b) «Demokratik bir toplum için gereklilik»
Hükümet olayların meydana geldiği dönemde başvuranın bir terör örgütü mensubu olması
nedeniyle yüksek güvenlikli bir hapishanede mahkum bulunması çerçevesinde sözü edilen
müdahalenin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Bu müdahale cezaevlerindeki düzeni ve
güvenliği sağlamaya yöneliktir. Hükümet, bir gazeteye gönderilen ve imha edilen mektubun
asılsız bilgilerle cezaevi yönetimini kamuoyu nezdinde karalama amacını taşıdığını ifade
etmektedir.
Başvuran yazmış olduğu hiçbir mektubun terörist örgütleri övmek ve cezaevi düzenini
bozmak amacını taşımadığını öne sürmekte, ayrıca Hükümetin iddialarının aksine bahse konu
dönemde terör örgütü mensubu olma suçuyla mahkum edilmediğini, yalnızca soruşturma
kapsamında yer aldığını belirtmektedir.
AİHM, gereklilik kavramının sosyal bir ihtiyacı karşılamayı ve özellikle izlenen meşru
amacın orantılılığını kapsadığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AİHM hükümlülerin
mektuplarının bazı kontrollerden geçirilmesinin olağan zorunluluklar ve makul gerekçeli
mahkumiyetlerde AİHS ile çakışmadığını kabul etmektedir. Genel olarak, benzer bir denetimi
hoş görülebilir bir önlem olarak kabul etmek için bir hükümlü açısından bu mektupların kimi
kez dış dünya ile tek bağlantıları olduğunu unutmamak gerekir (Bkz. Campbell-Birleşik
Krallık kararı, 25 Mart 1992).
Bir hükümlünün yasal temsilcisi ile olan haberleşmesinin denetiminin mahkeme yerleşik
içtihadında (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Campell kararı ve Golder-Birleşik Krallık
kararı, 21 Şubat 1975) yer aldığı hususundan hareket eden AİHM, bir avukat ile irtibat
kurmanın nihayetinde AİHS’nin 8. maddesi gereğince özel bir haktan istifade etmek
olduğunun altını çizmektedir. Böylelikle, bir hükümlüden avukatına giden veya ondan gelen
bir mektubun okunmasına yetkililerin bu durumun kötüye kullanıldığına, mektubun içeriğinin
cezaevi kurumunun güvenliğine bir tehdit oluşturduğuna, ya da başka bir açıdan suç
oluşturduğuna kanaat getirdiklerinde izin verilebilir. «Makul» gerekçeler kavramı olayların
bütününe bağlı olup, özel iletişim kanalının kötüye kullanıldığının yansız olarak
gözlemlenmesinden edinilen bilgilerle ve olaylarla değerlendirilmektedir.
Her ne şekliyle olursa olsun müdahalenin gerekli olduğunun incelenmesi kapsamında,
haberleşme hangi sistemle gözetlenilirse gözetlensin, AİHM suiistimallere karşı yeterli
güvencelerin mevcut olduğuna ikna olmak durumundadır (Bkz. Zirovnicky-Çek Cumhuriyeti
kararı, no: 46170/99, 6 Ocak 2004 ve Erdem-Almanya kararı, no: 38321/97).
Bir hükümlü ile avukatı arasındaki haberleşmenin gizliliği ile birlikte AİHM, cezaevleri
kurumlarında bulunan bir hükümlünün yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini
öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların
İnfazına Dair Tüzüğün 144. maddesinde yer alan esasları not etmektedir. Aynı tüzüğün 147.
maddesine göre disiplin kurulunun kararının ardından bir hükümlüye gelen veya ondan giden,
«sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir, mektup kısmen sansürlenebilir veya
imha edilebilir. Bu hükümde yer alan tek istisna resmi kurumlarla olan yazışmaların bu
kapsam dışında yer almasıdır.
Bu bağlamda AİHM, Hükümetin başvuranın avukatı ile olan yazışmalarının kontrolden
geçirilmesine ve kimi kez sansürlenmesine ilişkin gerekçelere bir açıklık getirmediğini
gözlemlemektedir. Başvuranın bir gazeteye gönderdiği mektupla ilgili olarak, AİHM daha
5