AVR UPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÇAPAN - TÜRKİYE DAV ASI  
(Başvuru no: 71978/01)  
KARARIN ÖZET ÇEV İRİSİ  
STRAZBURG  
25 Temmuz 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.  
Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
___________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme‟yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (71978/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı olan Cihan Çapan (başvuran) adlı kişinin Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AİHM) 3 Mayıs 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  
(AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Adli yardımdan faydalanan başvuran AİHM önünde, İstanbul Barosu avukatlarından  
O. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. OLAYIN KOġULLARI  
Başvuran 1977 yılında doğmuştur ve Altdorf (İsviçre’de) ikamet etmektedir.  
Temmuz 1999 ile Nisan 2000 tarihleri arasında Özgür Bakış adlı günlük gazetenin yazı  
işleri müdürlüğünü yapmıştır.  
1. Özgür Bakış adlı günlük gazetenin 270. sayısına ilişkin ceza davası  
12 Ocak 2000 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının aynı günkü talebi  
üzerine ve Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı Kanunun 6 ve 8 maddelerinin ve 5680  
sayılı Basın Kanununa ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, İstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi (DGM), 2. sayfada (“İmralı’ya ulaşmayan mektuplar”) adlı bir köşe  
yazısı ile (“Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz”) adlı bir köşe yazısı ve altıncı sayfada  
(“PKK başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”) adlı  
makalenin yayınlanması gerekçesiyle 12 Ocak 2000 tarihinde çıkan Özgür Bakış  
dergisinin 270. sayısına el konmasına hükmetmiştir.  
20 Ocak 2000 tarihinde sunulan bir iddianameyle, 3713 sayılı Yasanın 8 §§ 1, 2 ve  
in fine ve 6 §§ 2 in fine maddelerinin, 5680 sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin ve Türk  
Ceza Kanununun (TCK) 36. maddesinin uygulanması uyarınca, Cumhuriyet Başsavcısı  
başvuran aleyhinde başvuranın mahkum edilmesini, dava konusu gazetenin dağıtılmasını  
ve kayıtlı malların müsaderesini talep eden bir ceza davası açmıştır.  
8 Kasım 2000 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Yasanın 8 §§ 1 ve in fine maddesinin ve  
TCK’nın 59. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, (“İmralı’ya ulaşmayan  
mektuplar”) adlı köşe yazısının yayınlanması gerekçesiyle bölücü propaganda yapmak  
suçundan, başvuranı, on üç ay on günlük hapis ve 111 111 111 Türk Lirası (TL) [yaklaşık  
190 Euro] ağır para cezasına mahkum etmiştir.  
3713 sayılı Yasanın 6 §§ 2 ve in fine maddesinin ve TCK’nın 59. maddesinin  
uygulanması uyarınca, DGM, başvuranı, (“PKK başkanlık konseyi üyesi Murat  
Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”) adlı makalenin yayınlanması gerekçesiyle, 536  
700 000 TL [karar günü yaklaşık 920 Euro]ağır para cezasına mahkum etmiştir.  
TCK’nın 72. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, cezaların birleştirilmesine  
başlamıştır. Sonuç olarak, DGM, ilgiliyi on üç ay hapis ve 647 811 111 TL [yaklaşık 1  
110 Euro] ağır para cezasına mahkum etmiştir.  
Son olarak, 5680 sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, DGM,  
gazetenin basılmasını bir ay süre için yasaklamıştır.  
2
12 Mart 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıştır.  
Başvuran, İsviçre’ye gitmiş olduğundan cezalar infaz edilmemiştir.  
2. Özgür Bakış adlı gazetenin 246. sayısına ilişkin ceza davası  
19 Aralık 1999 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine ve 5680 sayılı  
Yasanın ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, DGM yardımcı hakimi, 2. sayfada  
(“Düşlerimiz”) adlı makalenin yayımlanması gerekçesiyle, gazetenin 19 Aralık 1999  
tarihinde çıkan 246. sayısına el konmasına hükmetmiştir. Sözkonusu yazı R. Güney  
tarafından yazılmıştır.  
24 Aralık 1999 tarihinde sunulan bir iddianameyle, 3713 sayılı Yasanın 8 §§ 1, 2 ve  
in fine maddesinin, TCK’nın 36. maddesinin ve 5680 sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin  
uygulanması uyarınca, Cumhuriyet Başsavcısı, basın yoluyla bölücü propaganda yaptığı  
gerekçesiyle başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır.  
5 Eylül 2000 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Yasanın 8 § 1 maddesinin ve TCK’nın  
59. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, suç teşkil eden makalenin yayımlanmasından  
dolayı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez toprak ve milli bütünlüğünü bozmayı  
hedefleyen bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle, başvuranı beş ay hapis ve 553 575 000  
TL [yaklaşık 950 Euro] para cezasına mahkum etmiştir. Daha sonra, 5680 sayılı Yasanın  
16. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, hapis cezasını 300 000 000 TL [yaklaşık 515  
Euro] para cezasına çevirmiştir. DGM, bütün cezalar için birlikte olmak üzere, başvuranı,  
853 575 000 TL [karar gününde yaklaşık 1 466 Euro] para cezasına mahkum etmiştir. 5680  
sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, gazetenin basılmasını bir  
ay süre için yasaklamıştır.  
19 Şubat 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıştır.  
Başvuran, İsviçre’ye gittiği için cezalar infaz edilmemiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. BAġVURUNUN KABULEDĠLEBĠLĠRLĠĞĠ HAKKINDA  
A. AĠHS’nin 6§1 (tarafsızlık ve bağımsızlık), 7, 9, 13, 17, 18 ve 14 maddelerine  
(tek baĢına ya da 9 ve 10. maddeleri ile birlikte) Dayanılarak Yapılan ġikayetler  
Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin, kendisine adil  
yargılanmayı sağlayacak “tarafsız ve bağımsız” bir mahkeme olmadığından şikayetçi  
olmaktadır. Başvuran özellikle sadece Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri’nin 5680  
sayılı Basın Kanunu alanına giren suçlar hakkında hüküm vermek için yetkili olduklarını  
savunmaktadır. Başvuran kendisinin yazmadığı makaleler nedeniyle mahkum edildiğini  
iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, hakkında verilen mahkumiyet kararlarına itiraz etmek  
için iç hukuk yollarının bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran  
AİHS’nin 6§1, 7, 9, 13, 17, 18 ve 14. maddelerini (tek başına ya da 9 ve 10. maddeleri ile  
beraber) ileri sürmektedir.  
3
AİHM, başvuranı mahkum eden mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmasına ilişkin  
şikayet konusunda bir yandan, bu mahkemenin üç sivil hakimden oluştuğunu ve diğer  
yandan başvuranın bu konuda hiçbir açıklama getirmediğini not etmektedir. Diğer  
şikayetler ise hiçbir şekilde desteklenmemektedir.  
AİHM elinde bulunan unsurları gözönüne alarak ve dile getirilen iddiaları  
incelemeye yetkili olduğu sürece bu şikayetler konusunda hiçbir ihlal göstergesi tespit  
etmemektedir. Buradan başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca  
açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği  
sonucu ortaya çıkmaktadır.  
B. AĠHS’nin 10 ve 6§1 maddelerine (Cumhuriyet BaĢsavcısı tebliğnamesinin  
tebliğ edilmemesi) dayandırılan Ģikayetler  
1. İhtilaf konusu  
Hükümet, başvuranın 30 Nisan ve 3 Mayıs 2001 tarihlerinde gönderilen iki başvuru  
formunda “ Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz” ve “PKK başkanlık konseyi üyesi Murat  
Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın” başlıklı makalelere yer vermediğine dikkati  
çekmektedir.  
AİHM, başvuranın avukatının AİHM’ye 30 Nisan ve 3 Mayıs 2001 tarihlerinde,  
başvuruların içeriği hakkında açıklama yapmadan, oldukça karmaşık bir şekilde, benzer  
gerekçelerden başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararları hakkında birçok yazı  
gönderdiğini tespit etmektedir. Özellikle 30 Nisan 2001 tarihli başvuru formunda Yargıtay  
tarafından 19 Şubat 2001 tarihinde onaylanan, Özgür Bakış gazetesinin 246. sayısında,  
Düşlerimiz” başlıklı köşe yazısının yayınlanması nedeniyle müvekkili hakkında verilen 5  
Eylül 2000 tarihli mahkumiyet kararını ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı, 3 Mayı 2001  
tarihli başvuru formunda ise, 12 Mart 2001 tarihinde onaylanan, Amed’deki seslenişinizi  
bekliyoruz” ve “PKK başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”  
başlıklı iki makale nedeniyle 8 Kasım 2000 tarihinde müvekkili hakkında verilen  
mahkumiyet kararına itiraz etmektedir.  
Daha sonra AİHM önündeki yargılama sırasında, gazetenin 270. sayısında  
yayınlanan makalelerden birinin başlığının, verilen mahkumiyet kararında yer alan başlıkla  
aynı olmadığı, halbuki makalenin içeriğinin değiştirilmediği ortaya çıkmıştır. Bu bilgiler  
Hükümet’e 16 Aralık 2002 tarihinde tebliğ edilmiş ancak Hükümet bu konu hakkında hiçbir  
açıklama yapmamıştır.  
Sonuç olarak AİHM, gazetenin 270. sayısında yayınlanan makalelerden birinin  
başlığının değiştirilmesi, başvurunun bu kısmının konusunun belirlenmesi için hiçbir  
belirgin bir etkisi yoktur. Buradan AİHM, başvurunun, Özgür Bakış gazetesinin 246.  
sayısında yayınlanan “Düşlerimiz” ve 270. sayısında yayınlanan Amed’deki seslenişinizi  
bekliyoruz” ve “PKK başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”  
başlıklı makalelere ilişkin iki farklı yargılama hakkında olduğunu gözlemlemektedir.  
2. Şikayetlerin Gecikmeli Yapılması  
Hükümet AİHM’yi AİHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet  
edilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, 23 şubat 2001  
tarihinde gönderilen ve 1 Mart 2001 tarihinde AİHM’ye ulaşan başvuru formunun,  
4
AİHS’nin 34. maddesi uyarınca yerel nihai kararın verildiği 6 Temmuz 2000 tarihinden  
itibaren başlayan altı aylık süre içinde sunulmadığını savunmaktadır.  
AİHM, başvurunun yapıldığı tarih, taraflar arasında ihtilaf konusu teşkil etmektedir.  
AİHM, başvurunun tebliğ edildiği sırada, başvurunun yapıldığı tarihin, ikinci başvuru  
formunun gönderildiği 3 Mayıs 2001 tarihi olduğunun taraflara bildirildiğini not etmektedir.  
AİHM, Hükümet’in ileri sürdüğü 6 Temmuz 2000 tarihinin dava olayları ile hiçbir  
şekilde ilgisinin olmadığını not etmektedir. AİHM, iki başvuru formunun AİHM’ye 30  
Nisan ve 3 Mayıs 2001 tarihlerinde, yani AİHS’nin 34. maddesi uyarınca 19 Şubat ve 12  
Mart 2001 tarihlerinde verilen ulusal nihai kararlarından itibaren başlayan altı aylık süre  
içinde gönderildiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM, Hükümet tarafından  
ileri sürülen itirazı reddetmektedir.  
3. Sonuç  
AİHM, AİHS’nin 10 ve 6§1 maddelerine (Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin  
tebliğ edilmemesi) dayandırılan şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle de ters  
düşmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla şikayetleri kabuledilebilir ilan etmek uygun  
olacaktır.  
II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran, hakkında verilen iki cezai mahkumiyet kararlarının AİHS’nin 10.  
maddesi uyarınca ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini savunmaktadır.  
Başvuran, gazetenin sahibi olarak, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve  
yargılanması ile ilgili olaylar ve bu örgüt şeflerinden birinin beyanları hakkında kamuoyunu  
bilgilendirmek amacıyla suç unsuru teşkil eden makaleleri yayınladığını savunmaktadır.  
Kamuoyu, Devlet’in resmi makamlarının izni alınarak iletilen bilgiler ya da Devlet’in halk  
için uygun olarak değerlendirdiği ya da onayladığı bilgilerle sınırlandırılmamalıdır. Burada  
sözkonusu olan, demokratik toplumun temel ilkelerinden biridir. Başvuran, yasal olarak  
yayınlanan bir gazetenin Yazı İşleri Müdürü olarak, yayınlanan makalelerden sorumlu  
tutulmamalıdır.  
Başvuran, o dönemde ya da bu eserin yayınlanmasının ardından, PKK yada  
yandaşları tarafından hiçbir terör yada şiddet eyleminin işlenmediğini belirtmektedir. Eserin  
yayınlanmasıyla hiçbir şekilde teröre destek sağlanmamıştır.  
Başvuran, para cezasına çarptırılması ve derginin yayınlanmasının bir ay süreliğine  
yasaklanmasının, orantılı olmayan tedbirler olduğunu savunmaktadır.  
Hükümet, ulusal mahkemelerin bölücülüğü öven sözlerden dolayı başvuranı  
mahkum ettiklerini tespit etmektedir. Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı  
AİHS’nin 10. maddesinin ikinci paragrafına uygun olup, sözkonusu paragraf, milli  
güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması sözkonusu  
olduğunda, benzeri tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.  
5
Hükümet, AİHM’nin konuya ilişkin içtihadına atıfta bulunarak, PKK Başkanlık  
Konseyi üyesi Murat Karayılan’ın açıklamalarındaki ve gazetenin 270. sayısında  
yayınlanan “İmralı’ya ulaşamayan mektuplar”, “Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz”  
başlıklı makaledeki bazı sözlerin terör örgütünün, bu durumda Avrupa Birliği’nin Terör  
Örgütleri listesinde bulunan PKK’nın propagandası olarak analiz edilebileceğini  
hatırlatmaktadır.  
Hükümet’e göre müdahale, AİHS’nin yer verdiği ilkelere aykırı olan tehlikeli  
kavramların promosyonunu kararlı bir şekilde ortadan kaldırma amacını gütmektedir. İfade  
edilen sözlerin, hassas ve tehlikeli hatta patlama noktasındaki sosyal bir durumda, PKK’nın  
propagandasını yapma amacı vardı. Metnin bütünü gözönüne alınırsa, yapılan  
propagandada, şiddetin, terörün, savaşın ve kanın yayılmasına yönelik ifadeler yer  
almaktadır. Hükümet, Zana-Türkiye ( 25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki içtihadına  
atıfta bulunarak, aynı yaklaşımın bu davada da uygulanması gerektiğini belirtmektedir.  
Hükümet, başvurana verilen cezaların güdülen amaç için uygun ve orantılı olduğunu  
savunmaktadır.  
AİHM, başvuranın cezaya mahkum edilmesinin AİHS’nin 10§1 maddesinin  
koruduğu ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna tarafların itiraz etmediğini not  
etmektedir. Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve 8§1 ve 2 ve 5680  
sayılı Kanuna ek 2§1 maddeleri- tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca  
ulusal güvenliğin sağlanması ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin  
korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir  
(Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna  
karşın taraflar arasındaki uyuşmazlık müdahalenin “demokratik toplumda gerekli olup  
olmadığı” hususuna dayanmaktadır.  
AİHM, daha önce buna benzer sorunların ortaya çıktığı davaları incelemiş ve  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye,  
no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, İbrahim Aksoy, Karkın-Türkiye, no: 43928/98  
ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95).  
AİHM, işbu davayı içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümet’in bu durumda farklı bir  
sonuca ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.  
Bu davada AİHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem  
vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle  
mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9  
Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı ).  
Başvuranın Özgür Bakış gazetesinin Yazı İşleri Müdürü ve sahibi olarak mahkum  
edildiği ihtilaflı makaleler, cezaevine konulan PKK lideri Abdullah Öcalan, onun  
yargılandığı davanın gidişatı, PKK’nın silahlı mücadelesi ve Türkiye’deki demokratikleşme  
süreci hakkında ifadeler içermektedir. Sözkonusu ifadeleri kullananlardan biri de, sözü  
edilen örgütün şeflerinden biri olan Murat Karayılan’dır.  
AİHM, DGM’nin, dava konusu makalelerin ayrımcı propaganda ifadelerini ve  
silahlı örgüt propagandası içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir. Ancak, ulusal  
mahkeme kararlarında yer alan gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale  
edilmesini haklı göstermek için yeterli olduğu düşünülemez (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-  
6
Türkiye (no: 4), no: 24762/94). AİHM, özellikle makalelerin sert ifadeler içeren bazı  
bölümlerinin, Devlet hakkında negatif bir tablo çizdiğini ve böylece anlatıya olumsuz bir  
anlam yüklediğini ancak, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya  
teşvik ettiğini ve AİHM’nin gözünde, dikkate alınması gereken başlıca unsur olan  
konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-  
Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve Gerger-Türkiye, no:24919/94).  
AİHM, müdahalenin orantılı olup olmadığını tespit etmek sözkonusu olduğunda,  
verilen cezaların niteliği ve şiddetinin gözönünde bulundurulması gereken unsurlar  
olduğunu belirtmektedir. Bu durumda, AİHM, DGM’nin başvuranı iki kez Özgür Bakış  
gazetesinin 270 ve 246. sayıları konusunda mahkum ettiğini tespit etmektedir. Başvurana,  
on üç ay on gün hapis, yaklaşık 1.110 Euro ağır para cezası ve derginin bir aylık bir süre  
için yayınlanmasının yasaklanmasının yanısıra, yaklaşık 1.466 Euro ağır para cezası ve  
gazetenin bir aylık bir süre için yayınlanmasının yasaklanması cezaları verilmiştir.  
AİHM, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının hedeflenen amaçlarla  
orantılı olmadığı ve dolayısıyla “demokratik toplumda gerekli” olmadığı sonucuna  
varmıştır. AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün kendisine iletilmediğinden  
yakınmaktadır. Başvuran, burada, AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini  
görmektedir.  
AİHM, başvuranın sunduğuyla aynı olan bir şikayeti incelediğini ve Cumhuriyet  
Başsavcısının görüşlerinin niteliğini ve yargılanabilir bir kişi için bunlara yazılı olarak  
cevap vermenin imkansızlığını gözönüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün  
iletilmemesinden dolayı AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını  
hatırlatmaktadır (bkz. Göç, ve Abdullah Aydın-Türkiye (no 2), 63739/00 no’lu, 10 Kasım  
2005 tarihli karar).  
AİHM, mevcut davayı incelemiştir ve Hükümetin mevcut durumda farklı bir sonuca  
götürebilecek ikna edici ne bir unsur ne de argüman sunduğu kanaatindedir.  
Bu nedenle, olayda, AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Zarar  
Başvuran, miktarını 5 000 Euro olarak belirlediği maddi zarara maruz kaldığını iddia  
etmektedir. Başvuran, bunun dışında, miktarını 6000 Euro olarak belirlediği manevi  
zararın tazminini talep etmektedir.  
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.  
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak, AİHM, sunulan kanıtların açık olarak  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinden ileri geleni nicelendirmeye imkan vermedikleri  
7
kanaatindedir (bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, 27692/95, 28138/95 ve 28498/95 no’lu,  
15 Ekim 2002 tarihli kararlar). Bu nedenle, AİHM, bu talebi reddetmektedir. Buna  
karşılık, AİHM, başvurana manevi zarar adı altında 5 000 Euro ödenmesinin yerinde  
olduğu kanatindedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 3  
000 Euro talep etmektedir. Başvuran, davasının ulusal mahkemeler ve AİHM önünde  
görülmesinin saati 60 Euro olan 33 saatlik bir çalışma gerektirdiğini beyan etmektedir.  
Aynı zamanda, başvuran, Türkiye Barolar Birliğinin en düşük ücret tarifesine göre temsil  
edilmesi için 1 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar için 1  
500 Euro’luk miktarın makul olduğu kanaatindedir. AİHM, başvurana adli yardım adı  
altında ödenmesi kararlaştırılan miktarın Halis Doğan-Türkiye (75946/01 no’lu, 7 Şubat  
2006 tarihli karar) davası kapsamında daha önce düşürüldüğünü belirtmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AĠHM,  
1. Oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün iletilmemesine ve ifade  
özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir ve başvurunun geri kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. İkiye karşı beş oyla, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle, AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. İkiye karşı beş oyla,  
a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:  
i. Manevi zarar için 5 000 Euro (beş bin Euro);  
ii. Masraf ve harcamalar için, 1 500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;  
iii. Sözkonusu miktarların, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
8
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 25 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
İşbu karar ekinde, AİHS’nin 45 § 2 ve İçtüzüğün 74 § 2 maddeleri uyarınca hakim  
Cabral Barreto ve Türmen’in kısmi ayrık görüşleri yer almaktadır.  
HAKĠM CABRAL BARRETO VE TÜRMEN’ĠN  
KISMĠ AYRIK OY GÖRÜġÜ  
Çoğunluğun, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki görüşüne  
katılmadığımızı üzülerek belirtmek isteriz.  
Her şeyden önce, suç unsuru teşkil eden ifadelerin, PKK lideri Abdullah Öcalan  
davası nedeniyle gergin bir ortamın hüküm sürdüğü bir dönemde yayınlandığını belirtmek  
gerekir.  
Ayrıca, sözkonusu ifadeleri kullananlardan birinin de PKK’nın askeri lideri olan  
Murat Karayılan olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu türden ifadeleri yayınlamak, bir terör  
örgütü liderinin bir şekilde meşrulaştırılması anlamına gelmektedir.  
Dava konusu müdahale, bir demokratik toplumdaki güncel bir konu hakkında basın  
yoluyla yapılan yayınların, bu durumda gazetenin, temel rolü gözönüne alınarak  
incelenmelidir (Bkz. örneğin, Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95, § 45, CEDH 1999-I).  
Basının özellikle terör tehdidine karşı toprak bütünlüğü yada milli güvenlik gibi Devletin  
hayati çıkarlarının korunması yada suçun önlenmesi ve düzenin sağlanması amacıyla  
belirlenen sınırları aşmaması gerekse de, kamuoyunu bölen sorunlar da dahil olmak üzere  
siyasi sorunlar hakkındaki bilgi ve düşünceleri iletmekle sorumludur. Basının haber verme  
görevine, kamuoyu için haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. mutatis mutandis, 8  
Temmuz 1986 tarihli Lingens-Avusturya kararı).  
Bu davada, makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları bağlama özel bir  
ihtimam göstereceğiz. Bu bakımdan incelemek üzere sunulan durumu çevreleyen koşulları  
özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktayız (Bkz. İbrahim  
Aksoy ve Incal kararı).  
Gazete, PKK liderlerinden biri olan Murat Karayılan’ın aralarında bulunduğu iki  
kişiye, diğer konuların yanısıra PKK’nın silahlı mücadeleye başvurmasına ilişkin  
görüşlerini sözkonusu makale ve yazı yoluyla sunmalarını sağlamaktadır. Ayrıca bir takım  
ifadelerle, ihtilafın diğer oyuncusunun vurgulanması gibi açık bir niyetin bulunduğunu  
tespit etmekteyiz.  
9
PKK’nın askeri liderlerinden biri olan Murat Karayılan’ın kullandığı ve dava  
konusunu teşkil eden sözlerin bazı kısımlarını vurgulamakta fayda var. Murat Karayılan,  
“Kürt tarafın” ve muhalifi “Türkiye’nin” tutumları hakkında yapılan bir analize dayanarak,  
derhal “adil ve sağlam” bir kararın alınmasını istemektedir. Aksi halde, “olumlu çözüm  
süreci” zora sokulacak bu da çözümsüzlük anlamına gelecektir. Kanaatimizce bu bağlamda  
böylesi sözlerin sarfedilmesi, yalnızca yeniden silaha başvurulması için üstü kapalı bir çağrı  
olarak değerlendirilebilir.  
Bu koşullarda, ulusal bir gazetede yayınlanan ve özellikle PKK’nın askeri  
liderlerinden biri tarafından sarfedilen, yeniden silahlı mücadeleye başlanılacağı imasında  
bulunan benzeri sözleri, birçok insanın ölümüne ve geniş bir bölgede olağanüstü hal ilan  
edilmesine neden olan, yaklaşık 1985 yılından bu yana PKK üyeleri ile güvenlik kuvvetleri  
arasında ciddi çatışmaların meydana geldiği Güneydoğu bölgesinde varolan gergin ortamı  
daha da vahimleştirecek nitelikte oldukları söylenebilir (Zana-Türkiye kararı).  
Ayrıca Sürek-Türkiye (no:1) davasında belirtildiği gibi, gazetenin sahibi olarak  
başvuranın makalelerde dile getirilen görüşlere katılmaması, bu sonuca varılmasında hiçbir  
şeyi değiştirmeyecektir. Sonuç itibariyle, makaleyi kaleme alan kişilere, şiddeti ve kini  
körükleyebilecek herhangi bir dayanak sunulmamıştır. Bu bağlamda, çatışmaların ve  
tansiyonun yüksek olduğu durumlarda önem arzeden bir role sahip olan gazeteci ve  
yazarların, kamuoyuna haber alma ve verme sırasında üstlendikleri “sorumluluk ve  
görevlerin” altını çiziyoruz (Sürek (No:1) ve Halis Doğan kararı).  
Bu bağlamda, gazetenin sahibi olarak başvurana verilen para cezasının makul olarak  
“kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca” cevap verdiği ve mahkumiyet kararını haklı göstermek için  
makamların ileri sürdüğü gerekçelerin “uygun ve yeterli” olduğu sonucuna varabiliriz.  
Bütün bu unsurları ve böyle bir durumda ulusal makamların faydalandığı takdir  
payını gözönüne alarak, dava konusu teşkil eden müdahalenin izlenen meşru amaçlarla  
orantılı olduğuna kanaat getirmekteyiz.  
10