Bu nedenle AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan
yoksun olamadığı kanaatindedir. AİHM ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit
etmemektedir. Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Seyman’ın DGM’nin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı ve adil olarak
yargılanmadığı yönündeki iddiaları ile ilgili olarak AİHM, DGM tarafından Seyman
aleyhinde 30 Aralık 2003 tarihinde verilen beraat kararının, Seyman’ın 6. maddeye ilişkin
olarak dile getirdiği şikayetlere ilişkin olarak ortaya çıkan sonuçları bertaraf ettiğini tespit
etmektedir. Bu şikayetle ilgili olarak başvuranın, esi uyarınca başvurunun bu kısmının
incelenmesinde menfaatinin bulunduğunu iddia etmesi sözkonusu değildir (Bkz., Aslı Güneş
kararı).
Her halükarda DGM’nin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı yönündeki iddia
ile ilgili olarak AİHM, üç sivil hakimden oluşan bir mahkeme tarafından yargılanan
başvuranın iddiasını desteklemediğini ve inceleme sonucunda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin
ihlaline ilişkin herhangi bir unsur tespit edilmediğini ifade etmektedir (Bkz., Kömürcü-
Türkiye (karar), no: 77432/01, 28 Kasım 2002 ve, İmrek-Türkiye (karar), no: 57175/00, 28
Ocak 2003). Yargıtay onama kararının gerekçeli olmadığı hususunda dile getirilen şikayetle
ilgili olarak AİHM, mahkemen içtihadı uyarınca, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin mahkemeleri
kararlarını gerekçelendirmeye zorlasa da bunun her bir iddiayı karşılayacak ayrıntılı bir cevap
vermek zorunluluğu olarak anlaşılmaması gerektiğini hatırlatmaktadır (Van de Hurk-
Hollanda, 19 Nisan 1994 tarihli karar). Bu görevin kapsamı kararın türüne göre çeşitlilik
gösterebilir ve her bir davanın koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Higgins ve
diğerleri-Fransa, 19 Şubat 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler, ve Garcia Ruiz-Birleşik
Krallık [Büyük Daire], 21 Ocak 1999 tarihli karar, no: 30544/96). AİHM mevcut davada
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi kararının gerekçesini benimseyerek, Seyman isimli
başvuran tarafından dile getirilen iddiaları yeterli şekilde karşıladığı kanaatindedir.
Bu nedenle şikayetin bu kısmının AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca
reddedilmesi gerekmektedir.
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHM, bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve 10 § 2. madde uyarınca toprak
bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç taşıdığı hususunda taraflar arasında bir ihtilaf
bulunmadığını not etmektedir (Bkz., Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002).
AİHM bu tespite katılmaktadır. Bununla birlikte, yapılan müdahalenin “demokratik bir
toplum için gereklilik” oluşturup oluşturmadığının bilinmesi gerekmektedir.
AİHM bu davadakine benzer soruların gündeme geldiği pek çok dava incelemiş ve
bunlar, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlanmıştır (Bkz., özellikle,
Ceylan-Türkiye [Büyük Daire], no: 23556/94, Öztürk-Türkiye [Büyük Daire], no:22479/93,
İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 Karkın-Türkiye,
no. 43928/98, 23 Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003).
AİHM mevcut davayı içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde
sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM sözkonusu
makalede kullanılan ifadeleri ve yayınlandığı bağlamı titizlikle incelemiştir. Bu çerçevede,
incelemesine sunulan olayı çevreleyen koşulları, terörle mücadeleye bağlı olarak ortaya çıkan
güçlükleri dikkate değerlendirmiştir.
4