibariyle kronik zarar ettiği için işlerin ancak %15,41’ni  
gerçekleştirmiştir. 25 Şubat 1986 tarihinde başvuran taraf, duruma çözüm getirmek üzere  
ikinci bir ek sözleşme yapılmasını talep etmiştir. Başvuran şirket, işleri 31 Aralık 1989  
tarihinde yani planlanandan 6 ay önce bitirmek pahasına, hak edişlerinin bundan böyle ABD  
Doları/TL paritesinin enflasyon karşısındaki beklenmedik değer kaybından kaynaklanan zarar  
dikkate alınarak hesaplanmasını talep etmiştir.  
İdare bu talebi kabul etmiştir; Türk Lirası üzerinden hesaplanan hakedişlerin, 0,014391 döviz  
çevrim katsayısıyla Amerikan Dolarına çevrilmesi hususunda anlaşmışlardır.  
Bununla birlikte Danıştay, 29 Mayıs 1986’da re’sen, sekize karşı dokuz oyla katsayının  
0,01011’ne çekilmesi gerektiğine karar vermiştir. 18 Haziran 1986’da Bakanlar Kurulu bu  
kararı onaylamıştır.  
3
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Cumhurbaşkanı nezdinde döviz kuru çevrim katsayısının  
eski haline getirilmesi yönündeki 31 Temmuz ve 2 Eylül tarihli girişimler başarısız olmuş ve  
26 Eylül 1986 tarihinde bu şartlarla ikinci ek sözleşme imzalanmıştır.  
Bu ek sözleşmenin 2. maddesine göre yeni hakediş hesaplama yöntemi şu şekildedir:  
- Hakedişler, istihkak raporlarında belirtilen birim fiyatları üzerinden Türk Lirası olarak  
hesaplanacaktır.  
- Hesaplanan meblağ, 0.01011 döviz kuru çevrim katsayısıyla çarpılarak Amerikan  
Dolarına çevrilecektir.  
- Amerikan Doları olarak ifade edilen bu miktar, sözkonusu hakedişin son ödeme (30 gün)  
günü geçerli olan döviz kuru üzerinden tekrar Türk Lirası’na çevrilerek ödenecektir.  
- Vadesi geldiğinde ödeme Türk Lirası olarak yapılacaktır.  
7 Temmuz 1987 tarihinde, başvuran taraf Başbakana, katsayısının ilk belirlenen katsayı olan  
0,014391 olarak tekrar düzeltilmesinin sağlanması için yazı yazmış, fakat sonuç alamamıştır.  
1989 yılında, Türkiye’deki yıllık enflasyon oranındaki değişimin, Amerikan Doları’ndaki kur  
değişiminin çok üzerinde seyretmesi nedeniyle, Amerikan Doları/Türk Lirası paritesine dayalı  
ödemeyi öngören kamu ihalelerinin ifasının çok zor olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, 19  
Ekim 1989 tarihinde “Yabancı para birimlerine dayalı birim fiyatlarla ihalesi yapılmış otoyol,  
köprü, tünel yapımı işlerinde fiyat farkı hesabında uygulanacak esaslar hakkında” 89/14657  
sayılı Bakanlar Kurulu kararı yürürlüğe girmiştir.  
Kararın gerekçe bölümünde, Bakanlar Kurulu, 1985 yılından itibaren Türkiye’de enflasyon  
oranı, dolayısıyla tüketim fiyatları hızla yükselirken, Amerikan Doları’nın alım gücünün  
gerilediğini, artık ödemenin Amerikan Doları ile yapılmasını öngören sözleşme hükümlerinin,  
ihaleyi alan müteahhitler için bir güvence oluşturmadığını belirtmiştir. Bakanlar Kurulu  
kararı, enflasyon oranını dikkate alan ek ödeme yapılmasını öngörmüştür.  
Yapması gereken inşaat kendisine döviz üzerinden ihale edilmemiş olmakla beraber üstlenmiş  
olduğu işin niteliği gereği, başvuran taraf 89/14657 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’ndan  
yararlanabileceğini ummaktaydı. Oysa 12 Ocak 1990 tarihli ve 90/29 sayılı ikinci bir karar ile  
Bakanlar Kurulu önceki kararın uygulama alanını Karayolları Genel Müdürlüğü ile sözleşme  
4
yapan şirketler ve münhasıran kamu yatırım fonlarından finanse edilen projelerle sınırlamıştır.  
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün bir ihalesini almış olan başvuran taraf böylece  
89/14657 sayılı kararnamenin kapsamı dışında kalmıştır.  
Olayların yaşandığı dönemde, tüketici fiyatlarındaki artış ortalama %70’i bulurken, Amerikan  
Doları’ndaki artış yıllık % 27 civarındaydı.  
B. BaĢvuran tarafın açmıĢ olduğu hukuk davaları  
I. Ön talep  
Başvuran taraf, 4 Eylül 1991 tarihinde, yapı malzemeleri birim fiyatlarındaki ve işçilik  
ücretindeki artış ve hakedişlerinin ödenmesindeki beş ila altı aylık gecikme nedeniyle,  
0,014391 katsayısı kabul edilmediği sürece işe devam edemeyeceğini Bakanlığın ilgili  
birimlerine bildirmiştir. Ayrıca başvuran taraf 89/14657 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın  
kendisine de uygulanmasını talep etmiştir.  
Yüksek Fen Kurulu, 8 Ocak 1992 tarihinde şikayet konusu ödemedeki gecikmelerin Kamu  
Ortaklığı Fonundan finanse edilerek engellenebileceği ve başvuran tarafın 20 Ağustos 1988  
tarih 88/13181 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına alınarak durumunun  
düzeltilebileceği, ancak, böyle bir işlem için de, Bakanlar Kurulu’nun ön onayı ile üçüncü bir  
ek sözleşmenin imzalanması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir..  
19 Ekim 1992’de Bayındırlık ve İskan Bakanı, ihalenin ifasından sorumlu bakandan Yüksek  
Fen Kurulu’nun görüşleri doğrultusunda taraflar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesini  
istemiştir.  
Kısa vadede böyle bir girişimin yapılmadığı anlaşılmaktadır.  
Başvuran taraf, 7 Eylül 1992 tarihinde ödenmemiş onlarca alacağının ödenmesi ve  
zararlarının tazmin edilmesi için İdare’yi uyarmış, İdare’nin tepkisiz kalması üzerine dava  
açmaya karar vermiştir.  
2. Birinci hukuk süreci  
5
a. Davanın seyri ve sonucu  
23 Aralık 1992 tarihinde başvuran taraf, 1985 ve 1992 arasında meydana gelen ve çeşitli  
tarihlerde başvuran tarafça İdare’ye ihtar çekilen birçok olaydan dolayı tazminat ve  
alacaklarının ödenmesi amacıyla Ankara Asliye 3. Hukuk Mahkemesi’nde (Asliye Hukuk  
Mahkemesi) dava açmıştır.  
Başvuran tarafın ileri sürdüğü argümanlar şu şekildedir:  
-
Yargı erki, 26 Eylül 1986 tarihli ek sözleşmenin hazırlanmasına haksız olarak  
müdahale etmiştir: müzakereler sırasında, İdare, iş maliyetinin arttığını ve döviz çevrim kuru  
olarak 0,014391 katsayısı uygulanmasını kabul etmiştir. Oysa tarafların arzusu hilafına  
Danıştay res’en, katsayıyı 0,01011’e çekmiştir. Ardından başvuran taraf, üzerindeki ekonomik  
baskılar nedeniyle ek sözleşmeyi imzalamak zorunda kalmıştır.  
-
Amerikan Doları olarak hesaplanan ödemenin yetersizliği karşısında, başvuran tarafın,  
89/14657 sayılı Karar kapsamına alınması ve ekonomik dalgalanmalardan etkilenmemesi için  
alacaklarının buna uygun olarak ıslahı gerekmekteydi.  
-
Hakedişlerin İdare tarafından kronik olarak gecikmeli ödenmesinden dolayı tazminat  
ödenmesi gerekmektedir.  
Bu bağlamda başvuran taraf on yedi farklı iddia sunmuştur (Bkz. Ünal Akpınar İnşaat İmalat  
Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Akpınar Yapı Sanayi A.Ş.-Türkiye kararı, no: 41246/98, 29 Nisan  
2008). Bunlardan sadece dördü bu başvuruyu ilgilendirmektedir:  
-
3 no’lu İddia: Fırat nehri malzeme ocaklarından çekilen çakıl taşı temizleme  
çalışmalarının birim fiyatının artışının karşılanmaması nedeniyle 74,8 milyar  
Türk Lirası;  
-
-
8 no’lu İddia: Demir tel kafes taşıma ulaşım masrafları için 1,2 milyar Türk  
Lirası  
12 no’lu İddia: Fay hatlarını sağlamlaştırmak için kullanılan 350 ton segmentin  
bedelinin ödenmemesinden dolayı 2,77 milyar Türk Lirası;  
6
-
13 no’lu İddia: Borçlar Kanunu’nun 105 / 1 maddesi anlamında gecikme faizi  
uygulanmadığı için munzam zararı karşılamak üzere, fazlaya ilişkin haklarını  
saklı tutarak, 3 milyar Türk Lirası;  
İdare, müteahhittin ekonomik ve teknik yetersizliklerinden dolayı bir türlü bitmeyen inşaatın  
sürmesi için elinden geleni yaptığını belirtmiştir. İhaleyi yapan kuruma göre talepler  
dayanaktan yoksundur.  
i. İlk yargı kararı  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 11 Temmuz 1994 tarihinde kararını açıklamıştır. Asliye  
hukuk mahkemesi, özellikle başvuran tarafa 89/14657 sayılı kararın uygulanmasını ve  
Danıştay’ın belirlediği katsayı üzerinden değişikliğe gidilmesini içeren 6 Nisan 1994 ve 20  
Temmuz 1994 tarihli bilirkişi raporlarını dikkate alarak İdare’nin ne sözleşmeyle belirlenen  
sorumluluklarını yerine getirdiğine ne iyi niyet gösterdiğine kanaat getirmiştir.  
Bu bağlamda yerel mahkeme, hakedişlerdeki ödemenin bazı zamanlar 431 gün geciktiğini,  
birim fiyatlarının artışından dolayı yapılması gereken fark ödemelerinin yıllar aldığını, işlerin  
süresinin aşırı uzatılarak başvuran tarafın aleyhine bir maliyet artışı oluştuğunu ve son olarak  
başvuran tarafın bu sorunlarla baş edebilmesi için hiçbir önlemin alınmadığını belirtmiştir.  
Böylece, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, İdare’yi, başvuran tarafa aşağıda yer alan  
tutarları ödemeye mahkûm etmiştir.  
-
-
-
-
3 no’lu İddia başlığı altında 47.028.566.000 Türk Lirası;  
8 no’lu İddia başlığı altında 332.553.000 Türk Lirası;  
12 no’lu iddia başlığı altında 2.447.697.000 Türk Lirası;  
13 no’lu İddia başlığı altında 3 milyar Türk Lirası;  
Bu miktarlara 23 Aralık 1992 tarihinden (davanın açıldığı tarih) hesaplanmak üzere % 54  
reeskont faizi eklenmiştir.  
İhaleyi yapan kurum temyiz yoluna başvurmuştur.  
7
26 Nisan 1995 tarihli bir karar ile Hâkim Y.A. başkanlığında toplanan Yargıtay 15. Hukuk  
Dairesi, 11 Temmuz 1994 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi öngörülemez  
ekonomik dalgalanmalar ve Amerikan Doları/ Türk Lirası paritesindeki istikrarsızlık gibi  
sözleşmede yer almayan unsurlara dayanan tüm değerlendirmelere karşı olduğunu  
belirtmiştir. Yargıtay’a göre sözleşmeyi devam ettirmeye karar veren başvuran tarafın,  
sözleşmeden doğan sonuçlara da katlanması gerekmektedir.  
İddiaların her biri için kararın gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir:  
-
-
3 no’lu İddia hakkında: Sözleşme uyarınca, başvuran taraf, mahkemeye  
başvurmadan önce öncelikli olarak Yüksek Fen Kurulu’na ihtilafın dostane  
çözümü için müracaat etmeliydi.  
8 no’lu İddia hakkında: Malzeme taşıma ücretlerinin, prima facie, birim  
fiyatlarına dâhil olduğu görüldüğünden, bu hususu açıklığa kavuşturmayan bir  
bilirkişi raporuna dayanılamaz.  
-
-
12 no’lu İddia hakkında: Bu konuda hatalı hazırlanmış bir bilirkişi raporuna  
dayanarak bu talebin değerlendirilmesi mümkün değildir;  
13 no’lu İddia hakkında: Kararın bu kısmı spekülasyona dayanmaktadır;  
Böylece dosya, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine iade edilmiştir.  
ii. İkinci yargı kararı  
31 Ocak 1996 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi öne sürülen bu dört iddia ile ilgili  
ilk verdiği kararını yinelemiştir.  
Sonuç olarak dava Yargıtay Genel Kurulu’na havale edilmiştir.  
Yargıtay Genel Kurulu 3 Temmuz 1996 tarihinde, 26 Nisan 1995 tarihli Yargıtay kararının  
tüm hükümlerini onamıştır.  
Başvuran tarafın, karar düzeltme başvurusu 30 Nisan 1997 tarihinde reddedilmiş ve dosya  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmiştir.  
8
iii. Üçüncü yargı kararı  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 5 Kasım 1997 tarihinde bir duruşma gerçekleştirmiş ve  
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/4 maddesi uyarınca Yargıtay Hukuk Genel  
Kurulu kararına uyma yükümlülüğünü açıklamıştır. Ayrıca Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi,  
her bir iddia için hesaplama yöntemindeki uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması için iki yeni  
bilirkişi raporu hazırlanmasına da hükmetmiştir.  
Bilirkişiler, 17 Ağustos 1998 ve 4 Aralık 1998 tarihlerinde raporlarını sunmuşlardır. Bu  
raporlara göre, başvuranın alacakları, 3 no’lu İddia için 18.746.865 Amerikan Doları, 8 no’lu  
İddia için 116.028 Amerikan Doları, 12 no’lu İddia için 1.461.623 Amerikan Doları ve son  
olarak 13 no’lu İddia için, 13.800.105 Amerikan Doları olarak toplam 34.127.621 Amerikan  
Dolarıdır.  
Bu hesaplamada uygulanan Amerikan Doları kur oranları, İdare’nin her bir iddia için  
temerrüde düşürüldüğü tarih dikkate alınarak hesaplanmıştır.  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 4 Şubat 1999 tarihli bir karar ile bu miktarları kabul etmiş,  
çalışmaların her bir bölümünün bitim tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmesine karar vermiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuran tarafa, 23 Aralık  
1992 tarihinden itibaren (davanın açıldığı tarih) % 54’e yükseltilen tekrar düzenlenebilir1  
reeskont faizi eklenmek üzere aşağıdaki miktarların ödenmesine karar vermiştir:  
- 3 no’lu İddia başlığı altında 33.038.619.000 T.L.  
- 8 no’lu İddia başlığı altında 236.968.000 T.L.  
- 12 no’lu İddia başlığı altında 1.719.562.000 T.L.  
- 13 no’lu İddia başlığı altında 3.000.000.000 T.L.  
İdare bir kez daha temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 19 Kasım  
1999 tarihinde, 3 no’lu iddia hakkındaki kararın Yüksek Fen Kurulu’nun görüşü alınmadan ve  
13 no’lu iddia hakkındaki kararın ise eksik bilirkişi raporuna dayanarak verildiğini  
1
Bu düzenlenme Merkez Bankası tarafından açıklanan oranlardaki değişikliğe bağlı olarak yapılacak  
değişiklikti (Bkz. Ek, 3. kısım).  
9
belirtmiştir. Dolayısıyla kararın bu iki noktada gözden geçirilmesini istemiş, geri kalan  
kısmını onamıştır.  
iv. Dördüncü yargı kararı  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi yeni bir bilirkişi raporunun düzenlenmesini istemiştir.  
Bilirkişi, 4 Ağustos 2000 tarihinde raporunu sunmuş ve 21 Aralık 2000 tarihinde Ankara  
Asliye Hukuk Mahkemesi İdare’yi daha önce 3, 8, 12 ve 13 no’lu iddialara ilişkin hükmettiği  
(ilk karar) aynı miktarları ödemeye yeniden mahkûm etmiştir.  
İdare’nin temyiz başvurusunun ardından, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 2 Temmuz 2001  
tarihinde, gecikme faizinin toplam miktarı dikkate alınmaksızın Borçlar Kanunu’nun 105.  
maddesi uyarınca munzam zararın hesaplanmayacağını gerekçe göstererek 13 no’lu iddiaya  
ilişkin kararı bozmuştur.  
Tarafların kararın düzeltilmesi için yaptıkları başvurular, 2 Mayıs 2002 tarihinde  
reddedilmiştir.  
v. Beşinci yargı kararı  
13 Aralık 2002 tarihinde, başvuran taraf 13 no’lu iddia konusunun genişletilmesi hakkındaki  
ek dilekçesini sunmuştur. Başvuran taraf, Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca saklı  
bulunan hakları başlığı altında 244.958.359.974 Türk Lirası talep etmiştir.  
Dosyanın yeni bir bilirkişi raporu ışığında yeniden incelenmesinin ardından Ankara Asliye  
Hukuk Mahkemesi, 26 Mart 2003 tarihinde kararını açıklamıştır.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 13 no’lu iddia ile ilgili İdareyi başvurana 3 milyar TL. ödemeye  
mahkum etmiş, fakat başvuran tarafın 244.958.359.974 Türk Lirası tutarındaki ek talebini bu  
hakkın düşmüş olması nedeniyle reddetmiştir.  
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 29 Eylül 2003 tarihli bir karar ile daha önceki aynı gerekçeden  
dolayı 13 no’lu iddia hakkında verilen kararı yeniden bozmuştur.  
10  
19 Şubat 2004 tarihinde, ilgilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.  
vi. Altıncı yargı kararı  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi son olarak 30 Aralık 2004 tarihinde toplanmış, 13 no’lu  
iddia başlığı altında ödenecek olan miktarı 24 Aralık 2004 tarihli bilirkişi raporuna uygun  
olarak 2.974.093.750 T.L. olarak belirlemiştir. Geri kalan kısım için önceki kararları  
yinelemiştir.  
Başvuran taraf temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 3 Ekim 2005 tarihli  
karar ile kararı onamış böylece karar kesin hüküm niteliği kazanmıştır.  
b. Bu yargılamaya iliĢkin temel verilerin özeti  
i. Bilirkişi incelemeleri  
Bilirkişi raporlarında İdare tarafından başvuranın mevcut iddialarına karşılık ödenmesi  
gereken miktarlar Türk Lirasına çevrilerek verilmiştir.  
Ġddia  
No: 3  
No: 8  
No: 12  
No: 13  
T.L.  
T.L.  
T.L.  
T.L.  
06.04.94  
20.06.94  
17.08.98  
04.12.98  
04.08.00  
20.11.00  
28.11.02  
14.02.03  
24.12.04  
33.038.619.000  
236.968.000  
1.719.562.000  
3.000.000.000  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
//  
2.974.093,750  
Bilirkişilere göre alacakların toplam anaparası, mahkeme karar verdiğinde 37.969.242.750  
Türk Lirası’na, yaklaşık olarak 34.127.621 Amerikan Doları’na tekabül etmektedir.  
ii. Hükmedilen cezaların icrasına ilişkin  
11  
Asliye Hukuk Mahkemesi önünde görülen ve Yargıtay’ın 3 Ekim 2005 tarihli kararıyla nihai  
hale gelen davada sözkonusu her bir alacağın kesin hüküm niteliği kazandığı tarihler aşağıda  
yer almaktadır:  
Talep  
No:3  
No:8  
No:12  
No:13  
Nihai hüküm tarihi  
02.07.01  
19.11.99 19.11.99  
03.10.05  
3. İkinci hukuk süreci  
Bu yargı süreci halen sürmektedir ve konusu itibarıyla mevcut başvurunun dışında yer  
almaktadır (Bkz. sözü edilen Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Akpınar  
Yapı Sanayi A.Ş.).  
C. ĠĢlerin tamamlanması ve hükmedilen miktarların tahsil edilmesi  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce hükmedilen meblağlar nihai hale geldikçe ödenmeleri için  
başvuran tarafından İdareye yapılan başvurular sonuçsuz kalmıştır. Aynı durum, 11 Temmuz  
1994 tarihli kararla ödenmesine hükmedilen miktarların tahsil edilmesi amacıyla başvuran  
tarafça açılan ilk cebri icra davası için de geçerlidir.  
İşin tamamı, 22 Aralık 1999 tarihinde tamamlanmıştır. İdare 10 Ağustos 2000 tarihinde resmi  
olarak işi teslim almıştır. Teslim alma işlemi ile ilgili olarak hazırlanan tutanakta herhangi bir  
cezaya ya da ihtirazi kayda yer verilmemiştir.  
Başvuran taraf o tarihe kadar açığını kapatmak amacıyla banka kredileri kullanmak zorunda  
kalmıştır. Çekilen banka kredilerini ödeyemeyen başvuran taraf, çok sayıda icra takibine  
uğramış ve bu nedenle 17 gayrimenkulünü satmak zorunda kalmıştır.  
Başvuran taraf, 13 Şubat 2001 tarihinde bakanlık makamlarına bir yazı göndererek 21 Aralık  
2000 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen miktarların  
ödenmesini talep etmiştir.  
12  
İdare bu talebin yerine getirilme “imkânının” bulunmadığını belirtmiştir.  
İşbu başvurunun Hükümet’e tebliğ edilmesinden sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bir takım alacakların ödenmesine hükmedilmiş olsa da, verilen  
karar maddelerinin tamamı halen Yargıtay’ca onanmadığından dolayı henüz İdare aleyhinde  
herhangi bir talebin sözkonusu olamayacağı ve kararın icra edilebilir olmadığı hususunda 21  
Ağustos 2003 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na bilgi vermiştir.  
İhaleyi yapan kurumda çalışan bir sorumlu, 26 Aralık 2005 tarihinde başvuran tarafı arayarak  
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tutarları yatırmak üzere bir  
banka hesap numarası istemiştir.  
Ertesi gün ilgili kişi, AİHM’ye yapılan başvuruya ilişkin hakları saklı kalmak üzere talep  
edilen bilgiyi vermiştir.  
İhaleyi yapan kurum, ödenmesi öngörülen rakamın 23 Aralık 1992 tarihinden itibaren  
hesaplanmak üzere gecikme faizi ve mahkeme masrafları da dâhil olmak üzere  
290.626.585.189 Türk Lirası olduğunu başvuran tarafa bildirmiştir. Sözkonusu tarihte teklif  
edilen miktar yaklaşık 216.000 Amerikan Doları’na tekabül etmektedir, hâlbuki vade  
bitiminde bu alacakların anaparası 34.124.621 Amerikan Doları’na tekabül etmektedir.  
Başvuran taraf 2 Ocak 2006 tarihli bir yazıyla, teklif edilen miktarın alması gereken miktarın  
yalnızca % 0,4’üne tekabül ettiğini, ayrıca gecikme faizlerinin yanlış hesaplandığını  
bildirmiştir.  
İhaleyi yapan taraf, 2 Ocak 2006 tarihinde başvuran tarafın banka hesabına iddia edildiği  
üzere bir takım masraflar düşüldükten sonra 288.446.891 Yeni Türk Lirası yatırmıştır.  
Başvuran taraf tüm haklarını saklı tutarak bu miktarı kabul etmiştir.  
HUKUK  
1 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren Türk Lirasının yerini (TL) Yeni Türk Lirası (YTL) almıştır. 1.000.000 TL = 1  
YTL’dir.  
13  
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI  
HAKKINDA  
Başvuran taraf, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edilen anapara ve gecikme  
faizine ilişkin hükümlerin farklı tarihlerde icra kabiliyeti kazandığını ileri sürmektedir. Oysa  
idare, Türkiye’deki enflasyon oranı Dolar/TL paritesindeki kontrol edilemeyen dalgalanmalar  
nedeniyle başvuranın uğradığı büyük kayıpları telafi etmede hiçbir önemi olmayan bir miktar  
olan 288.446,89 YTL’ yi ödemek için davanın nihai olarak kapanmasını beklemiştir.  
Dolayısıyla başvuran tarafa göre, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A. Tarafların argümanları  
AİHM, işbu kararın kabuledilebilirliği hakkındaki 29 Nisan 2008 tarihli kararla belirlenen  
çerçeveyi göz önüne alarak sırasıyla tarafların aşağıda sunulan argümanlarını özetlemektedir.  
1. Hükümet  
Hükümet öncelikle başvuran tarafın ihtilaflı sözleşmeyi 3 Eylül 1981 tarihinde imzaladığını  
ve 30 Eylül 1983 tarihinde ilk kez işi durdurduğunu belirtmektedir. 1986 yılı başında  
çalışmaların yalnızca % 15,41’lik kısmı bitmiş durumdaydı. Belirlenen süreye riayet  
edilemeyeceğinden başvuran taraf vadenin ertelenmesini talep etmiştir.  
GAP projesinin sahip olduğu önem karşısında, İdare buna rağmen başvuran tarafla çalışmaya  
devam ederek, durumlarını düzeltmeleri amacıyla iki sözleşme daha imzalamıştır. Ancak  
başvuran taraf proje gereklerini yerine getirmeyerek kimisi iç hukuk yollarını tüketmemiş  
bulunan, kimisi dayanaksız olan çeşitli iddiaların arkasına saklanmayı tercih etmiştir.  
Ayrıca başvuran tarafın ABD Doları/Türk Lirası paritesinin 1985 yılının ikinci yarısında  
fırlayan enflasyon oranı karşısında zayıf kalmasından dolayı sıkıntı çektiğinden yakınması  
uygun değildir. Zira başvuran taraf sözkonusu krizin ortaya çıkmasından bir yıl sonra 26  
Eylül 1986 tarihinde hiçbir itirazda bulunmadan ikinci bir sözleşme imzalamıştır. Zaten  
14  
ekonomik dalgalanmalardan kaynaklanan her türlü zarar bu amaçla öngörülen gecikme  
faiziyle telafi edilmiş sayılır.  
Hükümet mevcut durumun Akkuş – Türkiye (9 Temmuz 1997 tarihli karar) davasıyla hiçbir  
ortak yanının bulunmadığını savunmaktadır. Zira mevcut durum kamulaştırma gibi tek taraflı  
bir tedbire ilişkin olmayıp; başvuran tarafın bulunduğu ülkedeki ve kendi faaliyet alanına  
ilişkin ekonomik verilerden ve ekonomik koşullardan haberdar olarak yaptığı bir şirket  
sözleşmesine ilişkin borçlar hukuku alanına giren bir ihtilafa ilişkindir.  
Hükümete göre başvuran taraf gerçekten zarar gördüğü kanaatini taşıyor idiyse diğer  
sözleşmeci tarafa baskı yapmak için istediği anda adem-i ifa istisna (exceptio non adimpleti  
contractus) yoluna başvurabilir ya da doğrudan sözleşmeyi feshedebilirlerdi. Bu hususta  
önlerine engel çıkarıldığını hiçbir zaman öne sürmeyen başvuran taraf, ne sözleşmenin ifa  
koşulları nedeniyle ne 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali neticesinde mağdur  
edildiği iddiasında bulunamaz.  
Her ne kadar adalet başvuran tarafı kısmen haklı bulmuşsa da başvurunun yapıldığı tarihe  
kadar verilen hiçbir karar «kesin hüküm gücü» kazanmamıştı. Bu çerçevede idarenin ilgiliye  
herhangi bir meblağ ödeme yükümlülüğü bulunmamaktaydı. Hükümet bu bağlamda bir yargı  
kararının tümüyle kesin hüküm gücünü kazandığı takdirde ancak icra kabiliyetinin oluşacağı  
açıklamasını getirmektedir. Bir hüküm bir bütün olarak değerlendirilir ve tamamı icra  
kabiliyetini kazanır.  
2. Başvuran taraf  
Başvuran taraf Hükümetin İdare tarafından özenle seçilmiş bir şirketin beceri ve deneyimini  
tartışmaya açamayacağını ifade etmektedir. İş teslim tarihinin on bir kez ertelenmesinin  
(bunun sonucunda fazladan 145 ay şantiye çalışması daha yapılması gerekmiştir) İdare’nin  
başlangıçtaki planları değiştirerek ek iş talep etmesinden kaynaklandığını belirtmektedir.  
Sonuç olarak işler 22 Aralık 1999 tarihinde başlangıçta hesaplanandan % 44,74 fazla bir  
maliyetle tamamlanmıştır.  
Başvuran tarafa göre, uğranılan zararlar tamamen devlet makamlarından kaynaklanmaktadır.  
Zira sözkonusu makamlar sözleşmenin imzalanmasının ardından, serbest piyasada enflasyona  
15  
bağlı olarak ortaya çıkan ABD Doları/TL paritesini normal seviyenin altında tutmak için  
uygun olmayan ve beklenmedik ekonomik önlemler almışlardır. Bu nedenle başta ABD  
Doları cinsinden hesaplanan işleri gerçekleştirmek mümkün olmamıştır.  
Başvuran taraf, idarenin borçlarını 80’li yıllarda hüküm süren enflasyonun son derece altında  
olan döviz kuru üzerinden hesaplamayı tercih eden hukuk mahkemelerini sözkonusu duruma  
kayıtsız kalmakla suçlamaktadır; ayrıca, mevcut davada ödenmesine hükmedilen faiz oranları  
sözkonusu enflasyonu ve özellikle de ABD dolar kurunda yaşanan olağanüstü yükselişi  
karşılamaktan uzaktır.  
Başvuran taraf, ihtilaflı sözleşme hükümlerinin rızaya dayalı oluşunun Hükümet tarafından bir  
argüman olarak kullanılmasının aşırı olduğuna kanaat getirmekte ve 1985 yılından itibaren  
Türkiye’de yaşanan olumsuz ekonomik koşulları öngörmesi gerektiğini ifade eden tüm  
varsayımları reddetmektedir; şayet müteahhitlerin uğradıkları kayıplar bu denli öngörülebilir  
ve kabul edilebilir olsaydı Devlet’in sözleşmeci tarafların bu kayıplarını telafi etmek için  
89/14657 sayılı kararnamede olduğu gibi acil önlemler almasına gerek kalmazdı.  
Başvuran taraf, sözkonusu dönemde hâkim olan maddi koşullarda, şantiyeyi kapatmasının ya  
da iş akdinin vadesinde yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmeyi feshetmesinin iflasına yol  
açacağını ifade etmektedir. İdarenin güçlü olan taraf olması sebebiyle, bayındırlık  
müteahhitleri mevcut davadaki gibi Devlet’in verdiği sözler inandırıcılığını kaybedene ve  
şartlar dayanılmaz hale gelinceye kadar ilişkilerin zarar görmemesi için nadiren adalete  
başvururlar ve alacaklarının ödenmesini bekleyerek işleri devam ettirirler.  
Sonuç olarak, başvuran taraf, mevcut durumunda, işbu başvurunun bilirkişi raporları ile  
ortaya konan ve hukuken sabit bulunan meblağlarla ilgili olduğunu yinelemekte ve  
AİHM’den, vergiler hariç 34.124.621 Amerikan Dolarına tekabül eden alacaklarının şimdiki  
değeri ile ödenmesini, ayrıca bu miktara %15,01 oranında ticari faiz uygulanmasını  
istemektedir.  
B. AĠHM’nin takdiri  
16  
Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuran tarafın yeterli bir düzeyde «alacağının»  
olduğuna ve bir «mülkü» oluşturduğuna hükmettiği karar örneklerinde olduğu gibi 1 no’lu Ek  
Protokol’ün 1. maddesi temel olarak Devletin «mülkiyet» hakkına karşı her türlü haksız  
fiilleri karşısında bireyi korumak amacını taşımaktadır (Bkz. örneğin, Eko-Elda AVEE-  
Yunanistan, no 10162/02, Kanioğlu vd.-Türkiye, nos 44766/98, 44771/98 ve 44772/98,  
11 Ekim 2005; Angelov-Bulgaristan, no 44076/98, 22 Nisan 2004; Bourdov-Rusya no  
59498/00, Dimitrios Georgiedis -Yunanistan no 41209/98, 28 Mart 2000; Stran ve Stratis  
Andreadis Yunan rafinerileri).  
Bu başvuruda sözkonusu yargı süreci 3 Ekim 2005 tarihinde kesin hükme bağlanan 30 Aralık  
2004 tarihli karar ile tamamlanmıştır.  
Sonuç olarak, 2 Ocak 2006 tarihinde yani ilk kez temerrüde düşürülmesinden sonra yaklaşık  
on dört yıldan fazla bir sürenin ardından ihaleyi yapan kurum ilk kez başvuran tarafa 3, 8, 12  
ve 13 numaralı iddialar ile ilgili olarak 288.446.89 YTL (yaklaşık 133.475 Euro) ödemiştir.  
Mezkûr meblağların farklı tarihlerde ödendiği, bunlara değişen oranlarda yasal faizin  
uygulandığı dikkate alındığında, karmaşık bir hesaplama yönteminin bulunduğunu kaydeden  
AİHM, başvuran tarafın gelir kaybına ilişkin her türlü değer biçme girişiminin ancak yaklaşık  
bir tahmin olacağını kabul etmektedir. AİHM yine de dosyada yer alan bilirkişi raporları,  
enflasyona değin ekonomik veriler, ayrıntılı fiyat endeksi ve ilgili dönem boyunca Amerikan  
Dolarının kur değişim oranları çerçevesinde bu konu hakkında fikir edinmeye çalışacaktır.  
AİHM, nihai karar ile ödenmesine hükmedilen bu dört tutarın 23 Aralık 1992 (davanın  
açıldığı tarih) tarihinden geçerli yıllık % 54’lük reeskont faiz eklenmek üzere 37.969.242.750  
YTL; iç hukukta gerçekleştirilen bilirkişi raporları dikkate alınacak olduğunda, her bir talebe  
ilişkin kesin hüküm karar tarihinde geçerli olan kurdan dört alacak miktarının toplam  
34.127.621 Amerikan Doları olduğunu not etmektedir.  
Türkiye’de tüketici fiyat endeksi 1992 Aralık ayından Ocak 2006’ya kadar olan dönemde %  
27566.16 oranında artış göstermiştir. Ocak 2006’da, 1992 Aralık ayındaki 37.969.242.750  
TL’lik alım gücünü yakalamak için yaklaşık 10.504.570 YTL ödemek gerekiyordu. Amerikan  
Doları’nın Türk Lirası karşısındaki yıllık ortalama döviz değişim oranı hesaba katıldığında  
17  
başvuran şirketin uğradığı kayıp daha da alenidir: 2006’da sözkonusu 34.127.621 Amerikan  
Dolarlık anapara 49.314.412 YTL’ye tekabül etmekte idi.  
2 Ocak 2006 tarihinde, ihaleyi yapan taraf, yargılama masrafları düşüldükten sonra gecikme  
faizi ile birlikte 288.446,89 YTL tutarında bir ödeme yapmıştır.  
Sözkonusu durumu haklı kılmak için, Hükümet, başvurunun yapıldığı tarihte, alacakların  
hiçbir kararda “kesin hüküm” kazanmaması nedeniyle idarenin sözkonusu alacakları  
ödemediğini söylemekle yetinmektedir.  
AİHM, bu görüşe katılmamaktadır.  
AİHM, öncelikle, normal olarak başvuran tarafın alacağını elde etmek için adli ve idari  
prosedürlere başvurma zorunluluğu olmaması gerektiği, üstelik de bu süreçteki gecikmelerden  
zarar görme tehlikesi bulunduğu kanaatindedir (mutatis, mutandis, Aka- Türkiye, 23 Eylül  
1998; Guillemin-Fransa, 21 Şubat 1997).  
AİHM, 8 no’lu iddia başlığı altındaki miktar olan 236.968,000 TL tutarı ile 12 no’lu iddia  
başlığı altındaki miktar olan 1.719.562.000 TL tutarının 19 Kasım 1999 tarihli Yargıtay  
kararının ardından icra edilebilir nitelik kazandığını gözlemlemektedir.  
3 no’lu iddia başlığı altındaki miktar olan 33.038.619.000 TL tutarı ile ilgili olarak dikkate  
alınacak dönem 2 Temmuz 2001 tarihidir.  
13 no’lu iddia başlığı altındaki miktar olan 2.947.093.750 TL tutarı ile ilgili olarak ise, göz  
önüne alınması gereken tarih, Yargıtay’ın son karar tarihi olan 3 Ekim 2005 tarihidir.  
AİHM, idare tarafından 2 Ocak 2006 tarihinde yapılan ödemenin uygun nitelikte olduğuna ve  
sözkonusu ödemenin makul sürede yapıldığına (Akkuş) kanaat getirse dahi ilk üç ödeme için  
aynı durumun sözkonusu olmadığı kanısındadır.  
Temyiz başvurularının ya da karar düzeltme taleplerinin erteleyici etkisi bulunmadığından,  
kimse, Türk hukukunda, alacağın tahsili istemi ile açılan davalara ilişkin kararların doğrudan  
icra hükmü taşıdığına itiraz etmemiştir.  
18  
Dolayısıyla, hâlihazırda “usuli kazanılmış hakları” teşkil eden 3, 8 ve 12 no’lu iddialara  
ilişkin hükümleri yerine getirmek için idarenin, sözkonusu hükümlerin nihai hale gelmesini  
beklemesine gerek olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır (mutatis mutandis, diğerleri arasından,  
Amat-G Ltd ve Mebaghishvili ve Hornsby-Yunanistan, 19 Mart 1997).  
Bu bağlamda AİHM’ye göre, idareyi cebri icraya karşı koruyan (Dimitros Georgiadis; Yunan  
Rafineleri Stran ve Stratis Andreadis) veya Yargıtay tarafından onanmış yargı kararlarına  
itiraz edecek istisnai koşullar öngören iç hukukun çeşitli veçheleri Devletin başvuran tarafa  
yönelik yükümlülüklerini yerine getirmekte gösterdiği yavaşlığı mazur göstermeye yetmez.  
Kaldı ki, devlet olmanın kendisine bahşettiği imtiyazlar dikkate alındığında, İdare yeniden  
dava açmak için gerekli imkânlara sahipti. AİHM, ayrıca, konuya ilişkin Türk hukukunun,  
Devletin “icralarını geciktirmeksizin” hukuki kararların gereğini yerine getirmesi ve “kamu  
hukukunun hükümlerine” göre “kendi rızasıyla” borcunu ödemesi fikrine dayandığını  
belirtmektedir (Kanioğlu ve diğerleri).  
AİHM, nihai olarak yukarıda dile getirilen durumun yalnızca Hükümetin işine yaradığını  
tespit etmektedir. AİHM’nin daha önce vurguladığı üzere, alacaklarla ilgili düzenlemenin  
gecikmeli yapılması ödemenin uygun niteliğini hatırı sayılır ölçüde azaltmış ve öngörülen  
ödeme şeklinin -paranın Türkiye’de değer kaybetmesi- gibi ekonomik unsurları göz ardı  
etmesi başvuranı belirsizlikte bırakmış ve maddi kaybının artmasına neden olmuştur (Bkz.  
mutatis mutandis, Zacharakis-Yunanistan no:17305/02, 44076/98, 22 Nisan 2004 ve sözü  
edilen Akkuş kararı; Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri).  
AİHM bu bağlamda, bir tazminatın ödenmesinde değerini azaltabilecek unsurların dikkate  
alınmaması durumunda tazminatın uygun niteliğinin zarar göreceğini daha önce açıkladığını  
hatırlatır (Bkz. sözü edilen Eko-Elda AVEE’de yer alan referanslar). Elbette 1 no’lu Ek  
Protokol’ün 1. maddesi Sözleşmeci Devletlere enflasyonun olumsuz etkilerini telafi edecek,  
alacakların ve aktiflerin değerini koruyacak şekilde önlemler alma yükümlülüğünü  
getirmemektedir. Ancak, bu başvuru özel bir dikkati hak etmektedir çünkü başvuran verilen  
kararın nihai hükümlerinden verildikleri anda yararlanamadığı ve alacaklarını tahsil  
edebilmek için ki ödeme anında olması gereken değerin %1’ine ancak ulaşıyordu, mazur  
gösterilemeyecek beş ila yedi yıllık gecikmeye maruz kaldığı için söz konusu alacakların  
19  
değeri çok ciddi bir kayba uğramıştır (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen Angelov, Prodan-  
Moldova kararı no: 49806/99; Safi-İtalya kararı, no: 22774/93).  
Benzer durumlar 1 no’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ilk cümlesine aykırı  
olarak başvuran tarafın «mülkiyet» hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir (Bkz.  
Dimitrios Georgiedis, ibidem, Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri, Amat G Ltd.ve  
Mebaghishvili).  
Hükümetin bu müdahaleyi haklı kılacak sağlam bir dayanağının bulunmayışında AİHM  
bahsekonu hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĠHS’NĠN 6/1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran taraf, kararlarına karşı itiraz yolu mevcut olmayan Yargıtay Hukuk Genel  
Kurulunun, ilk derece mahkemesi tarafından verilen 31 Ocak 1996 tarihli kararı bozma  
kararını gerekçelendirmemiş ve esas hâkimlerinin evvelki kararlarında ısrar etmelerini  
açıklayan argümanlarına cevap vermemiş olmasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran taraf  
Genel Kurul’un Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin Başkanı Y.A.’nın etkisi altında karar  
verdiğini ileri sürmektedir.  
Başvuran taraf bu bağlamda AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet başvuran tarafın iddialarına karşı çıkmaktadır.  
AİHM, 1 no’lu Ek Protokol’ün 1.maddesinin ihlal edildiği kararına götüren gerekçeler  
ışığında mevcut başvuruda ortaya konulan temel hukuki sorunların ele alındığını  
kaydetmektedir. AİHM dava dosyasında yer alan hususları dikkate aldığında, AİHS’nin 6/1  
maddesinin ayrıca incelenmesine gerek duymamaktadır (Bkz. birçokları arasında Kamil  
Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).  
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tarafların argümanları  
20  
Başvuran taraf uğradığı gerçek mali kaybın her iş bitimi tarihinde geçerli olan kur değişim  
oranına dayanan ve Amerikan Doları olarak hesaplanan meblağların ulusal mahkemeler  
tarafından Türk Lirasına çevrilmesinden ileri geldiğini, ihaleyi yapan kurumun sözü edilen  
alacaklarını vadesinde ödemiş olması durumunda bu denli zarara uğramayacaklarını öne  
sürmektedir.  
İç hukukta hazırlanan ve itiraz konusu edilmeyen bilirkişi raporlarına dayanan başvuran taraf  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava konusu edilen olaylarla ilintili maddi kaybının  
ihaleyi yapan kurumun 2 Ocak 2006 tarihinde vermiş olduğu meblağ düşülmek üzere  
34.124.621 Amerikan Doları olduğunu iddia etmektedir.  
Başvuran taraf, her bir alacak için idareyi temerrüde düşürdüğü tarihten itibaren işleyecek  
KDV oranı ile belirtilen Amerikan Doları hesapları için öngörülen banka faizinin de  
sözkonusu miktara eklenmesi gerektiğini sözlerine eklemektedir. Başvuran taraf, dikkate  
alınacak dönemlerde Amerikan Doları hesapları için yıllık ortalama %15 oranında seyreden  
Merkez Bankası’nın banka faiz oranı listesini sunmaktadır.  
Maruz kaldığı kanaatinde olduğu manevi zararın tazmini ile ilgili olarak başvuran taraf, 8.500  
işçinin farklı derecelerde sözkonusu işten etkilendiklerini belirterek manevi tazminatı  
AİHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet, AİHS’nin 41. maddesi kapsamında yapılan taleplerin tebliğ edildiği tarihte, dava  
hakkında halen verilmiş bir kesin hüküm kararı bulunmadığını belirtmektedir. Dava  
nihaileştiğinde, idare, ileri sürülen zararları karşılamak için yeteri kadar yüksek gecikme faizi  
oranı ile birlikte başvuran tarafa ciddi bir miktar ödemiş olacaktır.  
Hükümet, başvuran tarafın taleplerinin mesnetten yoksun ve aşırı olduğu kanaatindedir.  
Hükümet, ne olursa olsun, ticari şirketlerin herhangi bir manevi zarar mağduru olduklarını  
ileri süremeyeceklerini de sözlerine eklemektedir.  
Sonuç olarak Hükümet’e göre, adil tatmin başlığı altında herhangi bir ödeme yapılmasına  
lüzum yoktur.  
B. AĠHM’nin takdiri  
21  
Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma  
ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, AİHS’nin 41. maddesinin uygulanmasının bu  
aşamada saklı tutulmasının uygun olacağı kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikâyetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
3. AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun,  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve başvuranın, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın  
kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini  
yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü  
uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek  
süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĠġTĠR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
22  
EK  
Ġlgili ekonomik veriler  
A. Türkiye Merkez Bankası döviz alıĢ satıĢ oranları uyarınca Amerikan Doları ortalama  
döviz kurları  
Yıl  
1991  
1992  
1993  
1994  
1995  
1996  
1997  
1998  
1999  
2000  
2001  
2002  
2003  
2004  
2005  
2006  
2007  
2008  
2009 Şubat  
1 Amerikan Doları =  
5.082 T.L.  
6.869 T.L.  
10.987 T.L.  
29.704 T.L.  
45.705 T.L.  
81.184 T.L.  
151.429 T.L.  
260.040 T.L.  
417.581 T.L.  
623.749 T.L.  
1.222.921 T.L.  
1.504.589 T.L.  
1.495.307 T.L.  
1.422.341 T.L.  
1.341 Y.T.L.  
1.429 Y.T.L.  
1.330 Y.T.L  
1.298 Y.T.L.  
1.589 Y.T.L.  
B. Enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi  
Türkiye’deki enflasyon etkileri, Devlet İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan perakende  
fiyat istatistikleri listesinde yer almaktadır. Alacaklarla ilgili olarak, satın alma gücündeki  
düşüş, alacağın oluştuğu yıl/ay endeksi ile alacağın ödendiği yıl/ay endeksi arasında var olan  
23  
fark ile tespit edilebilir. Ödemenin yapılmaması durumunda içinde bulunulan günün endeksi  
dikkate alınır.  
Ocak  
586,4  
ġubat  
618,2  
Mart  
645,2  
Nisan  
687,5  
Mayıs  
710,4  
Haziran  
731,4  
Temmuz  
731,4  
1991  
1992  
1993  
1994  
1995  
1996  
1997  
1998  
1999  
2000  
2001  
2002  
2003  
2004  
2005  
2006  
2007  
2008  
2009  
1046,7  
1672,3  
2837,0  
6542,1  
11810,9  
20404,1  
41133,9  
67753,9  
1099,4  
1738,8  
3007,5  
6918,1  
12272,5  
21603,2  
43077,2  
69744,5  
1152,9  
1821,7  
3163,3  
7201,8  
12879,7  
22818,4  
44789,1  
72406,9  
1196,2  
1901,6  
3944,8  
7665,5  
13770,1  
24586,0  
47183,5  
76128,3  
1206,7  
1991,4  
4337,4  
7911,2  
14423,8  
25614,0  
48689,8  
78455,0  
1212,6  
2027,9  
4377,0  
8069,9  
14721,8  
26192,9  
49291,2  
80910,5  
1212,6  
2027,9  
4377,0  
8069,9  
14721,8  
26192,9  
49291,2  
80910,5  
113290,6 117305,7 120571,3 123662,1 126626,7 127433,4 127433,4  
154183,8 156768,9 165677,8 182841,5 192391,7 198219,5 198219,5  
266019,5 270352,2 273200,8 279490,8 281274,6 282867,6 282867,6  
335586,2 342404,7 352737,7 361073,0 367551,8 367020,7 367020,7  
390176,8 391833,0 394760,6 397411,6 399122,2 398460,0 398460,0  
425843,73 427412,66 429373,77 434519,52 441279,80 445140,25 445140,25  
10760,84 10784,35 10813,96 10958,52 11164,03 11201,48 11296,40  
11829,35 11879,86 11988,71 12133,27 12194,22 12164,62 12075,82  
12795,14 12960,19 12835,77 13051,41 13245,87 13198,18 13274,72  
13744,90  
Ağustos  
770,5  
1275,5  
2183,7  
4543,1  
Eylül  
817,4  
1370,5  
2305,8  
4868,3  
9311,4  
16643,2  
31381,8  
56558,4  
92372,7  
137246,8  
220973,2  
302564,0  
372924,5  
404769,0  
452838,84  
11391,32  
12202,63  
13302,45  
Ekim  
871,3  
1474,1  
2464,7  
Kasım  
917,0  
1546,0  
2622,3  
Aralık  
957,0  
1588,3  
2717,2  
1991  
1992  
1993  
1994  
1995  
1996  
1997  
1998  
1999  
2000  
2001  
2002  
2003  
2004  
2005  
2006  
2007  
2008  
5330,4  
5761,9  
6127,0  
8625,3  
10036,1  
17925,5  
34412,7  
60194,7  
98284,7  
141834,6  
235003,6  
313689,1  
378839,3  
413882,0  
462427,99  
11535,88  
12423,49  
13648,31  
10592,0  
18897,5  
36779,3  
62888,9  
102385,8  
147340,4  
245762,3  
323250,6  
385185,8  
420107,0  
468174,12  
11684,79  
12665,74  
13761,59  
10962,3  
19344,8  
38535,8  
64913,5  
108380,8  
151026,2  
253617,5  
328469,1  
388495,5  
422178,9  
470634,69  
11711,79  
12693,60  
13705,16  
15630,0  
29129,3  
52818,5  
87090,3  
133054,8  
208229,1  
291854,0  
365419,8  
400825,2  
447510,25  
11246,76  
12078,23  
13242,86  
Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından önerilen hesaplama yöntemiyle örneğin 1992 yılının  
Aralık ayı için endeksin 0,44665; 2006 yılının Ocak ayı için de 123,57 olduğu görülmektedir.  
Birinci endekse 100 Y.T.L. değerini verdiğimiz takdirde ikinci endekse de 27.665 Y.T.L.  
24  
değerini vermemiz gerekmektedir. O halde, 2006 yılının Şubat ayında aynı alımı yapmak için  
1992 yılının Şubat ayından 276,65 kat daha fazla ödeme yapmak gerekecektir.  
C. Gecikme faizi  
Ticari nitelikli alacaklara işleyecek olan gecikme faizi oranını belirlemek için ilke olarak kısa  
vadeli kredi kolaylıkları için Merkez Bankası tarafından belirlenen gecikme faizi oranı temel  
alınır. Değişiklik gösteren bu oranlar, sırasıyla yürürlüğe giriş tarihlerine göre şu şekildedir:  
Yürürlüğe giriĢ tarihi  
%
15 Şubat 1991  
27 Ocak 1994  
21 Nisan 1994  
54,50  
65  
98  
85  
75  
64  
60  
57  
80  
70  
64  
57  
48  
42  
35  
30  
25  
29  
27  
12 Temmuz 1994  
27 Temmuz 1994  
01 Ekim 1994  
10 Haziran 1995  
01 Ağustos 1995  
02 Ağustos 1997  
30 Aralık 1999  
17 Mayıs 2002  
14 Haziran 2003  
08 Ekim 2003  
15 Haziran 2004  
13 Ocak 2005  
25 Mayıs 2005  
20 Aralık 2005  
20 Aralık 2006  
28 Aralık 2007’den itibaren  
25