CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ  
KORKMAZ - TÜRKİYE DAVASI (no:1)  
(Başvuru no:40987/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Aralık 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 1998. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (40987/98) başvuru no’lu davanın  
nedeni, Vedat Korkmaz’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 3  
Mart 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu  
avukatlarından K. T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOġULLARI  
Başvuran 1965 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Vedat Korkmaz İstanbul’da Deniz Basın Yayım Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi’nin  
en büyük ortağı olup, yayımlanan 3.500 tirajlı Evrensel gazetesinin sahibidir.  
Evrensel gazetesinin 17 Ağustos 1996 tarihli nüshasında “PKK ateşkesi bitirdi”  
başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Haberde “MED TV” kanalının Londra’daki stüdyolarında  
düzenlenen bir basın açıklamasına telefonla katılan PKK liderinin, tek taraflı olarak daha önce  
ilan ettiği ateşkesi bitirdiğini açıkladığı ifade edilmektedir.  
Başvurana göre sözkonusu haber ülkenin diğer gazetelerinde de yayımlanmıştır.  
17 Ağustos 1996 tarihinde İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi sözkonusu  
gazetenin tüm yurtta toplatılmasına karar vermiştir.  
5 Eylül 1996 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı, terör örgütlerinin bildiri veya  
açıklamalarını yayımlayanların cezalandırılmasını öngören 3713 sayılı Kanun’un 6§2.  
maddesi gereğince başvuran aleyhine ceza davası açmıştır.  
DGM önündeki savunması sırasında başvuran dava konusunu teşkil eden makalenin  
bilgi mahiyetli yayımlandığını ileri sürmüştür.  
25 Şubat 1997 tarihinde DGM başvuranı 265.837.500,- Türk Lirası ağır para cezasına  
çarptırmıştır. Kararına gerekçe olarak da dava konusunu teşkil eden makalenin başlığını  
göstermiştir.  
Başvuran kararı temyiz etmiştir. Gerekçe olarak da AİHS’nin 6, 10 ve 14. maddelerini  
göstermiştir.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.  
21 Ekim 1997 tarihinde, Yargıtay DGM’nin mahkumiyet kararını onamıştır. 18 Kasım  
1997 tarihinde, Yargıtay’ın kararı dava dosyasına eklenmiş, böylece karar tarafların  
kullanımına sunulmuştur.  
Başvuran 85.000.000 Türk Lirası tutarında ödeme yapmış, cezasının kalan kısmı ise  
ertelenmiştir.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran, ceza mahkumiyeti ile AİHS’nin 10. maddesine aykırı olarak ifade  
özgürlüğünün ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır.  
AİHM dava konusu mahkumiyetin başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale teşkil  
ettiğinin taraflar arasında tartışma konusu oluşturmadığının altını çizmektedir. Bununla  
birlikte müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü ve 10§2 madde uyarınca kamu düzeninin,  
ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi pek çok meşru amaç taşıdığı da  
tartışma götürmezdir (Bkz. Yağmurdereli –Türkiye, no: 29590/96, §40, 4 Haziran 2002).  
AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bununla birlikte burada önemli olan  
müdahalenin “demokratik toplumda gerekli olup olmadığının” tespit edilmesi konusudur.  
Hükümet başvuranın mahkum edilmesinin demokratik toplumda gerekli olduğunu  
belirtmektedir. Bunu da sözkonusu gazetenin sanki terör örgütü PKK’nın sözcüsüymüş gibi  
dava konusu bilgiyi yayımlamasıyla açıklamaktadır.  
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da  
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye [GC], no: 23556/94, § 38, CEDH 1999-IV; Öztürk-Türkiye [GC], no:  
22479/93, § 74 CEDH 1999-VI, İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97,  
§ 80, 10 Ekim 2000; Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-  
Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı  
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde  
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve  
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-  
Türkiye, 9 Haziran 1998, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-VI, s. 1568, § 58).  
Dava konusu haberde özetle bir televizyon kanalı tarafından PKK lideri A. Öcalan ile  
yapılan bir telefon konuşması yer almaktadır. Programda A. Öcalan örgüt tarafından ilan  
edilen ateşkesle ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtlamış ve Kürt sorunu ile ilgili  
öngördüğü çözümlerden bahsetmiştir.  
AİHM, DGM’nin dava konusu bilginin yayımlanmasının Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca suç teşkil ettiğine karar vermekle yetindiğini  
gözlemlemiştir.  
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği  
sonucuna varmıştır (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8  
Temmuz 1999). Mahkeme özellikle yasadışı örgüt üyesinin görüşmeler yapmasının ya da  
beyanda bulunmasının ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi haklı kılmadığını  
hatırlatmaktadır (Bkz. Özgür Gündem, adıgeçen karar, § 63). AİHM dava konusu bilgide  
kullanılan ifadelerin olgusal içerikli olduğunu, şiddete, silahlı direnişe teşvik etmediğini  
gözlemlemektedir. Ayrıca kine teşvik edici bir konuşma olmamasının dikkate alınması  
3
gereken temel unsur niteliğinde olduğunu düşünmektedir (Bkz. a contrario, Sürel-Türkiye  
no:1 [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV, ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, §50,  
8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile  
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,  
başvuranın 265.837.500 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Bu koşullar altında  
AİHM başvuranın mahkum edilmesinin “demokratik toplumda gereklilik” ilkesi ile  
bağdaşmadığı görüşündedir. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek  
“bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden  
şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia  
etmektedir.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel-Türkiye, no: 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye  
no:59659/00, §§ 35-36, 10 Temmuz 2001).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye,s. 1573, §72  
in fine).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir  
yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti  
incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar-  
Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, §§ 44-45).  
4
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran, ödediği para cezası ve gazetenin toplatılmasından dolayı 5.150 Amerikan  
Doları (beş bin yüz elli) değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmekte, uğradığı manevi  
zararın tazmini için ise 3.000,- (üç bin) Amerikan Doları talep etmektedir.  
Parasal kayba uğradığı iddiası ile ilgili olarak AİHM başvuranın olayların geçtiği  
dönemde yaklaşık 500,- (beş yüz) Euro’ya tekabül eden 85.000.000 Türk Lirası tutarında  
ödeme yaptığına ilişkin belge sunduğunu gözlemlemektedir. Gazetenin toplanmasıyla ilgili  
olarak ileri sürülen iddialar konusunda ise, başvuran AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmesi  
nedeniyle kazanç kaybına uğradığını ispatlayacak hiçbir delil sunmamaktadır, bu nedenle  
AİHM bu talebi reddetmektedir. Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM başvuranın davanın  
koşulları nedeniyle bir takım sıkıntılar yaşamış olabileceğini kabul etmektedir. AİHM  
uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini için başvurana 2.500,- (ikibin beşyüz) Euro  
ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en  
uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından  
yeniden yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Bkz. Öcalan-Türkiye [GC], no: 46221/99, §  
210 in fine, CEDH 2005-…).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için  
3.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.  
AİHM içtihatlarına göre, başvurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki  
masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne  
alındığında AİHM masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesinin makul  
olduğuna karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, maddi ve manevi tazminat için 2.500 Euro  
5
(iki bin beş yüz), masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine ve bu  
miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) bu miktarların ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmesine;  
c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6