CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SELİM SADAK VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 25144/94,27100/95 ve 27101/95 ve 26149/95 no’dan 26154/95  
no’ya kadar)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2002. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Selim Sadak, Sedat Yurttaş, Mehmet Hatip  
Dicle, Sırrı Sakık, Orhan Doğan, Leyla Zana, Ahmet Türk, Nizamettin Toğuç,  
Naif Güneş, Mahmut Kılınç, Zübeyir Aydar, Ali Yiğit ve Remzi Kartal’ın,  
(başvuranlar), 23 Ağustos ve 16 Aralık 1994 tarihlerinde, İnsan Haklarını ve  
Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin (Sözleşme) eski 25. maddesi  
uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon),  
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5, 6, 7, 9, 10 ve 11. maddeleriyle  
birlikte 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptıkları  
başvurulardır (Başvuru no: 25144/94, 26149/95-26154/95, 27100/95 ve  
27101/95).  
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul  
Barosundan Av. H. Kaplan, Ankara Barosundan Av. Y. Alataş ve Kürt İnsan  
Hakları Projesi Avukatı Sn. Ph. Leach tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Sırasıyla 1954, 1961, 1955, 1957, 1955, 1961, 1942, 1951, 1956, 1946, 1961,  
1959 ve 1948 doğumlu olan başvuranlar Türk vatandaşıdır. Eski milletvekili  
olan başvuranlar, 16 Haziran 1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından  
kapatılan Demokrasi Partisi'nin (DEP) üyesi idiler.  
DEP 7 Mayıs 1993 tarihinde kurulmuş ve kuruluş mazbatası İçişleri  
Bakanlığı’na verilmiştir.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, DEP’in Anayasayı ve Siyasi Partiler  
Kanununu ihlal ettiği ve DEP üyeleri tarafından yapılan açıklamaların ülkenin  
bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik olduğu gerekçesiyle, sözkonusu  
partinin kapatılması talebiyle 2 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesine  
başvurmuştur.  
Anayasa Mahkemesi bazı milletvekillerinin sözlü görüşlerine başvurmuştur. İlk  
olarak, 22 Mart 1994 tarihinde, DEP’in başkan yardımcısı olan Kartal’ı ve  
partinin avukatı Kaplan’ı dinlemiştir.  
2 Mart 1994 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine TBMM,  
bazı DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmıştır. Aynı tarihte,  
başvuranlardan Dicle ve Doğan meclisten çıktıkları sırada yakalanarak gözaltına  
alınmışlardır. 4 Mart 1994 tarihinde Sakık, Türk ve Zana da aynı akıbeti  
yaşamışlardır. Yurttaş ve Sadak’ın binayı terk etmedikleri gerekçesiyle  
tutuklanmaları, hâlâ milletvekili olmaları nedeniyle Meclis Başkanı tarafından  
engellenmiştir.  
16 Haziran 1994 tarihinde, Anayasa Mahkemesi DEP’in, ulusal bütünlüğü ve  
devletin toprak bütünlüğünü hedef aldığı gerekçesiyle kapatılmasına karar  
vermiştir.  
Aynı gün aleyhlerinde açılan dava nedeniyle, başvuranlardan Toğuç, Güneş,  
Kılınç, Aydar, Yiğit ve Kartal yurtdışına (Brüksel) kaçmışlardır.  
1 Temmuz 1994 tarihinde, Sadak ve Yurttaş avukatlarıyla birlikte Savcılığa  
gitmişler ve burada gözaltına alınmışlardır.  
21 Temmuz 1994 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı TCK'nun 125. maddesine  
dayanarak başvuranlar aleyhinde kamu davası açmıştır.  
8 Aralık 1994 tarihinde, Ankara DGM, Sakık’ı bölücü propaganda yapmaktan  
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesi gereği 3 yıl ağır hapis  
cezasına; Türk, Dicle, Doğan, Sadak ve Zana’yı silahlı çete oluşturmaktan  
TCK’nun 168. maddesi gereği 15 yıl ağır hapis cezasına ve Yurttaş’ı ise yasadışı  
örgüte yardım ve yataklık etmekten TCK’nın 169. maddesine göre 7.5 yıl ağır  
hapis cezasına çarptırmıştır.  
Cumhuriyet Başsavcısının ve başvuranların kararı temyiz etmeleri üzerine  
Yargıtay, 26 Ekim 1995 tarihinde, sözkonusu Türk ve Yurttaş bakımından  
bozarak tahliye edilmelerine karar vermiş; diğer başvuranların mahkumiyetlerini  
ise onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. 1 NOLU PROTOKOL’ÜN 3. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ  
ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuranlar, demokratik ve çoğulcu parlamenter bir sistemde seçilen  
milletvekilleri olarak, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma gerekçelerine itiraz  
etmektedirler. Başvuranlar, DEP yöneticilerinin, yaptıkları açıklamalarla Kürt  
kimliğine ve Kürt dilinin ve kültürünün geliştirilmesi için duyulan ihtiyaca  
vurgu yaparak, bu yönde gerekli tedbirlerin alınmasını savunduklarını  
belirtmektedirler.  
Avrupa Konseyi Parlamentosu’nun 30 Haziran 1994 tarihli kararına atıfta  
bulunan başvuranlar, demokratik bir toplumdaki çoğulculuğun her türlü  
düşünceyi özgürce ifade etmeyi öngördüğünü hatırlatmaktadırlar. DEP’in  
kapatılmasıyla birlikte başvuranların milletvekilliklerinin düşürülmesi, toplumun  
bir kısmının siyasi görüşlerinin parlamentoda temsil edilememesine yol açmış  
ve bu nedenle 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
Hükümet, Komisyonun Matieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika kararına göndermede  
bulunarak, Devletlerin bazı koşullarda seçme ve seçilme hakkına kısıtlamalar  
getirebileceklerini belirtmiş, DEP milletvekillerinin milletvekilliklerinin  
düşmesinin, Anayasanın ilgili hükmüne göre, adı geçen partinin kapatılmasının  
bir sonucu olduğunu ifade etmiştir. Hükümete göre, sözkonusu müdahale, ulusal  
güvenliğin, kamu emniyetinin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi birçok  
amaç gütmektedir.  
AİHM, 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesinin subjektif haklar içerdiğini  
hatırlatmaktadır: Seçme ve seçilme hakları. Bunlar ne denli önemli olurlarsa  
olsunlar mutlak hak değildirler. 3. maddede sözkonusu haklar kesin ifadeler  
kullanılmaksızın belirtildiği için “üstü kapalı sınırlamalar” getirmek  
mümkündür. Sözleşmeye taraf olan Devletler, 3. maddenin ilke olarak engel  
koymadığı durumlarda, yasal düzenlemeleriyle seçme ve seçilme hakkının  
sınırlarını belirlerler. Devletler bu yönde geniş bir takdir yetkisine sahiptirler,  
ancak 1 Nolu Ek Protokolde öngörülen gereklilikleri son olarak değerlendirme  
yetkisi AİHM’ne aittir (Bkz. 2 Mart 1987 tarihli Mathieu-Mohin ve Clerfayt-  
Belçika kararı § 52, 1 Temmuz 1997 tarihli Gitonas ve diğerleri-Yunanistan  
kararı, § 39, 2 Eylül 1998 tarihli Ahmet ve diğerleri- İngiltere kararı, § 75 ve  
Labita-İtalya kararı, § 201).  
Ayrıca AİHM, 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesinin tam demokratik siyasi  
rejimin ilkesel özelliklerinden birine vakfedildiğini belirtmektedir. Bu nedenle  
sözkonusu madde Sözleşme sistemi içinde çok önemli bir yere sahiptir (Bkz,  
yukarıda anılan Mathieu-Mohin ve Clerfayt kararı, §47). Sözleşme ile  
demokrasi arasındaki bağa gelince, AİHM bu yönde 30 Ocak 1998 tarihli  
TBKP-Türkiye ve Yazar vd.-Türkiye kararlarına atıfta bulunmaktadır.  
Ayrıca, Komisyonun vermiş olduğu karar doğrultusunda, AİHM bu hükmün her  
kişiye seçilme hakkını verdiğini ve seçildikten sonra bu görevin ifasını güvence  
altına aldığını belirtmektedir (Bkz. Ganchev-Bulgaristan davası kapsamında 25  
Kasım 1996 tarihli Komisyon kararı ve Gaulieder-Slovakya davası çerçevesinde  
10 Eylül 1999 tarihli Komisyon kararı).  
AİHM, ifade özgürlüğünün her birey için olduğu kadar seçmenlerini temsil eden  
ve onların menfaatlerini koruyan seçilen için de değerli olduğunu daha önce de  
ifade etmiştir. Bu nedenle muhalefetteki bir partinin milletvekillerinin ifade  
özgürlüğüne yapılan müdahaleler AİHM’yi daha katı bir denetim yapmaya  
itmektedir (Bkz, 23 Nisan 1992 tarihli Castells-İspanya Kararı, § 42).  
Hükümetin sözkonusu müdahaleyi bir veya daha çok meşru amaç doğrultusunda  
gerçekleştirdiği farz edilse bile, AİHM bu müdahalenin meşru amaçla orantılı  
olmadığı kanısındadır.  
Konuyla ilgili olarak AİHM, yurtdışında partinin eski başkanı tarafından yapılan  
açıklamaların ve merkez komitenin yazılı açıklamalarının, Anayasa  
Mahkemesi’nin DEP’in kapatılmasına ilişkin 16 Haziran 1994 tarihli kararında  
ileri sürdüğü gerekçeler arasında yer aldığını kaydetmektedir. Partinin  
kapatılmasııyla birlikte, Anayasanın 84§3. maddesi ve Siyasi Partiler Yasası  
hükümlerince başvuranların milletvekillikleri düşürülmüştür.  
AİHM, alınan önlemin orantılı olup olmadığını değerlendirirken, Anayasanın  
84§5. maddesinde yapılan değişiklikten sonra, sadece eylemleriyle siyasi  
partinin kapatılmasına neden olan milletvekilinin görevinin sona ereceğine  
dikkat çekmektedir. Başvuranların milletvekilikleri ise bireysel olarak  
gerçekleştirdikleri politik eylemler nedeniyle değil, mensubu oldukları ve  
faaliyet göstedikleri siyasi partinin kapatılması sonucu doğrudan düşmüştür.  
AİHM, yapılan müdahalenin katı olduğu kanısındadır: DEP kesin olarak ve  
derhal kapatılmış, başvuranların milletvekillikleri düşürülerek siyaset yapmaları  
yasaklanmıştır. Bu konuda AİHM, orantılılığın değerlendirilmesi sırasında,  
yapılan müdahalenin şeklinin ve ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini  
düşünmektedir (Bkz. Sürek-Türkiye (No:1) kararı, §64).  
Yukarıda sözü edilen unsurlar göz önüne alındığında AİHM, Anayasa  
Mahkemesi’nin başvuranlara vermiş olduğu cezanın Hükümet tarafından ileri  
sürülen meşru amaçla orantılı olmadığına karar vermiştir.  
AİHM, yapılan müdahalenin 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesince başvuranlara  
tanınan seçilme ve siyaset yapma hakkıyla bağdaşmadığı ve seçmenlerin de  
seçme haklarının ihlal edildiği kanaatindedir.  
Bu nedenlerle, 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĠHS’NĠN 7, 9, 10, 11 ve 14. MADDELERĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ  
ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi tarafından DEP’in kapatılması sonucu  
milletvekilliklerinin düşürüldüğü gerekçesiyle AİHS’nin 11. maddesiyle  
güvence altına alınan dernek kurma özgürlüklerinin ve ayrıca AİHS’nin 9, 10 ve  
14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.  
Hükümet, AİHM’nin Glasenapp ve Kosiek kararlarına atıfta bulunarak,  
milletvekilliğinin bir kamu görevi olup Sözleşmenin güvence altına aldığı  
haklardan olmadığını belirtmektedir.  
Hükümete göre, söz konusu müdahale ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin ve  
toprak bütünlüğünün korunması gibi birçok amaç gütmektedir. Hükümet,  
DEP’in bazı yöneticilerinin beyanlarının, halkın bir bölümünün kin, şiddet ve  
etnik kökene dayalı ayrımcılık duygularını körüklediğini belirtmektedir. Bu  
şartlarda, Hükümet söz konusu tedbirin “demokratik toplum” için zorunlu  
olduğunu düşünmektedir.  
Başvuranlar, hem Hükümetin görüşlerine hem de Anayasa Mahkemesinin  
partiyi kapatma gerekçelerine itiraz etmektedirler. Başvuranlara göre,  
milletvekilliğinin düşmesini düzenleyen Anayasanın 84. maddesi, AİHS’nin 7,  
9, 10, 11 ve 14. maddelerine aykırı bulunmaktadır.  
Başvuranlar, DEP yöneticilerinin, açıklamalarında Kürt kimliği üzerinde  
durarak, Kürt dili ve kültürünün geliştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını  
savunduklarını; demokratik toplumda bütün fikirlerin ifade edilmesinin  
çoğulculuğun bir gereği olduğunu hatırlatmaktadırlar. Başvuranlar, DEP’li  
milletvekillerinin milletvekilliklerinin sona erdirilmesinin AİHS’nin 9, 10 ve 11.  
maddelerinin 2. paragrafları bakımından meşru olmadığı sonucuna  
varmaktadırlar.  
1 No’lu Ek Protokol’un 3. maddesi hakkında vermiş olduğu karar gözönüne  
alındığında, AİHM bu şikayeti incelemeye gerek duymamıştır.  
III. I NOLU EK PROTOKOL’ÜN I. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ  
ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuranlar, haksız yere milletvekili maaşlarından mahrum bırakıldıkları  
gerekçesiyle 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri  
sürmüşlerdir.  
AİHM, başvuranların milletvekilliklerinin düşürülmesinde etkili olan  
önlemlerden şikayetçi olduklarını ve bu önlemlerin 1 No’lu Ek Protokolün 3.  
maddesinin ihlali anlamına geldiğini hatırlatmaktadır. AİHM, sonuç olarak 1.  
maddeyle ilgili şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı görüşündedir.  
IV. AĠHS’NĠN 6§1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI  
HAKKINDA  
Başvuranlar, Anayasa Mahkemesince yapılan yargılama sırasında savunma  
haklarının sınırlandırıldığı gerekçesiyle adil yargılanmadıklarını ileri sürerek  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.  
Hükümet, AİHS’nin 6. maddesinin Anayasa Mahkemesi önündeki  
yargılamalarda geçersiz olduğunu savunmaktadır.  
1 Nolu Ek Protokolün 3. maddesi hakkında vermiş olduğu kararı gözönüne  
alarak, AİHM bu şikayeti incelemeye gerek görmemiştir.  
Bu nedenden dolayı, Mahkeme, Oybirliğiyle,  
1. 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesinin ihlal edildiğine ;  
2. AİHS’nin 7, 9, 10, 11 ve 14. maddelerinin ihlal edilip edilmediğine dair  
bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına ;  
3. 1 No’lu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğine dair bir  
inceleme yapılmasına gerek olmadığına ;  
4. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edilip edilmediğine dair bir incelenme  
yapılmasına gerek olmadığına;  
5. (a) AİHS’nin 44§2 maddesinin uyarınca kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren 3 ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla  
birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ sına çevrilmek üzere  
aşağıdaki miktarların, davalı Devlet tarafından ödenmesine,  
(i) her türlü zararı kapsayan tazminatı için başvuranların her  
birine 50.000 (elli bin) Euro ödenmesine;  
(ii) masraf ve harcamalar için Selim Sadak, Leyla Zana, Hatip  
Dicle, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Sedat  
Yurttaş’a toplam 10,500 (on bin beş yüz) Euro ve Nizamettin  
Toğuç, Naif Güneş, Mahmut Kılınç, Zübeyir Aydar, Ali Yiğit  
ve Remzi Kartal’a toplam  
ödenmesine;  
9.000 (dokuz bin) Euro  
(b) Yukarıda belirtilen üç ay süreden sonra ödeme tarihine kadar  
geçecek süre için % 7,25 faiz ödenmesine;  
Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 11 Haziran 2002 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.