Başvuran ise, 25 Kasım 1998 tarihinden itibaren cezasını çekmeye başladığını,
düşünülen tecil sırasında yaklaşık olarak cezanın tümünü tamamlamamış olduğunu belirtmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran cezai mahkumiyetinin ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayetçi olmakta
ve bu bağlamda AİHS'nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
AİIIM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§ 1 maddesinin güvence altına aldığı
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu
olmadığını not etmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2
maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz
edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40).
AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemektedir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin
"demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
AİHM, makalede kullanılan ifadelere ve yayınlanmış olduğu duruma özel bir ihtimam
gösterecektir. Bu bakımdan, AİHM incelenmek üzere kendisine sunulan durumların bulunduğu
koşulları, özellikle terörle mücadeleye bağlı güçlükleri gözönünde bulundurmaktadır.
AİHM, dava konusu makalenin hem içeriği bakımından hem de kullanılan ifadeler
bakımından siyasi söylem şekline sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Başvuran "sınıf
mücadelesinin ulusal kurtuluş mücadelesini tamamlayacağı" yönündeki düşünceyi salık
vermekte ve bu amaçla "sosyalist kültlere" çağrıda bulunmaktadır. Sözkonusu makalenin temel
savı "kürt işçi sınıfının ve çalışanlarının, ulusal kurtuluşun sosyal kurtuluşla taçlanacağı bir
temel oluşturmaya çalışmak için bugünden itibaren harekete geçmesi"'dir.
AİHM, DGM'nin, Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca başvuran
aleyhinde toplanan suç araç ve gereçlerin oluştuğu sonucuna vardığını ortaya koymaktadır.
DGM, ihtilaf teşkil eden görüşlerin. Türkiye'nin Güneydoğu bölgesini bağımsız bir devlet
sözkonusuymuş gibi "kürdistan" olarak belirterek ve Türk halkının bir kısmını "kürt halkı"
olarak niteleyerek, Türk devletinin bütünlüğünü bozmayı amaçlayan ifadeler içerdiğine kanaat
getirmiştir.
AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi içinde
yeterli olmayan, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri dikkatlice
incelemiştir. (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8 Temmuz
1999). AİHM, metnin "kuzey kürdistanın ulusal kurtuluş mücadelesi"'ne atıfta bulunsa da , ne
şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve AİHM'nin
gözünde, gözönünde bulundurulması gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir
konuşma olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95,
§62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).
Ayrıca AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzeri
sorunları irdelediğini hatırlatarak AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır
(Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye. no:22479/93. §74,
1999-VI, İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§80, 10 Ekim 2000,
Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızüyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2
Ekim 2003). AİHM, içtihadı ışığında mevcut davayı incelemiş ve terörle mücadeleye bağlı
zorluklara karşın Hükümet'in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne
de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. (Bkz.
sözüedilcn İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye karan, 1998-IV. s. 1568.
§58).
AİHM ayrıca, başvurana verilen bir yıl bir ay ve on gün hapis ve 111.111.110 TL para
cezasının ağırlığını ortaya koymaktadır.
3