paragrafları uyarınca, sanığa, aleyhindeki bir tanıklığa karşı, tanık ifadesini verdiği sırada ya
da daha sonra itiraz edebilmesi için uygun ve yeterli koşullar sağlanmalı ve tanığa soru
sorabilme fırsatı tanınmalıdır (Lüdi k. İsviçre, 15 Haziran 1992 tarihli karar, seri A no. 238,
par. 49 ve yukarıda anılan Van Mechelen ve diğerleri kararı, s. 711, par. 51).
Nitekim, Mahkeme'nin birçok defa belirttiği gibi (bkz., Isgrö k. İtalya, 19 Şubat 1991 tarihli
karar, seri A no. 194-A, par. 34 ve yukarıda anılan Lüdi k. İsviçre, par. 47), bazı koşullarda,
yetkili makamların ön soruşturma döneminde alınmış ifadelere başvurmaları gerekebilir.
Sanığın, verildikleri sırada ya da daha sonra bu ifadelere itiraz etmek için uygun ve yeterli
fırsatı olduysa, bu ifadelere başvurulması madde 6 par. l ve 3-d’ye aykırı değildir. Ancak bir
mahkumiyet kararı sadece ya da belirleyici ölçüde, sanığın ne ifadesi alınırken ne de daha
sonra soru soramadığı ya da sorduramadığı bir kişinin ifadelerine dayanıyorsa, savunmanın
hakları 6. maddenin güvencesine aykırı olarak kısıtlanmış olmaktadır (bkz. Unterpertinger k.
Avusturya, 24 kasım 1986 tarihli karar, seri A no. 110, par. 31-33; Saidi k. Fransa, 20 eylül
1993 tarihli karar, seri A no. 261-C, par. 43-44 ve yukarıda anılan Van Mechelen ve diğerleri
kararı, s. 711, par. 55).
Komisyon'la birlikte Mahkeme de, ilgili üç başvuru sahibinin suçluluğunun sabit
bulunmasında, incelenen iki mahkeme kararına da belirleyici bir önem atfederek, bazı
tanıkların mahkemeden önce Cumhuriyet savcısına verdikleri ve başvuranların PKK'nın
sözcüleri olarak hareket ettiklerine dair ifadeleri üzerine kurulduğunu tespit etmiştir. Ne var
ki, ne soruşturma aşamasında ne de duruşmalar sırasında, ilgililerin bu tanıklara soru sorma ya
da sordurma olanağı olmamıştır. Böylelikle, bu tanıkların inandırıcılıklarını kontrol edememiş
ve ifadelerine dair bir kuşku dahi belirtememişlerdir.
Hükümetin, üç başvuru sahibinin, DGM huzurunda açık bir oturumda aleyhte tanıklara soru
sorma taleplerini açıkça ifade etmediklerine dair tespitine gelince, Mahkeme, Sözleşme
tarafından güvence altına alınan bir hakkın kullanılmasından vazgeçilmiş olduğunun -yasal
olduğu kadarıyla- açıkça tespit edilmiş olması gerektiğini hatırlatır (bkz. özellikle yukarıda
anılan Colozza karan. Seri A no.89, s. 14, par.28). Oysa başvuranlar, Devlet Güvenlik
Mahkemesinde olduğu gibi, Yargıtay'da da, ne ön-soruşturma sürecinde ne de dava sırasında
kanıtların yönetimine katılamadıklanndan şikayet etmişlerdir. Ayrıca, sadece savcının
huzurunda alınmış olan aleyhte ifadelerin güvenilirliğine de itiraz etmişlerdir.
Ne olursa olsun, 6. maddenin 1. ve 3. paragrafları, Sözleşmeyi imzalamış olan Devletlerin
olumlu önlemler almasını zorunlu kılmaktadır. Bu önlemler sanığa aleyhinde ifade veren
tanıklara soru sorma ya da sordurma hakkını sağlamayı da kapsamaktadır (Barbera, Messegue
ve Jabardo k. İspanya, 6 Aralık 1988 tarihli karar, seri A no. 146, s.33 par. 78). Bu önlemler
gerçekten de imza sahibi Devletlerin, 6. maddenin sağladığı haklardan etkin olarak
yararlanılmasını sağlamakta göstermeleri gereken “özen”le ilgilidir (Colozza k. italya, 12
şubat 1985 tarihli karar, seri A no. 89, s. 15, par. 28).
Ne var ki DGM, dava sırasında, aleyhte ifade veren aşiret reislerinin ne dinlenmesini, ne de
ilgili üç başvuru sahibiyle yüzleştirilmelerini kabul etmiştir. Bu noktada Hükümet, iddia
makamının bu tanıklarının -ki koşulları hapishanede öldürülmüş olan tanıktan farklıdır- DGM
duruşmalarına katılarak nasıl bir tehlikeye maruz kalacaklarını da açıklamamıştır.
Özet olarak, başvuranların savunma hakları, adil yargılanabilmelerini engelleyecek şekilde
ihlal edilmiştir. 6. maddenin 3-d paragrafı ile birlikte l. paragrafının, esas olarak ihlali söz
konusudur.
11