Bununla birlikte AİHM’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan hükümlerin
uygulanmasını gözetmek düşmekte; seçimlerde oy vermeye ve aday olmaya bağlı hakların
özüne dahi dokunulmaması, etkinliğini yitirmemesi, meşruiyetini koruması ve kullanılan
araçların orantısız olmaması gerekir. Özellikle, yasama organlarının seçiminde halkın hür
iradesini sekteye uğratacak hiçbir engel yer almamalı-başka bir deyişle, genel oylama halkın
isteğini yansıtmalı, etkin olmalı ve bütünlük önünde bir engel oluşturmamalıdır. Yine, halkın
hür iradesiyle yaptığı ve demokratik olarak ortaya koyduğu seçim, demokratik düzeni
zorlayıcı gerekçelerin mevcut olması haricinde seçim sisteminin düzenlenmesinde hiçbir
değişikliğe uğramamalıdır. Kaldı ki AİHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere bu hüküm
herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde temsil hakkını güvence altına
almaktadır (Bkz. Selim Sadak vd.-Türkiye no: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95
kararları ve sözü edilen Lykourezos kararı). Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi gerçek bir
siyasi rejimin temel ilkesini benimsemektedir ve AİHS sistemi içinde temel bir öneme
sahiptir.
2. Mevcut başvuruya uygulanması
Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 69 § 6. maddesine dayalı olarak Faziletin “laiklik karşıtı
faaliyetlerin odağı” haline geldiğine karar vermiş, bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin
Faziletin kapatılması yönünde aldığı kararda yer alan gerekçeler aralarında başvuranın da yer
aldığı kimi başkan ve yöneticilerin fiillerine etki etmiştir. İkinci bir yaptırım olarak da
başvuran da dahil beş siyasetçiye beş yıllığına siyasi kısıtlamalar getirmiştir.
AİHM, başvuranın siyasi haklarına getirilen geçici kısıtlamaların netice itibariyle Türk siyasi
rejiminin laik yapısının korunmasını amaçladığını not etmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki
demokrasi açısından önemi dikkate alındığında, AİHM sözkonusu önlemin mevcut düzenin
sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından meşru amaçları
içerdiğine itibar etmektedir.
AİHM, sözkonusu tedbirin orantılılığı hususunda başvuranın siyasi haklarından geçici olarak
yoksun bırakılmasında demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin mevcut olup olmadığını
incelemeye alacaktır. Bu itibarla AİHM, Faziletin kapatılması sonucunda başvuranın siyasi
haklarının sınırlandırılması doğrultusunda siyasi bir partinin feshine ilişkin anayasal
gerekçelerin de dikkate alınması gerektiği kanısındadır (Selim Sadak vd. kararı ile
karşılaştırınız). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki haliyle 69 § 9. maddenin
kapsamı oldukça genişti. Parti üyelerinin tüm görüş ve fiilleri fesih kararına zemin hazırlayan
Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline geldiği görüşünü destekler mahiyettedir. Sözü
edilen faaliyetlerin derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemiştir. Bu bağlamda, bazı parti
üyelerinin ve özellikle parti genel başkanı ve yardımcısının başvuranın maruz kaldığı şekliyle
bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.
AİHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere siyasi hakların kısıtlanması ağır bir yaptırımdır.
Yukarıda bahse konu saptamalar ışığında AİHM, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran
hakkında verilen kararın öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı olarak
nitelendirilemeyeceği neticesine varmaktadır. Bu durumda, sözkonusu müdahale başvuranın
seçilme hakkını özü itibariyle ihlalini oluşturmaktadır.
Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesini ihlal edilmiştir.
4