CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SILAY-TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:8691/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
5 Nisan 2007  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir. 1  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2007. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1 1 Nisan 2007 tarihinden önceki yapısıyla  
1
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (8691/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Mehmet Sılay’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 4 Ocak 2002  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu avukatlarından I. Aydos tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1949 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
16 Ocak 1998 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Refah Partisi’nin kapatılmasından  
sonra adıgeçen partiden milletvekili olan başvuran 17 Aralık 1997 tarihinde kurulan Fazilet  
Partisi’ne katılmıştır.  
Başvuran 18 Nisan 1999 tarihindeki genel seçimlere kadar milletvekilliği görevini  
yürütmüştür.  
7 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fazilet Partisi’nin kapatılması  
talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açmış ve gerekçe olarak sözkonusu partinin laiklik  
karşıtı faaliyetlerin odağı haline geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak  
kapatılan Refah Partisi’nin devamı olduğu belirtilmiştir.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı talebini desteklemek üzere, bazı parti yöneticileri ile  
üyelerinin eylem ve beyanlarınının yanı sıra, başvuran tarafından yazılıp 1998 yılında  
yayınlanan ve mahkeme kararıyla toplatılan “Parlamentodan Haber” adlı kitaba atıfta  
bulunmuştur.  
Fazilet Partisi temsilcileri Anayasa Mahkemesi’ne sundukları görüşlerinde, sözkonusu kitabın  
aleyhlerinde delil olarak kabul edilmesine itiraz etmişlerdir. Sözkonusu eserde başvuranın  
Meclis’te yapmış olduğu konuşmaların bir araya getirildiğini ve Fazilet Partisi’nin bilgisi  
dışında yazılıp yayınlandığını belirten temsilciler, kitabın yayınlanmasından ötürü başvuran  
hakkında herhangi bir cezai takibat başlatılmadığını da eklemişlerdir.  
22 Haziran 2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi partinin “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı”  
haline geldiği gerekçesiyle, Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler  
Kanunu’nun 101. ve 103. maddelerine dayanarak Fazilet Partisi’nin kapatılmasına karar  
vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu karara varırken, diğerlerinin yanısıra sözkonusu kitabı  
dikkate almıştır.  
Anayasa Mahkemesi başvuranın, bu kitapta halkı, kamu otoritelerine karşı faaliyette  
bulunmaya teşvik ettiğine kanaat getirmiştir.  
Anayasa Mahkemesi ek ceza olarak, Anayasa’nın 69 § 8. maddesi gereğince aralarında  
başvuranın da yer aldığı beş parti üyesinin, beş yıl süreyle herhangi bir siyasi partinin  
kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olmalarını yasaklamıştır.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĠHS’NĠN 10. 11. VE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 3. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL  
EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunan başvuran Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM)  
yapmış olduğu konuşma nedeniyle siyasi haklarına getirilen kısıtlama ile ifade özgürlüğünün  
ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Başvuran Anayasa Mahkemesi tarafından Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından siyasi  
haklarına getirilen kısıtlamalarla dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün ihlal edildiğini öne  
sürerek AİHS’nin 11. maddesini hatırlatmaktadır.  
Başvuran aynı gerekçelere dayalı olarak Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğini  
iddia etmektedir.  
AİHM, yapılan şikayetlerin tamamının Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi başlığı altında  
incelenmesini uygun görmektedir.  
A. Tarafların görüĢleri  
Hükümet, AİHS hükümleri ve AİHM içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla yasalarda  
yapılan değişiklikleri hatırlatmaktadır. Hükümet bu doğrultuda Anayasa’nın 69. maddesinde  
öngörülen değişiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatmak yerine dava  
fiillerinin ağırlığına göre ilgili partiyi devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun  
bırakmaya karar verebileceğini belirtmektedir. Hükümete göre bir siyasi partinin  
kapatılmasından daha hafif yaptırımların getirilmiş olması, ülke açısından siyasi partilerin  
özgürlüğü alanında gerçekleştirilmiş önemli reformlardandır.  
Başvuran iddialarını yinelemekte ve kitabında yer alan söylemler bağlamında milletvekili  
dokunulmazlığına sahip olduğunu öne sürmektedir. Başvuran mahrum bırakıldığı siyasi  
hakların temel yapısının altını çizmektedir.  
B. AĠHM’nin değerlendirmesi  
1. Genel ilkeler  
AİHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı gibi  
hukuken korunan menfaatleri güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Mathieu-Mohin ve  
Clerfayt-Belçika kararı 2 Mart 1987, Hirst-Birleşik Krallık (no2) no: 74025/01, son olarak  
Zdanoka-Letonya no: 58278/00, 16 Mart 2006 ve Lykourezos-Yunanistan no: 33554/03  
kararları). Hukukun üstünlüğünü esas alan gerçek demokrasinin temellerinin oluşturulması ve  
korunması bakımından bu haklar mutlak değildir, «üstü örtülü» sınırlar mevcuttur ve  
Sözleşmeci Devletler bu doğrultuda kendilerine tanınan takdir yetkilerini kullanmak  
durumundadır (Bkz. Matthews-Birleşik Krallık no: 24833/94, Labita-İtalya kararı no:  
26772/95).  
3
Bununla birlikte AİHM’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan hükümlerin  
uygulanmasını gözetmek düşmekte; seçimlerde oy vermeye ve aday olmaya bağlı hakların  
özüne dahi dokunulmaması, etkinliğini yitirmemesi, meşruiyetini koruması ve kullanılan  
araçların orantısız olmaması gerekir. Özellikle, yasama organlarının seçiminde halkın hür  
iradesini sekteye uğratacak hiçbir engel yer almamalı-başka bir deyişle, genel oylama halkın  
isteğini yansıtmalı, etkin olmalı ve bütünlük önünde bir engel oluşturmamalıdır. Yine, halkın  
hür iradesiyle yaptığı ve demokratik olarak ortaya koyduğu seçim, demokratik düzeni  
zorlayıcı gerekçelerin mevcut olması haricinde seçim sisteminin düzenlenmesinde hiçbir  
değişikliğe uğramamalıdır. Kaldı ki AİHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere bu hüküm  
herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde temsil hakkını güvence altına  
almaktadır (Bkz. Selim Sadak vd.-Türkiye no: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95  
kararları ve sözü edilen Lykourezos kararı). Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi gerçek bir  
siyasi rejimin temel ilkesini benimsemektedir ve AİHS sistemi içinde temel bir öneme  
sahiptir.  
2. Mevcut başvuruya uygulanması  
Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 69 § 6. maddesine dayalı olarak Faziletin “laiklik karşıtı  
faaliyetlerin odağı” haline geldiğine karar vermiş, bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin  
Faziletin kapatılması yönünde aldığı kararda yer alan gerekçeler aralarında başvuranın da yer  
aldığı kimi başkan ve yöneticilerin fiillerine etki etmiştir. İkinci bir yaptırım olarak da  
başvuran da dahil beş siyasetçiye beş yıllığına siyasi kısıtlamalar getirmiştir.  
AİHM, başvuranın siyasi haklarına getirilen geçici kısıtlamaların netice itibariyle Türk siyasi  
rejiminin laik yapısının korunmasını amaçladığını not etmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki  
demokrasi açısından önemi dikkate alındığında, AİHM sözkonusu önlemin mevcut düzenin  
sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından meşru amaçları  
içerdiğine itibar etmektedir.  
AİHM, sözkonusu tedbirin orantılılığı hususunda başvuranın siyasi haklarından geçici olarak  
yoksun bırakılmasında demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin mevcut olup olmadığını  
incelemeye alacaktır. Bu itibarla AİHM, Faziletin kapatılması sonucunda başvuranın siyasi  
haklarının sınırlandırılması doğrultusunda siyasi bir partinin feshine ilişkin anayasal  
gerekçelerin de dikkate alınması gerektiği kanısındadır (Selim Sadak vd. kararı ile  
karşılaştırınız). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki haliyle 69 § 9. maddenin  
kapsamı oldukça genişti. Parti üyelerinin tüm görüş ve fiilleri fesih kararına zemin hazırlayan  
Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline geldiği görüşünü destekler mahiyettedir. Sözü  
edilen faaliyetlerin derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemiştir. Bu bağlamda, bazı parti  
üyelerinin ve özellikle parti genel başkanı ve yardımcısının başvuranın maruz kaldığı şekliyle  
bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.  
AİHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere siyasi hakların kısıtlanması ağır bir yaptırımdır.  
Yukarıda bahse konu saptamalar ışığında AİHM, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran  
hakkında verilen kararın öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı olarak  
nitelendirilemeyeceği neticesine varmaktadır. Bu durumda, sözkonusu müdahale başvuranın  
seçilme hakkını özü itibariyle ihlalini oluşturmaktadır.  
Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesini ihlal edilmiştir.  
4
AİHM ayrıca Anayasa’nın 69 § 6. maddesinde “siyasi bir partinin bu nitelikteki fiilleri parti  
yöneticileri ve üyeleri tarafından zımnen veya açıkça benimsendiği yahut doğrudan doğruya  
anılan parti organlarınca işlendiği takdirde sözkonusu fillerin odağı haline gelmiş sayılmaz”  
yönündeki değişikliği ilgiyle not etmektedir. Bununla birlikte, Anayasa’nın 69 § 7. maddesi  
Anayasa Mahkemesi’ne siyasi bir partinin temelli kapatılması yerine dava konusu fiillerin  
ağırlığına göre Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması yetkisini  
tanımıştır. Kuşkusuz bir kimsenin siyasi haklarının kısıtlanması daha az sıklıkla olacak ve  
siyasi haklar güçlenecektir.  
II. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran kitabının 5000 baskısının toplatılmasını ile maddi zarara uğradığını bu miktarın  
50.000.000.000 TL’ye [yaklaşık 30.200 Euro] karşılık geldiğini bu kaybın siyasi haklarına  
getirilen kısıtlamalardan kaynaklandığını ileri sürmektedir.  
Başvuran ayrıca manevi zarar olarak 5.000.000 ABD Doları talep etmektedir.  
Gelir kaybı ile ilgili AİHM, gelecek bir tarihteki seçimler hakkında yorum yapmamakta ve  
başvuranın bu talebini reddetmektedir. Kitabının toplatılması ile başvuranın kesin olarak  
maddi bir zarara uğradığını kanıtlar bir bulgu yer almamaktadır. Üstelik başvuran bu  
uygulamaya karşı çıkacak hiçbir girişimde bulunmamıştır.  
AİHM başvuranın maruz kaldığı manevi zararın ihlal kararının tespiti ile giderileceği  
kanaatine varmaktadır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 10.000.000.000 TL  
[yaklaşık 6.040 Euro] talep etmektedir, bu yönde kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.  
AİHM, mahkemeye sunulan unsurlar ve yerleşik içtihadından ileri gelen kriterler ışığında  
başvurana yarlama gideri olarak 3.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 10. ve 11. maddeleri hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
5
3. İhlal kararının tespitinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından adil  
bir tazmini oluşturduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana yargılama gideri olarak 3.000 (üç bin) Euro  
ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĠġTĠR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine  
uygun olarak 5 Nisan 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6