CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
OKUTAN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 43995/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
29 Temmuz 2004  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2004. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (43995/98) başvuru no’lu davanın nedeni  
Kemal Okutan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 1 Ağustos 1998 tarihinde  
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)  
önünde Ankara barosu avukatlarından L.Kanat tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran, 1957 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
Başvuran siyasi bir parti olan HEP’in (Halkın Emeği Partisi) genel sekreter yardımcısı  
sıfatıyla 15 Aralık 1991, 25 Mart ve 19 Eylül 1992 tarihli siyasi içerikli toplantılara iştirak  
etmiştir. 15 Aralık 1991 ve 19 Eylül 1992 tarihli beyanlar partinin olağanüstü kongresinde  
verilmiştir. 25 Mart 1991 tarihli konuşma Çağdaş Hukukçular Derneği’nin düzenlediği  
toplantı sırasında yapılmıştır.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 25 Ağustos, 13 Kasım ve 24  
Aralık 1992 tarihli iddianamelerle 1991 tarihli Terörle Mücadele Şubesinin 8 § 1 maddesi  
uyarınca başvuranı bu üç söylem ile Devletin toprak bütünlüğüne karşı bölücülük  
propagandası yapma suçu ile itham etmiş, konuşmalardan alıntılar yapmıştır.  
İddianamede Başsavcı, Partinin ikinci olağanüstü kongresinin ertesinde yayımlanan  
gazetelerin ismi yasadışı örgüt PKK ile özdeşleştirilen partinin kongresinin bu örgütün gövde  
gösterisine dönüştüğü hususunda hemfikir olduklarının altını çizmektedir. Ayrıca «kongrenin  
yapıldığı salonda yalnızca bir türk bayrağının bulunmasına karşın kimliği belirsiz militanlar  
terörist örgüt PKK’nın sarı, kırmızı, yeşil renkli bayrağını omuzlarında taşımışlardır.  
Kongreye katılan katılımcıların tümü [militanlar da dahil] zafer işareti yaparak «biji PKK, biji  
Apo» [yaşasın PKK, yaşasın öcalan, yaşasın kürdistan] sloganları atmışlar, mendil  
büyüklüğünde PKK bayraklarını çıkararak sallamışlardır (...). Türk Milli Marşı çalınmazken,  
İran’da 1940’lı yıllarda kabul edilen mahabat kürt marşı çalınmıştır (...)». Başsavcıya göre  
konuşmacılar terör örgütünün sivil halka yönelik şiddetlerine sessiz kalırken, kürt halkına  
terör örgütü PKK ile mücadele eden güvenlik güçlerine karşı silahlı mücadelede bulunma  
tavsiyesinde bulunmuşlardır. Diğer yandan Başsavcıya göre sanığın eylemleri hazırlanan  
söylemlerin takdir topladığı siyasi toplantılardan ayrı değerlendirilemez buna ek olarak PKK  
örgütünün de eylemlerinin dikkate alınması gerekmektedir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yaptığı üç konuşmanın yer aldığı soruşturma  
dosyasının birleştirilmesine karar vermiştir.  
Mahkeme heyeti karşısında başvuran hakkında yapılan suçlamaları reddetmiş, sözü edilen  
konuşmalarda Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak bir davranışta bulunmadığını  
savunmuştur. Bunun yanı sıra bölücülük ithamını gerektirecek suç unsurunun oluşmadığını da  
ileri sürmüştür.  
DGM, 23 Haziran 1994 tarihli kararı ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun  
uygulanmasına istinaden başvuranı altı yıl hapis ve 250.000.000 TL. para cezasına  
çarptırmıştır.  
2
Başvuran bu karar karşısında temyize gitmiştir. Yargıtay 18 Aralık 1995 tarihinde 3713 sayılı  
kanunun 8. maddesinin 27 Ekim 1995 tarihinde değiştirildiği gerekçesiyle sözkonusu kararı  
bozmuştur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı yeniden incelemiş, 7 Kasım 1996 tarihli karar ile  
başvuranı üç yıl hapis ve 300.000.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.  
Başvuran bu karar karşısında yeniden temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 7 Kasım  
1996 tarihli kararı onamıştır. Karar ilk derece mahkemesindeki dosyasına 6 Şubat 1998  
tarihinde eklenmiştir.  
Başvuran AİHS’nin 10. maddesine istinaden kararın yeniden gözden geçirilmesi talebinde  
bulunmuştur. Yargıtay 23 Şubat 1998 tarihinde bu başvuruyu reddetmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLMESĠNE ĠLĠġKĠN  
Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı ile ifade ve düşünce özgürlüğüne bir  
müdahalede bulunulduğunu ileri sürmekte bu doğrultuda AİHS’nin 10. maddesini  
hatırlatmaktadır.  
Mahkeme daha önce de benzer şikayetlerin yer aldığı kararların incelendiğini ve netice  
itibariyle AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no: 22479/93, § 74,  
AİHM 1999-VI, sözü edilen İbrahim Aksoy § 80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, § 39, 23  
Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye kararları, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
Mahkeme, bu yöndeki içtihatlar ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin davanın  
seyrine etki edecek hiçbir delili sunmadığını ifade etmiştir. AİHM, sözü edilen dönemde  
hazırlanan söylemlerde kullanılan terimleri ve bu doğrultuda olayların meydana geldiği sırada  
terörle mücadelenin güçlüklerini dikkate almaktadır (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy kararı,  
§ 60 ve Incal-Türkiye kararı 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).  
Mezkur beyanlar Türkiye’nin güneydoğusunda meydana gelen terör olaylarına karşı güvenlik  
güçlerinin yürütmüş olduğu mücadelenin ağır bir eleştirisine dayalı olarak yapılmıştır.  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bahsekonu konuşmada geçen terimler ile Türkiye’nin  
toprak bütünlüğünün hedef alındığı değerlendirmesini yaptığını hatırlatmaktadır.  
Mahkeme iç hukuk mercilerinin almış olduğu kararlardaki gerekçelere dayanarak başvuranın  
düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulduğu tespitini yapmaktadır (Bkz. mutatis  
mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no: 4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM,  
başvuranın türk siyasi yaşamında bir siyasetçi olarak kendini ifade ettiğini, ne şiddet  
kullanımını, kini teşvik ettiğini ne silahlı direnişi savunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme  
nezdinde bütün bunlar dikkate alınması gereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye  
3
kararı, (no:1) 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, § 50, 8  
Temmuz 1999).  
Yapılan müdahalenin orantılılığı hususunda verilen cezanın ağırlığı da dikkate alınması  
gereken unsurlardır.  
Mevcut durumda «demokratik bir toplum için zaruret» amacı öngörüldüğünde başvurana  
verilen mahkumiyet cezası izlenen amaç ile doğru orantılı bulunmamaktadır. Bu durumda  
AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLMESĠNE ĠLĠġKĠN  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde  
askeri hakimi bulundurması nedeniyle «tarafsız ve bağımsız» bir mahkeme olarak kabul  
edilemeyeceğini iddia etmektedir.  
Başvuran Yargıtay nezdinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin ulaşmaması  
nedeniyle aynı zamanda savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ve bu yönde  
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddesine atıfta bulunmaktadır.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin Tarafsızlığına ve Bağımsızlığına İlişkin  
Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya  
koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36, 6 Şubat  
2003).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranın «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen  
suçlardan yargılanmasının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri  
bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış  
olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran  
hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı  
makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması  
gerekmektedir (Bkz. sözü edilen Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573 § 72).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin 6 § 1  
maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine  
varmaktadır.  
2. Cezai Yargılama Sürecinin adilliği hakkında  
Hükümet bir ihlalin bulunduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.  
AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir  
mahkemenin her halükârda adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına  
alamayacağını hatırlatmaktadır.  
4
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti  
ışığında Mahkeme mevcut şikayeti incelemeye gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri arasında  
sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Maddi ve manevi tazminat  
Başvuran 40.000 Euro’ya denk düşen maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Başvuran manevi zarar başlığı altında 30.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu noktada görüş bildirmemiştir.  
İddia edilen gelir kaybına gelince Mahkeme, başvuranın 10. maddenin ihlali ile maddi kayba  
uğraması arasında doğrudan bir bağlantı bulunmadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda,  
Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim  
2002). Bu nedenle AİHM bu talebi reddetmektedir.  
Öne sürülen cezanın miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge sunulmadığından AİHM bu talebi  
reddetmiştir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, ilgilinin olayların koşulları ile birtakım  
karışıklıklara uğramış olabileceğini dikkate alarak Sözleşmenin 41. maddesinde yer alan adil  
tazmin başlığı altında başvurana manevi tazminat olarak 6.000 Euro ödenmesini  
kararlaştırmıştır.  
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en  
uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden  
yargılamanın olacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, Mahkeme organları nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin 3.000 Euro  
tazminat talebinde bulunmuş, bu yönde Ankara Barosunun belirlediği ücret tarifesini delil  
olarak sunmuştur.  
Hükümet görüş bildirmemiştir.  
Mahkeme, mahkemenin bu doğrultudaki içtihatları ışığında başvurana 2.500 Euro ödenmesine  
karar vermiştir.  
5
C. Temerrüt Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz  
oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME, OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden  
yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
başvurana:  
i.  
Manevi tazminat olarak 6.000 (altıbin) Euro;  
ii.  
iii.  
Masraf ve Harcamalara ilişkin 2.500 (ikibinbeşyüz) Euro ödemesine;  
Tüm miktarın vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin,  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit  
faizi uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilişkin talebin reddine;  
KARAR VERMĠġTĠR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine  
uygun olarak 29 Temmuz 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6