Başvuran bu karar karşısında temyize gitmiştir. Yargıtay 18 Aralık 1995 tarihinde 3713 sayılı
kanunun 8. maddesinin 27 Ekim 1995 tarihinde değiştirildiği gerekçesiyle sözkonusu kararı
bozmuştur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı yeniden incelemiş, 7 Kasım 1996 tarihli karar ile
başvuranı üç yıl hapis ve 300.000.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.
Başvuran bu karar karşısında yeniden temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 7 Kasım
1996 tarihli kararı onamıştır. Karar ilk derece mahkemesindeki dosyasına 6 Şubat 1998
tarihinde eklenmiştir.
Başvuran AİHS’nin 10. maddesine istinaden kararın yeniden gözden geçirilmesi talebinde
bulunmuştur. Yargıtay 23 Şubat 1998 tarihinde bu başvuruyu reddetmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLMESĠNE ĠLĠġKĠN
Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı ile ifade ve düşünce özgürlüğüne bir
müdahalede bulunulduğunu ileri sürmekte bu doğrultuda AİHS’nin 10. maddesini
hatırlatmaktadır.
Mahkeme daha önce de benzer şikayetlerin yer aldığı kararların incelendiğini ve netice
itibariyle AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle
Ceylan-Türkiye no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no: 22479/93, § 74,
AİHM 1999-VI, sözü edilen İbrahim Aksoy § 80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, § 39, 23
Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye kararları, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
Mahkeme, bu yöndeki içtihatlar ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin davanın
seyrine etki edecek hiçbir delili sunmadığını ifade etmiştir. AİHM, sözü edilen dönemde
hazırlanan söylemlerde kullanılan terimleri ve bu doğrultuda olayların meydana geldiği sırada
terörle mücadelenin güçlüklerini dikkate almaktadır (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy kararı,
§ 60 ve Incal-Türkiye kararı 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).
Mezkur beyanlar Türkiye’nin güneydoğusunda meydana gelen terör olaylarına karşı güvenlik
güçlerinin yürütmüş olduğu mücadelenin ağır bir eleştirisine dayalı olarak yapılmıştır.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bahsekonu konuşmada geçen terimler ile Türkiye’nin
toprak bütünlüğünün hedef alındığı değerlendirmesini yaptığını hatırlatmaktadır.
Mahkeme iç hukuk mercilerinin almış olduğu kararlardaki gerekçelere dayanarak başvuranın
düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulduğu tespitini yapmaktadır (Bkz. mutatis
mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no: 4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM,
başvuranın türk siyasi yaşamında bir siyasetçi olarak kendini ifade ettiğini, ne şiddet
kullanımını, kini teşvik ettiğini ne silahlı direnişi savunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme
nezdinde bütün bunlar dikkate alınması gereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye
3