CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ  
KORKMAZ - TÜRKİYE DAVASI (no:2)  
(Başvuru no:42589/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Aralık 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (42589/98) başvuru no’lu davanın  
nedeni, Vedat Korkmaz’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 8  
Haziran 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu  
avukatlarından K. T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOġULLARI  
Başvuran 1965 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Vedat Korkmaz Deniz Basın Yayın Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi’nin en büyük  
ortağı olup, yayımlanan 3.500 tirajlı Evrensel gazetesinin sahibidir.  
Evrensel gazetesinin 12 Haziran 1996 tarihli nüshasında “M. Ağar’ın Kanlı Yükselişi”  
başlıklı bir haber yayınlanmıştır. Sözkonusu haberde Adalet Bakanı olan Mehmet Ağar’ın  
ilgili birimlerde Emniyet Müdürü olduğu sıralarda, polis tarafından düzenlenen  
operasyonlarda meydana gelen çeşitli olaylar anlatılmaktaydı.  
20 Haziran 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Başsavcısı, dönemin Bakanı Mehmet Ağar’ın hedef gösterildiği gerekçesiyle 3713 Sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu’nun 6§1 maddesi uyarınca başvuran aleyhine ceza davası açmıştır.  
Başvuran, DGM’ne hitaben yazılmış olan 27 Mayıs 1997 tarihli mektupta, Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ve 10. maddelerine atıfta bulunarak iddiaları reddetmiştir.  
Aynı zamanda mahkumiyetinin dayandığı hükmün, terörle mücadelede görev almış kamu  
görevlilerin hüviyetlerinin açıklanması ile ilgili olduğunu ve dava konusu olayın bu şekilde  
değerlendirilemeyeceğini, Adalet Bakanı’na isnat edilen eylemlerin herkes tarafından  
bilindiğini belirtmiştir.  
28 Mayıs 1997 tarihinde DGM başvuranı 350.928.000 Türk Lirası ağır para cezasına  
çarptırmıştır. Kararına gerekçe olarak da dava konusunu teşkil eden makalenin içeriğini  
göstermiştir.  
DGM, ilgili tarafından işlenen suçun ulusal güvenliğe aykırı olmadığını göz önüne  
alarak 5680 sayılı Basın Kanunu’nun -yayını üç günden bir aya kadar durdurulmasını öngören  
2§1 maddesinin- mevcut davada uygulanmasına gerek olmadığı kanaatindedir.  
Başvuran 13 Haziran 1997 tarihinde kararın temyizine gitmiştir. Gerekçe olarak da  
AİHS’nin 6 ve 10. maddelerini göstermiştir.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.  
8 Aralık 1997 tarihinde, Yargıtay DGM’nin 28 Mayıs 1997 tarihli kararını onamıştır.  
Yargıtay’ın kararı 23 Aralık 1997 tarihinde dava dosyasına eklenmiş böylece karar  
tarafların kullanımına sunulmuştur.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran ceza mahkumiyetinin AİHS’nin 10. maddesine aykırı olarak ifade özgürlüğü  
hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır.  
AİHM dava konusu mahkumiyetin başvuranın AİHS’nin 10§1 maddesi ile güvenceye  
alınan ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiğinin taraflar arasında tartışma konusu  
oluşturmadığının altını çizmektedir. Bununla birlikte müdahalenin kanun tarafından  
öngörüldüğü ve 10§2 madde uyarınca kamu düzeninin, ulusal güvenliğin ve toprak  
bütünlüğünün korunması gibi pek çok meşru amaç taşıdığı da tartışma götürmezdir (Bkz.  
Yağmurdereli –Türkiye, no: 29590/96, §40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul  
etmektedir. Bununla birlikte burada önemli olan müdahalenin “demokratik toplumda gerekli  
olup olmadığının” tespit edilmesi konusudur.  
Hükümet, dava konusu yazının bir bakanın kişiliğine saldırı mahiyetli olması ve ulusal  
mevzuata göre suç teşkil etmesi sebebiyle, başvuranın mahkum edilmesinin demokratik  
toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.  
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da  
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye [GC], no: 23556/94, § 38, CEDH 1999-IV; Öztürk-Türkiye [GC], no:  
22479/93, § 74 CEDH 1999-VI, İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97,  
§ 80, 10 Ekim 2000; Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-  
Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı  
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde  
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve  
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-  
Türkiye, 9 Haziran 1998, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-VI, s. 1568, § 58).  
Dava konusu yazıda profesyonel kariyeri ile ilgili yorum adı altında Adalet Bakanı’na  
karşı şiddetli bir eleştiri yapılmıştır. Yazıda, Adalet Bakanı’nın Emniyet Müdürü olduğu  
dönemde polislerin şiddet içerikli eylemlerinden bahsedilerek, Bakanın mesleki yükselişinin  
buna bağlı olduğu ifade edilmiştir.  
DGM dava konusu yazının terörle mücadele görevini yerine getiren Adalet Bakanı’nı  
hedef olarak gösterdiğini ve içeriğinin eleştiri ve bilgilendirme sınırlarını aştığını  
düşünmüştür.  
AİHM öncelikle dava konusu yazı hakaret içerikli olsa da, başvuranın hakarete ilişkin  
yasalar gereğince değil de terörle mücadeleye ilişkin hükümler gereğince yargılandığını  
gözlemlemektedir. Mevcut dava konusu olayın koşulları Sürek-Türkiye (no:2) ([GC], no:  
24122/94, § 35-42, 8 Temmuz 1999) kararında belirtilen dava koşulları ile ve özellikle de  
Ergin ve Keskin-Türkiye (no:2) (no: 63926/00, 16 Haziran 2005) kararıyla benzerlikler  
taşımaktadır.  
3
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği  
sonucuna varmıştır (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8  
Temmuz 1999). AİHM, dava konusu haberde kullanılan ifadelerin Hükümet’e ve Bakan’a  
karşı saldırı nitelikli olsa da şiddete, silahlı direnişe ve isyana teşvik etmediğini  
gözlemlemektedir. AİHM, ayrıca kine teşvik edici bir konuşma olmamasının dikkate alınması  
gereken temel unsur niteliğinde olduğunu düşünmektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye  
(no:1) [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV, ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94,  
§50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile  
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,  
başvuranın 350.928.000 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Bu koşullar altında  
AİHM başvuranın mahkum edilmesinin “demokratik toplumda gereklilik” ilkesi ile  
bağdaşmadığı görüşündedir. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek  
“bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca  
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi  
olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel-Türkiye, no: 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye  
no:59659/00, §§ 35-36, 10 Temmuz 2001).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında yönlendirilmesinden haklı olarak kaygı  
duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı  
yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, s. 1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir  
yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
4
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti  
incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar-  
Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, §§ 44-45).  
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran, ödediği para cezasından dolayı 1.500 Amerikan Doları (bin beş yüz)  
değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmekte, uğradığı manevi zararın tazmini için ise  
3.000 Amerikan Doları (üç bin) talep etmektedir.  
Parasal kayba uğradığı iddiası ile ilgili olarak AİHM başvuranın olayların geçtiği  
dönemde yaklaşık 1.100 Euro’ya (bin yüz) tekabül eden 350.928.000 Türk Lirası tutarında  
ödeme yaptığına ilişkin belge sunduğunu gözlemlemektedir. Manevi tazminat ilgili olarak  
ileri sürülen iddialar konusunda ise, AİHM başvuranın dava koşulları nedeniyle birtakım  
sıkıntılar yaşamış olabileceğini düşünmektedir. AİHM uğradığı maddi ve manevi zararların  
tazmini için başvurana 3.000 Euro (üç bin) ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en  
uygun tazminin, başvuranın talebi üzerine yeni bir davanın ya da prosedürün yeniden açılması  
olacağı kanaatine varmıştır (Bkz. Öcalan-Türkiye [GC], no: 46221/99, § 210 in fine, CEDH  
2005-…).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için  
2.500 Euro (iki bin) tazminat talebinde bulunmaktadır.  
AİHM içtihatlarına göre, başvurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki  
masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne  
alındığında AİHM masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesinin makul  
olduğuna karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
5
3. a) AİHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, maddi ve manevi tazminat için 3.000 Euro  
(üç bin), masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine ve bu miktarların her  
türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) bu miktarların ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmesine;  
c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6