SAYGILI VE FALAKAOĞLU – TÜRKĠYE KARARI
siyasi liderlerinin fikir ve tavırlarını öğrenmeleri ve haklarında bir kanaat oluĢturmalarında
halka sunulmuĢ en iyi araçlardan biridir (bkz. Castells – İspanya, A Serisi no. 236). Basın
özgürlüğü aynı zamanda bir dereceye kadar abartı ve hatta tahrike izin verir (bkz. Prager and
Oberschlick – Avusturya, A Serisi no. 313).
AĠHM ayrıca düzenlenmiĢ olsun ya da olmasın, röportaj ve Ģahısların beyanlarına
dayanan haberlerin basının “halkın gözcüsü” olma görevini yerine getirmesinde en önemli yol
olduğunu hatırlatır. BaĢka bir Ģahsın sözlerinin yayılmasına yardımcı olduğu için bir
gazetecinin cezalandırılması basının halkı ilgilendiren konuların tartıĢılmasına katkısına ciddi
Ģekilde engel olacaktır ve bunu yapmak için çok geçerli nedenler bulunmuyorsa bu yola
baĢvurulmamalıdır (bkz. örneğin Kuliś – Polonya, yukarıda anılan). Gazetecilerden
baĢkalarını rencide ya da tahrik edebilecek ya da itibarını zedeleyebilecek beyanlara resmen
ve sistematik olarak mesafeli durmaları yönünde genel bir koĢul getirilmesi, basının güncel
olaylar, görüĢler ve fikirler hakkında bilgi verme rolüyle bağdaĢmamaktadır (bkz. örneğin
Thoma – Lüksemburg, no. 38432/97).
Somut dava koĢullarına dönülecek olursa AĠHM, dava konusu yazının Veli BüyükĢahin
adlı politikacının Türkiye’nin güneydoğusunda yaĢanan kaybolma olayları hakkındaki sözleri
ile ilgili olduğunu kaydeder. Makalede BüyükĢahin, devleti sözkonusu kaybolma olaylarının
sorumlularının bulunması için yeterince çaba sarf etmemekle eleĢtirmiĢtir. Aynı zamanda
birtakım ciddi iddialar ortaya atmıĢtır. Ġlk olarak Albay L.E.’yi bir HADEP üyesini tehdit
etmekle suçlamıĢ, ikinci olarak da L.E.’nin baĢka iki HADEP üyesinin kaybolmasındaki
muhtemel sorumluluğunu ima etmiĢtir. AĠHM, DGM’nin sözkonusu yazının Albay L.E.’yi
terör örgütlerine hedef göstermek amacıyla yazıldığı ve baĢvuranların bu yazının
yayınlanmasından sorumlu oldukları kanaatine varmıĢ olduğunu gözlemler.
AĠHM, sözkonusu makaleyi incelemiĢtir. Ġlk olarak Türkiye’nin güneydoğusundaki
kaybolma olaylarının Ģüphesiz halkı ilgilendiren bir konu olduğu kanısındadır. Ancak AĠHM,
BüyükĢahin’in sözlerinin güvenlik güçlerinin, özellikle de Albay L.E.’nin görevlerini kötüye
kullandığı iddiasını içerdiği ve bu ifadelerin, doğru değilse hakaret niteliğinde ve ilgilileri
halkın gözünde küçük düĢürebilecek sözler olduğunu kaydeder. Bu bağlamda AĠHM, kamu
görevlilerini, görevlerini yerine getirmelerini etkilemek ve halkın kendilerine ve makamlarına
olan güvenini sarsmak için bilinçli olarak yapılan kırıcı, hakaret içeren ve küçük düĢürücü
saldırılardan korumanın zorunlu olabileceğini hatırlatır (bkz. Nikula – Finlandiya, no.
31611/96). Ne var ki AĠHM, baĢvuranlar hakkındaki davanın konusunun hakaret değil Terörle
Mücadele Yasası’na muhalefet olması nedeniyle bu hususun bu baĢvurunun konusu
olmadığını kaydeder (bkz. Falakaoğlu ve Saygılı – Türkiye, no. 11461/03).
AĠHM, ulusal mahkeme kararlarında belirtilen gerekçeleri incelemiĢ ve bunları aĢağıda
belirtilen nedenlerden dolayı baĢvuranların ifade özgürlüğü haklarına müdahaleyi haklı
çıkaracak kadar gerekli görmemiĢtir. Ġlk olarak AĠHM, baĢvuranların mahkûm edilmesine yol
açan gerekçelerde Albay L.E.’ye getirilen suçlamaların niteliğine dayanılmadığı veya
herhangi bir özel önem atfedilmediğinin DGM kararından anlaĢıldığını kaydeder (bkz. mutatis
mutandis, Halis – Türkiye, no. 30007/96). Ġkinci olarak terörle mücadelede Albay L.E.’nin adı
ve rolünün kamuoyu tarafından bilinip bilinmediği ve isminin ifĢası nedeniyle gerçek bir
tehlike ile karĢı karĢıya kalıp kalmadığı hususu dikkate alınmamıĢtır. Bu Ģekilde DGM,
konumu itibariyle en azından kendi bölgesinde iyi tanınmıĢ olabilecek bir albayın kimliğinin
gizlenmesi ile isminin kamu yararına ifĢa edilmesi arasında bir yarar muhasebesi
yapamamıĢtır. Bu bağlamda AĠHM, hakaret içeren bazı kısımlar haricinde makalenin, bir
bütün olarak ele alındığında bir kamu görevlisine karĢı Ģiddete teĢvik ettiği ve dolayısıyla
3