CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĠ  
AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ  
INCAL – TÜRKİYE KARARI  
(41/1997/825/1031)  
Karar  
9 Haziran 1998 Strazburg  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1998. Bu gayriresmi çeviri, DıĢiĢleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve Ġnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile DıĢiĢleri Bakanlığı, AKGYna  
atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Alınan kararın, 1998 Kararların Derlemesi Kitapçığında son haliyle yeralmasından önce,  
editör tarafından revizyona tabi tutulması sözkonusudur.Bu raporları Carl Heymanns Verlag  
KG'DEN (Luxemburger StraBe 449, D- 50939 Köln) temin etmek mümkündür. Adı geçen  
yayıncı aynı zamanda , listesi diğer sayfada verilen bazı ülkelerin temsilcileri ile birlikte,  
bu raporların dağıtımını da düzenleyecektir.  
Temsilcilerin Listesi  
Belçika : Etablissements Emile Bruylant ( rue de la Regence 67, B-1000 Bruxelles)  
Lüksemburg: Librairie Promoculture (14, rue Duchscher (place de Paris),B.P. 1142 , L-1011  
Luxembourg - Gare)  
Hollanda: B. V. Juridische Boekhandel & Antiquariaat  
A. Jongbloed & Zoon (Noordeinde 39, NL-2514 GC's-Gravenhage)  
9 HAZĠRAN 1998 TARĠHLĠ INCAL KARARI  
ÖZET  
Daire Tarafından Sunulan Karar  
Türkiye- Bildiri hazırlanmasına katılım sebebi ile hüküm giyme .(Ceza Kanununun 312.  
maddesi ) Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı.  
I SÖZLEġMENĠN 10. MADDESĠ  
BaĢvuranın ifade özgürlüğüne müdahale tartıĢmasızdır.  
A. Yasa İle Öngörülmüş Olma  
Hüküm ile ilgili yasal dayanak: Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafı ve  
Basın Kanununun (Yasa No.5680) ek bölümü 4(1).  
B.Meşru Amaç  
Düzenin sağlanması  
2
C.Demokratik bir toplumda gerekli olması  
Ġfade özgürlüğü: Politik partiler ve aktif üyeleri için ayrı bir önem taĢımaktadır- Detaylı bir  
inceleme gereklidir.  
Dava konusu bildiri: Hükümetin politikası hakkında Ģiddetli eleĢtiriler içermekte ve Kürt  
kökenli nüfusu politik taleplerde bulunmak üzere birleĢmeye çağırmaktadır.- Piddet , düĢmanlık  
ve kin duygularının tahrik edilmesi yer almamaktadır.  
Yetkililer: Yetkililer ceza takibatına baĢvururken ölçülü olmalılar.- Olayda, yetkililer  
bildiri metninde değiĢiklik talebinde bulunmak durumunda idiler.  
Müdahalenin radikal yapısı: BaĢvuran, halkı suç iĢlemeye ve düĢmanlığa tahrik sebebi ile 6  
ay 20 gün hapse mahkum olmuĢ ve para cezasına çarptırılmıĢtır, kanun hükmü gereğince  
kamu hizmetinden mahrum olmuĢ ve siyasi organizasyonlar ile dernek veya sendika  
bünyesinde gerçekleĢtirilen aktivitelere katılması yasaklanmıĢtır.  
Dava Partları: Zana Türkiye'ye KarĢı davasındaki bulgularla mukayese edilemez. BaĢvuran  
Ġzmir'deki terörün sebep olduğu sorunlardan nasıl sorumlu tutulabileceği tespit edilememiĢtir.  
Sonuç: Ġhlal (Oybirliği ile)  
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİ  
Ġçtihat Hukukuna Atıf : Bağımsız ve tarafsız mahkeme  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri : Türkiye'nin ülkesel ve ulusal bütünlüğüne, demokratik  
rejimine ve özellikle de devlet güvenliğine karĢı iĢlenen suçlara bakmak üzere Anayasa  
ile kurulmuĢtur. Üç hakimden oluĢan heyetteki üyelerden biri meslek olarak orduya bağlı bir  
subaydır.  
Askeri hakimlerin statüleri: Bağımsızlık ve tarafsızlık konularında güvence sağlamaktadır.  
Sivil ve askeri yargıçların her ikisinin de anayasal güvencesi olduğu için her ikisi de aynı  
konumdadır. Diğer taraftan 4 yıllık görev süresince (uzatılabilen), orduya bağlılıkları  
devam etmektedir,askeri disiplin içindedirler. Resmi makamlar ile birlikte, ordu tarafından  
düzenlenen raporlar hakimlerin atanmaları ile ilgili kararlarda önemli rol oynamaktadır.  
10. madde ile ilgili dava görüĢü : Piddet, düĢmanlık veya kin tahrikine izin verilemez-Bir  
sivilin kısmen silahlı kuvvetler üyelerinden oluĢm bir mahkemeye çıkarılması  
gerekliliğinin önemi eklenmiĢtir-Askeri bir hakimin Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi  
olması ise mahkemenin dava ile ilgili olmayan düĢünceler tarafından haksız olarak  
etkilenmesi endiĢesini  
Ģüphe duyulabilir.  
yaratabilir- Mahkemenin bağımsızlığı  
ve tarafsızlığına karĢı,  
Sonuç: Sekize karĢı oniki oyla ihlal kararı verilmiĢtir. Madde 6/1 ile ilgili diğer Ģikayetleri  
incelemeye gerek yoktur.(1'e karĢı 19 oy)  
SÖZLEġMENĠN 14. MADDESĠ  
3
ġikayet mahkeme önünde desteklenmemiĢtir.  
Sonuç:1'e karĢı 19 oy ile Ģikayetin incelenmesine gerek olmadığı kararına varılmıĢtır.  
IV SÖZLEġMENĠN 50. MADDESĠ  
A. Ceza Hükmü Sonuçlarının Bertaraf Edilmesi  
Mahkeme bu tür önlemler almaya yetkili değildir.  
B. Zarar Maliyet ve Harcamalar  
Maddi Zarar: Ġddia reddedilmiĢtir.  
Manevi Zarar:Adil Ģartlarda tazminat verilmesi  
Maliyet ve Harcamalar: Adil Ģartlarda tazmin edilmesi.  
Sonuç: Davalı devletin baĢvuru sahibine manevi zarar , maliyet ve harcamalar için ödeme  
yapmasına oybirliği ile karar verilmiĢtir.  
MAHKEMENĠN ĠÇTĠHAT HUKUKU ATIFLARI  
18.1.1978,  
Ġrlanda  
Ġngiltere'ye  
KarĢı;27.8.1991,Demicoli Malta'ya  
KarĢı;  
23.4.1992,Castells/Ġspanya'ya  
KarĢı; 19.12.1994,Vereinigung demokratischer Soldaten  
Österreichs ve Gubi Avusturya'ya KarĢı;25.6.1992, Thorgeir Thorgeirson Ġzlanda'ya KarĢı;  
9.2.1995,Vereniging Weekblad Bluf! Hollanda'ya KarĢı; 26.9.1995, Vogt Almanya'ya KarĢı;  
18.12.1996, Aksoy Türkiye'ye KarĢı; 25.2.1997, Findlay Ġngiltere'ye KarĢı; 25.11.1997,  
Zana Türkiye'ye KarĢı; 19.12.1997 Helle Finlandiya'ya KarĢı; 30.1.1998, Türkiye BirleĢik  
Türk Komünist Partisi ve Diğerleri Türkiye'ye KarĢı; 1.4.1998, Akdivar ve Diğerleri  
Türkiye'ye KarĢı (Madde 50); 20.5.1998, Gautrin ve Diğerleri Fransa'ya KarĢı  
Raportör Daire tarafından tutulan bu özet mahkemeyi bağlamaz.  
4
9 HAZĠRAN 1998 TARĠHLĠ INCAL KARARI  
Incal/Türkiye Davası1  
Divan Ġçtüzüğü A2'nin 51. hükmü uyarınca, Büyük Daire olarak toplanan Avrupa Ġnsan  
Hakları Divanı Ģu hakimlerden oluĢmuĢtur:  
Sn. R.BERNHARDT, BaĢkan,  
Sn.THOR VILHJALMSSON,  
Sn. F. GÖLCÜKLÜ,  
Sn. F. MATSCHER,  
Sn. A. SPIELMANN,  
Sn. N. VALTICOS,  
Sn. I. FOIGHEL,  
Sn. A.N. LOIZOU,  
Sn. J.M. MORENILLA,  
Sir John FREELAND,  
Sn. M.A. LOPES ROCHA,  
Sn. L. WILDHABER,  
Sn. D. GOTCHEV,  
Sn. B. REPIK,  
Sn. P. KURĠS,  
Sn. E. LEVITS,  
Sn. J. CASADEVALL  
Sn. T. PANTIRU,  
Sn. M. VOICU  
Sn. V. TOUMANOV,  
Sn. H. PETZOLD, raportör ve  
Sn. P.J. MAHONEY, vekili  
1 Raportörün Notları  
1. Dava numarası 41/1997/ 825/1031 dir. Ġlk numara ilgili yılda Divan'a getirilen davalar  
listesindeki davaların yeridir.(Ġkinci numara) Son iki numara Divan'a kuruluĢundan bu yana  
gönderilen davaların listesindeki yerini ve komisyona sunulan benzeri baĢvurular arasındaki  
yerini gösterir.  
2.Divan içtüzüğü A , 9 numaralı protokolün yürürlüğe girdiği tarihten (1 Ekim 1994) önce  
Komisyon'a gönderilen ve bu protokolün bağlamadığı ülkelerle ilgili bütün davalara  
uygulanır.Bunlar sonradan birçok kez değiĢtirildiği üzere 1 Ocak 1983 tarihinde yürürlüğe giren  
kurallara benzemektedir.  
5
Adı geçen hakimler 28 Pubat ve 18 Mayıs 1998 tarihlerinde toplanarak belirtilen ikinci  
tarihte verdikleri kararı sunmuĢlardır:  
PROSEDÜR  
1.Dava , Ġnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına Yönelik SözleĢmenin Madde  
32/1 ve 47'de belirtilen üç aylık süre içinde Avrupa Ġnsan Hakları Komisyonu tarafından 16  
Nisan 1997 tarihinde Divan'a getirilmiĢtir.Dava, Türkiye Cumhuriyeti hakkında Türk  
vatandaĢı Ġbrahim Incal tarafından 25. maddeye göre 7 Eylül 1993 tarihinde Komisyon'a  
yapılan 22678/93 sayılı baĢvuruya dayanmaktadır.  
Komisyonun talebi SözleĢmenin madde 44 ve 48 (a) ile Divan Ġçtüzüğü A'nın 32. maddesine  
atıfta bulunmaktadır.Talebin amacı davadaki olayların davalı Devlet tarafından SözleĢmenin  
6/1 ve 10. maddeleri ile üstlenilen yükümlülüklerin ihlal edilip edilmediğine karar  
verilmesinden ibarettir.  
2. Ġçtüzük Madde 33/3(d)'ye göre yapılan soruĢturma neticesinde, baĢvuranın davaya  
Ģahsen katılmak istediğini ve kendisini temsil edecek bir avukat görevlendirdiğini belirttiği  
anlaĢılmıĢtır. ( Ġçtüzük Madde 30). Avukata baĢkan tarafından Divan karĢısında  
konuĢması konusunda izin verilmiĢtir.(Madde 27/3)  
Türkçe  
3. OluĢturulacak Daireye resmen, seçilmiĢ hakim Sn. F.Gölcüklü (SözleĢmenin 43.  
maddesi) ve mahkemenin 2. BaĢkanı Sn. R. Bernhardt , (iç tüzük madde 21/4 (b))  
katılmıĢlardır. 28 Nisan 1997 tarihinde , Mahkeme BaĢkanı Sn. R. Ryssdal, raportörün de  
katılımı ile kura usulu ile diğer yedi üyeyi; Sn. F. Matscher , Sn.B.Walsh, Sn. A.Spielman , Sn.  
J. M. Morenilla, Sn. D. Gotchev, Sn. T Pantiru ve Sn. M. Voicu, seçmiĢtir. (SözleĢmenin  
son bölümündeki 43. madde ve iç tüzük 21/5)  
4.Sn. Bernhardt, Daire BaĢkanı olarak ,(iç tüzük 21/6) raportör önünde Türk Hükümeti  
mümessili "Hükümet", baĢvuranın avukatı ve komisyon delegeleri ile dava muameleleri  
konusunda istiĢarede bulunmuĢtur. (Ġçtüzük 37/1 ve 38) Netice olarak 28 Mayıs 1997  
tarihinde verilen emre uygun olarak raportör, baĢvuranın görüĢünü 7 Ağustos Hükümetin  
görüĢünü ise 26 Eylül 1997 tarihinde almıĢtır.  
5.29 Eylül 1997 tarihinde, BaĢkan merkezi Londra'da bulunan iki Ġnsan Hakları  
Organizasyonu'na (Article 19, Interights) Ġçtüzük 37/2'ye uygun olarak yazılı görüĢlerini  
sunmalarına izin vermiĢtir. Bunlar 22 Aralık tarihinde Raportör Daire tarafından teslim  
alınmıĢtır.  
6. 27 Kasım 1997 tarihinde, Büyük Daire, derhal Divan lehine yetkisinden feragat etmeye  
karar vermiĢtir. (Ġçtüzük 51) OluĢturulacak Divana resmen ex offico olarak Sn. Ryssdal ,  
Ġkinci BaĢkan Sn. Bernhardt,orjinal Dairenin diğer üyeleri ve dört vekili Sn.Thor Vilhjalmsson,  
Sn. B. Repik, Sn. M. A. Lopes Rocha ve Sn. E. Palm katılmıĢtır. (Ġç tüzük 51/2 (a) ve (b) ) .  
Aynı gün, raportörün katılımı ile beraber BaĢkan, kura usulu ile Büyük Daireyi tamamlamak  
için gerekli olan diğer yedi üyeyi, Sn. N. Valticos , Sn. I.Foighel, Sir John Freeland, Sn. L.  
Wildhaber, Sn. P. Küris, Sn. J.Casadevall ve Sn. V. Toumanov'u seçmiĢtir.  
Sonuç olarak Sn. Bernhardt, Büyük Daire BaĢkanı sıfatı ile davanın geri kalan kısmına  
katılamayan Sn. Ryssdal'ın yerini almıĢ, vekil Hakim Sn. Macdonald tam üye olmuĢ ve  
davada yer alamayan Sn. Macdonald ve Bayan Palm'ın yerini Sn. A.N. Loizeu ve Sn. E.Levits  
6
almıĢtır.(Ġçtüzük 21/6, 24/1 ve 51/6)  
7.DuruĢma , BaĢkanın kararına uygun olarak 25 Pubat 1998 tarihinde halka açık olarak  
Strasburg'da Ġnsan Hakla Binası'nda yapılmıĢtır. Divan, daha önce bir ön görüĢme  
yapmıĢtır.  
Mahkeme önünde :  
(a) Hükümet adına  
Sn. M. Özmen  
Sn.A .Kaya,  
Sn. S.Çaycı,  
Bayan S. Emiağaoğlu,  
Bayan M.GülĢen,  
Bayan A. Emüler,  
Bayan A.Günyaktı,  
Ortak Vekil,  
DanıĢmanlar,  
(b) Komisyon Adına  
M.G. Ress,  
Delege;  
(c)BaĢvuran Adına  
Sn. Ġ. Incal,  
BaĢvurucu  
Sn. G. Dinç  
Dava Vekili  
Divan, Sn. Ress'in, Sn. Dinç'in, Sn. Incal'ın , Sn. Özmen'in ve Sn. Çaycı'nın konuĢmalarını  
dinlemiĢtir.  
8. Sn.Walsh 9 Mart 1998 tarihinde vefat etmiĢtir.  
DAVA'NIN ESASI  
I.  
DAVA ġARTLARI  
9. 1953 doğumlu bir Türk vatandaĢı olan Ġbrahim Incal halen Ġzmir'de yaĢamaktadır.Avukat  
olan Sn Incal, Halkın Emek Partisi HEP Ġzmir Bölgesi yönetici komitesinin bir üyesi idi.  
T.B.M.M.'de temsil edilen bu parti Anayasa Mahkemesi tarafından 14 Haziran 1993 tarihinde  
kapatılmıĢtı.  
10. 1 Temmuz 1992 tarihinde yönetici komite, Ġzmir Bölgesi'nde, özellikle küçük  
ölçekli yasa dıĢı ticarete ve Ģehrin çevresinde gecekondulaĢmanın yayılmasına karĢı yerel  
otoriteler tarafından alınan önlemleri eleĢtiren bir bildiri dağıtılması kararını almıĢtır.Onbin  
kopyası basılan ve ismi "YURTSEVER DEMOKRAT KAMUOYUNA" olan bildirinin metni  
Ģöyledir:  
Son günlerde, Ġzmir'de Kürt halkına yönelik Valilik, Emniyet ve Belediye üçlüsü tarafından  
uygulamaya konulan "METROPOLLERĠ KÜRTSÜZLEPTĠRME" temelinde bir kampanya  
7
baĢlatıldı. Bu konuda Ġzmir pilot kent seçildi. Bu kampanyanın ilk aĢaması kentin  
güzelleĢtirilmesi trafiğin rahatlaması adı altında maskelenmek istenen, seyyar satıcı, ĠĢportacı,  
midyeci operasyonuydu.Bu operasyonla, özellikle bu iĢlerden yaĢamını kazanan çoğunluğu  
Kürt olan insanlarımız açlığa, sefalete mahkum edilerek adeta "Ekonomik Abluka" altına  
alınmak isteniyordu.Bu yolla kitleler korkutulacak yılgınlaĢtırılacak ve geri göçe zorlanacaktı.  
Metropolleri "KÜRTLERDEN ARINDIRMA" senaryosu uygulamaya konulmadan önce  
"karanlık güçlerce " Ġzmir'de haftalarca yoğun bir biçimde dağıtılan "Yurtsever Ġzmirliler"  
imzalı bildirilerle bu uygulamanın maddi zemini, psikolojik zemini zaten yaratılmıĢtı.Bu  
bildirilerde özellikle Kürt halkına karĢı düĢmanlık körükleniyor, Kürtlere karĢı tahrik  
amaçlanıyordu. Kürde iĢ ve ev verme, selamı kes, kız alıp verme, Kürde karĢı Ģiddet kullan,  
biçimindeki propagandayla Kürtlere karĢı bir ırkçı-Ģoven hava yaratıldı.Böylece gelecekteki  
saldırıların ön hazırlığı psikolojik hazırlığı tamamlandı.Bu bildiri güpegündüz dağıtıldığı halde  
sorumluları her nedense birtürlü bulunamadı.  
Bu senaryo, seyyar satıcı, iĢportacı midyeci operasyonlarıyla bitmiyordu. Ġkinci  
halkasını "Gecekondu Operasyonu" oluĢturuyordu.Ve yine Valilik Emniyet ve Belediye  
üçlüsü tarafından gecekondu yıkımlarına baĢlandı. Bu yıkımlar önce Yamanlar,Pemikler, sonra  
da Gaziemir'de devam etti.Seçimler öncesinde düzen partilerince potansiyel oy deposu olarak  
görülen gecekondu semtleri ki çoğunluğu Kürttür."Oyunu ver, kondunu yap" aldatmacasıyla  
gecekondulaĢmaya davetiye çıkaranlar,  
Hazine arazilerini arazi mafyasıyla ortaklaĢa  
yağmalayanlar bu kez de Kürtleri yılgınlaĢtırarak, terörize ederek geri göçe zorlama  
senaryosu gereğince bu konduları vahĢice yıkmaya baĢladılar.  
Çoluk çocuğun ağzındaki lokmayı kısarak borçlanarak binbirtürlü eziyetle kondusunu  
yapan emekçi Türk ve Kürt halkının kondusu önceden hiçbir bildirimde bulunulmadan  
ansızın baĢına yıkılıyor.Bu yöntemle emekçi Kürt ve Türk halkı çaresizliğe, umutsuzluğa  
sürülmek yaygınlaĢtırmak amaçlanıyor.  
YAPILANLAR TÜRK VE KÜRT EMEKÇĠLERĠNE KARġI UYGULANAN DEVLET  
TERÖRÜDÜR!  
Bugün Yamanlar'da baĢlayıp Gaziemir'de devam eden yıkımlar cok kısa zamanda Ġzmir'in  
diğer gecekondu bölgelerine yayılacağı kesindir. Devlet değiĢik alanlarda, yıkım yaparak,  
halkın tepkisini direncini ölçmeye çalıĢıyor.Bu yıkımlardaki savunma anlamındaki tepkisizlik  
, devlete diğer yerlerde yıkımlarda bulunması konusunda cesaret vermiĢtir.  
Sonuç olarak Metropolleri Kürtlerden arındırma Politikası bugün ülkede Kürt halkına karĢı  
sürdürülen ÖZEL SAVAġ'ın bir parçasıdır,  
metropollerdeki bir  
yansımasıdır,  
bir  
mekanizmasıdır. Çünkü kullanılan yöntemler aynıdır. Baskı, Ģiddet, terör, yıldırmaya  
dayalı bastırmadır.Psikolojik bir savaĢtır.  
Ülkede kontrgerilla özel tim, köy koruculuğu SS kararnamesi1 ve her türlü devlet terörüyle  
halk bastırılmak susturulmak istenirken Ġzmir'de ise halkımızın elinden ekmeği aĢı alınarak en  
sonu evi baĢına yıkılarak bu amaç gerçekleĢtirilmek isteniyor.Kullanılan yöntemler biçim  
olarak farklı olsa da özü itibariyle Özel SavaĢ'a hizmet eden mekanizmadır.Özel SavaĢ'ın  
metropol yanıdır.  
YURTSEVER-DEMOKRAT KAMUOYUNA  
Metropollere yönelik bu saldırıları boĢa çıkarabilmenin yolu HALKIN ÖZ GÜCÜNE  
1 Türkiye'nin belli bölgelerinde olağanüstü hal ilan eden kararnameye atıfta bulunurken,  
medya tarafından kullanılan sansür ve sürgün terimlerinin ilk harfleridir.  
8
DAYALI MAHALLE KOMĠSYONLARI OLUPTURMAKTIR.  
Tüm Kürt ve Türk demokrat yurtseverlerini emekçi halka dayatılan bu özel savaĢa karĢı  
durmaya, sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyoruz.  
-YAġASIN HALKLARIN KARDEġLĠĞĠ!  
-METROPOLLERDE GELĠġTĠRĠLMEK ĠSTENEN ÖZEL SAVAġA SON!  
11.Bildirinin kopyası ile birlikte 2 Temmuz 1998 tarihinde gönderilen mektup aracılığı ile  
HEP baĢkanı Ġzmir Valiliğini yönetici komitenin kararı konusunda (bkz.yukarıdaki 10.  
paragraf) bilgilendirdi ve bu kararı uygulamak için izin istedi.  
12.Talebin yapıldığı Ġzmir Emniyeti bu bildirinin halkı Hükümet'e karĢı direnmeye ve suç  
iĢlemeye tahrik eden bölücü propaganda içerdiğine karar verdi.  
3 Temmuz 1992 tarihinde Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağ baĢsavcıya ( "savcı",  
" Devlet Güvenlik Mahkemesi ") bildirinin içeriğinin yasaya aykırı olup olmadığı  
konusundaki görüĢlerini sormuĢlardır.  
13. Aynı gün savcının talebi üzerine, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin vekil hakimi,  
bildirilere el konulması konusunda ve bu bildirilerin dağıtılmasını yasaklayan bir karar ilamı  
çıkartmıĢtır.  
Polis, Ġzmir'de HEP'e ait binalarda, önce parti liderlerinin tereddüt etmeden paket halindeki  
bildirilerin dokuzbin kopyasını teslim ettiği yerde ve sonra da kalan bin kopyaya el konulan  
Buca Ģubesi'nde aramalar yapmıĢtır.  
14. 3 Temmuz 1992 tarihinde savcı, HEP liderleri ve baĢvuran dahil yönetici komite  
üyeleri hakkında soruĢturma açmıĢtır.  
15. Savcı, 27 Temmuz 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde baĢvuran ve 1  
Temmuz 1992 tarihli kararın (bkz. yukarıdaki paragraf 10) alınmasında rolü olan HEP  
komitesinin diğer yedi üyesi hakkında cezai iĢlem baĢlatmıĢtır. Savcı, bildiri metnini delil  
olarak göstermiĢ, ırkçı sözler kullanarak kin ve düĢmanlığa tahrik etme giriĢiminde bulunmakla  
suçlamıĢ, Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafının , Terörle Mücadele  
Kanunu'nun (3713) 5. Bölümü ile Basın Kanunu'nun (5680)  
ek bölüm 4'ün (bkz. aĢağıdaki 21. 23.ve 24. paragraflar) uygulanmasını istemiĢtir. Ayrıca,  
mahkemenin bildirilere el konulmasına karar vermesini istemiĢtir.  
16. Üyelerinden biri orduya bağlı olmak üzere üç hakimden oluĢan Devlet Güvenlik  
Mahkemesi 9 Pubat 1993 tarihinde toplanarak baĢvuranı kanuna aykırı davranmaktan suçlu  
bulmuĢ 6 ay 20 gün hapse mahkum etmiĢ ve 55,555 TL. para cezasına çarptırmıĢtır.Ayrıca  
bildirilere el konulması kararı alınmıĢ ve 15 gün süre ile ehliyetten men edilmiĢtir.  
Bildiri metninin açıklamasında Devlet Güvenlik Mahkemesi savcının sözlü sunuĢlarını  
Terörle Mücadele Yasası'nın (3713) tatbik edilmesi ile ilgili kısmı hariç tamamen kabul  
etmiĢtir. Özellikle bildirinin polise karĢı direnç ve mahalle komitelerinin kurulması  
konusunda tahrik edici istekleri vurgulanmıĢ ve bu protestolar gayrıyasal  
olarak  
nitelendirilmiĢtir. Dahası, bu suç davalı tarafından cezanın dayandığı metindeki ifadeleri ya  
da bu metnin mevcudiyeti konusunda itirazı olmadığı için kasıtlı olarak iĢlenmiĢtir.  
Kararın ağır olması hususunda, basın yolu ile iĢlenen suçun cezayı ağırlatıcı Ģartlar  
taĢımasına rağmen, suçlunun iyi hali gözönünde bulundurularak ve bildiriler dağıtılmadan önce  
9
yetkili makamlarca el konulması gerçeği dikkate alınmıĢtır.  
17. 9 Mart 1993 tarihinde baĢvuran ve mahkum edilen diğer kiĢiler  
Yargıtay'a  
baĢvurmuĢlardır.  
Temyiz  
dilekçelerinde duruĢmanın halka açık yapılması talebinde  
bulunmuĢlar ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bildiri ile ilgili açıklamalarına ve hapis  
cezasının para cezasına çevrilmesi konusunun Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından  
reddedilmesine itiraz etmiĢlerdir.  
18. 20.Mayıs tarihinde Yargıtay baĢsavcısı dava dosyasını göndermiĢ, mahkemenin kararı  
onamasını konusundaki isteğini beyan  
bilgilendirilmemiĢtir.  
etmiĢtir. Bu durum hakkında  
Sn.  
Incal  
19. Yargıtay, 6 Temmuz 1993 tarihli kararında , Ġlk Derece Mahkemesi  
kararının  
uygulamaya dönük tüm hükümlerini incelemiĢtir. Yapılan incelemeden sonra Ġlk Derece  
Mahkemesi'nin vermiĢ olduğu hapis cezasının süresine ve türüne bağlı kalarak duruĢma  
yapılması gerekmediğine karar vermiĢtir.  
20. 23 Ağustos 1993 tarihinde dava yetkilileri baĢvuranın talebi üzerine hapis cezasının  
dört ay süre ile tehiri icrasına karar vermiĢlerdir.  
II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
A. Ceza Hukuku  
1.Ceza Kanunu  
21.Ceza Kanununun Ġlgili Hükümleri Ģöyledir:  
311. Maddenin 2. fıkrası  
"Suç iĢlemeye tahrik ,korku ve ve panik yaratma amacıyla tehdit  
Tahrik , hertürlü kitle haberleĢme araçları, ses kayıt bantları, plak, film, gazete mecmua  
ile veya sair basın aletleriyle veya elle yazılıp çoğaltılarak yayınlanan ve dağıtılan yazılar  
ile ya da umumi yerlerde levha ile ilan asmak suretiyle olursa yukarıdaki bentler uyarınca  
suçlu hakkında tayin olunacak ağır hapis ve hapis cezaları bir misli artırılır..."  
312. Madde  
Kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya halkı  
kanuna itaatsizliğe tahrik eden kimse altı aydan iki yıla kadar hapis ve altıbin liradan otuzbin  
liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.  
Halkı, sınıf ırk ,din ,mezhep ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düĢmanlığa açıkça tahrik  
eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve dokuzbin liradan otuzaltıbin liraya kadar ağır  
para cezasıyla cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti için tehlikeli olacak bir Ģekilde  
yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.  
Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları 311. maddenin ikinci fıkrasında sayılan vasıtalarla  
iĢleyenlere verilecek cezalar bir misli artırılır.  
22. 312. maddenin 2.fıkrasına bağlı olmak üzere verilen ceza hükmü  
özellikle özel  
düzenlemelerle yürütülen belli aktivitelerin tatbik edilmesi konusunda farklı sonuçları da  
beraberinde getirir. Örneğin, bu bölüme göre bir cürümle suçlu bulunan Ģahıslar, dernek veya  
sendika kuramazlar.(2908 no'lu kanun, bölüm 4(2)(b)), bu sendikaların yönetici komitelerinin  
10  
üyesi olamazlar,(2929 no'lu kanun , bölüm 5). Ayrıca, parti kuramaz ve bu partilere  
katılamazlar.(2820 no'lu kanun, bölüm 11(5). Parlamentoya seçilmek için aday olamazlar  
(2839 no'lu kanun, bölüm 11(f3)) Buna ek olarak verilen hapis cezasının 6 ayı geçmesi  
halinde suçlu bulunan Ģahıs , suç  
kasıtlı  
olarak iĢlenmiĢse,  
kamu  
hizmetinden  
faydalanamaz.(657 sayılı kanun, Bölüm 48(5))  
2.5680 No'lu Basın Kanunu  
23. 5680 No'lu Basın Kanunu Ek Madde 4'ün 1inci Paragrafı  
"Ek birinci madde gereğince dağıtımın tedbir yoluyla mahkeme kararı veya gecikmesinde  
sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcılığının verdiği kararın mahkemece onaylanması  
suretiyle önlendiği ve bu sebeple neĢir gerçekleĢmediği hallerde kanunun asıl suçlar için  
öngördüğü cezaların üçtebiri hükmolunur."  
3. 3713 No'lu Terörle Mücadele Kanunu  
24. Terörle Mücadele görüĢü ile birlikte neĢredilen 12 Nisan 1991 tarihli 3713 No'lu kanun ,  
Türk Ceza Kanunu'nda terör faaliyetleri veya "terör amaçlı faaliletler olarak tanımlanan  
cürümler (Bölüm 3 ve 4) ve kanunun uygulandığı bütün cürümleri ifade etmektedir.Fakat  
Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesi gereğince suç teĢkil eden fiiller(bkz. yukarıdaki 21.  
paragraf) bu cürümlerin arasında değildir.  
4. Ceza Kanunu Prosedürü  
25. Ceza Kanunu'nun 318 maddesi , sadece on yılı geçen hapis cezalarında veya ölüm  
cezaları olmak üzere tekzip kararının "ağır" olarak nitelendirdiği suçlarda Temyiz Mahkemesi  
önünde davanın halka açık olması için zemin hazırlamaktadır. Temyiz Mahkemesi'nin yetkisi,  
kanunun 307. maddesine göre Ġlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygunluğu ve  
prosedür düzeni ile sınırlıdır.  
B. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
26.Devlet Güvenlik Mahkemeleri 1961 Anayasası'nın 136ıncı maddesine uygun olarak, 11  
Temmuz 1973 tarihli 1773 no'lu kanunla kurulmuĢlardır. Bu kanun 15 Haziran 1976  
tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından yürürlükten kaldırılmıĢtır. Sözkonusu olan  
mahkemeler 1982 Anayasası ile Türk yargı sisteminin gündemine tekrar getirilmiĢtir.  
Gerekçe ifadelerin ilgili kısımları aĢağıdaki paragrafı içermektedir:  
Ortaya konulduğunda Devletin varlığını ve sağlamlığını etkileyebilecek ve hakkında  
uygun hüküm verebilmesi için özel yargılama gerektiren fiiller bulunabilir. Bu gibi  
durumlarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulması gereklidir. Anayasamızda bulunan  
bir maddeye göre suç işlendikten sonra özel bir fiil için özel mahkeme oluşturulması  
(hakkında hüküm vermek üzere) yasaktır. Bu nedenle Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
yukarıda sözkonusu fiillerin yargılanabilmesi için  
Anayasamızda yeralmıştır. Bu  
açıdan bakılırsa bu özel hükümler önceden yasalaştırılmış ve mahkemeler suç  
işlenmeden önce kurulmuştur. Bunlar suçun ortaya çıkmasından sonra kurulmuş  
11  
mahkemeler olarak tarif edilemezler.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri oluĢum ve çalıĢmaları konusunda Ģu kurallara bağlıdır.  
1. Anayasa  
27. Adli teĢkilatı yöneten anayasal hükümler Ģunlardır:  
Madde 138 1. ve 2. Paragraflar  
" Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar;Anayasa, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani  
kanaatlerine göre hüküm verirler.  
Hiçbir organ, makam merci veya kiĢi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve  
hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunulamaz."  
Madde 139 1. Paragraf  
"Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaĢtan önce  
emekliye ayrılamaz,..."  
Madde 143 4. Paragraf  
" Devlet Güvenlik Mahkemesi BaĢkan üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcıları,  
dört yıl için atanırlar. Süresi bitenler yeniden atanabilirler."  
Madde 145 4. Paragraf  
" Askeri yargı organlarının kuruluĢu iĢleyiĢi, askeri hakimlerin özlük iĢleri askeri savcılık  
görevlerini yapan askeri hakimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile  
iliĢkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine  
göre kanunla düzenlenir.Kanun, ayrıca askeri hakimlerin yargı hizmeti dıĢındaki askeri  
hizmetler yönünden askeri hizmetlerin gereklerine göre teĢkilatında görevli bulundukları  
komutanlık ile olan iliĢkilerini de gösterir."  
2. Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin KuruluĢu ve ĠĢleyiĢine Dair 2845 no'lu Kanun  
28. Anayasa'nın 143. maddesinin Devlet Güvenlik Mahkemeleri hakkındaki 2845 no'lu  
kanunu Ģöyledir:  
Madde 1  
12  
"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri  
Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine iĢlenen ve doğrudan doğruya Devletin iç ve dıĢ  
güvenliğini ilgilendiren suçlara iliĢkin davalara bakmak üzere ......... illerde Devlet  
Güvenlik Mahkemeleri kurulmuĢtur."  
Madde 3  
" Devlet Güvenlik Mahkemeleri bir baĢkan ile iki üyeden oluĢur. Her Devlet Güvenlik  
Mahkemesinde ayrıca iki yedek üye bulunur."  
Madde 5  
" Devlet Güvenlik Mahkemesinin baĢkanı ve bir asil bir yedek üyesi ile Cumhuriyet Savcısı,  
birinci sınıfa ayrılmıĢ adli yargı hakim ve Cumhuriyet Savcıları arasından , bir asil bir yedek  
üyesi birinci sınıfa ayrılmıĢ askeri hakimler arasından ; Cumhuriyet savcı yardımcıları ise  
Cumhuriyet savcıları ve askeri hakimler arasından atanır."  
"Madde 6 2.3. ve 6. Paragraflar "  
" Askeri hakimler arasından üye, yedek üye ve Cumhuriyet savcılarının atanmaları özel  
kanunda gösterilen usule göre yapılır.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri baĢkan üye ve yedek üyeleri ile Cumhuriyet savcı ve savcı  
yardımcıları, meĢru mazeretleri halinde muvafakatları alınmadıkça dört yıldan önce baĢka  
bir yere veya göreve atanamazlar....  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görevli baĢkan , üye, yedek üye Cumhuriyet savcı ve  
Cumhuriyet savcı yardımcıları hakkında kendi kanunlarına göre yapılacak soruĢturma  
sonunda görev yerlerinin değiĢtirilmesine dair yetkili kurul veya mercilere karar verildiği  
taktirde, ilgili hakim, askeri hakim, Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının  
görev yeri veya görevi özel kanunlarında gösterilen usule göre değiĢtirilebilir."  
Madde 9 Paragraf 1(a)  
"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aĢağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir:  
a) Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçlar..."  
Madde 27 Paragraf 1  
"Devlet Güvenlik Mahkemelerinin temyiz mercii Yargıtaydır."  
Madde 34 Paragraf 1 ve 2  
"Devlet Güvenlik mahkemelerinde göreve atanan hakim, askeri hakim, Cumhuriyet savcısı  
ve Cumhuriyet savcı yardımcılarıyla diğer personelin, özlük iĢlerinde denetimlerinde,  
haklarında disiplin soruĢturması açılması ve disiplin cezası verilmesinde Ģahsi ve görevle  
ilgili suçlarının soruĢturma ve kovuĢturulmasında bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere,  
13  
kendi mesleklerine ait kanunların ilgili hükümleri uygulanır...  
Askeri yargıya mensup hakim ve Cumhuriyet savcı yardımcıları hakkında verilecek Yargıtay  
notları ve adalet müfettiĢlerince düzenlenecek siciller ve askeri yargıya mensup Cumhuriyet  
savcı yardımcıla hakkındea Cumhuriyet savcısı tarafından verilecek siciller ve bunlar  
hakkında adalet müfettiĢlerince yapılacak soruĢturmalara iliĢkin evrak Milli Savunma  
Bakanlığı"na gönderilir."  
Madde 38  
"Devlet güvenlik mahkemesinin yargı çevresinin tamamını veya bir kısmını kapsayacak  
Ģekilde sıkıyönetim ilan edilmesi halinde o yargı çevresinde birden fazla Devlet güvenlik  
mahkemesi olmak kaydıyla  
,
Devlet Güvenlik Mahkemesi aĢağıdaki esaslara göre  
sıkıyönetim askeri mahkemesine dönüĢtürülebilir..."  
3. 357 No'lu Askeri Hakimler Kanunu  
29.Askeri Hakimler Kanununun ilgili hükümleri Ģöyledir:  
Ek Madde 7  
"Devlet güvenlik mahkemesi üyeliği yedek üyeliği ve Cumhuriyet savcı yardımcılığı  
görevlerine atanan askeri hakim subayların rütbe terfii rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi  
yapmalarını sağlayacak yeterlilikleri bu Kanunun ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri  
Personel Kanununun hükümleri sak kalmak Ģartı ile, aĢağıda belirtilen Ģekilde  
düzenlenecek sicillerle saptanır.  
a) Birinci sınıfa ayrılmıĢ üye ve yedek üye askeri hakimlere subay sicil belgesi düzenlemeye  
ve sicil vermeye yetkili birinci sicil amiri Milli Savunma Bakanlığı MüsteĢarı, ikinci sicil  
amiri Milli Savunma Bakanıdır.  
..."  
Ek Madde 8  
Devlet güvenlik mahkemelerinin askeri yargıya mensup mahkeme üyeleri ile Cumhuriyet  
savcı yardımcıları, Genelkurmay Personel BaĢkanı, Adli MüĢaviri ile atanacakların mensup  
olduğu Kuvvet Komutanlığının personel baĢkanı ile adli müĢaviri ve Milli Savunma  
Bakanlığı Askeri Adalet ĠĢleri BaĢkanından oluĢan kurul tarafından seçilir ve usulüne uygun  
olarak atanırlar."  
Madde 16 Paragraf 1 ve 3  
"Askeri hakimler ve askeri savcılar ile yardımcılarının adli müĢavirlerin, Askeri Adalet ĠĢleri  
BaĢkanlığı ile Askeri Adalet TeftiĢ Kurulu BaĢkanlığı kadrolarında ve askeri yargı ile ilgili  
idari görevlerde bulunan askeri hakimlerin atanmaları bu kanun hükümleri saklı kalmak Ģartiyle  
Silahlı Kuvvetler mensuplarının nakil ve tayinleri hakkındaki hükümler esas alınarak Milli  
Savunma Bakanı ve BaĢbakanın müĢterek kararnamesi ile CumhurbaĢkanının onayına  
sunulur ve Resmi Gazete ile yayınlanır.  
....  
14  
Askeri hakimlik, askeri hakim yardımcılığı askeri savcılık askeri savcı yardımcılığı  
görevlerine ve adli müĢavirliklere, Askeri Adalet ĠĢleri BaĢkanlığı ile Askeri Adalet TeftiĢ  
Kurulu BaĢkanlığı kadrolarına ve askeri yargı ile ilgili idari görevlere yapılacak  
atanmalarda yukardaki fıkralar hükümleri saklı kalmak Ģartiyle Askeri Yargıtay notları,  
müfettiĢ raporları ve idari üstlerce düzenlenen siciller gözönünde tutularak iĢlem yapılır.  
..."  
Madde 18 Paragraf 1  
"Askeri hakimler ve askeri savcılar ile yardımcılarının ve adayların maaĢ dereceleri, maaĢ  
yükselmeleri ve diğer özlük hakları subaylar hakkındaki kanun hükümlerine tabidir.  
Madde 29  
Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından savunmaları  
aldırılarak, aĢağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir.  
A. Uyarma : Görevde daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesi gerektiğidir.  
B. Kınama :Belli bir eylem veya davranıĢın kusurlu sayıldığının yazı ile bildirilmesidir.  
...  
Bu cezalar kesin olup, ilgilinin Kuvvet Komutanlığındaki dosyası ile kıta Ģahsi dosyasına  
konur. "  
Madde 38  
"Askeri hakimler ve askeri savcılar ile yardımcıları duruĢma hakimliği  
ve savcılık  
görevlerini yaparlarken eĢiti adliye hakimlerinin ve savcılarının özel kıyafetini taĢırlar. "  
4. Askeri Ceza Kanunu'nun 112 inci Maddesi  
30. Askeri Ceza Kanununun 22 Mayıs 1930 Tarihli 112 inci Maddesi Pöyledir:  
"Askeri Mahkemelerin etki altında bırakılması amacıyla, resmi bir görevlinin yetkisini  
kötüye kullanması beĢ yıl hapis cezası gerektiren bir suç teĢkil eder."  
5. Askeri Yüksek Ġdare Mahkemesi Hakkındaki 4 Haziran 1972 Tarihli 1602 no'lu Kanun  
31. 1602 no'lu kanunun 22. maddesine bağlı olarak Askeri Yüksek Ġdare Mahkemesi'nin  
Birinci Dairesi adli inceleme ve özellikle terfi ve profesyonel ilerleme konularında subayların  
statüleri ile ilgili anlaĢmazlıklardan kaynaklanan tazminat talepleri hakkındaki baĢvuruları  
dinlemekle yetkilidir.  
C.Ġçtihat Hukuku  
1. Askeri Yüksek Ġdare Mahkemesi  
15  
32 Hükümet, Askeri Yüksek Ġdare Mahkemesi'nin Birinci Dairesi'nin askeri yargıçların  
atanması terfi ve uygulanan disiplin müeyyideleri ile ilgili iptal kararları sunmuĢtur.Bu  
kararlar Ģöyledir: 31 Mayıs 1988(no 1988/405), 14 Aralık 1993(no 1993/1116), 22 Aralık 1993  
(1993/1119), 19 Kasım 1996(1996/950), 1 Nisan 1997(1997/262), 27 Mayıs 1997 (no 1997/405)  
ve 3 Haziran 1997 (no 1997/62)  
Pu sonuç çıkmaktadır ki Birinci Daire atama kararlarını iptal etmek için gerekçesini ya  
ilgilinin rızasının olmamasına ya da askeri yetkilinin takdir hakkını kötüye kullanmasına  
dayandırmaktadır. Değerlendirme raporları ile  
baĢarısızlık ve yetkili Ģahsın objektif olmaması dikkate alınmıĢtır. Son olarak prensipte  
temyiz baĢvurusunun bir disiplin müeyyidesine dayandırılamayacağı ile bağlantılı  
birlikte, sebeplerin açıklanması ,  
olarak, Birinci Daire sanık olarak orada bulunan Ģahsın eylemlerinin tesbitinin yanlıĢ  
yapıldığına ve verilen kararın hükümsüz olduğu sonucuna varmıĢtır.  
2. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
33. Hükümet , ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından bu mahkemelerde görev  
yapan hakimlerin tarafsızlığı ile ilgili olarak alınan kararları da sunmuĢtur. Bu kararlar Ģöyledir:  
12 Eylül 1995 (no 1995/171) , 27 Pubat 1996 (no 1996/38), 7 Mart 1996 (no 1996/55), 21 Mart  
1996 (no 1996/70), 2 Nisan 1996 (no 1996/102) ,9 Nisan 1996 (no 1996/112), 2 Mayıs 1996  
(1996/141),  
9 Mayıs 1996 (no 1996/150), 19 Ağustos 1996 (1996/250) , 12 Eylül 1996 (no 1996/258) 19  
Eylül 1996 (no 1996/263), 1 Ekim 1996 (no 1996/270), 3 Ekim 1996 (no 1996/273), 8 Ekim  
1996 (1996/278) 12 Haziran 1997 (no 1997/128) ve 15 Temmuz 1997 (no 1997/293)  
Bu kararların çoğu sanığın suçlu olduğunu göstermektedir, fakat hakimlerin gerçeklerin  
tesbiti ve tasnifi verilen ceza ve iĢlenen suç konularında benimsedikleri farklı fikirleri de  
içermektedir.  
KOMĠSYON ÖNÜNDEKĠ PROSEDÜR  
34. Sn. Incal, 7 Eylül 1993 tarihinde Komisyon'a baĢvuruda bulunmuĢtur. Incal,  
mahkemenin bağımsız olmadığı ve politik fikirleri nedeniyle hapis cezasının para cezasına  
çevrilmediği gerekçeleri ile Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde adil yargılanmadığını  
iddia etmiĢtir. ( SözleĢmenin 14. maddesi ile birlikte ve ayrı olarak alınan 6. maddenin 1.  
paragrafı) Incal, ayrıca duruĢmada bulunma talebinin reddi ve baĢsavcının temyiz baĢvurusu  
hakkındaki hukuki görüĢlerinin bir kopyasının kendisine gönderilmemesi ile Yargıtay'ın  
SözleĢmenin 6. madde 1. ve 3 (b) paragraflarını ihlal ettiğini beyan etmiĢtir. Daha sonra  
bildirinin hazırlanmasına yardım ettiği için verilen mahkumiyetle Madde 9 ve 10' un ihlal  
edildiğini ve ehliyetten geçici olarak menedilmesinin küçültücü ve Madde 3'e aykırı  
olduğunu iddia etmiĢtir.  
35. 16 Ekim 1995 tarihinde Komisyon baĢvuranın ehliyetinden geçici olarak menedilmesi  
konusundaki Ģikayetin kabul edilemez olduğunu ve 22678/93 nolu baĢvurunun diğer  
kısmının kabuledilebilir olduğunu beyan etmiĢtir.  
Komisyon 25 Pubat 1997 (Madde 31) tarihli raporu ile ,  
a) Oybirliği ile Madde 10 un ihlal edildiğine,  
b) Oybirliği ile Madde 6 Paragraf 1 e aykırı olarak baĢvuranın bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından yargılanmadığına,  
16  
c) Oybirliği ile Madde 14 ile Madde 6- 1. Paragrafın ihlal edilmediğine ,  
d) 5 e karĢı 26 oyla baĢvuranın baĢsavcının görüĢüne cevap verme Ģansının olmamasının 6.  
Maddenin 1. paragrafını ihlal ettiğine ,  
e) 5 e karĢı 26 oy ile baĢvuranın Yargıtay'da bulunmamasından dolayı Madde 6 Paragraf 1 in  
ihlal edilmediğine  
dair verdiği kararları açıklamıĢtır.  
Bu raporda verilen Komisyon'un ve muhalefetin görüĢü ile ilgili tam metin bu karara ek  
olarak tekrar kopya edilmiĢtir.1  
MAHKEMEYE SON SUNUġLAR  
36. Hükümet duruĢmada ve sunduğu görüĢlerinde Divandan baĢvurana SözleĢmenin 6.  
10. ve 14. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının sözkonusu Ģikayetler tarafından ihlal  
edilmediği yolunda karar almasını istemiĢtir.  
37.BaĢvuran Divandan SözleĢmenin  
maddelerinin ihlal edildiğine karar vermesini ve 50. madde çerçevesinde  
hükmetmesini istemiĢtir.  
6. maddesinin 1. Paragrafının,  
9. ve 10.  
tazminata  
HUKUKA DAĠR  
I. SÖZLEġMENĠN 1O. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI  
38. Sn. Incal, bir bildirinin hazırlanmasına olan katkıları sebebiyle verilen ceza hükmünün  
SözleĢmenin 10. maddesiyle garanti edilen ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini beyan  
etmiĢtir.SözleĢmenin 10. maddesine göre:  
"1.Her fert ifade ve izhar hakkına maliktir. Bu hak içtihat hürriyetini ve resmi makamların  
müdahalesi ve memleket sınırları mevzubahis olmaksızın haber veya fikir almak veya  
vermek serbestisini ihtiva eder. Bu madde devletlerin radyo sinema veya televizyon  
iĢletmelerini bir müsaade rejimine tabi kılmalarına mani değildir.  
2. Kullanılması vazife ve mesuliyeti tazammun eden bu hürriyetler, demokratik bir  
toplulukta zaruri tedbirler mahiyetinde olarak milli güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya  
amme emniyetinin , nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin sağlığın veya ahlakın  
baĢkalarının Ģöhret veya haklarının korunması, gizli haberlerin ifĢasına mani olunması veya  
adalet kuvvetinin üstünlüğünün ve tarafsızlığının sağlanması için ancak ve kanunla muayyen  
merasime, Ģartlara tahditlere veya müeyyidelere tabi tutulabilir."  
Hükümetin itiraz ettiği bu iddia, Komisyon tarafından kabul edilmiĢtir.  
1 1.Raportörün Notu: Pratik nedenlerden dolayı bu ek sadece, kararın basılmıĢ versiyonu (  
1998 Kararlar Bülteni) ile birlikte verilecektir.Fakat Komisyon Raporunun bir kopyasını  
Raportör Daireden temin etmek mümkündür.  
17  
A. Bir Müdahalenin Varlığı  
39. Davaya katılan Ģahıslar baĢvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edildiği  
görüĢüne varmıĢlardır. Divanın görüĢü de bu yöndedir.  
B. Müdahalenin Makbul Mazereti  
40. "Kanun ile tesbit edilen haller" SözleĢmenin 10 uncu maddesi 2. paragrafında belirtilen  
meĢru amaçların birini veya bir kaçını hedef aldığı ve bahsedilen amaç ya da amaçlara  
ulaĢmak için demokratik bir toplumda gerekli olan durumlar hariç olmak üzere, böyle bir  
müdahale 10. maddeyi ihlal etmektedir.  
1." Kanun Tesbiti "  
41. Davaya katılanların tümü kanun ile tesbit edildiğini kabul etmiĢlerdir. BaĢvuranın  
mahkumiyeti Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına ve 5680 nolu Basın  
Kanununun Ek Bölüm 4(1) ine dayanmaktadır.(bkz. yukarıdaki 21. ve 23. paragraflar)  
2."MeĢru Amaç"  
42. Divan bu konu ile ilgili olarak taraflar tarafından hiçbir müdafaa sunulmadığını  
vurgulamıĢtır. Komisyon Türk Mahkemesinin bu davada Ceza Kanununun 312.  
maddesini uygulamaktaki amacının düzensizliğin önlenmesi olduğu görüĢünü benimsemiĢtir.  
Divan Sn. Incal'ın mahkumiyetinin enazından SözleĢmenin 10. maddesi ile belirtilen meĢru  
amaçlardan birine (Düzensizliğin Önlenmesi) uygun olduğu görüĢündedir.  
3. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olanlar  
(a) Katılımcıların Müdafaaları  
i) BaĢvuran  
43. BaĢvuran, çoğulcu demokratik sistemlerde politik partilerin ülkenin sosyal ve  
politik sistemleri hakkındaki görüĢlerini ifade edebilmeleri gerektiğini ifade etmiĢtir.  
Bildiride beyan edilen fikirlerin gerçek olaylara dayandığını ve Kürt kökenli vatandaĢlara  
yüklenen ekonomik baskı ve yönetimsel ayrılığın  
eleĢtirisinden  
ibaret  
olduğunu  
belirtmiĢtir. Kendisinin de aralarında olduğu bu bildirinin yazarları  
savunmamıĢ ve düzensizliğe tahrik etmemiĢlerdir.  
asla bölücülüğü  
Davadaki yargıçların tesbitlerine aykırı olarak , bu bir ülkede halkı kine ve düĢmanlığa  
tahrik eden bir durumun tasviri değil, kamuoyunu ilgilendiren problemlerle ilgili tepkilerin  
politik partilerce beyan edilmesinin mümkün olmadığını gösteren bir gerçek idi.  
Sn. Incal, müdahalenin gerekliliğine itiraz etmiĢ, sözkonusu bildirilerin dağıtılmadığını  
vurgulamıĢtır. Bu cezanın denk olmadığını ve bu cezanın, kendisini daimi surette kamu  
hizmetinden , dernek, sendika ve politik organizasyonlardaki faaliyetlere katılmaktan ve lider,  
kurucu üye, parlamento adayı, belediye baĢkanı ya da müsteĢar olarak görev yapmaktan  
18  
menettiğini belirtmiĢtir.  
ii) Hükümet  
44. Hükümet ilgili bildiride ifade edilen düĢmanlığa rağmen, baĢkalarına ait arazilerde  
gecekondu yapımına engel olmak  
ve iĢportacıları  
kovmak  
amacıyla  
yapılan  
operasyonların, karıĢıklığın önlenmesi ve baĢkalarının haklarının korunması dıĢında herhangi  
bir amaca hizmet etmediğini ve kanun ile düzenlemelerin taleplerini karĢıladığını iddia  
etmiĢtir.Fakat, o sıralarda Kürt bölücülüğüne hizmet eden HEP partisinin bir üyesi olan  
baĢvuran tarafından hazırlanan bildirinin ırkçı perspektifi altında, alınan önlemler, Kürt  
kökenli vatandaĢların evlerinin yıkılmasının ellerindeki bütün yaĢam kaynaklarının  
yokedilmesine yolaçması gibi gösterilmiĢtir.  
Kullandığı sert ifadeler ve provokatif özelliği ile sözkonusu bildiri, Kürt kökenli  
vatandaĢları, ayrımcılıktan zarar gördüklerine ve "özel savaĢ"ın kurbanları olduklarına  
inanmaya itmiĢ, ayrıca kendilerini savunmak için "mahalle komiteleri " oluĢturulmasını  
maruz göstermiĢtir. Buna ek olarak Ġzmir nüfusunun genelini ve özellikle dükkan sahiplerini,  
sosyal ve ekonomik problemlerden dolayı Kürt kökenli vatandaĢları sorumlu tutmaya  
itebilir veya iĢportacıları ( bildiriye göre hepsi de Kürttür.) onların refahını tehlikeye  
atmakla suçlayabilirdi. Böyle bir mesaj "kardeĢliğe çağrı ile çeliĢkilidir ve bu sadece  
bildiriyi hazırlayanların cezai mesuliyetlerinden kaçmak için düzenlenmiĢtir.  
Divanın, Zana Türkiye'ye KarĢı Davasının 25 Kasım 1995 tarihli kararında belirtilen  
Türkiye'deki durumun analizi ile bağlantılı olarak (1997-VII Karar Raporları), Hükümet, bu  
davada Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, Türkiye'nin güneydoğusunda 1992 ve 1993  
yıllarında terördeki tahammül edilemez artıĢ  
gibi Ġzmir'de de tehlikeli bir durum  
oluĢturabilecek potansiyel bir durum ile karĢı karĢıya olunduğuna iĢaret ettiğine dikkati  
çekmiĢtir. Böyle bir davada politik müzakerede kabuledilebilecek eleĢtirilerin geniĢ sınırları ve  
mahkemenin konu ile ilgili olarak verilmiĢ içtihatlarının sağladığı korumanın seviyesi  
tamamen ilgisizdir.  
Bu bağlamda, Sn. Avukat Incal, görev ve sorumluluklarına riayet etmemiĢ ve politik  
ihtilafın normal sınırlarını aĢmıĢtır. Terörist ve bölücü P.K.K.'nın ırk düĢmanlığı ile Ģiddeti  
kuvvetlendirdiği bir zamanda, etnik bir grubu devletin otoritesine ve görevlilerine karĢı  
koymaları için tahrik etmeye çalıĢmıĢtır. Sosyal durumun böyle olduğu iç muhalefetin ve sivil  
çekiĢmenin tahrik edilmesinin böylesine kolay olduğu bir ortamda Türk otoritelerinin dava  
konusu bildirilere el koymak ve baĢvuranı sorumlulardan biri olarak cezalandırmaktan  
baĢka seçeneği yoktu.  
iii) Komisyon  
45. Komisyon, çoğunlukla baĢvuranın müdafaasındaki görüĢleri paylaĢmıĢtır. Dava konusu  
bildirinin genel ifadeyle sadece "Kürt Problemi"nin varlığına iĢaret ettiğini ve tahrik unsuru  
taĢımadığını vurgulamıĢtır. KarĢıt resmi fikirler ve pozisyonların politik arenada bir yer  
bulabilmesi gerektiği düĢünülerek Sn. Incal'ın mahkumiyetinin demokratik bir toplumda gerekli  
olmadığı sonucuna varılmıĢtır.  
(b) Divanın Değerlendirmesi  
19  
46. Divanın çoğu kez dikkati çektiği gibi, Madde 10 ile garanti altına alınan ifade  
özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli özelliklerinden birini oluĢturur. Toplumun  
geliĢmesi ve her bireyin kendini ifade ederek tatmin olması için gerekli temel Ģartlardan  
biridir.Ġkinci paragrafla bağlantılı olarak, sadece  
zararsız ve ehemmiyetsiz bir mesele  
olarak nitelendirilen veya edinilen bilgi ya da fikirlere değil aynı zamanda demokratik bir  
toplumun vazgeçilmez unsurları olan çoğulculuk, hoĢgörü ve geniĢ fikirliliğin gereği olarak  
zararlı, rahatsız edici durumlara da uygulanır.(23 Nisan 1992 tarihli Castells Ġspanya'ya KarĢı  
Kararı Seri A no236 , S.22, paragraf 42 ve 26 Eylül 1995 tarihli Vogt Almanya'ya KarĢı  
Kararı , Seri A no 323, S. 25, Paragraf 52)  
Ġfade özgürlüğü herkes için önemlidir fakat politik partiler ve aktif üyeleri için daha büyük  
bir önem taĢımaktadır.(bkz. Türkiye BirleĢik Komünist Partisi ve Diğerleri Türkiye'ye KarĢı  
Davasının 30 Ocak 1998 tarihli kararında olduğu gibi, 1998 Kararlar Bülteni ..., s... ,  
paragraf 46) Bu partiler seçim bölgelerini temsil ederler, bu bölgelerin problemlerine  
dikkatleri çeker ve çıkarlarını savunurlar. Buna binaen, baĢvuranın durumunda olduğu gibi,  
muhalefet partisinin bir üyesi olan politikacının ifade özgürlüğüne yapılan müdahale Divanın  
detaylı bir inceleme yapmasını gerektirmektedir. (Bkz yukarıdaki Castells kararı)  
47. ĠĢbu davada Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, Sn. Incal'ın hazırladığı bildiri  
nedeniyle verilen mahkumiyet kararını Ceza Kanununun 312. maddesinde belirtilen halkı  
açıkça suç iĢlemeye tahrik etmeye dayandırmıĢtır.( bkz. yukarıdaki 21 inci paragraf)  
48. Yukarıdaki bilgilerin ıĢığı altında Divan, bildirinin içeriğinin Sn. Incal'ın mahkumiyet  
cezasını haklı gösterip göstermediği konusunda karar vermelidir.  
Bu bağlamda Divan, kontrol yetkisini eline almaktaki amacının iç hukuktaki yetkili  
mahkemenin yerini almak değil, takdir gücü ile alınan kararları, 10. maddeye göre gözden  
geçirmek olduğunu tekrarlamıĢtır. Böyle davranarak, devlet otoritelerinin, kararlarını ilgili  
gerçeklerin kabuledilebilir bir değerlendirmeye dayandırdırmala ile yetinmelidirler. (Bkz.,  
yukarıda değinilen Vogt Kararı'nda olduğu gibi , s.26, paragraf 52)  
49.Devlet Güvenlik Mahkemesi , bildirinin Devleti terörist olarak nitelendirmesi, hepsinin  
de Türk vatandaĢı olmalarına rağmen fark gözetmesi, ve alınan önlemler özel savaĢ  
operasyonları olarak göstermesi ile bildiri yazarlarının halkı düĢmanlığa ve kine tahrik ettiğine  
ve son olarak da halkı yasal olmayan faaliyetlere ittiğine karar vermiĢtir.  
50.Divan, bildirideki ilgili bölümlerin, otoriteler tarafından özellikle iĢportacılara karĢı  
alınan idari ve belediye önlemlerinin eleĢtirildiğine dikkati çekmiĢtir.Böylece Ġzmir halkı için  
önemli olan olaylar rapor edilmiĢtir.  
Bildiri Ġzmirdeki Kürt kökenli halka karĢı yaratılan düĢmanlık dolu atmosfer ilgili  
Ģikayetlerle baĢlamıĢ ve ilgili önlemlerin metropolleri Kürtlerden arındırmak amacıyla  
alındığını iddia etmiĢtir.Metin, Türk Hükümeti'nin politikası hakkında tehlikeli ifadeler  
içermekte  
ciddi  
suçlamalarda bulunmakta ve bu durumdan Türk Hükümeti'ni sorumlu  
tutmaktadır.  
Bütün Demokratik Kamuoyuna seslenerek otoritelerin davranıĢını, terör ve kırsal bölgede Kürt  
halka karĢı yürütülen özel savaĢın bir bölümü olarak nitelendirmiĢtir. VatandaĢları, özellikle  
"mahalle komiteleri" kurarak "karĢı koymaya" çağırmaktadır. (bkz. yukarıdaki 10. paragraf)  
Divan, bildirinin diğer istekleri arasında Kürt kökenli nüfusu birleĢmeye çağırdığının tabi  
ki farkındadır. "Mahalle Komitelerine " yapılan ithaf net olmamakla birlikte içeriğe dikkat  
edildiğinde bu isteklerin Ģiddete düĢmanlığa ve nefrete tahrik etmediği görülür.  
51. Divan tarafından daha önce de kabul edilmiĢ olduğu gibi (bkz. Türkiye BirleĢik Komünist  
20  
Partisi ve Diğerleri Türkiye'ye KarĢı Kararında olduğu gibi, s...., paragraf 58), böyle bir  
metnin içeriğinde belirtilmiĢ amaçlardan farklı amaçlar taĢıyabileceği ve bunları  
saklayabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Fakat bildirinin yazarla tarafından açıklanan  
amacın samimiyetini yalanlayacak somut bir delil mevcut olmadığı için , Divan bu konuda  
Ģüphe duymakta hiçbir sebep görmemektedir.  
52. Böylece yapılan tetkiklerin ıĢığı altında baĢvuranın mahkumiyetinin demokratik bir  
toplumda gerekli olup olmadığı , acil bir sosyal ihtiyacı karĢılayıp karĢılamadığı ve takip  
edilen meĢru amaca denk olup olmadığı sorusu ile karĢı karĢıya kalınmıĢtır.  
53. Püphesiz ki siyasi müzakere özgürlüğü kesin bir nitelik taĢımaz.  
SözleĢmeci  
devletlerden biri, bu konuya belli "sınırlamalar" ve "cezalar" getirebilir, fakat, SözleĢme  
ile garanti altına alınan ifade özgürlüğü ile bu tür önlemlerin uygunluğu hakkında nihai  
kararı verme hakkı Divana aittir.(Bkz.Castells Kararı, s. 23, paragraf 46)  
ĠĢbu davada Hükümet, ifade özgürlüğünün kullanılması ile bağlantılı olan "görev ve  
sorumluluk"  
argümanını  
ileri sürmüĢtür.(Bkz. yukarıdaki 45. paragraf). Fakat, bu,  
müdahalenin 2. paragrafın gerekliliklerini karĢılamasından bağıĢık tutmaz. ( Bkz. Thorgeir  
Thorgeirson Ġzlanda'ya KarĢı Davasının 25 Haziran 1992 tarihli kararında olduğu gibi, Seri  
A, no 239, s.27, paragraf 64)  
54.Hükümete karĢı yapılması müsaade edilen eleĢtirinin boyutları bir vatandaĢ veya bir  
politikacıya yapılan eleĢtiriden daha fazladır. Demokratik bir sistemde Hükümetin fiil ve  
ihmalleri sadece düzen ve yargı otoritelerinin değil, kamuoyunun da  
incelemesine açık  
olmalıdır.Dahası, Hükümetin dominant pozisyonu, özellikle muhaliflerin eleĢtirilerine ve  
haksız saldırılarına cevap vermek için diğer yöntemlerin uygulanmasının mümkün olduğu  
durumlarda cezai iĢlemlere baĢvurmakta çekingen davranmasını gerekli kılmaktadır. Bununla  
beraber kamu düzeninin  
güvencesi olan Devlet otoritelerinin bu ihtarlarda aĢırıya gitmeden uygun biçimde tepki  
vermek amacıyla alınan önlemleri Ceza Hukuku bile olsa, benimsemesi konusu açık  
bırakılmıĢtır. (Bkz. Castells Kararı, s. 23, paragraf 46)  
55. ĠĢbu davada HEP'in Ġzmir Yönetim Kurulu 2 Temmuz 1992 tarihinde Ġzmir Valiliğine  
dağıtma isteği ile birlikte bildirinin bir kopyasını sunmuĢtur.( Bkz. yukarıdaki 11.  
paragraf). Bildirinin içeriğini incelemekle görevli Emniyet, bölücü propaganda içerdiğini  
savunmuĢtur.(Bkz. yukarıdaki 12. paragraf). Bu aĢamada otoriteler, buna uygun olarak  
metinde değiĢiklik isteyebilirlerdi. Fakat, baĢvuru yapıldıktan bir gün sonra bildirilere  
elkonulmuĢ ve Ceza Kanununun 312. maddesince Sn. Incal'ın da aralarında bulunduğu kiĢiler  
hakkında dava açılmıĢtır. ( Bkz. yukarıdaki 21. paragraf)  
56. Divan sözkonusu müdahalenin radikal yapısına dikkati çekmiĢtir. Sadece engelleyici  
niteliği bile tek baĢına 10. madde çerçevesinde birçok sorun yaratmaktadır. (Bkz. 9 Pubat  
1995 tarihli Vereniging Weekblad Bluf!/ Hollanda Kararı Seri A, no 306-A, s. 16, paragraf  
45 ve 46 ve 19 Aralık 1994 tarihli Vereinigung demokratischer Soldaten Österreichs ve  
Gubi /Avusturya kararında olduğu gibi, seri A, no 302, s. 18, 19 paragraf 40)  
Buna ek olarak, Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, baĢvuranı 6 ay 20 gün hapse ve 55.555  
TL para cezasına çarptırmıĢ ve 15 gün süre ile ehliyetten menetmiĢtir.(Bkz. yukarıdaki paragraf  
16)  
Dahası "kamu düzeni" suçundan mahkum olmasının sonucu olarak, Sn. Incal, kamu  
hizmetinden menedilmiĢ, politik organizasyonlar, dernekler ve sendikalardaki faaliyetlere  
katılması yasaklanmıĢtır.  
21  
57. Müdahalenin "izlenen meĢru amaca denk" olduğunu savunacak "acil bir sosyal  
ihtiyacın" varlığını göstermek amacıyla, Hükümet temsilcisi Divan önündeki duruĢmada  
"bildiride kullanılan ifadelerden bu bildirinin amacının bir etnik grubu Devlet otoritelerine  
karĢı ayaklanmaya tahrik etmek olduğunu" iddia etmiĢtir. Buna binaen "Demokratik bir  
toplumda, terörle mücadele etme ve önleme hakkı önceliklidir" ve "kine tahrik yoluyla terör  
eylemlerinin artırılmasına yönelik herhangi bir teĢebbüse mani olmak Devletin görevidir". PKK  
gibi bazı silahlı gruplar, ifade özgürlüğü maskesini kullanarak yaptıkla propaganda  
etkilerini artırmıĢlardı.  
58. Divan önüne gelen davalarda özellikle terörle mücadele ile bağlantılı problemler olmak  
üzere davanın dayandığı bütün temelleri değerlendirmeye almak için hazırlıklıdır.(bkz. 18 Ocak  
1978 tarihli Ġrlanda /Ġngiltere Kararı , seri A, no 25, paragraf 9 ve izleyen...., paragraf 11 ve  
izleyen; 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye Kararı, 1996-VI Kararları, paragraf 2281 ve 2284,  
paragraf 70 ve 84; yukarıda değinilen Zana Kararı s...., paragraf 59 ve 60 ve son olarak  
yukarda bahsedilen Türkiye BirleĢik Komünist Partisi ve Diğerleri Kararı s...., paragraf 59).  
Fakat Divan bu davadaki Ģartların Zana Davasındaki bulgularla karĢılaĢtırılamayacağını  
beyan etmiĢtir. Divan, Sn. Incal'ın Türkiye'deki terör problemlerinden ve özellikle de  
Ġzmir'deki problemlerden sorumlu tutulmasını açıklayacak hiçbirĢey görememektedir. Bu  
bağlamda savcının Terörle Mücadele Kanununun (Kanun no 3713) baĢvurana uygulanması  
görüĢüne rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bile kanunun uygulanmamasına  
karar vermesine dikkat edilmelidir.(bkz. yukarıdaki paragraf 16, 16, 24)  
59. Sonuç olarak Sn. Incal'ın mahkumiyeti izlenen amaca denk değildir. ve bu sebeple  
demokratik bir toplumda gereksizdir.  
SözleĢmenin 10. maddesinin ihlali sözkonusudur.  
SÖZLEġMENĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI  
61.Sn.Incal, ne Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesindeki duruĢmanın ne de Yargıtay'ın  
Ceza Dairesi önündeki davanın SözleĢmenin 6. maddesi 1. paragrafındaki belirtilen Ģartları ifa  
ettiğini iddia etmiĢtir. SözleĢmenin 6. maddesi 1. paragrafına göre:  
"Herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar gerek ceza hukuku alanında  
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan kanunla kurulmuĢ bağımsız  
ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve açık  
olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."  
Incal, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin "bağımsız" ve "tarafsız" olmadığını ifade etmiĢ  
ve Yargıtay'ın da silahların eĢitliği prensibine uymadığını ve duruĢma yapmadığını beyan  
etmiĢtir.  
Hükümet, bu iddiayı reddetmiĢ fakat, Komisyon halka açık duruĢma ile ilgili bölüm hariç  
olmak üzere iddiayı kabul etmiĢtir.  
A. DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİNDEKİ İPLEMLER  
1. Davaya Katılanların Müdafaaları  
a) Başvuran  
62. Sn. Incal, Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin SözleĢmenin 6. maddesinin 1.  
22  
paragrafına göre " bağımsız ve tarafsız olarak nitelendirilemeyeceğini beyan etmiĢtir. Devlet  
Güvenlik Mahkemesi'nin bir üyesi olan Askeri Hakimin idari ve en önemlisi de"askeri  
otoritelere" bağlı olduğunu belirtmiĢ, çünkü yargı görevini yerine getirirken aynı zamanda bir  
subaydır ve Silahlı Kuvvetlerle ve hiyerarĢik üstleriyle bağlarını korumaktadır. Bu üst  
makamlar hazırladıkları raporlarla askeri hakimlerin  
ellerinde tutmaktadırlar.  
kariyerlerini  
etkileme  
gücünü  
Sn. Incal, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin  
adaleti sağlamaktan çok Devletin  
çıkarlarını korumak için kurulmuĢ özel mahkemeler olduğunu iddia etmiĢtir. Bu hususta Devlet  
Güvenlik Mahkemelerinin iĢlevi, Devletin icra organlarının iĢlevine benzemektedir.Devlet  
Güvenlik Mahkemesinde askeri bir yargıcın bulunması sadece askeri otoritenin davalı ve  
genelde kamuoyu üzerindeki yıldırıcı etkisini teyit etmiĢtir.Askeri adaletle hiçbir ilgisi  
olmayan suç ile bağlantılı olarak, askeri bir yargıcın, bir sivil ve bir politikacıyı yargılama  
yetkisi Türkiye'nin politik problemlerinin ele alınmasında Silahlı Kuvvetlerin etkisini  
kanıtlamıĢtır.  
b) Hükümet  
63. Hükümet Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi askeri hakimlerin atanması ve yargı  
görevlerinin icra ederken sahip oldukları güvencenin Divanın konu üzerindeki içtihatları  
tarafından belirlenen kriterleri tamamiyle karĢıladığını beyan etmiĢtir.  
Bu hakimlerin komutanlarına karĢı sorumlulukları ve profesyonel değerlendirilmelerine  
iliĢkin kurallarla ilgili konular abartılmıĢtır; subay olarak görevleri,disiplin kurallarına  
uymakve  
askeri kurallara saygı göstermekle sınırlıdır. Üstlerinden herhangi bir baskı  
görmeleri sözkonusu değildir, çünkü böyle bir giriĢim Askeri Ceza Kanununa göre  
cezalandırılır. TeftiĢ sistemi Askeri Hakimlerin yanlızca yargı dıĢı görevleri için geçerlidir.  
Ayrıca yargıçlar bu teftiĢ raporlarına ulaĢabilir ve hatta Yüksek Askeri Ġdare Mahkemesinde bu  
raporların içeriğine itiraz edebilirler.  
Bu davada, ne hakimin meslektaĢlarının ne hiyerarĢik ve idari üstlerin ne de hakimi  
atayan kamu otoritelerinin Incal Davasındaki taraflarla iliĢkisi ya da verilecek kararda çıkarı  
yoktur.  
c) Komisyon  
64. Komisyonun , Devlet Güvenlik Mahkemesi 'nin oluĢumu ve iĢleyiĢini düzenleyen yasa  
ile belirlenen kurallar, bu mahkemelerin bağımsızlığı, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde  
görev yapan askeri hakimlerin atanması ve teftiĢleri hususunda birçok soruyu ortaya çıkardıı  
görüĢündedir. Divan bir sivile karĢı açılan ceza davasında askeri bir yargıcın yeralmasının  
istisnai bir durum olduğunu ve Silahlı Kuvvetlerin sivil yargıya müdahalesi olarak  
yorumlanabileceği  
fikrini  
benimsemiĢtir.Bu nedenle  
baĢvuranın Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin bağımsızlığı hakkındaki endiĢelerinin objektif olarak savunulduğu fikri kabul  
edilmiĢtir.  
2. Divanın GörüĢü  
65. Divan, Madde 6 paragraf 1'de belirtilen hükümler doğrultusunda bir mahkemenin  
"bağımsız" olup olmadığı hakkında karar verirken üyelerinin atanma Ģekli, görev süreleri dıĢ  
baskılara karĢı güvence ve bağımsızlık görüntüsü verip vermediği gibi konulara dikkat etmek  
23  
gerektiğini tekrarlamıĢtır(Bkz 25 Pubat 1997 tarihli Findlay/Ġngiltere kararı Raporlar 1997-1,  
s.281, paragraf 73)  
Bahsedilen hükümde belirtilen "tarafsızlık" konusunda yapılması gereken iki inceleme  
mevcuttur: Birincisi belirli bir davada belirli bir askeri yargıcın kiĢisel kanaati ikincisi ise  
hakimin bu konudaki meĢru Ģüpheleri yoketme konusunda güvence verip vermediğidir.  
Sözkonusu davanın sadece ikinci inceleme ile ilgili olduğu konusunun doğruluğu Divan önünde  
tartıĢılmamıĢtır. (Bkz. 20 Mayıs 1998 tarihli Gautrin ve Diğerleri/Fransa kararı , Raporlar  
1998....s...., paragraf 58)  
Fakat bu davada Divan her iki konuyu  
tarafsızlık  
66. Anayasanın 143. maddesi gereğince 16 Haziran 1983 tarihinde neĢredilen 2845  
no'lu yasa, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin iĢleyiĢ ve oluĢumunu düzenler. (Bkz.  
birlikte inceleyecektir-bağımsızlık ve  
yukarıdaki 28. paragraf) BeĢinci madde hükümlerine göre bu mahkemelerin üç üyesinden biri  
orduya bağlı bir subaydır.  
Ġki sivil hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartıĢılmazken Divan askeri hakimin  
pozisyonu hakkında bir karara varmalıdır.  
67. Divan, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapan askeri hakimlerin statülerinin  
bağımsızlık ve tarafsızlık konuları hakkında bazı güvenceler sağladığını saptamıĢtır. Örneğin,  
sivil meslektaĢları ile aynı mesleki eğitimi almıĢlardır ve bu durum kendilerine Askeri Hakim  
statüsünü vermiĢtir. Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yaparken, sivil hakimlerle aynı  
anayasal güvencelerden faydalanır; buna ek olarak bazı istisnalarla birlikte görevden  
alınamazlar ya da kendi istekleri dıĢında erken emekli edilemezler.( Bkz. yukarıdaki 27  
ve  
28. paragraflar) Devlet Güvenlik Mahkemesinin asil üyeleri olarak oradadırlar;  
Anayasaya göre bağımsız olmalıdırlar.Hiçbir kamu otoritesi onların yargı aktiviteleri ile ilgili  
talimat veremez veya görevlerini icra ederken etki altında bırakamaz.( Bkz. yukarıdaki 27 ve  
30. paragraflar ve 23 Nisan 1987 tarihli Ettl ve Diğerleri / Avusturya Kararında olduğu gibi, seri  
A, no 117, S. 18, paragraf 38)  
68. Diğer taraftan, askeri yargıçların statüleri ile ilgili diğer konular tartıĢılabilir. Ġlk olarak  
sözkonusu hakimler üstlerinden emir alan ordu mensuplarıdır. Ġkincisi, askeri disipline ve  
bu amaçla haklarında derlenen sicil raporlarına tabidirler (Bkz. yukarıdaki 28. ve 29.  
paragraflar) Atanmalarına iliĢkin kararların birçoğu, idari makamlar ve ordu tarafından  
alınır.(Bkz. yukarıdaki 29. paragraf) Son olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi  
olarak görev süreleri dört yıldır ve bu süre uzatılabilir.  
69. Divan, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasa gereğince Türkiye'nin ülkesel ve  
ulusal bütünlüğü, Demokratik düzeni ve Devlet güvenliğini etkileyen suçlara bakmak için  
kurulduğunu belirtmiĢtir. (Bkz. yukarıdaki 26. ve 28. paragraflar) Bu mahkemeleri farklı  
kılan tek özellik, askeri mahkeme olmamalarına rağmen, yargıçlardan birinin orduya  
bağlı olmasıdır.  
70. Hükümet, Divan önündeki duruĢmada Devlet Güvenlik Mahkemelerinde askeri yargıç  
bulunmasını açıklayacak tek sebebin yasa dıĢı silahlı çeteleri de kapsayan organize suçlara  
karĢı yapılan mücadelede bu mahkemelerin tecrübesi ve tartıĢılmaz yeterliği olduğunu beyan  
etmiĢtir. Halkın büyük güven duyduğu Silahlı Kuvvetler ve askeri hakimler sosyal, kültürel ve  
ahlaki sorumluluklarını yerine getirirken kısmen sıkı yönetim zamanında olmak  
üzere,  
yıllardır, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin koruyucuları olmuĢlardır. Terör  
tehdidi varolduğu sürece, askeri hakimler, görevleri son derece zor olan Devlet Güvenlik  
24  
Mahkemelerine tam destek vermeye devam edeceklerdir.  
Terörün sebep olduğu sorunlar hakkında bilgisi olan Divan, bu iddialar hakkında karar  
vermekle yükümlü değildir. (Üstte 59. paragrafta belirtilen kararlarda olduğu gibi) Divanın  
görevi sözleĢmeci ülkelerde bu tür mahkemelerin kurulmasının gerekli olup olmadığı veya  
ilgili uygulamanın gözden geçirilmesi konularında karar vermek değil, iĢleyiĢ yönteminin,  
baĢvuranın adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini tesbit etmektir. (Bkz. 24 Pubat 1993  
tarihli Fey/Avusturya Kararında olduğu gibi, seri A no 255, s. 12, paragraf 27)  
71. Bu hususta, görüntülerin bile önemi büyüktür. Sözkonusu olan Demokratik bir toplumda  
halkın ve herĢeyden önemlisi ceza davalarında, davalının mahkemeye duyduğu güvendir.  
(Bkz. 24 Mayıs 1989 tarihli Hauschild/Danimarka Kararı, seri A, no 154, s. 21, paragraf 48,  
üstte bahsedilen Thorgeir Thorgeirson /Ġzlanda Kararı, s. 23, paragraf 51 ve 10 Haziran 1996  
tarihli Pullar/Ġngiltere Kararı, Kararlar 1996-III, s. 794, paragraf 38) Bir mahkemenin,  
bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu konusunda Ģüphe yaratacak meĢru bir nedenin  
varlığı konusunda karar vermek için sanığın görüĢ noktası dikkate alınır. Fakat bu kesin bir rol  
oynamaz. Belirleyici husus, ilgilinin görüĢlerinin tarafsız olarak haklı gösterilebilmesidir.  
(Bkz. üstte bahsedilen Hauschild Kararında olduğu gibi, s. 21, paragraf 48, ve yine üstte  
bahsedilen Gautrin ve Diğerleri Kararı, s..., paragraf 58)  
72. Sn. Incal, halkı Hükümete karĢı koymaya tahrik edebilecek bölücü propaganda  
yaymak ve HEP Ġzmir Bölgesi Yönetim Kurulunun 1 Temmuz 1992 tarihli dava konusu  
bildirileri dağıtma kararına katılım nedeni ile mahkum olmuĢtur. (Bkz. yukarıdaki 15 ve 16.  
paragraflar) Dava sebebi eylemlerin  
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluĢ esaslarını  
tehlikeye atması ve güvenliğini etkilemesi mümkün olabileceği için, bu konu kanun hükmü  
ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetkisi altına girmiĢtir.(Bkz. üstte 28. paragraf)  
Fakat Mahkeme, SözleĢmenin 10. maddesi ile uyumluluğunu dikkate alarak, bildirinin  
vatandaĢları, Ģiddete, kine, düĢmanlığa tahrik edebilecek herhangibir ifade taĢımadığını  
belirtmiĢtir.(Bkz. üstte 59. paragraf) Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesi Terörle Mücadele  
Yasasının uygulanmasına karĢı çıkmıĢtır.(Kanun no 3713) (Bkz.üstteki 16. paragraf) Buna  
ek olarak, Mahkeme bir sivilin üyeleri kısmen de olsa Silahlı Kuvvetlerden oluĢan bir  
mahkemenin önüne çıkması gerektiğine büyük önem vermektedir.  
BaĢvuran Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin üyelerinden birinin ordu mensubu olması  
sebebi ile dava ile hiçbir ilgisi olmayan konulardan haksız biçimde etkilenebileceğinden  
meĢru olarak endiĢe duymaktadır.Yargıtay, bu endiĢeleri tam yetkisi olmadığı için  
giderememiĢtir.(Bkz. üstteki 25. paragraf ve 19 Aralık 1997 tarihli Helle/Finlandiya  
Kararında olduğu gibi, Raporlar 1997...,s..., paragraf46)  
73. Sonuç olarak baĢvuranın Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve  
tarafsızlığı konularında Ģüphe duyması için meĢru sebebi vardır.  
6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiĢtir.  
B. Yargıtaydaki Prosedür  
74. Yukarıda belirtilen sonuca bağlı olarak (Bkz. üstte73. paragraf), Divan Yargıtaydaki  
prosedürlerle ilgili diğer Ģikayetleri Madde 6 açısından incelemeye gerek olmadığına karar  
vermiĢtir.(Bkz. yukarıda bahsedilen Findlay Kararında olduğu gibi, s. 282-83, paragraf 80)  
25  
III. SÖZLEġMENĠN 14. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠªĠ ĠDDĠASI  
75. Sn. Incal, Komisyona baĢvurusunda Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin, sadece  
politik fikirlerinden dolayı, hapis cezasının para cezasına çevrilmesine itiraz etmesinin  
SözleĢmenin 14. maddesi ile birlikte madde 6/1'i de ihlal ettiğini iddia etmiĢtir.Sn. Incal  
Divan önünde sözkonusu iddiasını dile getirmemiĢ ve Divan da bu konuyu incelemeye gerek  
duymamıĢtır.(Bkz. üstte bahsedilen Türkiye BirleĢik Komünist Partisi ve Diğerleri/Türkiye  
Kararında olduğu gibi, s...., paragraf 62)  
IV. SÖZLEġMENĠN 50. MADDESĠNĠN UYGULANMASI  
76. SözleĢmenin 50. maddesi aĢağıdaki gibidir:  
"Mahkeme, bir Yüksek SözleĢen Tarafın yargı mercileri veya herhangi baĢka bir resmi  
merci tarafından verilmiĢ olan bir kararın veya alınmıĢ olan bir tedbirin bu SözleĢmeden  
doğan yükümlülüklere tamamen veya kısmen aykırı düĢtüğü hükmüne  
varırsa ve eğer ilgili tarafın iç hukuku bu karar veya tedbirin sonuçlarını ancak kısmen  
gidermeye elveriĢli ise,  
Mahkeme kararında gerektiği takdirde zarar gören tarafa  
hakkaniyete uygun bir tatmin Ģekline hükmolunur. "  
A. Mahkumiyet Kararı Ġle Ortaya Çıkan Sonuçların Bertaraf Edilmesi  
77. Sn. Incal, duruĢmada mahkumiyeti sebebiyle Ceza Kanununun 312. maddesi  
gereğince kaybettiği haklarının kendisine tekrar iade edilmesini istemiĢtir. Bu hükmün iç  
hukukta uygulanmasının  
durdurulması amacıyla  
Hükümetin  
teĢebbüste bulunmasını  
sağlaması için Divandan talepte bulunmuĢtur.  
78. Divan, bu tür önlemlerin alınmasını sağlamak için, sözleĢmeye bağlı yetkisi olmadığını  
belirtmiĢtir.  
B. Zarar Masraf ve Harcamalar  
79. BaĢvuranın , maddi zararlar için 2.000.000 Fransız Frangı ve manevi zararlar için  
5.000.000 Fransız Frangı talep etmiĢtir.  
Taleplerini desteklemek için, vaktiyle kendisinin de avukatlık mesleğini icra ettiğini ve  
beĢ ticari iĢletmenin ortak müdürü olduğunu ve önemli miktarlarda gelir kaybına maruz  
kaldığını iddia etmiĢtir.  
Sn. Incal, masraf ve harcamalarını tazmin etmek için, Strazburg'da yapılan belgelerin  
hazırlanması ve nakli için 20.000 Fransız Frangı , SözleĢme organları önünde temsil  
edilmesi ve avukatının masrafları da dahil 80.000 Fransız Frangı talep etmiĢtir.  
80.Hükümet sözkonusu davanın ilk aĢamasında tazminat istenmemesi gerektiğini  
belirtmiĢtir. Alternatif olarak talep edilen miktarın abartılı ve haksız olduğunu iddia etmiĢtir.  
Ayrıca baĢvuranın iĢlerini yoluna koyması ve kayıplarını minimuma indirmesi için dört  
aylık tehiri icradan faydalanabileceğini vurgulamıĢtır. Divan, SözleĢmenin ihlal edildiğini  
bulursa bu bile baĢlıbaĢına adil bir tatmin oluĢturur. Pikayet konuları ve iddia edilen  
zarar arasında bağlantı yoktur.  
81.Maddi zarar hususunda, Komisyon Delegesi , Divanın talep edilen miktarın farazi niteliği  
ile bağlantılı olarak Madde 50'nin uygulanması konusunu incelemesini Divan'dan talep  
26  
etmiĢtir. Sn. Incal manevi tazminat konusunu Divanın takdirine bırakmıĢtır.Son olarak talep  
edilen masraf ve harcamalarıntoplam miktarı hususunda sorunun, destekleyici belgeler  
olmamasından kaynaklandığını belirtmiĢtir.  
82. Maddi zarar hususunda, Divan öncelikle madde 6/1'e uygun olan dava sonunun ne  
olması gerektiği konusunda görüĢ açıklayamayacağını belirtmiĢtir. Divan daha sonra madde  
10'un ihlali ve baĢvuran tarafından iddia edilen profesyonel ve ticari gelir kaybı arasındaki  
nedensel bağlantı hakkındaki kanıtların yetersiz olduğunu belirtmiĢtir. Dahası baĢvuranın  
maddi zararlarını destekleyecek hiçbir kanıt sunulmamıĢtır. Divan bu sebeple maddi tazminata  
hak görmemektedir.  
Manevi zarar konusuna gelince , Divan baĢvuranın dava esnasında birçok sıkıntıya maruz  
kaldığını düĢünmektedir. 50. maddenin gerektirdiği gibi adil Ģartlarda bir değerlendirme  
yapılmıĢ ve Divan kendisine tazminat olarak 30.000 F.F. vermeyi kabul etmiĢtir.  
83. Masraf ve harcamalar hususunda Divan Sn. Incal'a adil Ģartlarda ve içtihatların ortaya  
koyduğu kriterlere göre 15.000 F.F. verilmesine karar vermiĢtir.(Bkz. 27 Ağustos 1991 tarihli  
Demicoli/Malta kararı, seri A , no 210, s. 20 paragraf 49)  
D. Gecikme Faizi  
84. Divan bu kararın verildiği tarihte Fransa'da uygulanan yıllık % 3.36 yasal faiz  
oranının kabul edilmesini uygun görmüĢtür.  
BU SEBEPLERLE DĠVAN  
1. Oybirliği ile SözleĢmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. 8'e karĢı 12 oy ile Ġzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
bağlamında SözleĢmenin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine,  
3. 1'e karĢı 19 oyla, SözleĢmenin 6/1. maddesiyle ilgili diğer iddiaların tekbaĢına ya da 14.  
maddeyle birlikte incelenmesine gerek olmadığına,  
4. Oybirliğiyle  
a) Ġlgili Devletin, Ġbrahim Incal'a 3 ay içerisinde aĢağıdaki miktarları, ödeme günündeki  
kurdan Türk Lirası karĢılığını ödemesine :  
(i) Manevi tazminat olarak 30.000 Fransız Frangı,  
(ii) Yargılama masrafları olarak 15.000 Fransız Frangı  
b) Sözkonusu miktarların 3 ay içerisinde ödenmediği takdirde yıllık % 3.36 faiz  
uygulanmasına  
5. Oybirliğiyle tazminatla ilgili olarak geri kalan taleplerin reddedilmesine  
KARAR VERMĠġTĠR.  
Karar Ġngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmıĢ olup, 9 Haziran 1998 tarihinde  
Strazburg'da Ġnsan Hakları Binasında yapılan halka açık duruĢmada sunulmuĢtur.  
27  
Ġmza:Rudolf BERNHARDT  
BaĢkan  
Ġmza:Herbert Petzold  
Raportör  
SözleĢmenin 51. maddesi 2. paragrafı ile Divan Ġçtüzüğü A'nın 53. maddesinin 2.  
paragrafına uygun olarak, bu karara Ģu farklı görüĢler eklenmiĢtir.  
a) Hakim Gölcüklü'nün Kısmi Ortak GörüĢü  
b) Sn. Thor Vilhjalmsson, Sn. Gölcüklü, Sn.Matscher, Sn. Foighel, Sn. John Freeland, Sn.  
Lopes Rocha, Sn. Wildhaber ve Sn. Gotchev'in Ortak Kısmi KarĢı GörüĢleri  
R.B.  
H.P.  
HAKĠM GÖLCÜKLÜNÜN KISMĠ ORTAK GÖRÜġÜ  
(Çeviri)  
Oyumu, çoğunlukla birlikte, sözkonusu bildirilerin içeriği nedeni ile değil, dağıtılmadan  
önce el konulduğu ve neĢredilmemiĢ fikirleri yüzünden mahkum olduğu için SözleĢmenin  
10. maddesinin ihlal edildiği yönünde kullandım.  
SN. THOR VĠLHJALMSSON, SN. GÖLCÜKLÜ, SN. MATSCHER, SN. FOĠGHEL, SN.  
JOHN FREELAND, SN. LOPES ROCHA SN. WĠLDHABER VE SN. GOTCHEV'ĠN  
ORTAK KISMĠ KARPI GÖRÜPLERĠ  
(Çeviri)  
Türk yetkililer, Türkiyenin güvenlik durumunu ve terörle mücadeleye Silah Kuvvetlerin  
katkısını dikkate alarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin özel ceza mahkemeleri olarak askeri  
bir yargıcın katılımı ile kuvvetlendirilmeleri gerektiğini düĢünmüĢlerdir.  
BaĢvuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsızlığından ve tarafsızlığından Ģüphe  
duyduğunu iddia etmesine neden olan askeri bir yargıcın varlığı sebebi ile yargılandığı  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı yolundaki Ģikayetinden dolayı  
Madde 6/1'in ihlaline karĢı oy verdik.  
Bu iddiayı reddediyoruz.  
Divan, birçok davada, madde 6/1'in anlamı dahilinde üyeleri arasında uzmanlar bulunan özel  
mahkemelerin "mahkeme" olarak nitelendirilebileceğini bildirmiĢtir. Avrupa Konseyine  
üye devletlerin iç hukuku, mahkeme üyelerinin bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesi  
vermesi Ģartı ile  
tecrübesinden yararlanılabilecek profesyonel hakimlerin, uzmanların  
yanında yeraldığı ve hatta bazı davalarda karar verirken bulunmalarının gerekli olduğu birçok  
mahkeme örneği sunmuĢtur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi askeri hakimlere gelince, kararın 67. paragrafı  
28  
faydalandıkları anayasal güvencelerden ve 68. paragrafı da statülerin bazı durumlarının bu  
durumu Ģüpheli hale getirdiğini belirtmektedir.Divanın buradan hareketle çıkardığı  
sonuçları - askeri hakimlerin askeri disipline tabi olmaları, bu amaçla haklarında teftiĢ  
raporları hazırlanması, atanmaları konusunda Silahlı Kuvvetlerin idari yetkililerinin aldığı  
kararlar ve görev sürelerinin Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı uyarınca dört yıl  
olması - ikna edici bulmuyoruz.  
Bu bağlamda diğer hakimlerin de değerlendirmeye ve disiplin kurallarına tabi olmasının ve  
atanmaları ile ilgili kuralların idari otoriteler tarafından alınmasının mümkün olduğunu ve  
Divanın üç yıllık bir görev süresini bile yeterli bulduğunu beyan edebiliriz. Buna ek olarak,  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kararı uyarınca, görev süreleri dolduğunda ve bu sürenĠn  
tekrar belirlenmediği durumlarda, bu hakimler kariyerleri süresince askeri hakim olarak  
kalırlar.  
BaĢvuranın bakıĢ açısının "görünüm" olması nedeni  
bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda endiĢelere sebep olması fikrine gelince, askeri  
yargıçların faydalandıkları anayasal güvencelerin ıĢığı altında, bağımsızlık ve tarafsızlık  
olarak savunulduğunu söylemenin mümkün olmadığını  
ile mahkeme  
oluĢumunun  
hakkındaki endiĢelerin tarafsız  
belirtiriz.  
Aksini iddia etmek, Madde 6/1'in amacına ters düĢerek, özel mahkemelerin "mahkeme"  
olabileceği düĢüncesinin sona ermesi ve Divanın iç tüzüğünden ayrılmak olacaktır.  
29