AİHM, sözkonusu mahkumiyetin 10 § 1. madde ile güvence altına alınan başvuranların ifade
özgürlüğüne bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilafa yer
verilmediğini not etmektedir. Sözkonusu müdahalenin 10 § 2. madde gereğince yasa ile
öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amacı izlediğine karşı
çıkılmamaktadır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AİHM,
bu hususu dikkate almaktadır, bununla birlikte, sözü edilen müdahalenin «demokratik bir
toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığının bilinmesi gerekir.
Sözü edilen konuşma, kendilerinin de aslen dernek üyesi olduğu yetkili mercilerin Tunceli
bölgesinin sorunlarına değin sürdürdükleri siyasetin eleştirisine dayanmaktadır.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin politik bir çağrı yapan ve insanları siyasi
mücadeleye çağıran konuşmaların içeriğinin derneğin statüsünde tanımlanan sosyal amaç ile
bağdaşmadığını kaydettiğini hatırlatmaktadır. DGM ayrıca, beş kişi tarafından genel kurulda
yapılan bu konuşmaların 2908 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasaya aykırı olduğuna itibar
etmiş, konuşmadan bazı bölümlere yer vermiştir.
AİHM, iç hukuk mahkemelerinin vermiş oldukları kararlardaki gerekçeleri incelemiş ve
bunların başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi meşru kılmaya yetmediğine
itibar etmiştir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, 8 Temmuz
1999). Kuşkusuz, «Dersim’de Devlet yok. Savaş hukukunu kabul ederse Devlet, Dersimli de
ona göre hareket eder», «kontrgerilla Devletin içinde, polis, mafya ve Devlet iç içe» veya
«mücadeleyi daha boyutlu hale getirmeliyiz» gibi konuşmacılar tarafından aktarılan ifadeler
belirli bir şiddet öğesi ile örtüşmektedir.
AİHM, konuşmalarda geçen «mücadele» kelimesinin silahlı mücadele anlamında
kullanılmadığı tespitini yapmaktadır. Konuşma bağlamı incelendiğinde, daha ziyade bölge
sorunlarına çözüm bulmak amacıyla girişilecek faaliyetler bütününe göndermede
bulunulmaktadır. Konuşmaların tamamı dikkate alındığında, derneğin genel kurulunda dile
getirilen görüşlerin şiddet kullanımını, husumeti veya vatandaşlar arasında kini teşvik ettiği
söylenemez. Kanlı bir intikama çağrı yapılmamakta; kin ve şiddet hedeflenmemektedir (Bkz.
Abdullah Aydın-Türkiye (no:2), no: 63739/00, 10 Kasım 2005, ve a contrario, Sürek-Türkiye
(no:1) kararı, no: 26682/95 ve Gerger-Türkiye kararı no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).
Diğer birçok davadan farklı olarak Yeşilgöz ve Firik’in yapmış oldukları konuşmalar
nedeniyle mahkum edilmemişler, failleri bile olmadıkları, fakat kültür derneğinin yöneticileri
sıfatıyla sorumlu tutulmuşlardır. Bu bağlamda, sözkonusu konuşmanın faillerinin
başvuranlarla birlikte sürdürülen soruşturma sonunda serbest bırakıldığını, haklarında hiçbir
kovuşturmanın başlatılmadığını hatırlatmak önemlidir. AİHM nezdinde dikkate alınacak
husus başvuranların ilgili yargı sürecinin konusunu teşkil etmeleridir (Bkz. mutatis mutandis,
Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93).
Öte yandan, AİHM daha önce de benzer sorunların dile getirildiğini ve bunların AİHS’nin 10.
maddesinin ihlal tespiti ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Abdullah Aydın-
Türkiye kararı, no: 42435/98, 9 Mart 2004). AİHM, terörle mücadeleye bağlı özel zorlukları
dikkate almakla birlikte mevcut başvuruyu mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında incelemiş
ve Hükümetin davanın farklı sonuçlandırılmasına neden olacak hiçbir tespiti ve delili
sunmadığına itibar etmiştir. AİHM, (Bkz. İbrahim Aksoy kararı, Incal-Türkiye kararı, 9
Haziran 1998).
4