CONSEIL  
AVRUPA  
DEL’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SÜREK – TÜRKĠYE DAVASI (No. 3)  
(BaĢvuru No. 24735/94)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Temmuz 1999  
İşbu karar metni, Mahkemenin seçkin karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai şekilde  
yayınlanmasından önce Sekreterya’nın revizyonuna tabidir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 1999. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme‟yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
Sürek – Türkiye (3 Nolu) davasında,  
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin  
(“Sözleşme”) 11. Protokol ile değişik1 27. Maddesi ve Mahkeme İçtüzüğünün2  
ilgili hükümleri uyarınca;  
Sn. L. Wildhaber, Başkan,  
Sn. E. Palm,  
Sn. A. Pastor Ridruejo,  
Sn. G. Bonello,  
Sn. J. Makarczyk,  
Sn. P. Kuris,  
Sn. J.-P. Costa,  
Sn. F. Tulkens,  
Sn V. Straznicka,  
Sn. M. Fischbach,  
Sn. V. Butkevych,  
Sn. J. Casadevall,  
Sn. H.S. Greve,  
Sn. A.B. Baka,  
Sn. R. Maruste,  
Sn. K. Traja,  
Sn F. Gölcüklü, ad hoc hakim,  
isimli hakimler ile Sekreter Yardımcıları Sn. P.J. Mahoney ve Sn. M. de Boer-  
Buquicchio‟un katılımıyla toplanmış olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti,  
3 Mart ve 16 Haziran 1999 tarihli gizli oturum sonucunda,  
Yukarıda son anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Dava, Sözleşme‟nin 32. Maddesi‟nin 1. fıkrası ve 47. Maddesinde  
öngörülen üç aylık süre içinde, 17 Mart 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu (“Komisyon”) tarafından, Sözleşme‟nin3 eski 19. maddesi gereğince  
kurulan Mahkememize sunulmuştur. Dava bir Türk vatandaşı olan Sn. Kemal  
Tekin Sürek tarafından, Sözleşme‟nin eski 19. Maddesi uyarınca 20 Şubat 1995  
tarihinde Türkiye aleyhine Komisyona yapılan bir başvurudan (no. 24735/94)  
kaynaklanmıştır.  
Sekretarya’nın Açıklamaları:  
1-2 11 nolu Protokol ve Mahkeme İçtüzüğü 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  
3 19. Maddeyi değiştiren 11 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme sürekli  
faaliyet göstermiştir.  
2
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
Komisyon‟un talebi Sözleşme‟nin eski 44. ve 48 Maddelerine ve Türkiye  
tarafından mahkemenin zorunlu yetkisinin tanındığı bildirgeye (Eski 46. Madde)  
dayanmaktadır. Talebin amacı, dava esaslarının, davalı Devlet tarafından  
Sözleşme‟nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası ve 10. Maddesi kapsamındaki  
yükümlülüklerin ihlalini ortaya koyup koymadığına ilişkin bir kararın  
verilmesidir.  
2. Mahkeme‟nin Eski A İçtüzüğünün1 33. Maddesinin 3. fıkrasının (d) bendi  
uyarınca yapılmış olan soruşturmaya cevaben başvuran, adli takibata katılmak  
istediğini belirtmiş ve kendisini temsil etmek üzere bir avukat tayin etmiştir  
(İçtüzük 30). Eski Mahkemenin Başkanı Sn. R. Bernhardt tarafından anılan  
avukata sözlü prosedürde Türkçe dilini kullanma izni verilmiştir (İçtüzük 27, 3.  
fıkrası). Daha sonra yeni Mahkemenin Başkanı Sn. R. Wildhaber tarafından  
anılan avukata sözlü prosedürde Türkçe dilini kullanma izni verilmiştir (İçtüzük  
36, 5. fıkrası).  
3. 11 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek usul  
hususlarına ilişkin işlemleri yürütmek üzere kurulmuş olan (Sözleşme‟nin 43.  
Maddesi ve eski İçtüzük 21) Dairenin Başkanı Sn. Bernhardt, Sekreter  
aracılığıyla hareket ederek, Türkiye Cumhuriyeti (“Hükümet”) Temsilcisi,  
başvuranın avukatı ve Komisyon Delegesine yazılı prosedürün organizasyonu  
hakkındaki görüşlerini bildirmelerini istemiştir. Bunun üzerine gönderilen talebe  
ilişkin olarak Sekreter, Hükümet‟in görüşlerini 16 Eylül ve başvuranın görüşlerini  
14 Ekim 1998 tarihinde almıştır. 26 Şubat 1999 tarihinde Hükümet, başvuranın  
adil tazmin taleplerine ilişkin görüşlerini ve 1 Mart tarihinde talebe ilişkin  
görüşlerini sunmuştur.  
4. 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra  
ve anılan Protokolün 5. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dava Büyük Daireye  
sunulmuştur. 22 Ekim 1998 tarihinde Sn. Wildhaber adaletin doğru şekilde tecelli  
edebilmesi için, mevcut dava ile Türkiye aleyhinde olan diğer on iki dava olan  
Karataş – Türkiye (başvuru no. 23168/94); Arslan - Türkiye (no. 23462/94); Polat  
- Türkiye (no. 23500/94); Ceylan - Türkiye (no. 23556/94); Okçuoğlu - Türkiye  
(no. 24146/94); Gerger - Türkiye (no. 24919/94); Erdoğdu ve İnce - Türkiye (no.  
25067/94 ve 25068/94); Başkaya ve Okçuoğlu - Türkiye (no. 23536/94 ve  
24408/94); Sürek ile Özdemir - Türkiye (no. 23927/94 ve 24277/94); Sürek -  
Türkiye No. 2 (no. 24122/94); Sürek - Türkiye no. 3 (no. 24735/94) ve Sürek -  
Türkiye no. 4 (no. 24762/94) davalarının birleştirilmesine karar vermiştir.  
1 Sekretarya Notları: A İçtüzüğü, 9 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim 1994)  
Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla ilgili Protokole tabi olmayan Devletler ile  
ilgili davalar için geçerlidir.  
3
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
5. Heyet Türkiye adına re‟sen seçilen Sn. R. Türmen (Sözleşme‟nin 27.  
Maddesinin 2. Fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 24. Maddesinin 4. Fıkrası),  
Mahkeme Başkanı Sn. Wildhaber, Mahkeme Başkan Yardımcısı Sn. E. Palm ve  
Bölümlerin Başkan Yardımcıları  
Sn. J.-P. Costa ve Sn. M. Fischbach  
(Sözleşme‟nin 27. Maddesinin 3. Fıkrası ve İçtüzük 24‟ün 3 ve 5 (a)) Fıkrası)  
katılımı ile oluşmuştur. Heyetin tamamlanması için katılan diğer üyeler; Sn. A.  
Pastor Ridruejo, Sn. G. Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens,  
Sn. V. Straznicka, Sn. V. Butkevych, Sn. J. Casadevall, Sn. H.S. Greve, Sn. A.B.  
Baka, Sn. R. Maruste, ve Sn. S. Botoucharova (İçtüzüğün 24. Maddesinin 3.  
fıkrası ve 100. Maddesinin 4. Fıkrası).  
19 Kasım 1998 tarihinde, İçtüzüğün 28. Maddesinin 4. Fıkrası uyarınca Heyet  
tarafından verilen Oğur – Türkiye (Başvuru No. 21594/93) kararı ile ilgili olarak  
davadan çekilen Sn. Türmen‟i duruşmaya katılmaktan muaf tutmuştur. 16 Aralık  
1998 tarihinde Hükümet ad hoc hakim olarak Sn. F. Gölcüklü‟nün atandığını  
Sekterya‟ya bildirmiştir (29. Maddenin 1. Fıkrası).  
Daha sonra davanın ileri aşamalarına katılamayacak olan Sn.  
Botoucharova‟nın yerine Sn. K. Traja atanmıştır (İçtüzüğün 24. Maddesinin 5.  
Fıkrasının (b) bendi).  
6. Mahkeme‟nin daveti üzerine (İçtüzük Madde 99) Komisyon, Heyet  
nezdindeki takibata katılmak üzere üyelerinden biri olan Sn. D. Svaby‟i atamıştır.  
Komisyon müteakibinde sözlü duruşmada Komisyon‟un temsil edilmeyeceğini  
Sekreteryaya bildirmiştir. 16 Şubat 1999 tarihinde görüşleri delege tarafından  
yazılı olarak sunulmuştur.  
7. Başkanın kararına uygun olarak duruşma, 3 Mart 1999 tarihinde Sürek –  
Türkiye 4 Nolu Davası ile birlikte Strazburg İnsan Hakları Mahkemesinde  
gerçekleştirilmiştir. Mahkeme duruşma öncesinde bir hazırlık toplantısı yapmıştır.  
Mahkeme huzurunda bulunanlar:  
(a) Hükümet adına  
Sn. D. Tezcan,  
Sn. D. Akcay,  
Ajan,  
Ortak Ajan,  
Sn. B. Çalışkan,  
Sn. G. Akyüz,  
Sn. A. Günyaktı,  
Sn. F. Polat,  
Sn. A. Emüler,  
Sn. I. Batmaz Keremoğlu,  
Sn. B. Yıldız,  
Sn. Y. Özbek,  
Danışmanlar;  
4
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
(b) başvuran adına  
İstanbul Barosu‟ndan Sn. H. Kaplan,  
Avukat  
Mahkeme Sn. Tezcan ile Sn. Kaplan‟ın beyanlarını dinlemiştir.  
DAVA ESASLARI  
I. DAVA KONUSU OLAYLAR  
A. BaĢvuran  
8. Başvuran 1957 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul‟da ikamet  
etmektedir.  
9. İlgili tarihte başvuran İstanbul‟da Haberde Yorumda Gerçek isimli haftalık  
bir dergiyi yayınlayan, Türk kökenli sınırlı sorumlu bir şirket olan Deniz Basın  
Yayın Sanayi ve Ticaret Organizasyon‟un başlıca hisse sahiplerinden biridir.  
B. Dava Konusu Haber Yorumları  
10. 9 Ocak 1993 tarihli 42. Sayıda “Botan‟da fakir köylüler toprak ağalarını  
istimlak ediyorbaşlıklı haber yorumu yayımlanmıştır.  
Bu haber yorumunun ilgili bölümleri şu şekildedir:  
“...  
„Merkezi Botan olan depremin dalgaları Kürdistan‟ın tamamına ulaşmıştır. Bir havuza  
atılan taşın meydana getirdiği dalgalar gibi büyüyen ulusal bağımsızlık mücadelesi,  
şimdiden dalgalar halinde Botan‟ı geçmiş olup, silahlı mücadelenin etkin cephesinde  
bulunan 8 ilin 50 ilçesini kucaklamaktadır.‟  
PKK [Kürdistan İşçi Partisi] kaynakları, Kürdistan‟daki bağımsızlık mücadelesini  
kısaca şu şekilde tanımlamaktadır: anılan 8 il (ilçeleri ile birlikte) Hakkari, Şırnak,  
Mardin, Batman, Urfa ve Diyarbakır olarak adlandırılırken, Van, Malatya, Bitlis, Muş,  
Gaziantep ve ilçeleri savaşa kısmen katılıyor şeklinde tanımlanmaktadır.  
Yaklaşık olarak 4,5 ila 5 milyon Kürdün yaşamakta olduğu Botan bölgesinde, ulusal  
kurtuluş hareketinin yükselmesi ile gelişen halk hareketleri 1990-92 yıllarında yoğun  
darbelerde bulunmuştur. Bölgede ulaşılan siyasi nokta Devlet‟in hemen hemen  
işleyemez hale geldiğidir. …  
5
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
Siyasi anlamda Devlet tarafından terk edilen alan, taşra bölgelerinde PKK ve kentlerde  
H.E.P. teşkilatları tarafından işgal edilmiştir. …  
Türkiye Cumhuriyeti mührünü taşıyan toprakların dağıtılması mümkün  
olmayacağından, topraklar Kürt halkının özgür iradesine devredilmeden önce yeniden  
dağıtılamayacaktır. …  
Günümüzde, mücadelemiz Türkiye Cumhuriyeti kuvvetlerine karşı harici bir savaş  
şeklindedir. …  
Topyekün bir özgürlük mücadelesi başlatmak niyetindeyiz. …”  
11. 10 Ocak 1993 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Devletin  
bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yaptığı iddiası ile derginin bu  
sayısının toplatılmasına karar vermiştir.  
C. BaĢvuran aleyhindeki suçlamalar  
12. 28 Ocak 1993 tarihli iddianamesinde İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Savcısı, derginin sahibi olarak başvuranı Devletin bölünmez  
bütünlüğü aleyhinde propaganda yapmak eylemi ile suçlamıştır. Suçlamalar, 1991  
Tarihli Terörle Mücadele Kanununun ( “1991 tarihli Kanun” olarak anılacaktır:  
bkz. aşağıdaki 16. paragraf) 8. Maddesi uyarınca, PKK‟nın faaliyetlerine ilişkin  
haber yorumlarının yayınlandığı gerekçesi ile yapılmıştır.  
D. BaĢvuranın mahkumiyeti  
13. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki yargılamada başvuran  
suçlamaları reddetmiştir. Suçlamalara dayanak teşkil eden yorumların aslında  
PKK‟nın faaliyetlerini eleştirmiş olduğunu ileri sürmüştür. Sözleşmenin 10.  
Maddesinin uygulanmasını talep etmiş ve Komisyon ve Mahkemenin içtihatlarına  
atıfta bulunmuştur. 1991 tarihli Kanunun 8. Maddesinin Türk Anayasasına ve  
Komisyon ve Mahkeme içtihadında belirtilen ölçüte aykırı olarak ifade özgürlüğü  
hakkına sınırlama getirdiğini iddia etmiştir.  
14. 27 Eylül 1993 tarihli kararında Mahkeme, başvuranı Devletin bölünmez  
bütünlülüğü aleyhinde propaganda yapmak eyleminden suçlu bulmuştur.  
Mahkeme önce başvuranı 100,000,000 Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır.  
Sonrasında, başvuranın mahkeme sırasındaki iyi halinden dolayı para cezası  
83,333,333 Türk Lirasına düşürülmüştür.  
Makaleyi bir bütün olarak inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, 10.  
paragrafta belirtilen haber yorumlarında Türkiye‟nin bazı bölümlerine  
6
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
“Kürdistan” olarak hitap edildiğini tespit etmiştir. Ayrıca, Mahkeme‟nin terimleri  
ile “PKK terör örgütünün” eylemlerini ulusal bir bağımsızlık mücadelesi olarak  
nitelendirdiği ve bunun da Devletin bölünmez bütünlüğünü zedelemeye yönelik  
propagandayı teşkil ettiğini belirtmiştir.  
E. BaĢvuranın mahkumiyeti temyiz etmesi ve müteakip takibat  
15. Başvuran temyize gitmiştir. Kendisi, Devlet Güvenlik Mahkemesi‟nde  
sunmuş olduğu savunmayı yinelemiştir. 18 Şubat 1994 tarihinde Yargıtay, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi‟nin delil tespitini onayarak, temyiz başvurusunu  
reddetmiştir.  
II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK  
A. Ceza Kanunu  
1. Basın Kanunu (15 Temmuz 1950 Tarih ve 5680 Sayılı Kanun)  
16. 1950 Tarihli Basın Kanunu‟nun ilgili hükümleri şöyledir:  
3. Madde  
“Gazetelere, haber ajansları neşriyatına ve belli aralıklarla yayınlanan diğer bütün  
basılmış eserlere bu Kanunda "mevkute" denir.  
Basılmış eserlerin herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi  
veya asılması veya dağıtılması veya dinletilmesi veya satılması veya satışa arzı "neşir"  
sayılır.  
Fiilin ayrıca suç teşkil etmesi hali müstesna olmak üzere, basın suçu neşir ile vücut  
bulur.”  
2. Terörle Mücadele Kanunu (12 Nisan 1991 Tarih ve 3713 Sayılı Kanun)1  
17. 1991 Tarihli Terörle Mücadele Kanunun İlgili Hükümleri şu şekildedir:  
1 Terörizm faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla yürürlüğe girmiş olan bu kanun, Ceza  
Kanununda “terörizm fiilleri” veya “terörizm amacıyla işlenen fiiller” (3. ve 4. maddeler) olarak  
tanımlanan ve anılan kanuna tabi olan çeşitli suçlara ilişkindir. Hükümet, mevcut karar ile aynı  
tarihte yayınlanan Sürek – Türkiye (No. 1) Kararının 29. paragrafında belirtilen, 8. maddenin  
uygulanmasına ilişkin bir içtihadı sunmuştur.  
7
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
8. Madde  
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiĢtirilmeden önceki hali)  
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef  
alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüş kullanılan yöntem veya  
amaca bakılmaksızın, yapılamaz. Yapanlar hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis ve elli  
milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü  
maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de  
mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satış miktarının veya suçun  
mevkuteler haricinde basılı malzemeleri içermesi veya mevkutenin yeni açılmış olması  
durumunda en büyük tiraja sahip olan günlük gazetenin bir önceki ay ortalama satış  
miktarının1 yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz  
milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek  
para cezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.  
8. Madde  
(27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiĢik)  
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı  
hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüş yapılamaz. Yapanlar  
hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz milyon liradan üç yüz milyon liraya kadar  
ağır para cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren işlenmesi halinde, verilecek cezalar  
paraya çevrilemez.  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü  
maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de  
mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satış miktarının yüzde doksanı  
kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz milyon liradan az olamaz. Bu  
mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır ve  
altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun ikinci fıkrada yazılı mevkuteler dışında  
basılı eser ve sair kitle iletişim araçları ile işlenmesi halinde, sorumluları ve ayrıca kitle  
1 İtalik yazılı olan bölüm, 27 Ocak 1993 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 31 Mart 1992 tarihli  
Anayasa Mahkemesi kararı ile çıkarılmış ve 27 Temmuz 1993‟te yürürlükten kaldırılmıştır.  
8
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
iletişim araçları sahipleri hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis, yüz milyon liradan üç  
yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.  
”  
13. Madde  
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiĢtirilmeden önceki hali)  
“Madde 13 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına  
veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.”  
Bölüm 13  
(27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiĢik)  
“Madde 13 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına  
veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.  
Ancak bu madde hükmü, 8 inci madde uyarınca verilen mahkumiyet kararları için  
uygulanmaz.”  
B. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
18. Devlet Güvenlik Mahkemeleri‟nin kuruluş ve usuli işlemlerine dair  
kanunun ilgili hükümleri, mevcut dava ile aynı tarihte verilen Sürek – Türkiye  
(No. 1) Kararının 32-36 paragraflarında belirtilmiştir.  
KOMİSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKİBAT  
19. Sn. Kamil Sürek Komisyona 18 Temmuz Şubat 1994 tarihinde  
başvurmuştur. Mahkumiyetinin ve almış olduğu cezanın Sözleşmenin 10.  
Maddesi kapsamında teminat altına alınan ifade özgürlüğüne ilişkin meşru  
olmayan bir müdahale teşkil ettiğini ve Sözleşme‟nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasına  
aykırı olarak davasına bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmadığı  
yönünde şikayetleri olmuştur. Ayrıca, kendisi aleyhinde yapılan ceza  
mahkemesinin makul bir sure içinde sonuçlandırılmadığı ve bu nedenle 6.  
Maddenin 1. Fıkrasının ihlal edildiğini öne sürmüştür.  
20. Komisyon, başvuran tarafından iddia edilen ceza mahkemesinin süresine  
ilişkin şikayet hariç olmak üzere, başvurunun (no. 24735/94) kabul edildiğini 2  
Eylül 1996 tarihinde açıklamıştır. 13 Ocak 1998 tarihli raporunda Komisyon,  
Sözleşmenin 10. Maddesinin ihlal edilmediğine (31‟e karşı 1 oy), ancak 6.  
Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine (31‟e karşı 1 oy) ilişkin görüş belirtmiştir.  
9
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
Komisyonun görüşü ile birlikte rapor içinde bulunun üç ayrı görüşün tam metni  
bu kararın ekinde sunulmuştur1.  
MAHKEMEYE YAPILAN NİHAİ SUNUMLAR  
21. Başvuran, Mahkeme‟den muhatap Devletin Sözleşmenin 6. Maddesinin  
1. Fıkrası ve 10. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğinin tespit  
edilmesini ve kendisine 41. Madde uyarınca adil tazminat verilmesini talep  
etmiştir.  
Hükümet kendi adına Mahkeme‟den başvuranın şikayetlerini reddetmesini  
istemiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. SÖZLEġMENĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI  
22. Başvuran Sözleşme‟nin 10. maddesi ile güvence altına alınmış olan ifade  
özgürlüğüne haklı sebep olmaksızın merciler tarafından müdahale edildiğini iddia  
etmiştir. İlgili madde şu şekildedir:  
“1. Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu otoritelerinin  
müdahalesi ve ülke sınırlan söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme  
özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema işletmelerini bir izin  
rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu  
güvenliğinin korunması, asayişsizliğin veya suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya  
ahlakın, başkalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin  
yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için  
kanunla öngörülen bazı formalitelere şartlara,sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
23. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin 10.  
Maddenin ikinci paragrafı hükümleri uyarınca haklı sebebe dayandırıldığını  
savunmuştur. Komisyon Hükümet‟in bu husustaki görüşüne katılmaktadır.  
1 Sekreterya’nın Açıklaması: Uygulama nedenlerinden dolayı bu ek, sadece kararın baskılı  
sürümünde verilecek olup (Mahkeme‟nin seçkin karar ve hükümlerine ilişkin resmi raporlar),  
ancak Komisyon Raporunun bir sureti Sekreterya‟dan temin edilebilecektir.  
10  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
A. Müdahalenin Mevcudiyeti  
24. Başvuru sahibinin 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasası‟nın (“1991  
Tarihli Yasa”) 8. bölümü uyarınca suçlu bulunup, hüküm giymiş olması  
nedeniyle, kendisinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin yapılmış  
olduğunun açık olduğunu ve bu konuda bir itirazın sunulmadığını kaydetmiştir.  
B. Müdahalenin Haklı Sebebe Dayanması  
25. Müdahale, “kanunlar tarafından öngörüldüğü üzere”, 10. Maddenin 2.  
fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya birkaçına dayandığı ve anılan  
hedef veya hedeflerin elde edilmesi için bir demokratik toplumda gerekli olanların  
haricinde, Madde 10 ihlallerini teşkil etmektedir. Mahkeme bu ölçütleri sırasıyla  
inceleyecektir.  
1. “Kanunlar Tarafından Öngörülme”  
26. Mevcut davada, müdahalenin 1991 Tarihli Kanunun 8. Maddesi uyarınca  
bir yasal dayanağı olduğu ve Sözleşme‟nin 10. Maddesinin 2. fıkrası kapsamında  
“kanunlar tarafından öngörülme” şartını karşıladığına ilişkin bir ihtilaf mevcut  
değildir.  
27. Mahkeme Komisyon gibi, başvuranın mahkumiyetinin 1991 Tarihli  
Kanunun 8. Maddesine dayandığından, ifade özgürlüğü hakkına ilişkin  
müdahalenin “kanunlar tarafından öngörüldüğünü” ve hatta başvuran tarafından  
da bunun özellikle ihtilaf konusu yapılmadığı görüşüne katılmaktadır.  
2. Meşru amaç  
28. Başvuran, müdahalenin Sözleşmenin ikinci paragrafı kapsamında meşru  
bir hedefi amaçlamasına ilişkin bir itirazda bulunmamıştır.  
29. Hükümet, başvuranın mahkumiyetinin milli birlik ve güvenlik, ülke  
bütünlüğünün korunması ve asayiş bozukluğu veya suçun engellenmesi için  
uygulanmış olduğunu belirtmiştir.  
30. Komisyon, başvuranın mahkumiyetinin yetkililerin yasadışı terör  
faaliyetleri ile mücadele ve 10. Maddenin 2. Fıkrası kapsamında meşru amaçlar  
olan milli güvenlik ve kamu emniyetinin korunmasına yönelik faaliyetlerin bir  
parçasını teşkil ettiği görüşündedir.  
31. Mahkeme, Güneydoğu Türkiye‟deki güvenlik durumunun hassasiyetini  
(Bkz. 25 Kasım 1997 tarihli Zana – Türkiye Kararı, 1997-VII Raporları, s. 2539,  
10. Madde) ve yetkililerin gereksiz şiddeti destekleyecek hareketlere karşı tetikte  
olma gereğini de dikkate alarak, başvuran aleyhinde alınan önlemlerin,  
11  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
başta ulusal güvenliğin ve ülke bütünlüğünün korunması ve asayişsizlik ve suçun  
önlenmesi olmak üzere, Hükümet tarafından belirlenen belli amaçların uzantısı  
olduğu kanaatına varmıştır. Bu durum özellikle bölücü faaliyetlerin şiddet  
kullanımına dayalı yöntemlere bağlı olduğu, dava konusu olayların cereyan ettiği  
tarihlerde Güneydoğu Türkiye‟deki durum için geçerlidir.  
3. “Bir Demokratik Toplum için Zaruret”  
(a) Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları  
(i) Başvuran  
32. Başvuran, herhangi bir müdürlük sorumluluğu olmaksızın, derginin  
sahibi olmasına rağmen, 1991 tarihli kanunun 8. maddesi kapsamında bir terör  
propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasından şikayetçi olmuştur. Söz  
konusu ifadelerin, terörist faaliyetlerine herhangi bir destek verilmeksizin, hem  
Hükümet hem de PKK‟nın bakış açısından güneydoğu Türkiye‟deki toprak  
reformu ve işsizlik ile ilgili bilgilerin halka sunulmasını amaçlayan tarafsız bir  
haberin bir parçasını oluşturduğunu belirtmiştir. Ne dergisi, ne de kendisinin PKK  
ile herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır.  
(ii) Hükümet  
33. Hükümet, Söz konusu haber makalesinin, yasadışı bir terör örgütü olan  
PKK‟nın faaliyetlerini bir ulusal bağımsızlık mücadelesi olarak sunduğunu iddia  
etmiştir.  
Sunumlarında, bölücü propagandanın ister istemez şiddeti teşvik ettiğini ve  
Türk topluluğu içindeki çeşitli gruplar arasında husumeti provoke ettiğini,  
dolayısıyla insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye attığını belirtmiştir. Derginin  
sahibi olarak başvuranın, üstü kapalı olarak, ancak yine de bariz bir şekilde terör  
örgütünü haklı çıkarmaya çalışan ve toprak bütünlüğü, ulusal birlik, güvenlik ve  
suç ve asayişsizliğin önlenmesi gibi ulusal topluluğun temel çıkarlarını tehlikeye  
atan bir makalenin yayınlanması suretiyle bölücü propagandanın yapılmasına  
katıldığını belirtmiştir.  
34. Hükümet, 1991 Tarihli Yasanın 8. bölümü kapsamında başvurana karşı  
alınan önlemlerin, Devletin temel çıkarlarını tehlikeye atan eylem türlerine ilişkin  
olarak, bu alandaki otoritelerin inisiyatif marjına girdiğini, müdahalenin  
Sözleşme‟nin 10. Maddesinin 2. fıkrası kapsamında meşru kılındığını belirtmiştir.  
(iii) Komisyon  
35. Komisyon, bir bütün olarak makale bağlamı dahilinde okunduğunda  
yorumun okuyucular arasında, yazarının Türkiye devleti aleyhine olan  
12  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
silahlı eylemi teşvik ettiği veya hatta eyleme çağırdığı izlenimini veren ifadeler  
içerdiği ve bölücü amaçlar için şiddeti desteklemekte olduğu görüşündedir.  
Komisyon Muhatap Devletin yetkililerinin, haber yorumlarının yayınlanmasının  
milli güvenlik ve kamu emniyeti açısından zararlı görme hakkına sahip olduğu  
görüşündedir. Komisyon, derginin sahibi olarak başvuranın yorumların  
yayınlanması ile ilgili görev ve sorumluluk üstlenmiş olduğu şeklinde fikir  
yürütmüştür. Başvuranın mahkumiyeti ve hüküm giymesi, yetkililerin  
değerlendirme marjı kapsamında bir tepki olan milli güvenlik ve kamu  
emniyetinin korunmasına yönelik zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevaben yapılmış  
orantılı işlemler olarak kabul edilebilecektir. Bu nedenlerle Komisyon bu davada  
10. Maddenin ihlal edilmemiş olduğu kanaatına varmıştır.  
(b) Mahkeme’nin değerlendirmesi  
36. Mahkeme, örneğin Zana – Türkiye kararı (yukarıda belirtilmiştir, s.  
2547-48, 51. madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire – Fransa Kararında  
(1999-… Raporları, s. …, 45. Madde) olduğu üzere, kararlarının dayandığı temel  
ilkeleri vurgulamaktadır.  
(i) İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve  
toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini  
teşkil etmektedir. 10. Maddenin 2. paragrafı uyarınca bu, kabul gören veya  
zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirler” için değil, aynı zamanda  
kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar, bir  
“demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik, tolerans ve hoşgörünün  
gerekleridir. 10. Maddede belirtilen şekilde bu özgürlük, ancak harfiyen uyulması  
gereken ve ikna edici bir şekilde tespit edilmesi gereken bazı istisnalara tabidir.  
(ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir  
sosyal ihtiyaç” anlamındadır. Sözleşmeci Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup  
olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir, ancak bağımsız  
bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak üzere, tabi olduğu yasama ve  
kararları kapsayacak şekilde Avrupa denetimi ile iç içe olmalıdır. Mahkeme bu  
sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleşme‟nin 10. Maddesinin güvencesinde olan  
ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisini  
haizdir.  
(iii) Denetim yetkisinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi, suçlanan  
ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere, davayı bir bütün  
olarak ele alarak incelemelidir. İlk olarak müdahalenin “meşru amaçlar ile  
orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan müdahalenin meşru gösterilmesi  
için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığı tespit edilmelidir.  
13  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
Bunu yaparken de Mahkeme, ulusal otoritelerin 10. Madde kapsamında bulunan  
ilkelere uygun standartları uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir  
değerlendirmesine dayalı oldukları konusunda olumlu kanaata varmalıdır.  
37. Mahkeme Sözleşmenin 10. Maddesinin 2. fıkrasında kamu çıkarlarına  
ilişkin siyasi konuşmalar veya sorunlara ilişkin tartışmaların sınırlanmasına dair  
çok dar bir kapsam olduğuna işaret etmektedir (bkz. 25 Kasım 1996 tarihli  
Wingrove – Birleşik Kraliyet davası, 1996 Raporları-V, s. 1957, 58. Madde).  
Ayrıca, izin verilebilir eleştirilerin sınırları, hükümet ile ilgili hususlarda, özel  
vatandaşlar veya siyasetçiler açısından daha geniştir. Demokratik bir sistemdeki  
hareketler veya hükümetin ihmalleri sadece yasama ve adli otoritelerin değil, aynı  
zamanda kamuoyunun da yakın takibinde olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip  
olduğu egemen konum, özellikle haksız saldırılar ve düşmanlarının eleştirilerine  
cevap verilmesine ilişkin başka araçların bulunduğu durumlarda, cezai işlemlere  
başvurulması konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.  
Bununla birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu  
niteliğinde olanlar da dahil olmak üzere, doğru tepkiyi verecek ve anılan ifadeler  
aşılmadan önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine açıktır (bkz. 9  
Haziran 1998 tarihli İncal – Türkiye kararı, 1998-IV Raporları, s. 1567, 54.  
Madde). Son olarak, anılan sözler bir birey veya bir kamu görevlisi veya bir  
nüfusun bir kesimine karşı bir şiddeti teşvik ettiği durumlarda Devlet otoriteleri,  
ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir marja  
sahiptir.  
38. Başvuranın, sahibi olduğu dergi vasıtasıyla bölücü propaganda yapmak  
suçundan mahkum edilmiş olması nedeniyle, söz konusu müdahale ayrıca basının,  
bir siyasi demokrasinin düzgün şekilde işlemesinin sağlanmasına ilişkin temel  
görevi bağlamında da dikkate alınmalıdır (birçok diğer otoritenin yanı sıra bkz., 8  
Temmuz 1986 tarihli Lingens - Avusturya kararı, A Serisi, No. 103. s. 26, Madde  
41; ve yukarıda anılan Fressoz ve Roire kararı, s. …, Madde 45). Basının şiddet  
tehdidi karşısında milli güvenlik veya ülke bütünlüğünün korunması veya  
asayişsizlik veya suçun engellenmesi için konmuş olan sınırlamaları aşmaması  
gerekmesine rağmen, bölücü olanlar da dahil olmak üzere, bilgi sağlaması ve  
siyasi hususlarda bilgi vermesi bir zorunluluktur. Basının, anılan bilgileri ve  
fikirleri bildirme zorunluluğunun yanı sıra, halkın da bunları almaya hakkı vardır.  
Basın özgürlüğü, kamuoyuna siyasi liderlerin fikir ve tutumlarının keşfedilmesi ve  
bunlara ilişkin bir kanaat oluşturulması için en iyi araçlardan birini sağlamaktadır  
(bkz. yukarıda anılan Lingens kararı, s. 26, Madde 41-42).  
39. Mahkeme, makalelerde kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin  
yayınlanmış olduğu bağlam üzerinde özellikle duracaktır. Bağlam açısından,  
kendisine sunulan davaların tarihçelerine, özellikle terörizmin engellenmesine  
ilişkin sorunları dikkate alacaktır. (bkz. yukarıda belirtilen İncal – Türkiye kararı,  
s. 1568, 58. Madde).  
40. Söz konusu makalede Türk topraklarının bir bölümüne “Kürdistan”  
olarak hitap edilmiş ve bir ulusal bağımsızlık mücadelesinin varlığı belirtilmiştir.  
Mahkeme, bunların ilgili hususlar olduğu şüphesiz olmasına rağmen, bunların tek  
başına 10. Maddenin 2. fıkrası anlamında müdahalenin zaruri olarak kabul  
edilmesi için yeterli olmadığını görüşündedir.  
14  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
Diğer yandan, mücadele “Türkiye Cumhuriyeti kuvvetlerine yönelik bir  
savaş” olarak tanımlanırken, makalede “Topyekün bir bağımsızlık mücadelesi  
başlatmak istiyoruz” şeklinde ifade bulunmaktadır. Böylece, Söz konusu  
makalenin kendisini PKK ile bağdaştırdığı ve Kürdistan‟ın ulusal bağımsızlığının  
elde edilmesi amacıyla silah kuvvetinin kullanılması için çağrıda bulunduğu  
açıktır.  
Ayrıca makalelerin 1985‟ten bu yana çok ciddi can kayıpları ve bölgenin  
büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan edilmesine sebebiyet verecek şekilde  
güvenlik kuvvetleri ile PKK kuvvetleri arasında ciddi çatışmaların devam etmekte  
olduğu Güneydoğu Türkiye‟deki güvenlik durumu bağlamında yayınlanmış  
olması da dikkate alınmalıdır (bkz. yukarıda anılan Zana kararı, s. 2539, Madde  
10). Bu bağlamda, makalenin içeriği, bölgede daha fazla şiddete teşvik edebilecek  
şekilde kabul edilmelidir. Gerçekten de, okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan ülke  
karşısında şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur. Bu açıdan  
Mahkeme, muhatap Devlet tarafından başvuranın mahkumiyetine ilişkin olarak  
öne sürülen nedenlerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale için  
ilgili ve yeterli dayanak teşkil ettiği görüşündedir. Mahkeme, “bilgi” veya  
“fikirlerin” kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olmasının tek başına müdahaleyi  
haklı kılmadığını yinelemektedir (bkz. yukarıdaki 36. paragraf). Ancak mevcut  
davada söz konusu olan, şiddete teşviktir.  
41. Başvuranın bu makalelerde yer alan görüşler ile şahsen bağlantılı  
olmadığının doğru olmasına rağmen, makalelerin yazarlarına şiddet ve nefretin  
körüklenmesi için bir araç temin etmiştir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı  
olduğu ve yazı işleri müdürlüğü sorumluluğu taşımadığı gerekçesi ile makalelerin  
içeriğine ilişkin her türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği yönündeki  
başvuran tarafından ileri sürülen iddia mahkemece reddedilmektedir. Başvuran  
mal sahibi olup, bu konumu itibarıyla derginin yazı işleri yönetimini  
şekillendirme hakkına sahiptir. Bu nedenle, halk için bilgi toplanması ve  
dağıtılması konusunda derginin yazı işleri ve muhabir personelinin “görev ve  
sorumlulukları” açısından vekaleten sorumlu olup, bu da çatışma ve gerginlik  
durumlarında daha büyük önem taşımaktadır.  
42. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında Mahkeme, derginin sahibi  
olarak başvurana uygulanmış olan cezanın bir “zorunlu sosyal” ihtiyacı  
karşılamak olarak kabul edilebileceğini ve başvuranın mahkumiyeti için yetkililer  
tarafından verilen mahkumiyetin “ilgili ve yeterli” olduğu sonucuna varmıştır.  
43. Bu nedenlerden dolayı ve bu gibi davalarda ulusal yetkililerin sahip  
olduğu takdir marjı da dikkate alınarak Mahkeme, söz konusu müdahalenin  
amaçlanan meşru hedefler ile orantılı olduğu düşüncesindedir. Sonuç olarak,  
Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.  
II. SÖZLEġMENĠN 6. MADDESĠNĠN 1. FIKRASININ ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ  
ĠDDĠASI  
A. Hükümetin ön itirazı  
15  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
44. Hükümet tarafından Mahkemeye sunulan mütalaada, başvuranın davasına  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmadığı şeklindeki şikayetin iç  
mahkemelere sunulmadığı gerekçesiyle, Sözleşme‟nin 35. maddesinde öngörülen  
iç hukuk yollarının tüketilmediği öne sürülmüştür.  
45. Mahkeme ilke olarak ön itirazları, en azından özü itibarıyla ve yeterli  
açıklıkta olacak şekilde, söz konusu Devlet tarafından ilk kabul edilebilirlik  
aşamasında öne sürüldüğü ölçüde dikkate aldığını yinelemektedir (bkz. 23 Eylül  
1998 tarihli Aytekin – Türkiye Kararı, 1998-VII Karar ve Hükümler Raporu, s. ,  
Paragraf 77). Ancak, Hükümet tarafından Komisyon‟a sunulmuş olan 31 Temmuz  
1995 tarihli mütalaada (kabul edilebilirlik aşaması) ve 4 Mart 1997 tarihli ek  
mütalaada (esasa ilişkin aşama) iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu  
gerekçesiyle, yukarıda belirtilen şikayetin kabul edilebilirliğine ilişkin bir itirazda  
bulunduğu görülmemektedir. Bu nedenle ön itirazlarının sunulmasına ilişkin bir  
estoppel mevcuttur.  
B. BaĢvuranın Ģikayetinin esasları  
46. Başvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik  
Mahkemesinde bir askeri hakimin bulunmuş olması nedeniyle Sözleşmenin 6.  
Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca adil yargılama hakkının ihlal edildiğinden  
16  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
şikayetçi olmuştur. 6. Maddenin 1. Fıkrası şu şekildedir:  
“Herkes, … kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda,  
kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … adil … olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
47. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiş, ancak iddia Komisyon tarafından kabul  
edilmiştir.  
48. Başvuran dilekçesinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi gibi Devlet  
Güvenlik Mahkemelerine atanan askeri hakimlerin, Cumhurbaşkanının onayına  
tabi olmak üzere, Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın ortak kararı ile atanmış  
olduklarından, idareye bağlı olduklarını belirtmiştir. Mesleki sicilleri ve terfileri  
ile birlikte memuriyetlerine ilişkin teminatın, bu hakimlerin amirinin ve  
dolayısıyla ordunun kontrolü altında olduğunu belirtmiştir. Askeri hakimleri  
amirine ve orduya karşı bağlayan bağların, bunların mahkemedeki işlevlerini  
bağımsız ve tarafsız olarak yerine getirmelerini engellediğini öne sürmüştür.  
Başvuran ayrıca, amirlerinin görüşleri ile ters bir görüşü benimsemelerinin  
imkansız olduğu gerekçesi ile, askeri hakimlerin ve dolayısıyla görev yaptıkları  
mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığından ödün verildiğini vurgulamıştır  
Başvuran, bu hususların İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve  
tarafsızlığını engellediğini ve kendisinin 6. Maddenin 1. Fıkrasına aykırı olarak,  
adil yargılama hakkından mahrum bırakıldığını belirtmiştir.  
49. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerine askeri hakimlerin katılımına  
ilişkin kuralları ve anılan mahkemelerin 6. Maddenin 1. fıkrası anlamında  
bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerine tam uygunluğunun sağlanması için adli  
işlevlerin yerine getirilmesinde hak sahibi oldukları teminatları sunmuştur.  
Hükümet, askeri hakimlerin amirlerine karşı sorumlu oldukları yönündeki başvuru  
sahiplerinin iddialarına itiraz etmiştir. İlk olarak, resmi bir görevlinin bir askeri  
hakimin adli işlevlerini yerine getiriş şeklini etkilemeye çalışmasının Askeri  
Kanunun 112. maddesi uyarınca bir suç teşkil ettiğini belirtmiştir (bkz. yukarıdaki  
18. paragraf). İkinci olarak, sicil raporları sadece askeri hakimlerin adli olmayan  
görevlerinin yürütülmesine ilişkin olduğunu belirtmiştir. Askeri hakimler sicil  
raporlarına erişim hakkına sahip olup, bunların içeriği konusunda Yüksek Askeri  
İdari Mahkeme‟de dava açma hakkı verilmiştir. Adli kapasitede hareket ederken,  
bir askeri hakimin tam olarak bir sivil hakim şeklinde değerlendirildiğini  
savunmuştur.  
50. Ayrıca Hükümet, mahkemede askeri hakimlerin bulunması nedeniyle  
başvuru sahiplerinin yargılamasının adil olma özelliğinin önyargıya tabi  
olmadığını öne sürmüştür. Askeri hakimin hiyerarşik yetkilileri ve anılan  
17  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
hakimleri mahkemeye atayan kamu yetkililerinin takibat veya davanın sonucuna  
ilişkin herhangi bir etkiye sahip olmadığını iddia etmişlerdir. İstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin kararı, temyiz edilmesi üzerine, bağımsızlık ve  
tarafsızlığının ihtilaf konusu olmadığı Yargıtayca onanmıştır (bkz. yukarıdaki 12-  
14 paragrafları).  
51. Hükümet ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasanın 143.  
maddesi uyarınca kurulmasının öngörüldüğü güvenlik bağlamının özellikle  
dikkate alınması gerektiğini Mahkeme‟ye bildirmiştir. Silahlı kuvvetlerin terörle  
mücadele kampanyası konusundaki deneyimi de dikkate alınarak, yetkililerin  
güvenlik ve Devlet bütünlüğüne ilişkin tehditler ile başa çıkabilmesi amacıyla  
gerekli uzmanlık ve bilginin sağlanması için bir askeri hakimin katılımı ile anılan  
mahkemelerin güçlendirilmesinin gerekli olduğunu düşündüklerini belirtmiştir.  
52. Komisyon, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleşme‟nin 6.  
Maddesinin 1. fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul  
edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Komisyon bu görüşü ile ilgili olarak 25 Şubat  
1997 tarihinde benimsenen İncal – Türkiye davası raporunun 31. Maddesi ve  
görüşünü destekleyen nedenlere gönderme yapmıştır.  
53. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli İncal – Türkiye kararı (1998-IV  
Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar – Türkiye kararında (1998-  
Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen hususlara  
benzer hususların ele alınmış olduğunu vurgulamaktadır. Anılan kararlarda  
Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri hakimlerin durumunun  
bağımsızlık ve tarafsızlık açısından belli teminatları içerdiğini belirtmiştir (bkz.  
yukarıda anılan İncal kararı, s. 1571, madde 65). Diğer yandan Mahkeme, bu  
hakimlerin statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık ve tarafsızlıklarını tartışma  
konusu yaptığı kararına varmıştır (aynı yerde, Madde 68) : örneğin, orduya ait  
görevliler olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler aldığı; veya askeri  
disipline tabi kaldıkları; ve atamalarına ilişkin kararların büyük ölçüde idari  
yetkililer ve ordu tarafından alındığı gerçekleri (bkz. yukarıdaki 18. paragraf).  
54. İncal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin kuruluşunun gerekliliğinin Hükümet tarafından öne sürülen haklı  
sebepler ışığında tespit edilmesi olmadığı düşüncesindedir. Görevi, İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin işleyiş şeklinin Sn. Sürek‟in adil yargılanma  
hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde kendisini  
yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin haklı bir korkunun  
mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir (bkz. yukarıda anılan İncal Kararı, s.  
1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar kararı, s. …, Madde 38).  
Bu soruya ilişkin olarak, Mahkeme mevcut başvuran gibi sivil olan Sn. İncal  
ve Sn. Çıraklar‟ın davasında varılan sonuca varılmaması için herhangi bir neden  
18  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal birliği zedelemeye yönelik  
propaganda yapma suçundan bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan  
başvuru sahiplerinin, Askeri Hakimler üyesi olan bir düzenli askeri görevlisinin  
katılımını içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endişe içinde  
olmaları anlaşılır bir husustur (bkz., yukarıdaki 18. paragraf). Bu itibarla, İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi‟nin davanın özü ile herhangi bir ilişkisi olmayan  
hususlardan gereksiz yere etkilenebileceğini düşünmek için yeterli sebepleri  
mevcuttur. Bir başka deyişle, başvuranın mahkemenin bağımsızlık ve  
tarafsızlığına ilişkin korkularının haklı sebebe dayandığı kabul edilebilir.  
Yargıtaydaki yargılama da, ilgili mahkemenin tam yetkili olmaması nedeniyle bu  
korkuların bertaraf edilmesini sağlayamamıştır (bkz. yukarıda anılan İncal kararı,  
s. 1573, Madde 72 sonu).  
55. Yukarıda anılan nedenlerden dolayı Mahkeme, 6. Maddenin 1. fıkrasının  
ihlal edildiği kararına varmıştır.  
III. SÖZLEġME’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI  
56. Başvuran yerel ve Sözleşme mahkeme gider ve masraflarının geri  
ödenmesinin yanı sıra, maddi ve manevi zarara ilişkin tazminat talebinde  
bulunmuştur. Sözleşme‟nin 41. Maddesi bu açıdan aşağıdakileri öngörmektedir:  
“Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve  
ilgili Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,  
Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın  
tatminine hükmeder.”  
A. Maddi zarar  
57. Başvuran kendisine uygulanan ve kendisi tarafından ödenen para  
cezasının (bkz. yukarıdaki 14. paragraf) tazmin edilmesi için 100,000 Fransız  
Frangı (FRF) tutarında tazminat talebinde bulunuştur. Talep edilen meblağ  
tahakkuk eden faizi içermekte olup, muhatap Devlette bulunan yüksek enflasyon  
oranı dikkate alınmış ve 1993 döviz kuru oranları bazında hesaplanmıştır.  
58. Hükümet, başvuranın sadece 83,333,333 Türk Lirası tutarında bir para  
cezasına çarptırıldığı ve anılan cezayı aylık taksitler halinde ödemesine izin  
verilmiş olması gerekçesi ile talep edilen meblağın fahiş olduğunu savunmuştur.  
Hükümet ayrıca cepten yapılan harcamaların desteklenmesi için başvuranın  
herhangi bir ayrıntı sunmadığına işaret etmiştir.  
59. Komisyon Delegesi görüş belirtmemiştir.  
19  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
60. Mahkeme, muhatap Devlet‟in başvuranın mahkumiyeti ve verilen ceza  
açısından 10. Maddeyi ihlal etmediğinin tespit edilmesine bağlı kalınmaksızın, 6.  
Maddenin 1. fıkrasına uygun olarak yürütülen bir yargılamanın sonucunun nasıl  
olabileceğine ilişkin görüş bildirememektedir.  
B. Manevi Zarar  
61. Başvuran bir avukat olarak kariyerine, bir terör suçlusu olarak sabıkalı  
olması nedeniyle zarar verildiğini iddia etmiştir. Mahkeme‟den manevi tazminat  
olarak FRF 80,000 tutarında bir meblağın tespit edilmesini talep etmiştir.  
62. Hükümet, Mahkeme tarafından bu davada bir ihlalin tespit edilmesi  
durumunda bu tespitin kendi başına adil tazmin teşkil edeceğini belirtmiştir.  
63. Komisyon Delegesi, başvuranın talebinin bu hususuna ilişkin olarak  
duruşmada görüş belirtmemiştir.  
64. Mahkeme, mevcut davada 10. Maddenin ihlal edilmediğine ilişkin bir  
karara vardığını hatırlatmaktadır. 6. Maddenin 1. Fıkrası kapsamında bir ihlal  
olduğunun tespit edilmesinin, başvuranın manevi zarara ilişkin adil tazmini  
sağlayacağı kanaatindedir.  
C. Masraf ve giderler  
65. Başvuran, yerel mahkemeler ile birlikte davanın Sözleşme kurumları  
huzuruna getirilmesine ilişkin yasal gider ve ücretleri (çeviri, posta, yazışma ve  
seyahat giderleri) talep etmiştir. Bu meblağı FRF 50,000 olarak değerlendirmiştir.  
Komisyon ve Mahkeme huzurunda yapılan takibat ile ilgili olarak avukatının  
ücretlerinin Türkiye Barolar birliğinin asgari ücret çizelgesi bazında  
hesaplandığını belirtmiştir. Başvuran talep edilen meblağın Türkiye‟deki yüksek  
enflasyon seviyesini dikkate aldığını ve mevcut döviz kurları bazında  
hesaplandığını belirtmiştir.  
66. Hükümet, talep edilen meblağların yerel mahkemelerde Türk avukatları  
tarafından kazanılan ücretlere kıyasla abartılı olduğunu ve usulüne uygun olarak  
doğrulanmadığını bildirmiştir. Davanın basit bir dava olduğunu ve mahkemede  
kendi dilini kullanma hakkına sahip olan başvuranın avukatının fazla bir emek  
harcamadığını belirtmiştir. Muhatap Devlet‟teki sosyo ekonomik durum dikkate  
alınarak bir haksız zenginlik kaynağı teşkil edebilecek bir kararın verilmemesi  
yönünde uyarıda bulunmuştur.  
67. Komisyon Delegesi görüş belirtmemiştir.  
20  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
68. Mahkeme sadece Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrası kapsamında bir  
ihlalin tespit edildiğine işaret etmektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuranın avukatının  
benzeri olaylara dayalı olarak Sözleşmenin 6. ve 10. Maddesi kapsamındaki  
şikayetlerin Mahkeme huzuruna getirilmesine ilişkin hazırlıkları yürütmüş  
olduğunu dikkate almaktadır. Adil bazda karara vararak ve emsal kararı 25 Mart  
1999 tarihli Nikolava – Bulgaristan kararında (1999 Raporları, s. …, Madde 79)  
belirlenen ölçütü de dikkate alarak başvurana FRF 15,000 tutarının ödenmesine  
karar vermiştir.  
D. Temerrüt Faizi  
69. Mahkeme işbu kararın düzenlenmiş olduğu tarihte, eldeki verilere göre tespit  
edilmiş olan yıllık %3.47 oranına tekabül eden Fransa‟da uygulanan yasal faiz  
oranının uygulanmasının yerinde olacağı kanaatına varmıştır.  
YUKARIDA BELİRTİLEN GEREKÇELERE DAYANARAK  
MAHKEME  
1.  
2.  
3.  
4.  
Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediğinin on oya karşı yedi oy ile  
kabulüne;  
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin ön itirazının oybirliği  
ile reddine;  
Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinin onaltıya karşı bir  
oy ile kabulüne;  
Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin kararın,  
başvuran tarafından iddia edilen manevi tazminat açısından kendi başına  
adil tazmin teşkil ettiğinin onaltı oya karşı bir oy ile kabulüne;  
5.  
(a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına  
çevrilmek üzere, masraf ve giderler için 15,000 (on beş bin) Fransız frangı  
tutarının davalı Devlet‟ten tahsil edilerek başvurana ödenmesinin  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine dek  
bu tutarlar için yıllık %3.47 faiz oranı uygulanmasının;  
oybirliği ile kabulüne;  
21  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
6.  
Başvuranın adil tazmin konusundaki diğer taleplerin oy birliği ile reddine;  
ilişkin işbu karar İngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8 Temmuz  
1999 tarihinde Strazburg‟da bulunan İnsan Hakları Binası‟ndaki halka açık  
oturumda tefhim edilmiştir.  
Luzius WILDHABER  
Başkan  
Paul MAHONEY  
Sekreter Yardımcısı  
Sn. Wildhaber‟in bir bildirgesi ile birlikte Sözleşmenin 45. Maddesinin 2.  
Fıkrası ile Mahkeme İçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fırkası uyarınca bu karara  
aşağıda belirtilen şerhler eklenmiştir.  
(a) Sn. Palm‟ın kısmi muhalefet şerhi;  
(b) Sn. Bonello‟nun kısmi muhalefet şerhi;  
(c) Sn. Tulkens, Sn. Casadevall ve Sn. Greve‟nin müşterek kısmi muhalefet  
şerhi  
(d) Sn. Fischbach‟ın kısmi muhalefet şerhi;  
(e) Sn. Maruste‟nin kısmi muhalefet şerhi;  
(f) Sn. Gölcüklü‟nün kısmi muhalefet şerhi.  
Paraf: L. W.  
Paraf: P.J.M.  
22  
8 TEMMUZ 1999 TARİHLİ (3. NOLU) SÜREK KARARI  
HAKİM WİLDHABER‟İN BİLDİRGESİ  
9 Haziran 1998 tarihli İncal – Türkiye Kararında (1998 Raporları, s. 1547)  
Sözleşme‟nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline ilişkin oylamada karşı oy  
kullanmış olmama rağmen, mevcut davada Mahkeme‟nin çoğunluğu tarafından  
ulaşılan görüşü benimsemek durumundayım.  
23  
3. NOLU SÜREK KARARI  
HAKĠM PALM’IN KISMĠ MUHALEFET ġERHĠ  
Mahkeme‟nin mevcut davada 6. Maddenin 1. Fıkrasının ihlal edildiği  
yönündeki kararına katılmaktayım. Ancak, mevcut davada, Sürek – Türkiye (No.  
1) Davasında özü itibarıyla belirtmiş olduğum nedenlerden dolayı, 10. Maddenin  
ihlal edilmediğine ilişkin varmış olduğu sonuca katılmamaktayım.  
24  
3. NOLU SÜREK KARARI  
HAKĠM BONELLO’NUN KISMĠ MUHALEFET ġERHĠ  
Madde 10‟un ihlalinin tespiti için çoğunlukla birlikte oy vermekle birlikte  
yerel yetkililerin başvuranın ifade özgürlüğüne müdahalesinin demokratik bir  
toplumda meşru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Mahkeme tarafından  
uygulanan ana ölçütü onaylamamaktayım.  
Bu işlemlerde ve şiddete teşvikin söz konusu olduğu daha önceki ifade  
özgürlüğüne ilişkin Türk davalarında Mahkeme tarafından ortak olarak kullanılan  
ölçüt şu şekilde olmuştur: başvuranın tarafından yayınlanan yazılar şiddeti  
destekliyor ya da buna teşvik ediyor ise, ulusal mahkemeler tarafından başvuranın  
mahkumiyeti demokratik bir toplumda haklı gerekçelere dayandırılabilir. Ben bu  
değerlendirmeyi yetersiz bulmaktayım.  
Sadece teşvik “açık ve mevcut tehlike” yaratması durumunda bu tür şiddete  
teşviklerin yerel yetkililerce cezalandırılmasının demokratik bir toplumda makul  
gerekçelere dayandırılabileceğini düşünmekteyim. Güç kullanmaya çağrı  
entelektüelleştirilip soyutlanarak, asıl ya da gelecekteki şiddet odaklarından  
zaman ve mekan olarak uzaklaştırıldığında, ifade özgürlüğü temel hakkı genel  
olarak baskın çıkacaktır.  
Yasa ve asayişin dengesini bozma eğilimindeki kelimeler için tüm zamanların  
en güçlü anayasa hukukçularından biri tarafından söylenen sözleri yinelemek  
isterim: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir kontrolün yapılmasını gerektiren  
kanunun meşru ve zorunlu amaçlarını yakın bir gelecekte tehdit etmedikleri  
sürece beğenmediğimiz ve ölüm taşıdığına inandığımız görüşlerin ifade  
edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima alıkoymalıyız.”1  
İfade özgürlüğünün teminat altına alınması, bir devletin güç kullanma  
taraftarlığını, bu tür taraftarlığın gelecekteki kanunsuzluğu teşkil etme ya da  
teşvik etmeye yönelik olduğu ya da bu tür bir eylemi teşvik etme ya da meydana  
getirme eğiliminde olduğu durumlar hariç olmak üzere, yasaklamasına ya da men  
etmesine izin vermemektedir.2 Bu bir yakınlık ve derece sorunudur.3  
İfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı sebeplere dayayan mevcut ve belirgin  
bir tehlikenin tespit edilmesini desteklemek amacıyla, kısa sürede ortaya çıkacak  
ciddi bir şiddetin beklenip beklenmediğinin ya da savunulup savunulmadığının ya  
1 Abrahams – Birleşik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616 (1919) 630.  
2 Brandenbrg- Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.  
3 Schenk- Birleşik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52.  
25  
3. NOLU SÜREK KARARI - HAKİM BONELLO‟NUN  
KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
da başvuranın geçmişteki eyleminin şiddet taraftarlığının en kısa zamanda ve  
zarar verici eylemleri yaratacağı hususuna inanılması ile ilgili olarak sebep teşkil  
edip etmediğinin tespit edilmesi gereklidir.1  
Bazılarının ölüme gebe görünmesine rağmen, başvuranın suçlandığı  
kelimelerin hiçbirinin ulusal düzen üzerinde büyük etki yaratacak tehdit oluşturma  
potansiyeline sahip olduğu görüşü, benim açımdan açık değildir. Aynı zamanda  
bu ifadelerin sindirilmesinin Türkiye‟nin kurtarılması için kaçınılmaz olduğu  
görüşünü de onaylamamaktayım. Bırakın belirgin ve mevcut olanını, hiçbir  
tehlike oluşturmamışlardır. Kısacası, Mahkeme başvuranın ceza mahkemeleri  
tarafından mahkumiyetine göz yumması durumunda ifade özgürlüğünün  
bozulmasını desteklemiş olacaktır.  
Özet olarak, “algılanan kötü niyetin etkisinin tam olarak tartışmaya fırsat  
kalmadan meydana gelecek şekilde çok yakın durumlar haricinde, konuşmalardan  
kaynaklanan hiçbir tehlike bariz ve mevcut olarak nitelendirilmez. Kötü niyetin  
engellenmesi için eğitim süreci vasıtasıyla tartışılarak, yanlışlık ve  
mantıksızlıkların bariz hale getirilmesi için yeterli zaman olduğunda uygulanacak  
çözüm, zorla kabul ettirilen sessizlikten ziyade, konuşmak olmalıdır.”2  
1 Whitney- California 274 U.S. 357 (1927) 376.  
2 Whitney- California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.  
26  
3. NOLU SÜREK KARARI  
HAKİMLER PALM, TULKENS,  
CASADEVALL VE GREVE‟İN MÜŞTEREK KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
(Geçici çeviri)  
Bizler, 6. Maddenin 1. Fıkrasının ihlal edildiği lehinde oy kullanmış  
bulunmaktayız.  
Ancak, özü itibarıyla bugünün tarihi ile verilmiş olan sürek No. 1 kararı  
ekinde sunulan kısmi muhalefet şerhinde belirtilen nedenlerle, 10. maddenin ihlal  
edilmediğine ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.  
27  
3. NOLU SÜREK KARARI  
HAKİM FISCHBACH‟IN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
(Geçici çeviri)  
6. Maddenin 1. Fıkrasının ihlaline ilişkin hususta çoğunluk ile birlikte oy  
kullanmış olmakla birlikte, Mahkeme‟nin 10. Maddenin ihlal edilmediği yönünde  
bir karara neden olan mantığa katılmadığımı üzülerek bildirmek durumundayım.  
Bariz olarak insanları bir birey, bir Devlet temsilcisi veya nüfusun bir  
kesimine karşı şiddet kullanmaya teşvik eden yorumlara ilişkin ifade özgürlüğü  
davalarında müdahalenin gerekli olup olmadığı hususunun değerlendirilmesinde  
ulusal yetkililere daha geniş bir marj tanıyan Mahkemenin içtihadına  
katılmaktayım.  
Ancak, ifade özgürlüğüne müdahale ihtiyacının sadece bariz olan şartlar  
altında ve herhalukarda yeterli ölçüde belirsiz olmayan ve kullanılan ifade  
aracının, şiddetli nitelikteki ifadelerin milli güvenlik ve demokratik düzen  
açısından ciddi ve öngörülemeyen sonuçları tetikleyebilecek şekilde geniş bir  
seyirciyi kapsadığı durumlarda haklı olabileceği görüşündeyim.  
Belli olaylar veya diğer trajik durumlar müteakibinde husumet ve şiddete  
teşvik şeklinde nitelendirilebilecek olan şiddet ifadeleri ile durumun körüklendiği  
hallerde Söz konusu olacaktır (bkz. Zana Kararı, Paragraflar 59-60).  
Söz konusu hal burada mevcut olmadığından, 1985‟ten bu yana Güneydoğu  
Türkiye‟deki genel şartlar itibarıyla zor olan duruma atıfta bulunan çoğunluk ile  
aynı görüşü paylaşmıyorum.  
Ne kadar şiddet ve kırıcılık içerirse içersin, ulusal otoritelerin politikaları  
karşısında azınlıkların endişelerini belgelendirmekten öteye gitmeyen yorumlara,  
ifade özgürlüğüne müdahale şeklinde gösterilen reaksiyonun en uygun yöntem  
olmadığı görüşündeyim.  
Bu nedenlerle, mevcut davada 10. Maddenin ihlal edildiği görüşündeyim.  
28  
3. NOLU SÜREK KARARI  
HAKİM MARUSTE‟NİN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
Başlıca iki nedenden dolayı 10. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varan  
çoğunluğun kararına katılmadığımı üzülerek bildirmek isterim.  
İlk olarak, ifade özgürlüğünün her şeyden önce kişisel bir hak olduğu  
görüşündeyim. Başvuran, içerik ile herhangi bir yazı işleri sorumluluğu olmayan,  
dergi sahibidir (ana hissedarı). Bununla birlikte, haber yorumunun yayınlanması  
nedeniyle bir ceza mahkemesi tarafından cezalandırılmıştır. Kendisinin sahibi  
olduğu dergi tarafından bir haber yorumu, okuyucu mektubu vs. yayınlandığında  
kendi ifade özgürlüğünü kullanmadığına inanmaktayım. Başta yazı işleri personeli  
dışında başkaları olmak üzere diğer şahısların ifade özgürlüğünü kullanmasından  
bir mal sahibinin sorumlu tutulamayacağı görüşündeyim. Bu sonuç doğrudan,  
ifade özgürlüğü fikrinin kendisinden ve kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olan  
veya genel hususlarda insan ve kamu ilişkilerinin ilerletilmesini sağlayacak bir  
kamu tartışmasının bir bölümünü teşkil eden bilgiler de dahil olmak üzere bilgileri  
iletmek ve dağıtmak şeklinde olan, basının bir demokratik toplum içindeki  
görevinden kaynaklanmaktadır.  
Bir mal sahibi, 10. Madde gereklerine uygun olmayan bir şeyi şahsen  
yazdığında veya yazı işlerine müdahale ettiğinde veya diğerlerinin katılımları-  
mektupları, yorumları ve fikirlerinin özellikle vurgulanması için özel önlemler  
aldığında (bunların kapak sayfasına konması veya kalın harflerle, çerçeve içinde  
vs. şekillerde yazılması) , ifade özgürlüğünün suiistimal edilmesinden sorumlu  
tutulabilecektir. Ancak mevcut davada başvuranın katılım ve mesajına herhangi  
bir özel anlam veya ağırlık vermek üzere müdahale ettiği veya önlemler aldığına  
ilişkin herhangi bir bilgi mevcut değildir. Dergi, toplum fertlerinin fikirlerini  
yansıtmak üzere, demokratik bir toplumda medya tarafından yapılması gerekeni  
yapmıştır. Bölücü olanlar da dahil olmak üzere, siyasi hususlarda bilgi ve  
görüşlerin iletilmesi basının bir görevidir.  
Sonuç olarak, mal sahibinin Sözleşmenin gereklerine uygun olarak hareket  
etmiş olduğu ve mal sahibinin tutumu ile Sözleşme gerekleri açısından cezai  
sorumluluğu arasındaki neden sonuç ilişkisinin mevcudiyetine ilişkin yorumun  
zayıf olduğu kanaatindeyim.  
İkinci olarak, mevcut davada mal sahibinin sorumlu olduğu varsayılsa dahi,  
Devlet tarafından gösterilen tepkinin orantısız ve gereksiz olduğu kanaatindeyim.  
Halk, siyasetçi ve hükümetin vatandaşlarının ne düşündüğünü ve ne istediklerini  
bilme hakkına sahip olduğu kanaatindeyim. Belirtilen fikirler rahatsız edici, şok  
edici veya bölücü olsa bile bu geçerlidir. Bunun aksini düşünmek, mal sahibinin  
29  
3. NOLU SÜREK KARARI - HAKİM MARUSTE‟NİN  
KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
bir sansür mekanizması olarak hareket etmesi anlamına gelecektir ki, bu da  
demokrasinin temel fikir ve kurallarından ayrılmak olacaktır. Son olarak,  
konuşmadan kaynaklanan tehlikelerin bariz ve mevcut olarak tespit edilmesi  
gerektiğini düşünen meslektaşlarımın fikirlerini paylaşmaktayım. Bu mevcut  
davada Söz konusu değildir.  
30  
3. NOLU SÜREK KARARI - HAKİM MARUSTE‟NİN  
KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
HAKİM GÖLCÜKLÜ‟NÜN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
(Geçici çeviri)  
Mahkemede bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, ilgili hüküm  
kapsamında Devlet Güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız” olmadığı  
gerekçesi ile 6. Maddenin ihlal edildiği yönündeki Mahkeme‟nin çoğunluk  
görüşüne katılmadığı büyük bir üzüntü içinde belirtmek isterim. Bu bağlamda, 9  
Haziran 1998 tarihli İncal Türkiye kararında sayın hakimler Sn. Thor  
Vilhjalmsson, Sn. Matscher, Sn. Foighel, Sn. John Freeland, Sn. Lopes Rocha, Sn.  
Wildhaber ve Sn. Gotchev ile müştereken ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar-  
Türkiye kararında münferiden belirtmiş olduğum muhalif görüşüme gönderme  
yapmaktayım. İkisi sivil olan üç hakimden oluşan bir mahkemede bir askeri  
hakimin mevcudiyetinin, askeri olmayan (sivil) adli düzeyde bulunan ve kararları  
Yargıtayın incelemesine tabi olan Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve  
tarafsızlığını herhangi bir şekilde etkilemediğine ilişkin görüşüm sabittir.  
(1) Çoğunluğun kararının dıştan görünüşler kuramının haklı olmayan bir  
uzantısından kaynaklandığını; (2) kararın 79. paragrafında çoğunluk tarafından  
belirtildiği üzere, “... bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan başvuru  
sahiplerinin, Askeri Hakimler üyesi olan bir düzenli askeri görevlinin katılımını  
içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endişe içinde olmaları anlaşılır  
bir husustur” demesi ve bunu basitçe önceki İncal kararına dayandırmasının  
(Çıraklar kararı, İncal kararında belirtilenin sadece bir tekrarı niteliğindedir)  
yeterli olmadığını (3) çoğunluğun görüşünün soyut olduğu ve bu nedenle haklı  
çıkarılabilmesi için hem gerçekler hem de hukuk açısından daha iyi desteklenmiş  
olması gerektiğini vurgulamak isterim.