CONSEIL  
AVRUPA  
DEL’EUROPE  
KONSEYĠ  
AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ  
GERGER– TÜRKĠYE DAVASI  
(BaĢvuru No. 24919/94)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Temmuz 1999  
İşbu karar metni, Mahkemenin karar resmi raporlarında ve kararlarında  
nihai şekilde yayınlanmasından önce Sekreterya revizyonuna tabidir.  
__________________________________________________________________________  
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 1999. Bu gayriresmi çeviri, DıĢiĢleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi  
ve Ġnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme’yi  
bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif  
hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile DıĢiĢleri Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
1
Gerger - Türkiye Davasında,  
11 nolu Protokol1 ile değiĢen Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına iliĢkin SözleĢmenin (“SözleĢme”) 27. Maddesi ve Mahkeme  
Ġçtüzüğünün2 ilgili hükümleri uyarınca;  
Sn. L.WILDHABER, Başkan,  
Sn. E.PALM,  
Sn. A.PASTOR RIDRUEJO,  
Sn. G.BONELLO,  
Sn. J.MAKARCZYK,  
Sn. P.KÜRIS,  
Sn. J. P.COSTA,  
Sn. F.TULKENS,  
Sn. V.STRÁŹNICKÁ,  
Sn. M.FISHBANK,  
Sn. V.BUTKEVYCH,  
Sn. J. CASADEVALL,  
Sn. H.S.GREVE,  
Sn. A. BAKA,  
Sn. R. MARUSTE,  
Sn. K. TRAJA,  
Sn. F.GÖLCÜKLÜ, ad hoc hakim  
ile Sekreter Yardımcıları Sn. P.J. MAHONEY ile Sn. M. DE BOER-  
BUQICCHIO’nun katılımı ile toplanmıĢ olan Avrupa Ġnsan Hakları  
Mahkemesi Heyeti:  
1 Mart ve 16 Haziran 1999 tarihli gizli oturumları sonucunda,  
Yukarıda son anılan tarihte benimsenmiĢ olan aĢağıdaki karara varmıĢtır:  
USULĠ ĠġLEMLER  
1. Dava, SözleĢme’nin 32 madde 1. fıkra ve 47. maddesinde öngörülen  
üç aylık süre içinde, 17 Mart 1998 Avrupa Ġnsan Hakları Komisyonu  
(“Komisyon”) tarafından SözleĢmenin3 eski 19. maddesi uyarınca  
Mahkememize sunulmuĢtur. Türk vatandaĢı olan Sn. Haluk Gerger  
1-2 11 no’lu Protokol ve Mahkeme Ġçtüzüğü 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmiĢtir.  
3 19. Maddeyi değiĢtiren 11 No’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme  
sürekli bazda faaliyet göstermiĢtir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
2
tarafından 22 Haziran 1994 tarihinde eski Madde 25 kapsamında Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine Komisyon’a sunulmuĢ olan baĢvuruya (No. 24919/94)  
iliĢkindir.  
Komisyon’un talebi, SözleĢmenin eski 44 ve 48 (a) Maddeleri ile eski  
Mahkeme A Ġçtüzüğü1’nün 32. Madde 2. fıkrasına dayanmaktadır. Talebin  
amacı, davaya iliĢkin esasların, davalı Devlet tarafından SözleĢme’nin 10.  
maddesi ve 6. Maddesi 1. fıkrası ve Madde 5, 1.fıkra ile birlikte ele alınan  
14. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerin ihlalini ortaya koyup  
koymadığına iliĢkin bir kararın verilmesidir.  
2. Eski Mahkeme A Ġçtüzüğünün 33. Madde, 3. Fıkrası uyarınca yapılmıĢ  
olan soruĢturmaya cevaben baĢvuran adli takibata katılmak istediğini  
bildirmiĢ ve kendisini temsil edecek avukatları vekil tayin etmiĢtir (eski 30.  
içtüzük maddesi). Bunun sonucunda, zamanın Mahkeme BaĢkanı olan Sn.  
R. Bernhardt avukata yazılı takibatlarda Türkçe dilini kullanma izni  
vermiĢtir (Eski 27. içtüzük maddesi, 3. madde). Ġleri bir aĢamada, Yeni  
Mahkeme BaĢkanı Sn. Wildhaber baĢvuran avukatına sözlü takibatlarda  
Türkçe dilini kullanma yetkisi vermiĢtir (36.Madde, 5. fıkra).  
3. 11 no’lu Protokol yürürlüğe girmeden önce ortaya çıkabilecek,  
özellikle usule iliĢkin hususları ele almak üzere kurulan Heyetin BaĢkanı  
sıfatıyla (SözleĢmenin eski 43. Maddesi ve eski 21. Ġçtüzük Maddesi) ve  
Sekreter aracılığıyla hareket eden Sn. Bernhardt, Türk hükümeti  
(“Hükümet”) temsilcisi, baĢvuran avukatı ve Komisyon Delegesi ile  
yargılama sürecinin organizasyonu konusunda temasa geçmiĢtir (Eski 37.  
Ġçtüzük Maddesi, 1 ve 38. fıkra). Bunun sonucunda gönderilen talebe iliĢkin  
olarak Sekreter Hükümetin ve baĢvuranın görüĢlerini sırasıyla 24 ve 25  
Ağustos 1998 tarihlerinde almıĢtır. 29 Eylül tarihinde Hükümet görüĢüne  
eklenecek evrakları göndermiĢtir.  
4. 11. No’lu Protokol’ün 1 Kasım 1988 tarihinde yürürlüğe girmesinden  
sonra ve anılan Protokol’ün 5. Maddesi 5. fıkrası uyarınca, dava Büyük  
Daireye sunulmuĢtur. 22 Ekim 1998 tarihinde Sn. Wildhaber bu dava ve  
KarataĢ - Türkiye (baĢvuru No. 23168/94); Arslan - Türkiye ( baĢvuru No.  
23462/94); Polat - Türkiye (No. 23500/94); Ceylan - Türkiye ( No.  
23556/94), Okçuoğlu - Türkiye (No. 24146/94); Erdoğdu ve Ġnce - Türkiye  
(No. 25067/94 ve 25068/94); BaĢkaya ve Okçuoğlu - Türkiye (No. 23536/94  
ve 24408/94); Sürek ve Özdemir - Türkiye (No. 23927/94 ve 24277/94);  
Sürek - Türkiye, No. 1 (no. 26682/95), Sürek - Türkiye No. 2 (No.  
24122/94); Sürek - Türkiye No.3 (No. 24735/94) ve Sürek- Türkiye No. 4  
(No. 24762) olmak üzere, Türkiye’ye karĢı açılan on iki emsal davası için  
adaletin doğru Ģekilde uygulanmasına yönelik olarak tek bir Heyetin  
kurulmasına karar vermiĢtir.  
1 A Mahkeme Ġçtüzüğü, 9 no’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim 1994)  
Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla 31 Ekim 1998 tarihine dek ilgili  
Protokole tabi olmayan Devletler ile ilgili davalar için geçerlidir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
3
5. Bu amaca yönelik olarak oluĢturulan Heyet Türkiye için res’en,  
seçilmiĢ bulunan hakim Sn. R. Türmen (SözleĢme’nin 27. Maddesi, 2.  
Fıkrası ve Mahkeme Ġçtüzüğü 24. Madde, 4. Fıkra), Mahkeme BaĢkanı Sn.  
Wildhaber, Mahkeme BaĢkan Yardımcısı Sn. E. Palm ve Bölüm BaĢkan  
Yardımcıları Sn. J.P. Costa ile Sn. M. Fischbach’tan oluĢmuĢtur  
(SözleĢme’nin 27. Maddesi, 3. Fıkrası ve 24. Ġçtüzük Maddesi 3 ve 5(a)  
Fıkrası). Heyet için atanan diğer üyeler: Sn. A. Pastor Ridruejo, Sn.  
G.Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens, Sn. V.  
Straznicka, Sn. V. Butkevych, Sn. J. Casadevall, Sn. H. S. Gereve, Sn. A.  
Baka, Sn. R. Maruste ve Sn. S. Botoucharova (24. Ġçtüzük Maddesi, 3. ve  
5.(a) Fıkra ve 100. Ġçtüzük Maddesi, 4. Fıkra).  
19 Kasım 1998 tarihinde Sn. Wildhaber 28. Ġçtüzük Maddesi, 4.  
Fıkrasına uygun olarak Ogür - Türkiye davasında alınan Heyet kararına  
iliĢkin olarak davadan çekilmesinden sonra Sn. Türmen’i oturumdan muaf  
tutmuĢtur. 16 Aralık 1998 tarihinde Hükümet Sn. F. Gölcüklü’nün ad hoc  
hakim olarak atandığını tebliğ etmiĢtir (29. Ġçtüzük Maddesi, 1. fıkra).  
Bunun sonucunda, davanın ileriki aĢamalarında yer alamayacak olan Sn.  
Botoucharova’nın yerine Sn. K. Traja getirilmiĢtir (24. Ġçtüzük Maddesi, 5  
(b) fıkrası).  
6. Mahkemenin daveti üzerine (99. Ġçtüzük Maddesi, 1. fıkra), Komisyon  
üyelerinden biri olan Sn. H. Danelius’u Heyet huzurunda takibatlara  
katılmak üzere atamıĢtır.  
7. 1 Mart 1999 tarihinde Hükümet SözleĢme’nin 41. Maddesi altında  
baĢvuranın iddialarına yönelik görüĢlerini bildirmiĢtir ve Sn. Gerger’in  
avukatı harcamalarına iliĢkin belge delili sunmuĢtur.  
8. BaĢkanın kararına uygun olarak duruĢma halka açık olarak 1 Mart  
1999 tarihinde Erdoğdu ve Ġnce - Türkiye davası ile eĢ zamanlı olarak  
Strazburg’daki Ġnsan Hakları Mahkemesinde gerçekleĢtirilmiĢtir.  
Mahkeme huzurunda hazır bulunanlar:  
(a) Hükümet adına  
Sn. D. TEZCAN  
Sn. ÖZMEN  
Ortak Ajanlar,  
Sn. B. ÇALIġKAN  
Sn. G. AKYÜZ  
Sn. A. GÜNYAKTI  
Sn. F.POLAT  
Sn. A.EMÜLER  
Sn. I.BATMAZ KEREMOĞLU  
Sn. B.YILDIZ  
Danışmanlar  
Sn. Y.ÖZBEK  
(b) Komisyon adına  
Sn. D.ŠVÁBY  
Delege  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
4
(c) Başvuran adına  
Ankara Barosu’ndan Sn. E.SANSAL  
Avukat  
Mahkeme, üyelerinden biri tarafından sunulan soruya iliĢkin olarak Sn.  
Šváby, Sn. Sansal, Sn. Tezcan ve Sn. Özmen’in beyanlarını dinlemiĢtir.  
DAVA ESASLARI  
I.  
DAVA KONUSU OLAYLAR  
9. Sn. Haluk Gerger 1950 doğumlu olup Türk uyrukludur. Ankara’da  
yaĢamaktadır ve gazeteci olarak çalıĢmaktadır.  
10. 23 Mayıs 1993 tarihinde Ankara’da Deniz GezmiĢ ve iki arkadaĢı  
Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan adına bir anma töreni düzenlenmiĢtir. Anılan  
kiĢiler 1960’ların sonunda üniversite öğrencileri arasında uç sol kanat  
hareketi baĢlatmıĢlardır. ġiddet yoluyla anayasal düzene zarar vermeyi  
amaçlamak suçuyla idam cezasına çarptırılmıĢlar ve Mayıs 1972 tarihinde  
idam edilmiĢlerdir.  
BaĢvuran törende konuĢma yapmak üzere davet edilmiĢ ancak törene  
katılamamıĢ ve halka okunması için organizasyon komitesine aĢağıdaki  
mesajı göndermiĢtir:  
“Sevgili dostlar,  
Hastalığımdan dolayı sizinle birlikte olamasam dahi sizi selamlama ve devrimci  
mücadelemizde sizinle birlikte olduğumu belirtme fırsatını kaçırmak istemedim.  
Türkiye Cumhuriyeti işçi ve Kürt haklarının inkarına dayalıdır. Bu ülkenin  
coğrafi sınırları dahilinde, herhangi bir insan eylemi belirtisi, herhangi bir özgürlük  
isteği, işçi ve Kürtlerin haklarınının iddia edilmesine yönelik herhangi bir talep her  
zaman inkar ve yıkımlarında acımasız olan yöneticilerin açısından tepkiyle  
karşılanmıştır. Kendi kökenleri ve tarihsel geleneklerinden dolayı, yöneticilerin her  
zaman vasatlıklarının, geri kalmıĢlıklarının, ve her zaman daha fazla paraya  
duydukları açlıklarının ve son olarak, Cumhuriyetin ana özelliği ve emperyalizme  
boyun eğmesinin ürünü olan zalim bir militarizm ile kendilerini karakterize  
etmişlerdir. Kurulu düzenin yapısal krizi derinleĢtikçe, yönetici sınıflar kendi  
tutkularını sonuçlandırmak için emperyalizmden ve militarizmden daha fazla  
yararlanmıĢlardır.  
Ülkenin siyasi ve sosyal topraklarını verimsiz bir çoraklığa mahkum eden ve  
kitlelerin herhangi bir direniĢini kırmak ya da herhangi bir isyanını bastırmak için  
toplumun boynuna bir bağımlılık zinciri dolayan ve ezici bir tek tiplilik uygulayan  
yöneticiler uzun yıllar halkımızı derin bir sessiz karanlıkta tutmayı baĢarmıĢlardır.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
5
Ancak, 1960’lardaki yeniden canlanma, dinamik sosyal tabakalar tarafından  
düzenlenen eylem işçiler,entelijans ve gençler gibi ülkenin siyasi hayatından hariç  
tutulmuştur ve son olarak, 1970’lerin başındaki devrimci demokratik direniş  
hareketi ulus tarihinin biçiminin değiştirilmesine yardım etmiştir ve bunların derin  
etkileri bugün bile hala hissedilmektedir.  
ĠĢçilerin yorgun çorak yüreklerinde kızıl bir umut doğmaktadır. Ezilenlerin uzun  
bozgun tarihinde bir efsane doğmaktadır.  
Bundan sonra, hiçbir Ģey ve hiç kimse aynı olmayacak!  
Kurulu düzenin uzun süredir var olan krizi karĢısında, o zamanlar toplum  
bilincine, çalıĢkan kitlelerin ortak hafızasına, genç ve entellektüellerin hafızasına ve  
iĢçilerin bilincine yerleĢmiĢ olan bağımsızlık ve özgürlük arayıĢı toplum için bir  
sığınak oluĢturmuĢtur. Yöneticilerin kabusu olan ve o kahraman yılların isyan ve  
direniĢ ruhu yirmi yılı aĢkın süredir ülke ile birlikteydi. O zaman yukarı çekilen ve  
zorunlu kapitalist sistemi değiĢtirebilecek tek sistemin temsilcisi olan sosyalist  
bayrak halen dalgalanmaktadır. O günlerde ekilen Kürt halkının özgürlük  
tohumlarından Kürdistan dağlarındaki gerilla savaşı doğmuştur.  
O yıllarda hızla ilerleyen sulardan doğan nehirler,akıntılar, seller ve Ģelaleler olan  
bize gelince, Ģimdi sınıfımız, halkımız ve demokrasiden oluĢan ovalardan sınıfsız bir  
toplumun özgürlük okyanusunda insanoğlunun son özgürlüğüne kavuĢmasına doğru  
akıyoruz. Pek çok Deniz gibi (ismi Türkçe’de “Deniz” anlamına gelen Deniz  
GezmiĢ’e gönderme yapılmaktadır) özgürlük denizlerine doğru ilerliyoruz.  
Bugün, Özgürlük Okyanusu önünde, direniĢ dayanıĢmamız ve birliğimizden  
oluĢan bu verimli alüvyonlar üzerinde, harika bir Ģölene davet edilenleri  
selamlıyoruz.  
Selam, dostlar!  
“Birçok Deniz gibi, Geleceğe doğru” ilerleyenlere selam!  
Selam sana,  
Deniz gülü, Yusuf gülü, Hüseyin gülü...  
Tüm kan çiçekleri ile birlikte  
KarĢıyaka’nın üç gülü  
Kalbimin dalına dikili  
KarĢıyaka’nın üç gülü  
GözyaĢımın pınarına dikili”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
6
11. 6 Ağustos 1993 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı (“Devlet Güvenlik Mahkemesi”) baĢvuranı Türk  
ulusunun birliğine ve Devletin toprak bütünlüğü aleyhine propaganda  
yapmakla suçlamıĢtır. Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı kanun-  
aĢağıdaki paragraf 19’a bakınız) 8 (1) maddesinin uygulanmasını talep  
etmek için anma töreninde okunduğu zaman kaydedilen Sn. Gerger’in  
konuĢmasından bölümler sunmuĢtur (bu bölümler yukarıdaki paragraf 10’da  
italik harflerle belirtilmiĢtir).  
12. Sn. Gerger biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluĢan Devlet  
Güvenlik Mahkemesi huzurunda suçsuz olduğunu savunmuĢtur. Mesajı  
kaleme aldığı konusunda ihtilafta bulunmamıĢ ancak hiçbir zaman  
bölücülük niyeti taĢımadığını ileri sürmüĢtür.  
13. 9 Aralık 1993 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi baĢvuranı 3713  
sayılı kanunun 8(1) Maddesi uyarınca suçlu bulmuĢ ve bir yıl, sekiz aylık  
hapis cezasına ve 208.333.333 Türk Lirası (TRL) tutarında para cezasına  
çarptırmıĢtır.  
Karar askeri hakimin muhalefeti ile ikiye karĢı bir oyla kabul edilmiĢtir.  
Muhalif Ģerhinde askeri hakim 3713 sayılı kanunun 8(1) maddesi uyarınca  
bölücü propaganda yapma suçunun gerçekleĢtirilmediği ancak suç iĢlemeye  
yönelik non-public bir teĢviğin olduğu ve sonuç olarak Ceza Kanunun 312.  
maddesinin 2. fıkrasının uygulanması gerektiği yönünde görüĢ bildirmiĢtir.  
Kurulun diğer iki üyesi “O günlerde ekilen Kürt halkının özgürlük  
tohumlarından Kürdistan dağlarındaki gerilla savaĢı doğmuĢtur... O yıllarda  
hızla ilerleyen sulardan doğan nehirler, akıntılar, seller ve Ģelaleler olan bize  
gelince, Ģimdi sınıfımız, halkımız ve demokrasiden oluĢan ovalardan.....  
akıyoruz...” (bkz. Yukarıdaki 10. paragraf) gibi bölümlerin Türk ulusunun  
birliği ve Devletin toprak bütünlüğü aleyhine bölücü propaganda teĢkil  
ettiğini belirtmiĢtir. Anılanların görüĢlerine göre, baĢvuranın mahkumiyeti  
“metni söz konusu olmayan” mesajın bütün olarak ele alınması ile haklı  
çıkarılmaktadır.  
14. 22 Nisan 1994 tarihinde Yargıtay baĢvuran’ın temyiz baĢvurusunu ret  
etmiĢtir.  
15. 23 Eylül 1995 tarihinde, baĢvuran hapis cezasını tamamlamıĢtır.  
Ancak, uygulanan para cezasını ödemediğinden dolayı, her bir 10.000 TL  
tutarı için bir günlük ek hapis cezasını yerine getirmesi gereken baĢvuran  
Cezanın Ġcrasına ĠliĢkin Kanunun 5. maddesi uyarınca (647 sayılı kanun)  
tutukluluk süresi devam etmiĢtir (bkz. AĢağıdaki 21. paragraf).  
26 Ekim 1995 tarihinde Sn. Gerger para cezası bakiyesini ödemiĢ ve  
serbest bırakılmıĢtır.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
7
16. 30 Ekim 1995 tarihinde, 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı kanun  
yürürlüğe girmiĢtir. Bu kanun 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca  
uygulanabilecek hapis cezası sürelerini azaltırken para cezalarını artırmıĢtır  
(bkz. AĢağıdaki 19. paragraf). 2. maddeye iliĢkin geçiĢ hükmünde, 4126  
sayılı kanun 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanan cezaların  
otomatik olarak gözden geçirileceği hükmünü getirmiĢtir (bkz. Yukarıdaki  
20. paragraf).  
17. Sonuç olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi baĢvuranın davasını dava  
esaslarına dayalı olarak yeniden incelemiĢtir. 17 Kasım 1995 tarihli  
kararında, mahkeme 84.833.333 TL tutarında ek para cezasına çarptırmıĢtır  
ancak ödeme tecil edilmiĢtir. Karar 15 Mart 1996 tarihinde kesinleĢmiĢtir.  
II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK VE UYGULAMALARI  
A. Ceza Kanunu  
1. Ceza Kanunu  
18. Ceza Kanununun 312. Maddesi Ģu Ģekildedir:  
“Kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya  
halkı kanuna itaatsizliğe tahrik eden kimse altı aydan iki yıla kadar hapis ve altmıĢ  
bin liradan otuz bin liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.  
Halkı; sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düĢmanlığa  
açıkça tahrik eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve dokuz bin liradan altmıĢ  
iki bin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti  
için tehlikeli olabilecek bir Ģekilde yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden  
yarıya  
kadar  
artırılır.  
Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları 311 nci maddenin ikinci fıkrasında sayılan  
vasıtalarla iĢleyenlere verilecek cezalar bir misli artırılır.”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
8
2. Terörle Mücadele Kanunu (3713 sayılı kanun)  
19. 3713 sayılı ve 12 Nisan 1991 tarihli Terörle Mücadele kanunu 30  
Ekim 1995 tarihinde yürürlüğe giren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı  
kanun ile değiĢiktir. 8. ve 13. Maddeler Ģu Ģekildedir:  
Eski 8. Madde, 1.fıkra  
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü  
bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüĢ  
kullanılan yöntem ve niyet dikkate alınmaksızın yapılamaz. Yapanlar hakkında iki  
yıldan beĢ yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para  
cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren iĢlenmesi halinde, verilecek cezalar paraya  
çevrilemez.”  
Yeni 8. Madde, 1. fıkra  
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü  
bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüĢ  
yapılamaz. Yapanlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz milyon liradan  
üç yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren  
iĢlenmesi halinde, verilecek cezalar paraya çevrilemez.”  
Madde 17  
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlardan.... diğer Ģahsi  
hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiĢ olanlar hükümlülük süresinin 3/4'ünü  
çekmiĢ olup da iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde talepleri  
olmaksızın Ģartla salıverilirler.  
....  
Bu hükümlüler hakkında,647 sayılı Cezaların Ġnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu  
maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2 nci maddesi hükümleri uygulanmaz.”  
3. 3713 sayılı Kanunu değiştiren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı  
Kanun  
20. 27 Ekim 1995 tarihli Kanun bu kanunun 3713 sayılı kanunun 8.  
maddesinin ceza hükümlerine yaptığı değiĢiklikler için geçerli olan “2.  
maddeye iliĢkin geçici hüküm” içermektedir. Bu geçici hüküm Ģu Ģekildedir:  
“Mevcut kanunun yürürlüğe girmesini takip eden ay içinde, kararı veren mahkeme  
Terörle Mücadele kanunun 8. maddesi uyarınca (3713 sayılı kanun) ve 3713 sayılı  
Kanunun 8. Maddesine .... yapılan değiĢikliğe uygun olarak mahkum edilen kiĢinin  
davasını yeniden inceleyecek, kiĢiye uygulanan hapis cezası süresini yeniden ele  
alacak ve kiĢinin 13 Temmuz 1965 tarihli ve 647 sayılı kanunun 4 ve 6.  
maddelerinden faydalanıp faydalanamayacağına dair bir karara varacaktır.”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
9
4. Cezanın İnfazına İlişkin Kanun (13 Temmuz 1965 tarih ve 647 sayılı  
kanun)  
21. 647 sayılı kanun aĢağıda belirtilen hükümler ile para cezalarının  
tahsili ve talep olmasa dahi Ģahsi Ģartla salınmaya iliĢkin kuralları  
öngörmektedir.  
Madde 5  
“Para cezası kanunda yazılı hadler arasında tayin olunacak bir miktar paranın Devlet  
Hazinesine ödenmesinden ibarettir...  
Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını  
ödemezse, Cumhuriyet Savcısının kararıyla bir gün on bin lira sayılmak üzere  
hapsedilir...  
Para cezası yerine çektirilen hapis cezası 3 yılı geçemez...”  
Madde 19(1)  
“...diğer Ģahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiĢ olanlar hükümlülük  
süresinin 1/2'ni; çekmiĢ olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde  
bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi Ģahsi Ģartla salıverilirler.”  
5. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu  
22. Asliye kararları aleyhine kanun açısından temyiz ile ilgili kabul  
edilebilir gerekçelerle iliĢkin Ceza Muhakemeleri Usul Kanunun ilgili  
hükümleri Ģu Ģekildedir:  
Madde 307  
“Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.  
Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlıĢ tatbik edilmesi kanuna  
muhalefettir.”  
Madde 308  
“AĢağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiĢ sayılır:  
1- Mahkemenin kanun dairesinde teĢekkül etmemiĢ olması,  
2 - Hakimlik vazifesine iĢtirakten kanunen memnu olan bir hakimin hükme  
iĢtirak etmesi,  
....”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
10  
B. Ġçtihat  
23. Hükümet, Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine bağlı cumhuriyet  
savcısı tarafından özellikle dini gerekçelerle halkı kin ve düĢmanlığa teĢvik  
etmekten (Ceza Kanunun 312. maddesi, bkz. yukarıdaki 19. paragraf) sanık  
Ģahısların aleyhine suçlamaların geri çekilmesine ve Devletin bölünmez  
bütünlüğü aleyhine propaganda yapmaktan sanık (3713 no’lu Kanunun 8.  
Bölümü- yukarıdaki 19. paragrafa bakınız) Ģahısın aleyhine suçlamaların  
geri çekilmesine iliĢkin diğer birkaç kararın bazı suretlerini temin etmiĢtir.  
Suçların neĢir yoluyla iĢlendiği davaların çoğunluğunda, Cumhuriyet  
Savcısının kararına yönelik sebeplerin takibatların zaman aĢımına uğraması,  
suç teĢkil eden unsurlardan bazılarının tespit edilememesi ya da yetersiz  
delil olması gibi hususları içermektedir.  
Ayrıca, Hükümet yukarıda belirtilen suçlardan sanık davalıların suçlu  
bulunmadığı içtihatlarda Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen  
birkaç kararı sunmuĢtur. Bunlar 19 Kasım (No. 1996/428) ve 27 Aralık 1996  
(No. 1996/519), 6 Mart (No.1997/33), 3 Haziran (No.1997/102), 17 Ekim  
(No. 1997/527), 24 Ekim (No. 1997/541) ve 23 Aralık 1997 (No. 1997/606);  
21 Ocak (No. 1998/8), 3 ġubat (No.1998/14), 19 Mart (No. 1998/56), 21  
Nisan 1998 (No. 1998/87) ve 17 Haziran 1998 (No.1998/133) tarihli  
kararlardır.  
Kürt sorunu ile ilgili eserlerin yazarları aleyhine olan takibatlar açısından,  
bu davalarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri suç teĢkil eden unsurlardan biri  
olan “propaganda”nın yapılmadığı gerekçesine dayanarak ya da kullanılan  
kelimelerin tarafsız özelliklerini dikkate alarak bu kararları vermiĢlerdir.  
C. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
24. Devlet Güvenlik Mahkemeleri 1961 Anayasası’nın 136. Maddesine  
uygun olarak 11 Temmuz 1973 tarih ve 1773 sayılı Kanun ile  
oluĢturulmuĢtur. Bu kanun 15 Haziran 1976 tarihinde Anayasa Mahkemesi  
tarafından yürürlükten kaldırılmıĢtır. Söz konusu mahkemeler daha sonra  
1982 Anayasası ile Türk yargı sistemine yeniden dahil edilmiĢtir.  
Gerekçenin ilgili bölümü aĢağıdaki metni içermektedir:  
“ĠĢlendiği zaman uygun kararın verilebilmesi için özel bir yargı gerektiren ve  
Devletin mevcudiyeti ve istikrarını etkileyen eylemler olabilir. Bu tür davalar için  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması gereklidir. Anayasamızın doğasında  
bulunan ilkeye uygun Ģekilde, iĢlendikten sonra belli bir eyleme iliĢkin karar  
verilmesi amacıyla özel bir mahkemenin kurulması yasaklanmıĢtır. Bu sebeple  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri yukarıda belirtilen suçları içeren davaları yargılamak  
için Anayasamızda Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuĢtur. Yetkilerini  
belirleyen özek hükümlerin önceden yürürlüğe sokulduğu ve herhangi bir suç  
iĢlenmeden mahkemelerin kurulduğu göz önünde bulundurularak...., anılan türden  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
11  
suçlar iĢlendikten sonra bu suçların ele alınması için kurulmuĢ olan mahkemeler  
olarak tanımlanamazlar.”  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin yapısı ve iĢlevi aĢağıdaki kurallara  
tabidir.  
1. Anayasa  
25. Yargı organlarına iliĢkin anayasal hükümler Ģu Ģekildedir:  
138.Madde, 1 ve 2. fıkra  
“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun  
olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.  
Hiçbir organ, makam, ....veya....... kiĢi, yargı yetkisinin kullanılmasında  
mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve  
telkinde bulunamaz.”  
139. Madde, 1. fıkra  
Hakimler... azlolunamazlar, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaĢtan  
önce emekliye ayrılamaz...”  
143. Madde, 1-5. Fıkraları  
“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve  
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve doğrudan doğruya  
devletin iç ve diĢ güvenliğini etkileyen suçlara bakmak üzere Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri kurulacaktır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir baĢkan, iki asil ve iki yedek üye ile savcı ve  
yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur.  
BaĢkan, bir asil ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmıĢ hakim ve  
Cumhuriyet savcıları arasından; bir asil ve bir yedek üye, birinci sınıf askeri hakimler  
arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askeri hakimler arasından  
özel kanunlarında gösterilen usule göre atanır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi BaĢkanı, üye ve yedek üyeleriyle savcı ve savcı  
yardımcıları dört yıl için atanırlar, süresi bitenler yeniden atanabilirler.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.  
…”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
12  
145. Madde, 4. Fıkra  
“Askeri yargı  
Askeri hakimlerin özlük isleri ve yükümlülükleri … mahkemelerin bağımsızlığı,  
hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir. Kanun,  
ayrıca askeri hakimlerin yargı hizmeti dıĢındaki askeri hizmetler yönünden askeri  
hizmetlerin gereklerine göre teĢkilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan  
iliĢkilerini de gösterir…”  
2. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri  
Hakkındaki 2845 Sayılı Kanun  
26. Anayasa’nın 143. Maddesine dayalı olarak, 2845 Sayılı Kanunun  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili hükümleri Ģu Ģekildedir:  
1. Madde  
“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve  
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine iĢlenen ve doğrudan doğruya  
Devletin iç ve dıĢ güvenliğini ilgilendiren suçlara iliĢkin davalara bakmak üzere … il  
merkezlerinde, bu illerin adlarıyla anılan Devlet Güvenlik mahkemeleri  
kurulmuĢtur.”  
3. Madde  
“Devlet güvenlik mahkemeleri, bir baĢkan ile iki üyeden oluĢur ve ayrıca iki  
yedek üye bulunur.”  
5. Madde  
“Devlet güvenlik mahkemesinin baĢkan ve bir asıl bir yedek üyesi … adli yargı  
hakimler arasından; bir asıl bir yedek üyesi birinci sınıfa ayrılmıĢ askeri hakimler  
arasından … tanır.”  
6. Madde, (2), (3) ve (6) Fıkraları  
“Askeri hakimler arasından üye,yedek üye ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının  
atanmaları, Askeri Hakimler Kanununda gösterilen usule göre yapılır.  
Bu Kanun ve diğer kanunlardaki istisnalar saklı olmak üzere Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri baĢkan, üye ve yedek üyeleri … muvafakatları alınmadıkça dört yıldan  
önce baĢka bir yere veya göreve atanamazlar.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
13  
Devlet güvenlik mahkemelerinde görevli baĢkan, üye, yedek üye, Cumhuriyet  
savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcıları hakkında kendi kanunlarına göre yapılacak  
soruĢturma sonunda görev yerlerinin değiĢtirilmesine dair yetkili kurul veya  
mercilerce karar verildiği takdirde, ilgili hakimin … görev yeri veya görevi, özel  
kanunlarında gösterilen usule göre değiĢtirilebilir.”  
9. Madde, (1). Fıkrası  
“Devlet Güvenlik Mahkemeleri aĢağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla  
görevlidir.  
(d) Anayasanın 120'nci maddesi gereğince Olağanüstü Hal Ġlan Edilen  
Bölgelerde, Olağanüstü Halin ilanına neden olan olaylara iliĢkin suçlar.  
(e) “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve  
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve doğrudan doğruya  
devletin iç ve diĢ güvenliğini etkileyen suçlar.  
…”  
27. Madde, 1. Fıkra  
“Devlet güvenlik mahkemesi kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.”  
34. Madde, 1. ve 2. Fıkra  
“Devlet güvenlik mahkemelerinde göreve atanan askeri hakimlerin … özlük  
iĢlerinde, denetimlerinde, haklarında disiplin soruĢturması açılması ve disiplin cezası  
verilmesinde, Ģahsi ve görevle ilgili suçlarının soruĢturma ve kovuĢturulmasında bu  
… kendi mesleklerine ait kanunların ilgili hükümleri uygulanır. …  
Askeri yargıya mensup hakimler hakkında verilecek Yargıtay notları ve adalet  
müfettiĢlerince … yapılacak soruĢturmalara iliĢkin evrak Adalet Bakanlığına  
gönderilir.”  
38. Madde  
“Devlet güvenlik mahkemesinin yargı çevresinin tamamını veya bir kısmını  
kapsayacak Ģekilde sıkıyönetim ilan edilmesi halinde o yargı çevresinde birden fazla  
Devlet güvenlik mahkemesi olmak kaydıyla, Devlet güvenlik mahkemesi aĢağıdaki  
esaslara göre sıkıyönetim askeri mahkemesine dönüĢtürülebilir…”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
14  
3. Askeri Hakimler Kanunu (357 Sayılı Kanun)  
27. Askeri Hakimler Kanununun ilgili hükümleri aĢağıda Ģekildedir:  
Ek Madde 7  
“Devlet güvenlik mahkemesi üyeliği veya yedek üyeliği … görevlerine atanan  
askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını  
sağlayacak yeterlikleri, bu Kanunun ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel  
Kanununun hükümleri saklı kalmak Ģartı ile, aĢağıda belirtilen Ģekilde düzenlenecek  
sicillerle saptanır.  
(a) Birinci sınıfa ayrılmıĢ üye ve yedek üye askeri hakimlere subay sicil belgesi  
düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili birinci sicil amiri Milli Savunma Bakanlığı  
MüsteĢarı, ikinci sicil amiri Milli Savunma Bakanıdır.”  
”  
Ek Madde 8  
“Devlet güvenlik mahkemelerinin askeri yargıya mensup; mahkeme üyeleri …,  
Genelkurmay Personel BaĢkanı, Adli MüĢaviri ile atanacakların mensup olduğu  
Kuvvet Komutanlığının personel baĢkanı ile adli müĢaviri ve Milli Savunma  
Bakanlığı Askeri Adalet ĠĢleri BaĢkanından oluĢan Kurul tarafından seçilir ve  
usulüne uygun olarak atanırlar…”  
16. Madde, 1. ve 3. Fıkra  
“Askeri hakimlerin … atanmaları bu kanun hükümleri saklı kalmak Ģartıyla  
Silahlı Kuvvetler mensuplarının nakil ve tayinleri hakkındaki hükümler esas alınarak  
Milli Savunma Bakanı ve BaĢbakanın müĢterek kararnamesi ile CumhurbaĢkanın  
onayına sunulur ve Resmi Gazete ile yayınlanır.”  
“Askeri hakimlik kadrolarına yapılacak atamalarda … Askeri Yargıtay notları,  
müfettiĢ raporları ve idari üstlerce düzenlenen siciller göz önünde tutularak iĢlem  
yapılır.”  
18. Madde, 1. Fıkra  
“Askeri hakimler … maaĢ dereceleri, maaĢ yükselmeleri ve diğer özlük hakları  
subaylar hakkındaki kanun hükümlerine tabidir.”  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
15  
29. Madde  
“Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları  
aldırılarak, aĢağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:  
A) Uyarma: Görevde daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.  
B) Kınama: Belli bir eylem veya davranıĢın kusurlu sayıldığının yazı ile  
bildirilmesidir.  
Bu cezalar kesin olup, ilgilinin kuvvet komutanlığındaki dosyası ile kıta Ģahsi  
dosyasına konur, siciline iĢlenir.”  
38. Madde  
“Askeri hakimler … görevlerini yaparlarken eĢiti adliye hakimlerinin ve  
savcılarının özel kıyafetini taĢırlar…”  
4. Askeri Ceza Kanunu  
28. 22 Mayıs 1930 tarihli Askeri Ceza Kanunun 112. Maddesi aĢağıdaki  
hükümleri öngörmektedir:  
“Memuriyetinin nüfuzunu suiistimal ile askeri mahkemeler üzerinde tesir  
yapanlar beĢ seneye kadar hapsolunur.”  
5. 4 Temmuz 1972 tarih ve 1602 Sayılı Yüksek Askeri İdari Mahkemesi  
Kanunu  
29. 1602 sayılı kanunun 22. Maddesi kapsamında Askeri Yargıtay’ın  
Birinci Dairesi adli kararlara iliĢkin baĢvurular ve baĢta mesleki terfi olmak  
üzere subayların kiĢisel durumu ile ilgili ihtilaflara dayalı zarar taleplerini  
inceleme yetkisine sahiptir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
16  
KOMĠSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĠBAT  
30. Sn. Gerger 22 Haziran 1994 tarihinde Komisyon’a baĢvuruda  
bulunmuĢtur. Aynı tarihte sunulan ilk baĢvurusu ve 25 Ekim 1994 tarihinde  
değiĢiklik yaptığı 5 Ağustos tarihli ek baĢvurusunda, mahkumiyetinin  
SözleĢme’nin 9. ve 10. Maddelerinin ihlalini teĢkil ettiğini belirtmiĢtir.  
SözleĢme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme olarak kabul edilemeyeceğinden Devlet Güvenlik Mahkemesinde  
adil bir yargı olduğunu ret ettiğini belirtmiĢtir. Son olarak, 5. Madde 1. Fıkra  
ve 6. Madde 1. Fıkra ile birlikte ele alınan 14. Maddeye aykırı olarak  
kendisine ayrımcılık yapıldığını ve 3713 sayılı kanundaki talep olmasa dahi  
Ģartlı serbest bırakılma koĢullarının genel kanundakilere kıyasla daha katı  
olduğunu belirtmiĢtir.  
31. Komisyon baĢvuruyu 14 Ekim 1996 tarihinde kabul etmiĢtir  
(24919/94 sayılı). 11 Aralık 1997 tarihli raporunda (SözleĢme’nin eski 31.  
Maddesi):  
(i) SözleĢme’nin 9. Madde ile birlikte müĢtereken ele alınan 10.  
Maddesinin ihlal edildiği (30’a karĢı 2 oyla);  
(ii) Madde 6, 1. Fıkra ilgili olmaksızın Madde 5, 1. Fıkra ile birlikte ele  
alınan SözleĢme’nin 14. Maddesinin ihlal edildiği (oy birliği ile);  
(iii) BaĢvuran’ın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
görülmemesinden dolayı 14. Madde’nin ihlal edildiği ve buna uygun olarak,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararında yetersiz gerekçeler bulunduğuna  
iliĢkin Ģikayetin ayrı olarak ele alınmasının gerekmediği (31’e karĢı 1 oyla)  
yönünde görüĢ bildirmiĢtir;  
Komisyon görüĢünün ve raporda bulunan kısmi muhalefet Ģerhinin tam  
metni bu kararın ekinde sunulmuĢtur.1  
MAHKEMEYE YAPILAN NĠHAĠ SUNUMLAR  
32. GörüĢlerinde ve duruĢmada Hükümet Mahkemeden SözleĢme’nin 6.  
maddesinin 1.Fıkrası ile 9, 10 veya 14. Maddelerin ihlal edilmediği  
gerekçesine dayanarak baĢvuranın baĢvurusunun reddini talep etmiĢtir.  
1 Sekreterya Notu. Uygulama sebeplerinden dolayı, bu ek sadece kararın basılmıĢ  
nüshasında (seçilen kararların resmi raporlarında ve Mahkeme kararlarında) yer alacaktır  
ancak Komisyon raporunun bir sureti Sekreterlikten elde edilebilir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
17  
33. Komisyon’un 11 Aralık 1997 tarihli raporuna dayanarak, Sn. Gerger  
Mahkemeden SözleĢme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası ile 9 ve 10.  
Maddelerinin ve 5. Madde 1. Fıkra ile birlikte ele alınan 14. Maddenin  
ihlalin kabulünü ve buna bağlı olarak baĢvuranın aynı suçtan iki kere  
mahkum edildiğinin kabülünü talep etmiĢ. Aynı zamanda baĢvuran 41.  
Madde uyarınca adil tazmin talebinde bulunmuĢtur.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. SÖZLEġME’NĠN 9. VE 10. MADDELERĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ  
ĠDDĠASI  
34. Sn. Gerger baĢvurusunda Terörle Mücadele Kanunun (3713 sayılı  
kanun) 8. bölümü uyarınca mahkumiyetinin SözleĢme’nin 9. ve 10.  
Maddesini ihlal ettiğini bildirmiĢtir.  
Ancak, Mahkeme Hükümet ve Komisyon tarafından önerilen Ģekilde bu  
Ģikayetin sadece 10. Madde açısından ele alınmasına yönelik ele alınması  
gerektiği yönünde görüĢ bildirmiĢtir. (bkz., 9 Haziran 1998 tarihli Ġncal-  
Türkiye kararı, Karar ve Hükümler Raporu, 1998-I, sayfa..., 60. fıkra). 10.  
Madde Ģu Ģekildedir:  
“1. Herkes görüĢlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat  
özgürlüğünü, kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırlan söz konusu olmaksızın  
haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin  
radyo,televizyon ve sinema iĢletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel  
değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir  
toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,ulusal güvenliğin, toprak  
bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, asayiĢsizliğin veya suç  
iĢlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, baĢkalarının ün ve haklarının  
korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı  
gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için kanunla öngörülen bazı  
formalitelere Ģartlara,sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
A. Müdahalenin Mevcudiyeti  
35. Mahkeme huzurunda bulunanlar, 23 Mayıs 1993 tarihindeki törende  
mesajın okunmasını takiben baĢvuranın mahkumiyetinin (bkz. Yukarıdaki  
10. paragraf) ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına müdahale teĢkil ettiği  
konusunda mutabakata varmıĢlardır. Bu tür bir müdahale Madde 10’un  
ikinci paragrafın gereklerini yerine getirmediği sürece Madde 10’u ihlal  
etmektedir. Bu sebepten dolayı Mahkeme “kanun tarafından öngörülen  
Ģekilde” anılan paragrafta belirtilen bir ya da daha fazla meĢru amaca  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
18  
yönelik olup olmadığını ve ilgili amaçların gerçekleĢtirilmesi için  
“demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını tespit etmesi  
gerekmektedir.  
B. Müdahalenin Haklı Sebebe Dayanması  
1. “Kanunlar tarafından öngörülme”  
36. BaĢvuran Terörle Mücadele Kanunun 8. Maddesinde belirtilen  
Ģekilde (3713 sayılı kanun) Devlet’in bölünmezliği ilkesinin bu hüküm  
altında mahkumiyetini öngörülemez kılacak Ģekilde belirsiz olduğunu  
belirtmiĢtir.  
37. Hükümet bu sunuma itiraz etmiĢtir.  
38. Bu davada, Mahkeme maddenin “kanun” olgusunun özünde bulunan  
öngörülebilirlik gereklerini karĢıladığını temel alarak, davayı incelemeye  
yönelik Komisyon’un yaklaĢımını kabul etme niyetindedir.  
2. Meşru amaç  
39. BaĢvuran, mahkumiyetinin 10. Maddenin ikinci paragrafı uyarınca  
meĢru olan amaçların hiçbirine uymadığını iddia etmiĢtir.  
40. Komisyon müdahalenin “ulusal güvenliği” koruma ve “kamu  
asayiĢsizliğini” engellemeye yönelik olduğunu kabul etmiĢtir.  
41. Hükümet “toprak bütünlüğünün” ve ulusal birliğin korunmasının da  
amaçlandığını belirtmiĢtir.  
42. Mahkeme, Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumunun  
hassasiyetini (Bakınız 25 Kasım 1997 tarihli Zana - Türkiye kararı, 1997-VII  
Raporları, s. 2539, 10. fıkra) ve yetkililerin gereksiz Ģiddeti destekleyecek  
hareketlere karĢı tetikte olma gereğini de dikkate alarak, baĢvuran aleyhinde  
alınan önlemlerin, baĢta ulusal güvenliğin ve ülke bütünlüğünün korunması  
ve asayiĢsizlik ve suçun önlenmesi olmak üzere Hükümet tarafından  
belirlenen belli amaçların uzantısı olduğu kanaatine varmıĢtır. Bu durum  
özellikle bölücü faaliyetlerin Ģiddet kullanımına dayalı yöntemlere bağlı  
olduğu, dava konusu olayların cereyan ettiği tarihlerdeki Güneydoğu  
Türkiye’deki durum için geçerlidir.  
3. “Demokratik Toplum için Zaruret”  
(a) Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları  
(i) Başvuran  
43.  
BaĢvuran mesajında ifade edilen görüĢleri terörist bir suça  
bağlayarak ve kendisini mahkum ederek Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
Kürt sorununa ve resmi ideolojinin eleĢtirilmesine iliĢkin özgür tartıĢmaları  
kısıtladığını belirtmiĢtir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararında  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
19  
mesajın Ģiddete teĢvik ettiğini ya da baĢvuranın görüĢlerinin “Devletin  
bölünmezliğini” tehdit edebileceğinin tespit edilmesinde dayandığı nesnel  
kriterleri kararında belirtmemiĢtir. Son olarak baĢvuran 3713 sayılı kanuna  
4126 sayılı kanun ile yapılan değiĢiklikleri takiben aynı suçtan iki kez  
mahkum edildiğinden Ģikayetçi olmuĢtur.  
(ii) Hükümet  
44. Hükümet 23 Mayıs 1993 tarihindeki törenin 1960’ların sonundaki  
terör eylemlerine katılan insanların anısına gerçekleĢtirildiğini vurgulamıĢtır.  
Kürt kökenli vatandaĢları Türk Devletine karĢı silahlı mücadeleye teĢvik  
ettiği, bölücü Ģiddeti desteklediği ve Kürt bağımsızlık hareketini övdüğü  
belirtilen baĢvuranın mesajından alıntılar sunmuĢlardır. Mesaj sadece  
durumun analizi ya da Türk yetkililerin eleĢtirilmesini değil Kürt terörizmi  
ile PKK faaliyetlerinin teĢvik edilmesini içermektedir.  
Madde 10 toprak bütünlüklerinin terörizm tehdidi altında bulunduğu  
durumlarda Akit Devletlere geniĢ bir takdir marjini sağlamaktadır Ayrıca, -  
PKK’nın sistematik olarak kadınları, çocukları, okul öğretmenlerini ve  
askerleri katlettiği- Türkiye’deki durumla karĢı karĢıya kalındığı zaman Türk  
yetkilileri toplumun çeĢitli kesimleri arasında Ģiddet ve düĢmanlığı teĢvik  
edebilecek ve insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye atabilecek tüm ayırımcı  
propagandaları yasaklama görevine sahiptir.  
Son olarak, mesaj Körfez SavaĢı ile Irak sınırında yaratılan  
düzensizlikten  
faydalanarak  
PKK’nın  
Güneydoğu  
Türkiye’deki  
operasyonlarını artırdığı bir dönemde okunduğundan Hükümet baĢvuranın  
mahkumiyetinin hiçbir Ģekilde öngörülen amaçlarla orantısız olmadığını  
belirtmiĢtir.  
(iii) Komisyon  
45. Komisyon da benzer Ģekilde hassas siyasi konularda alenen fikir  
bildiren insanlar tarafından “yasadıĢı siyasi Ģiddeti” mazur gösterilmemesini  
önemli kılan 10. maddenin “görev ve sorumlulukları”na katılmaktadır. Ġfade  
özgürlüğü örneğin durumun altında yatan sebepleri inceleme ya da olası  
çözümlere iliĢkin fikir bildirme açısından Türkiye’nin karĢı karĢıya kaldığı  
zor sorunlara benzer sorunların aleni tartıĢmalarına katılma hakkını  
içermektedir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
20  
Komisyon baĢvuranın mesajında Türk Devleti’ni Kürtlerin ana haklarını  
inkar etmekle suçladığını; baĢvuranın Türkiye’ye yönelik eleĢtirilerinde  
sağlam gerekçelere sahip olduğunu ve Kürtlerin özgürlüğünü ima ettiğini  
belirtmiĢtir. Bu durumun baĢvurana uygulanan cezaları haklı göstermek için  
yeterli olmadığını belirtmiĢtir. Özellikle mesajın Kürdistan dağlarındaki  
gerilladan söz etmesine karĢın, diğerlerini Ģiddet içeren eyleme teĢvik  
etmeden “gerçeklere dayanan bir unsur” olduğunu belirtmiĢtir. Buna  
dayanarak, baĢvuranın mahkumiyeti Madde 10 gereklerine aykırı Ģekilde bir  
tür sansür teĢkil etmektedir.  
(b) Mahkeme’nin değerlendirmesi  
46. Mahkeme, örneğin Zana - Türkiye kararı (yukarıda belirtilmiĢtir, s.  
2547-48, 51. madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire - Fransa  
Kararında (1999-… Raporları, s. …, 45. Madde) olduğu üzere, Madde 10  
ile ilgili olarak kararlarının dayandığı temel ilkeleri vurgulamaktadır.  
(i) Ġfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini  
ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel Ģartlardan  
birini teĢkil etmektedir. 10. Madde’nin 2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören  
veya zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirler” için değil aynı  
zamanda kırıcı, Ģok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir.  
Bunlar, bir “demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik, tolerans ve  
hoĢgörünün gerekleridir. 10. Maddede belirtilen Ģekilde bu özgürlük, ancak  
harfiyen uyulması gereken ve ikna edici bir Ģekilde tespit edilmesi gereken  
bazı istisnalara tabidir.  
(ii) 10. Madde’nin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil  
bir sosyal ihtiyaç” anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup  
olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir, ancak  
bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak üzere, tabi  
olduğu yasama ve kararları kapsayacak Ģekilde Avrupa denetimi ile iç içe  
olmalıdır. Mahkeme bu sebeple, bir “sınırlamanın” SözleĢme’nin 10.  
Maddesinin güvencesinde olan ifade özgürlüğü ile bağdaĢıp bağdaĢmadığı  
konusunda nihai kararı verme yetkisini haizdir.  
(iii) Denetim salahiyetinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi,  
suçlanan ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere  
davayı bir bütün olarak ele alarak incelemelidir. Ġlk olarak müdahalenin  
“meĢru amaçlar ile orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan  
müdahalenin meĢru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve  
yeterli” olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunu yaparken de Mahkeme, ulusal  
otoritelerin Madde 10 kapsamında bulunan ilkelere uygun standartları  
uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayalı  
oldukları konusunda olumlu kanaate varmalıdır.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
21  
47. Mahkeme Sn. Gerger’in 23 Mayıs 1993 tarihindeki törene katılanlara  
hitap eden mesajının 1960’ların sonunda aĢırı sol kanat hareketi oluĢturan ve  
anayasal düzeni bozma amacına yönelik olarak Ģiddet kullanmaktan idam  
cezasına çarptırılıp Mayıs 1972’de idam edilen Deniz GezmiĢ, Yusuf Aslan  
ve Hüseyin Ġnan’ın eylemlerini haklı çıkarmayı amaçladığını belirtmiĢtir.  
Marksist çıkıĢlar içeren kelimeler kullanarak baĢvuran özellikle Türkiye  
Cumhuriyeti’nin “iĢçi ve Kürtlerin haklarının inkarına dayalı” olduğunu ve  
yöneticilerin vasatlıklarının, geri kalmıĢlıklarının ve her zaman daha fazla  
paraya duydukları açlıklarının ürünü olan zalim bir militarizm ile kendilerini  
karakterize ettiklerini” ileri sürmüĢtür. BaĢvuran, ”Dinamik sosyal  
tabakaların ülkenin siyasi hayatından muaf tutulduğu” 1960’ların  
ayaklanması ile 1970’lerin baĢındaki “devrimci demokratik direniĢ  
hareketin” “ulusun tarihinin değiĢtirilmesine” yardım ettiğini ve topluma  
“direniĢ ve isyan ruhu” aĢıladığını eklemiĢtir. Sosyalizmin kapitalizmin  
yerine geçebilecek tek sistem olduğunu belirtmiĢ ve “ o günlerde ekilen  
Kürt halkının özgürlük tohumlarından Kürdistan dağlarındaki gerillaların  
doğduğunu” ileri sürmüĢtür. (bkz. Yukarıdaki paragraf 10).  
Hükümet bu tür yorumların baĢvuranın Kürt bağımsızlık mücadelesinin  
meĢruluğunu kabul ettiği anlamına geldiği yönünde görüĢ bildirmiĢtir.  
Mahkeme bu görüĢe katılmamaktadır: Mahkeme baĢvuranın yorumlarının  
“isyan” ve “baskı” gibi kelimelerin kullanılmasının belirli bir sert duygular  
eklediği Türk Otoritelerine yönelik eleĢtrileri teĢkil ettiği görüĢündedir.  
48. Mahkeme  
SözleĢmenin 10. Maddesinin 2. Fıkrasında kamu  
çıkarlarına iliĢkin siyasi konuĢmalar veya sorunlara iliĢkin tartıĢmaların  
sınırlanmasına dair çok dar bir kapsam olduğuna iĢaret etmektedir (bakınız  
25 Kasım 1996 tarihli Wingrove - BirleĢik Kraliyet davası, 1996 Raporları-  
V, s. 1957, 58. Madde). Ayrıca, izin verilebilir eleĢtirilerin sınırları hükümet  
ile ilgili hususlarda, özel vatandaĢlar veya siyasetçiler açısından daha  
geniĢtir. Demokratik bir sistemdeki hareketler veya hükümetin ihmalleri  
sadece yasama ve adli otoritelerin değil aynı zamanda kamuoyunun da yakın  
takibinde olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum,  
özellikle haksız saldırılar ve düĢmanlarının eleĢtirilerine cevap verilmesine  
iliĢkin baĢka araçların bulunduğu durumlarda, cezai iĢlemlere baĢvurulması  
konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla  
birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu  
niteliğinde olanlar da dahil olmak üzere, doğru tepkiyi verecek ve anılan  
ifadeler aĢılmadan önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine  
açıktır (bakınız 9 Haziran 1998 tarihli Incal - Türkiye kararı, 1998-IV  
Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan sözler bir birey veya bir  
kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karĢı bir Ģiddeti teĢvik ettiği  
durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne iliĢkin müdahale gereğinin  
incelenmesinde daha geniĢ bir marja sahiptir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
22  
49. Mahkeme özellikle terörle mücadele ile ilgili olan sorunlar olmak  
üzere kendisine sunulan davaların geçmiĢini dikkate alacaktır (yukarıda  
belirtilen Incal kararı, sayfa 1568, 58. fıkra). Bu noktada, Türk yetkililerinin  
yaklaĢık on beĢ yıldır Türkiye’de devam eden ciddi karıĢıklığı  
Ģiddetlendirebileceğini düĢündükleri fikirlerin yayılmasına yönelik  
endiĢelerini göz önünde bulundurmaktadır (yukarıdaki paragraf 42’ye  
bakınız).  
Ayrıca, Hükümet görüĢü Körfez SavaĢı ile Irak sınırında meydana gelen  
düzensizlikten  
faydalanarak  
PKK’nın  
Güneydoğu  
Türkiye’deki  
operasyonlarına hız kazandırdığı bir dönemde mesajın sunulduğu gerçeğine  
bu davada özel bir önem verilmesi gereğini içermemektedir. Aslında,  
mevcut davadaki olaylar bu çatıĢma sona erdikten uzun süre sonra meydana  
gelmiĢtir.  
50. Ayrıca, Mahkeme baĢvuranın mesajının bir anma törenine katılan bir  
grup insana okunduğu ve bu durumun belirgin bir Ģekilde “devlet  
güvenliği”, kamu “düzeni” ya da “toprak bütünlüğü” üzerindeki potansiyel  
etkisini kısıtladığı kanaatındadır. Ayrıca, “direniĢ”, “mücadele” ve  
“özgürlük” gibi kelimeleri içermesine rağmen bu mesaj Ģiddete, silahlı  
direniĢe ya da bir isyana teĢvik teĢkil etmemekledir, Mahkeme’nin  
görüĢünde bu durum göz önünde bulundurulması zaruri olan bir etkendir.  
51. Son olarak, Mahkeme baĢvurana verilen cezanın ağırlığı karĢısında  
ĢaĢırmıĢtır. BaĢvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 9 Aralık 1993  
tarihinde bir yıl, sekiz aylık hapis cezasına ve 208.333.333 TL tutarında para  
cezasına çarptırılmıĢtır. Cezasını tamamladıktan sonra aynı suçtan dolayı  
84.833.333 TRL tutarında ek para cezası ödeme emri verilmeden önce  
baĢvuran Cezanın Ġcrasına iliĢkin Kanunun (647 sayılı kanun) 5. maddesi  
uyarınca 23 Eylül- 26 Ekim 1995 tarihleri arasında tutuklu kalmıĢtır.  
Mahkeme, bununla bağlantılı olarak, uygulanan cezaların özellik ve  
ağırlıklarının müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi  
hususunda da dikkate alınması gereken etkenler olduğunu belirtmektedir.  
52. Sonuç olarak, Sn. Gerger’in mahkumiyeti hedeflenen amaçlar  
açısından orantısız olup “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu  
sebepten dolayı SözleĢme’nin 10. Maddesi ihlal edilmiĢtir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
23  
II. SÖZLEġMENĠN 6. MADDESĠNĠN 1. FIKRASININ ĠHLAL  
EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI  
53. BaĢvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme” olmadığını ve davasına iliĢkin kararıında yeterli  
gerekçe bulunmadığını ileri sürmüĢtür. Buna dayanarak baĢvuran aĢağıda  
metni sunulan 6. Madde, 1. fıkranın ihlal edilmesinin mağduru olduğunu  
belirtmiĢtir:  
“Herkes, … kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması  
konusunda, kanunla kurulmuĢ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının  
… adil … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
A. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olup  
olmadığı  
I. Hükümet’in ön itirazları  
54. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve Mahkeme’nin  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığını  
konusunu incelemek için ratione materiae yargı yetkisine sahip olmadığını  
belirtmiĢtir. BaĢvuranın Ģikayetini ulusal mahkemelere ya da Komisyona  
sunmadığını ve Komisyon’nun bu konuyu yargı yetkisi olmadan res’en ele  
aldığını belirtmiĢtir.  
55. Hem baĢvuran hem de komisyon bu iddialara itiraz etmiĢtir.  
56. Mahkeme kabul edilebilirliğin baĢlangıç aĢamasında, Komisyon  
huzurunda öz olarak ve yeterli açıklıkla söz konusu Devlet tarafından  
sunulan ön itirazları göz önüne aldığını onaylamıĢtır. ( Bkz., Aytekin -  
Türkiye davası 23 Eylül 1998 tarihli karar, Raporlar, 1998-VII, sayfa ...,  
77.fıkra).  
Mevcut davada, Mahkeme baĢvuranın Komisyon’a yaptığı baĢvurusunda  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız veya bağımsız olmadığına  
iliĢkin olarak bir iddiada bulunmamasına rağmen, sunduğu görüĢünde  
baĢvuranın Ģikayetin bulunduğuna iliĢkin Komisyon raporuna genel bir  
gönderme yaptığı görüĢündedir. Ayrıca, baĢvurunun ele alımında, Komisyon  
Hükümeti (27 ġubat 1995 tarihinde) “baĢvuru sahibinin SözleĢme’nin 6.  
Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkemede adil bir  
Ģekilde yargılanıp yargılanmadığını” belirtmeye davet etmiĢtir. Cevaben  
verilen gözlemlerinde, Hükümet bu konuya değinmemiĢtir ve Komisyon’un  
bu konuyu res’en ele almasına herhangi bir itirazda bulunmamıĢtır. Ayrıca,  
31 Ekim 1996 tarihinde Komisyon baĢvurunun kabulüne iliĢkin kararını  
Hükümete göndermiĢ ve Hükümeti ek gözlemlerde bulunmaya davet  
etmiĢtir. Kabul edilebilirlik kararının metninde Komisyon’un Ģikayeti res’en  
ele aldığının belirgin olmasına rağmen Hükümet cevap vermemiĢtir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
24  
Yukarıda belirtilenleri takiben Hükümet takibatın bu aĢamasında itirazda  
bulunma hakkını kaybetmiĢtir.  
2. Şikayetin Esasları  
57. BaĢvuran’ın sunumunda Devlet Güvenlik Mahkemesinin,  
üyelerinden birinin askeri hakim olduğu göz önünde bulundurularak, Madde  
6, 1. Fıkra uyarınca “bağımsız ve tarafsız mahkeme” olarak kabul  
edilemeyeceği belirtilmiĢtir.  
58. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerine askeri hakimlerin  
katılımına iliĢkin kuralları ve anılan mahkemelerin 6. Maddenin 1. Fıkrası  
anlamında bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerine tam uygunluğunun  
sağlanması için adli iĢlevlerin yerine getirilmesinde hak sahibi oldukları  
teminatları sunmuĢtur. Askeri hakimlerin amirlerine karĢı sorumlu oldukları  
yönündeki baĢvuranın iddiasına itiraz etmiĢtir. Ġlk olarak, resmi bir  
görevlinin bir askeri hakimin adli iĢlevlerini yerine getiriĢ Ģeklini etkilemeye  
çalıĢmasının Askeri Kanunun 112. maddesi uyarınca bir suç teĢkil ettiğini  
belirtmiĢtir. Ġkinci olarak, adli kapasitede hareket ederken, bir askeri  
hakimin tam olarak bir sivil hakim Ģeklinde değerlendirilmektedir.  
Hükümet Devlet Güvenlik Mahkemelerinin özel mahkemeler değil  
uzman ceza mahkemeleri olduğunu belirtmiĢtir. Silahlı kuvvetlerin terörle  
mücadele kampanyası konusundaki deneyimi de dikkate alınarak,  
yetkililerin güvenlik ve Devlet bütünlüğüne iliĢkin tehditler ile baĢa  
çıkabilmesi için olan gerekli uzmanlık ve bilginin sağlanması için bir askeri  
hakimin katılımı ile anılan mahkemelerin güçlendirilmesinin gerekli  
olduğunu düĢündüklerini belirtmiĢtir.  
Hükümet mevcut davada ne baĢvuranın davasına katılan askeri hakimin  
üstlerinin ne de anılan hakimi atayan kamu yetkililerinin takibatlara ya da  
davanın sonucuna iliĢkin herhangi bir çıkarlarının bulunmadığını eklemiĢtir.  
Aslında, askeri hakimin muhalif Ģerhi davaya iliĢkin görüĢünün diğer iki  
hakimin görüĢlerine kıyasla Sn. Gerger açısından daha olumlu olduğunu  
göstermektedir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı sadece sivil  
hakimlerin katıldığı Yargıtay tarafından onaylanmıĢtır.  
59. Komisyon, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin SözleĢme’nin 6.  
Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olarak  
kabul edilemeyeceği sonucuna varmıĢtır. Komisyon bu görüĢü ile ilgili  
olarak 25 ġubat 1997 tarihinde benimsenen Ġncal – Türkiye davası  
raporunun 31. Maddesi ve görüĢünü destekleyen nedenlere gönderme  
yapmıĢtır.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
25  
60. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli Ġncal - Türkiye kararı (1998-IV  
Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye kararında  
(1998- Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen  
hususlara benzer hususların ele alınmıĢ olduğunu vurgulamaktadır. Anılan  
kararlarda Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri  
hakimlerin durumunun bağımsızlık ve tarafsızlık açısından belli teminatları  
içerdiğini belirtmiĢtir (bakınız yukarıda anılan Ġncal kararı, s. 1571, madde  
65 ve yukarıda anılan 32. paragraf). Diğer yandan Mahkeme, bu hakimlerin  
statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık ve tarafsızlıklarını tartıĢma konusu  
yaptığı kararına varmıĢtır (aynı yerde, Madde 68) : örneğin, orduya ait  
görevliler olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler aldığı; veya askeri  
disipline tabi kaldıkları; ve atamalarına iliĢkin kararların büyük ölçüde idari  
yetkililer ve ordu tarafından alındığı gerçekleri (bakınız yukarıdaki 25-29.  
paragraf).  
61. Incal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin kuruluĢunun gerekliliğinin Hükümet tarafından in  
abstracto tespit edilmesi olmadığı düĢüncesindedir. Görevi, Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin iĢleyiĢ Ģeklinin Sn. Gerger’in adil yargılanma  
hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde  
kendilerin yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliĢkin haklı  
bir korkunun mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir (bkz. yukarıda  
anılan Ġncal Kararı, s. 1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar kararı, s.  
…, Madde 38).  
Bu soruya iliĢkin olarak, Mahkeme mevcut baĢvuru sahibi gibi sivil olan  
Sn. Ġncal ve Sn. Çıraklar’ın davasında varılan sonuca varılmaması için  
herhangi bir neden görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal  
birliği zedelemeye yönelik propaganda yapma suçundan bir Devlet Güvenlik  
Mahkemesinde yargılanan baĢvuranın, Askeri Hakimler üyesi olan bir  
düzenli askeri görevlisinin katılımını içeren bir heyet tarafından yargılanma  
konusunda endiĢe içinde olmaları anlaĢılır bir husustur. Bu itibarla,  
yargılamada Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın özü ile  
herhangi bir iliĢkisi olmayan hususlardan gereksiz yere etkilenebileceğini  
düĢünmek için yeterli sebepleri mevcuttur. Bir baĢka deyiĢle, baĢvuranın  
mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına iliĢkin korkularının haklı sebebe  
dayandığı kabul edilebilir. Yargıtay’daki yargılama da, ilgili mahkemenin  
tam yetkili olmaması nedeniyle bu korkuların bertaraf edilmesini  
sağlayamamıĢtır (bakınız yukarıda anılan Ġncal kararı, s. 1573, Madde 72  
sonu).  
62. Yukarıda anılan nedenlerden dolayı Mahkeme 6. Maddenin 1.  
Fıkrasının ihlal edildiği tespitinde bulunmuĢtur.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
26  
B. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Kararında gerekçelerin  
bulunmadığı iddiası  
63. BaĢvuran Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararına iliĢkin  
yeterli gerekçe göstermediğini ve bu Ģekilde adil yargılanma hakkını ihlal  
ettiğini ileri sürmüĢtür.  
64. Hükümet Ģikayetin asılsız olduğunu belirtmiĢtir.  
65. Komisyon ile aynı Ģekilde, Mahkeme Sn. Gerger’in bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkının ihlalinin tespiti  
açısından (bkz. Yukarıdaki 62. paragraf) bu Ģikayetin incelemesinin gerekli  
olmadığını kabul etmiĢtir.  
III. MADDE 5, 1. FIKRA ĠLE BĠRLĠKTE ELE ALINAN  
SÖZLEġME’NĠN 14. MADDESĠNĠN ĠHLALĠ ĠDDĠASI  
66. BaĢvuran 3713 sayılı kanun uyarınca hapis cezasına çarptırılmasının  
cezalarının yarısını yerine getirdikten sonra Ģartlı tahliye hakkına sahip olan  
ve olağan caza kanunu uyarınca mahkum edilen mahkumlardan farklı  
Ģekilde cezasının üç çeyreğini yerine getirmediği sürece kendisinin talep  
olmasa dahi Ģartlı serbest bırakılma hakkına sahip olmadığı anlamına  
geldiğini belirtmiĢtir. Bu farkın SözleĢme’nin 14. Maddesi uyarınca yasadıĢı  
bir ayrımcılık teĢkil ettiğini belirtmiĢtir. Anılan madde Ģu Ģekildedir:  
“Bu SözleĢme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk,  
dil, din, siyasal ya da baĢka görüĢler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa  
mensup olma, servet, doğuĢ veya herhangi baĢka bir durum bakımından hiçbir ayrım  
gözetilmeksizin sağlanır.”  
67. Mahkeme bu sorunun “yetkili bir mahkeme tarafından mahkum  
edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi” ile ilgili olduğunu ve  
bu sebeple SözleĢme’nin 5. Maddesi 1(a) fıkrası ile birlikte ele alınan  
Madde 14 altında incelenmesi gerektiği yönünde görüĢ bildirmiĢtir. 1(a)  
hükmü Ģu Ģekildedir:  
“1. Herkesin özgürlüğe ve kiĢi güvenliğine hakkı vardır. AĢağıda belirtilen haller  
ve kanunda belirlenen yollar dıĢında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.  
a. KiĢinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun  
olarak hapsedilmesi ;”  
68. Hükümet Madde 5, 1(a) fıkrasının hapis cezasına çarptırılmıĢ  
mahkumlara talep olmasa dahi Ģartlı serbest bırakılma hakkını vermediğini  
belirtmiĢtir. Hükümet, Terörle Mücadele Yasası altında mahkum edilen  
kiĢilere uygulanan Ģartlı tahliye hakkına iliĢkin kısıtlamaların bu tür suçların  
esas ciddiyetleri tarafından öngörüldüğünü eklemiĢtir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
27  
69. Mahkeme, ilk olarak, SözleĢme’nin 5. Madde, 1(a) fıkrasının talep  
olmasa dahi Ģartlı serbest bırakılma hakkını teminat altına almamasına  
rağmen, belirlenen ceza politikasının bireyleri ayrımcı bir Ģekilde etkilemesi  
halinde SözleĢme’nin 14. Maddesi ile birlikte ele alınan bu hüküm altında  
bir sorunun ortaya çıkabileceğini belirtmiĢtir.  
Mahkeme ilke olarak 3713 sayılı kanunun amacının terör suçları  
iĢleyenleri cezalandırmak olduğunu ve normal kanunlar uyarınca mahkum  
edilen kiĢilere kıyasla bu kanun uyarınca mahkum edilen herhangi bir Ģahsın  
talep olmadan Ģartlı serbest bırakılma açısından daha aleyhte iĢleme tabi  
olduğunu belirtmiĢtir. Bu hususa dayalı olarak, ağırlıklarına iliĢkin yasama  
meclisi görüĢlerine uygun olarak farklı insan grupları arasında değil de farklı  
suç türleri arasında ayrım yapıldığını sonucuna varmıĢtır.  
IV. SÖZLEġME’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI  
70. BaĢvuran aĢağıdaki Ģekildeki SözleĢme’nin 41. Maddesi altında adil  
tazminat talebinde bulunmuĢtur:  
“Mahkeme tarafından SözleĢme veya protokollerinin ihlal edildiğinin tespit  
edilmesi ve ilgili Yüksek Akit Tarafın yerel hukukunun sadece kısmi bir tazminatı  
öngörmesi durumunda, Mahkeme gerektiğinde mağdur olan tarafın adil Ģekilde  
tazmin edilmesini öngörebilir.”  
A. Maddi zarar  
71. Herhangi bir ayrıntı sunumu yapmadan, Sn. Gerger 1.000.000 Fransız  
Frankı (FRF) olarak belirlediği zarar için tazminat talebinde bulunmuĢtur.  
72. Hükümet SözleĢme’nin ihlal edildiği iddiası ile maddi zarar asında  
herhangi bir ciddi iliĢkinin bulunmadığını belirtmiĢtir. SözleĢmenin ihlalinin  
tespitinin herhangi bir maddi zarar açısından adil tazmin teĢkil edeceğini  
belirtmiĢtir.  
73. Mahkeme davanın sonuçları nedeniyle baĢvuru sahiplerinin sıkıntı  
çekmiĢ olabileceği kanaatindedir. Adil bazda bir değerlendirme yaparak,  
Mahkeme baĢvurana manevi zarar tazminatı olarak bu bağlamda 40.000  
FRF ödenmesine karar vermiĢtir  
Mahkeme Sn. Gerger’in maddi zarar talebinde bulunma niyetinin olması  
durumunda anılan talebin desteklenmesine yönelik olarak herhangi bir  
delilin sunulmadığını ve buna uygun olarak da bu kalem altında herhangi bir  
tutarın ödenmemesine karar verildiğini belirtmiĢtir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
28  
B. Masraflar ve Giderler  
74. BaĢvuran masraf ve giderleri için 250.000 FRF talebinde  
bulunmuĢtur.  
75. Hükümet bu tutarların abartılı olduğunu ve baĢvuranın yeterli  
derecede destekleyici delil sunmadığını belirtmiĢtir.  
76. Mahkeme, elde ettiği bilgilere dayanarak, ulusal mahkemeler ve  
Komisyon ve Mahkeme huzurundaki takibatlar ile ilgili olarak masraf ve  
giderlerinin geri ödenmesi için baĢvurana 20.000 FRF tutarının ödenmesinin  
makul olduğuna karar vermiĢtir.  
D. Temerrüt Faizi  
77. Mahkeme iĢbu kararın düzenlenmiĢ olduğu tarihte, eldeki verilere  
göre tespit edilmiĢ olan yıllık %3.47 oranına tekabül eden Fransa’da  
uygulanan yasal faiz oranının uygulanmasının yerinde olacağı kanaatine  
varmıĢtır.  
YUKARIDA BELĠRTĠLEN GEREKÇELERE DAYANARAK  
MAHKEME  
1. SözleĢmenin 10. maddesinin ihlal edildiğinin on altıya karĢı bir oy ile  
kabulüne;  
2. SözleĢme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız” bir mahkeme olmadığına iliĢkin  
Ģikayete iliĢkin Hükümet ön itirazlarının oybirliği ile reddine;  
3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız”  
olmadığına dayanarak SözleĢmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal  
edildiğinin on altıya karĢı bir oy ile kabulüne;  
4. SözleĢme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası altında baĢvurana ait diğer  
Ģikayetin incelenmesinin gerekli olmadığının oybirliği ile kabulüne;  
5. 5. Madde, 1. Fıkra ile birlikte ele alınan sözleĢme’nin 14. Maddesinin  
ihlal edilmediğinin oybirliği ile kabulüne;  
8 TEMMUZ 1999 TARĠHLĠ GERGER MAHKEME KARARI  
29  
6. On altıya karĢı bir oy ile;  
(a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına  
çevrilecek olan ve aĢağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından  
baĢvurana ödenmesinin:  
(i) Manevi zarar için 40.,000 (kırk bin) Fransız Frankı;  
(ii) Harcama ve masraflar için 20.000 (yirmi bin) Fransız Frankı;  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine  
dek bu tutarlar için yıllık %3.47 faiz oranı uygulanmasının kabulüne;  
7. BaĢvuranın adil tazminata iliĢkin diğer taleplerinin oybirliği ile reddine;  
iliĢkin alınan iĢbu karar Ġngilizce ve Fransızca olmak üzere, 8 Temmuz  
1999 tarihinde Strazburg’da bulunan Ġnsan Hakları Binası’ndaki halka açık  
oturumda tefhim edilmiĢtir.  
İmza: Luzius Wildhaber  
BaĢkan  
İmza:Paul Mahoney  
Sekreter Yardımcısı  
Sn. Wildhaber’in bir bildirgesi ile birlikte SözleĢmenin 45. Maddesinin 2.  
Fıkrası ile Mahkeme Ġçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca bu  
karara aĢağıda belirtilen Ģerhler eklenmiĢtir:  
(a) Sn. Palm, Sn. Tulkens, Sn. Fischbach, Sn. Casadevall ve Sn. Greve  
müĢterek mutabakat Ģerhi;  
(b) Sn. Bonello’nun mutabakat Ģerhi;  
(c) Sn. Gölcüklü’nün muhalefet Ģerhi.  
Paraf: L. W.  
Paraf: P.J. M  
GERGER KARARI  
30  
HAKĠM WĠLDHABER’ĠN BĠLDĠRGESĠ  
9 Haziran 1998 tarihli Ġncal - Türkiye (1998 Raporları, s. 1547)  
davasında SözleĢme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline iliĢkin  
oylamada karĢı oy kullanmıĢ olmama rağmen, mevcut davada Mahkeme’nin  
çoğunluğu tarafından ulaĢılan görüĢü benimsemek durumundayım.  
GERGER KARARI  
31  
HAKĠMLER PALM, TULKENS, FISCHBACH, CASADEVALL  
VE GREVE’ĠN MÜġTEREK MUTABAKAT ġERHĠ  
Hakim Palm’ın Sürek - Türkiye (No. 1) davasındaki muhalefet Ģerhinde  
kısmen belirtilmiĢ olduğu üzere, daha çok bağlam üzerinde bir yaklaĢım  
kullanarak aynı sonuca ulaĢmıĢ olmamıza rağmen, mevcut davada 10.  
Maddenin ihlal edildiğine iliĢkin Mahkeme kararına katılıyoruz.  
Muhatap devlet aleyhinde olan davalarda 10. Maddeye iliĢkin çoğunluğa  
ait değerlendirmenin yayınlar üzerinde kullanılan kelimelerin Ģekli üzerine  
çok fazla ağırlık verildiği ve kelimelerin genel olarak kullanıldığı bağlama  
ve bunların olası etkilerine yeterli önemin verilmediği kanaatindeyiz. Söz  
konusu dilin ılımlı olmaması ve hatta sert olabileceği Ģüphesizdir. Ancak  
Mahkememiz tarafından vurgulandığı üzere, bir demokraside “kavga”  
sözleri bile 10. madde kapsamında korunabilecektir.  
Mahkeme’nin içtihatlarındaki siyasi konuĢmalara sağlanan kapsamlı  
korumasına yönelik bir yaklaĢım, kullanılan kelimelerin körükleyici özelliği  
üzerine daha az ve konuĢmanın yapılmıĢ olduğu bağlama iliĢkin ortama  
daha fazla ağırlık verilmesini sağlamaktadır. Dil, Ģiddetin körüklenmesi ve  
tahrik etmek amacıyla mı kullanılmıĢtır? Gerçekten de gerçekleĢtirebileceği  
böyle bir gerçek ve hakiki bir amacı var mıdır? Bu soruların cevapları  
sırasıyla her davanın koĢullarının genel bağlamını oluĢturan pek çok farklı  
tabakanın değerlendirilip ölçülmesini gerektirmektedir. Diğer sorular  
sorulmalıdır. Söz konusu metnin yazarı, toplum içinde kelimelerinin etkisini  
artıracak bir konuma sahip midir? Yayına, söz konusu konuĢmanın etkisini  
artırabilecek önemli bir gazete veya baĢka bir ortam aracılığıyla bir önem  
verilmiĢ midir? Kelimeler Ģiddetten çok uzak mı yoksa hemen Ģiddetin  
eĢiğinde mi kullanılmıĢtır?  
10. Maddenin kapsamında korunmuĢ olan Ģok edici veya saldırı  
niteliğindeki dil ile bir demokratik toplumda hoĢgörü hakkını kaybeden dil  
arasındaki anlamlı ayrım ancak suç unsuru teĢkil eden kelimelerin  
kullanılmıĢ olduğu bağlamın dikkatli Ģekilde incelenmesi sonucunda  
yapılabilir.  
GERGER KARARI  
HAKĠM BONELLO’NUN MUTABAKAT ġERHĠ  
Madde 10’un ihlalinin tespiti için çoğunlukla birlikte oy verdim. Ancak  
yerel yetkililerin baĢvuranın ifade özgürlüğüne müdahalesinin demokratik  
bir toplumda meĢru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Mahkeme  
tarafından uygulanan ana ölçütü onaylamadım.  
Bu iĢlemlerde ve Ģiddete teĢvikin söz konusu olduğu daha önceki ifade  
özgürlüğüne iliĢkin Türk davalarında Mahkeme tarafından ortak olarak  
kullanılan ölçüt Ģu Ģekilde olmuĢtur: BaĢvuran tarafından yayınlanan yazılar  
Ģiddeti destekliyor ya da buna teĢvik ediyor ise, ulusal mahkemeler  
tarafından baĢvuranın mahkumiyeti demokratik bir toplumda haklı  
gerekçelere dayandırılabilir. Ben bu değerlendirmeyi yetersiz bulmaktayım.  
Sadece teĢvik “açık ve mevcut tehlike” yaratması durumunda bu tür  
Ģiddete teĢviklerin yerel yetkililerce cezalandırılmasının demokratik bir  
toplumda makul gerekçelere dayandırılabileceğini düĢünmekteyim. Güç  
kullanmaya çağrı entelektüelleĢtirilip soyutlanarak, asıl yada gelecekteki  
Ģiddet odaklarından zaman ve mekan olarak uzaklaĢtırıldığında, ifade  
özgürlüğü temel hakkı genel olarak baskın çıkacaktır.  
Yasa ve asayiĢin dengesini bozma eğilimindeki kelimeler için tüm  
zamanların en güçlü anayasa hukukçularından biri tarafından söylenen  
sözleri yinelemek isterim: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir kontrolün  
yapılmasını gerektiren kanunun meĢru ve zorunlu amaçlarını yakın bir  
gelecekte tehdit etmedikleri sürece beğenmediğimiz ve ölüm taĢıdığına  
inandığımız görüĢlerin ifade edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima  
alıkoymalıyız.”1  
Ġfade özgürlüğünün teminat altına alınması, bir devletin güç kullanma  
taraftarlığını, bu tür taraftarlığın gelecekteki kanunsuzluğu teĢkil etme yada  
teĢvik etmeye yönelik olduğu yada bu tür bir eylemi teĢvik etme yada  
meydana getirme eğiliminde olduğu durumlar hariç olmak üzere,  
yasaklamasına ya da men etmesine izin vermemektedir.2 Bu bir yakınlık ve  
derece sorunudur.3  
1 Abrahams – Birleşik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616  
(1919) 630.  
2 Brandenbrg- Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.  
3 Schenk- Birleşik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52.  
GERGER KARARI - HAKĠM BONELLO’NUN  
33  
MUTABAKAT ġERHĠ  
Ġfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı sebeplere dayayan mevcut ve  
belirgin bir tehlikenin tespit edilmesini desteklemek amacıyla, kısa sürede  
ortaya çıkacak ciddi bir Ģiddetin beklenip beklenmediğinin ya da savunulup  
savunulmadığının yada baĢvuranın geçmiĢteki eyleminin Ģiddet  
taraftarlığının en kısa zamanda ve zarar verici eylemleri yaratacağı hususuna  
inanılması ile ilgili olarak sebep teĢkil edip etmediğinin tespit edilmesi  
gereklidir.1  
Bazılarının ölüme gebe görünmesine rağmen, baĢvuranın suçlandığı  
kelimelerin hiçbirinin ulusal düzen üzerinde büyük etki yaratacak tehdit  
oluĢturma potansiyeline sahip olduğu görüĢü, benim açımdan açık değildir.  
Aynı zamanda bu ifadelerin sindirilmesinin Türkiye’nin kurtarılması için  
kaçınılmaz olduğu görüĢünü de onaylamamaktayım. Bırakın belirgin ve  
mevcut olanını, hiçbir tehlike oluĢturmamıĢlardır. Kısacası, Mahkeme  
baĢvuranın ceza mahkemeleri tarafından mahkumiyetine göz yumması  
durumunda ifade özgürlüğünün bozulmasını desteklemiĢ olacaktır.  
Özet olarak, “algılanan kötü niyetin etkisinin tam olarak tartıĢmaya fırsat  
kalmadan meydana gelecek Ģekilde çok yakın durumlar haricinde,  
konuĢmalardan kaynaklanan hiçbir tehlike bariz ve mevcut olarak  
nitelendirilmez. Kötü niyetin engellenmesi için eğitim süreci vasıtasıyla  
tartıĢılarak, yanlıĢlık ve mantıksızlıkların bariz hale getirilmesi için yeterli  
zaman olduğunda uygulanacak çözüm, zorla kabul ettirilen sessizlikten  
ziyade, konuĢmak olmalıdır.”2  
1 Whitney- California 274 U.S. 357 (1927) 376.  
2 Whitney- California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.  
GERGER KARARI  
HAKĠM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ġERHĠ  
(Geçici çeviri)  
SözleĢmenin 10. Maddesinin ihlal edildiğine yönelik Mahkeme’nin  
çoğunluk görüĢüne katılmadığımı üzüntü içinde belirtmek isterim. Benim  
görüĢüme göre, bu davadaki müdahalenin demokratik bir toplum için  
zaruret olmadığı ve özellikle ulusal güvenliğin korunması amacı ile orantılı  
olmadığını tespit etmek için herhangi bir geçerli sebep bulunmamaktadır.  
Aynı zamanda Mahkemede bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, ilgili  
hüküm kapsamında Devlet Güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız”  
olmadığı gerekçesi ile 6. Maddenin ihlal edildiği yönündeki Mahkeme’nin  
çoğunluk görüĢüne katılmamaktayım.  
Açıklamak isterim.  
1. Zana davasına iliĢkin olarak (25 Kasım 1997 tarihli karar) gazeteciler  
ile yapılan röportajlarda baĢvuranın değindiği ilgili yorumlar Ģu Ģekildedir:  
“PKK ulusal özgürlük hareketini destekliyorum; diğer taraftan, katliamları  
onaylamıyorum. Herkes hata yapabilir, ve PKK kadın ve çocukları yanlıĢlıkla  
öldürmektedir...”  
Bu ifade ulusal günlük gazete olan Cumhuriyet’te yayınlanmıĢtır.  
2. Davanın (ve pek çok benzer davanın) zemini Zana kararında Mahkeme  
tarafından açıklanan Türkiye’nin güneydoğusundaki durumdur:  
“YaklaĢık olarak 1985’den bu yana, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında  
(Kürdistan ĠĢçi Partisi) Türkiye’nin güneydoğusunda ciddi karıĢıklıklar Ģiddetle devam  
etmektedir. Bu karĢı karĢıya gelme Hükümete göre 4.036 sivilin ve 3.884 güvenlik gücü  
üyesinin hayatına mal olmuĢtur.” (Bkz. 10. fıkra)  
Bu rakam 1999 yılında yaklaĢık 30.000’dir.  
3. PKK Mahkeme (bkz. Zana, 58. fıkra) ve uluslararası kurumlar  
tarafından Kürt terör örgütü olarak tanınmaktadır.  
GERGER KARARI - HAKĠM GÖLCÜKLÜ’NÜN  
35  
MUHALEFET ġERHĠ  
4. Zana kararında, Mahkeme bir kere daha (kararın 51. fıkrası) Madde  
10’a iliĢkin kararlarından kaynaklanan ana ilkeleri onaylamıĢtır:  
“(i) Ġfade özgürlüğü demokratik bir toplumun ana temellerinden birini teĢkil  
etmektedir.  
(ii) 10. Madde’nin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir sosyal  
ihtiyaç” anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının  
değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir, ancak ..... Avrupa denetimi ile  
iç içe olmalıdır...  
(iii) Denetim yetkisinin uygulanmasında, Mahkeme müdahaleyi, suçlanan  
ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere davayı bir bütün  
olarak ele alarak incelemelidir...”  
5. Kararın 55. paragrafında, Mahkeme yukarıda belirtilen ilkelerin “aynı  
zamanda ... terörizmle mücadelenin bir parçası olarak ulusal yetkililerce  
devlet güvenliğini ve kamu güvenliğini korumak amacıyla alınan önlemler”  
için de geçerlidir.  
6. Nitekim, yukarıda belirtilen davada, Mahkeme Sn. Zana’nın  
mahkumiyetinin “acil bir sosyal ihtiyacı” karĢılayıp karĢılamadığını ve  
“hedeflenen meĢru amaçlar ile orantılı” olup olmadığını değerlendirmek  
zorunda hissetmiĢtir. Bu nedenle, o zamanlar Güneydoğu Türkiye’de hüküm  
süren konumun ıĢığında baĢvuranın görüĢlerinin içeriğinin incelenmesinin  
önemli olduğunu belirtmiĢtir. (Bkz. 56. paragraf)  
7. Mahkeme Sn. Zana’nın kelimeleri ile ilgili olarak “pek çok Ģekilde  
yorumlanabilir ancak bu kelimeler hem tutarsız hem de belirsizdir. Aynı  
anda hem amaçlarına ulaĢmak için Ģiddete baĢvuran bir terör örgütü olan  
PKK’yı destekleyip hem de kendisinin katliamlara karĢı olduğunu bildirmek  
zor göründüğünden bu kelimeler tutarsızdır; bu kelimeler aynı zamanda  
belirsizdir, çünkü Sn. Zana kadın ve çocukların katledilmesine karĢı  
çıkarken aynı zamanda bunları herkesin yapabileceği “hatalar” olarak  
tanımlamaktadır.” ġeklinde görüĢ bildirmiĢtir (bkz. 58. fıkra).  
8. Bu etkenler göz önünde bulundurulduktan sonra, Mahkeme Ģu sonuca  
varmıĢtır (-aynı yerde, 59-62. fıkra);  
“Ancak bu ifade yalıtılarak ele alınamaz. BaĢvuranın fark ettiği Ģekilde davanın  
koĢulları açısından özel bir öneme sahiptir. Mahkeme’nin önceden belirttiği Ģekilde  
(yukarıdaki 50. paragrafa bakınız), görüĢme PKK tarafından aĢırı bir gerilimin  
olduğu Güneydoğu Türkiye’deki siviller üzerinde cinai saldırıların gerçekleĢtirilmesi  
ile aynı zamana denk gelmiĢtir...  
Bu koĢullar altında – Zana tarafından “ulusal özgürlük hareketi” olarak  
tanımlanan - PKK’ya verilen destek ... o bölgede patlayıcı bir durumu  
Ģiddetlendirmeye eğilimli olarak ele alınabilir.  
GERGER KARARI - HAKĠM GÖLCÜKLÜ’NÜN  
36  
MUHALEFET ġERHĠ  
Buna uygun olarak Mahkeme baĢvurana uygulanan cezanın makul bir Ģekilde  
“acil bir sosyal ihtiyaca” cevap verme olarak ele alınabileceğini ve ulusal yetkililer  
tarafından örnek gösterilen gerekçelerin “konu ile ilgili ve yeterli” olduğunu  
belirtmiĢtir...  
Tüm bu etkenler ve bu tür bir davada ulusal yetkililerin sahip olduğu takdir marjı  
göz önünde bulundurularak, Mahkeme söz konusu müdahalenin hedeflenen meĢru  
amaçlar ile orantılı olduğunu belirtmiĢtir. Bunun sonucunda, SözleĢme’nin 10.  
Maddesi ihlal edilmemiĢtir.”  
9. Benim kanaatime göre, bu gerekçeler ve nedenler benzer davalarda  
rehber ilkeler olarak ele alınmalı ve ilgili kelimelerin soyut olarak  
değerlendirilmesini engellemelidir. Bu değerlendirmeyi gerçekdıĢı  
buluyorum ve ifade ve demokrasi özgürlüğünden kastedilenin yanlıĢ  
yorumlanmasına dayalı olduğunu düĢünüyorum.  
10. Gerger - Türkiye davası Ģekil itibariyle olmasa dahi en azından içerik  
olarak Zana davasından farklıdır. Sadece Güneydoğu Türkiye’de değil bütün  
ülkede PKK terörizminin Ģiddetle devam ettiği bir zamanda gönderilen ve  
okunan mesajında baĢvuran aĢağıdaki hususları dile getirmiĢtir:  
(i) “devrimci mücadeleye olan desteği;  
(ii) Kürt konusunun düzenlenen tören ile hiçbir bağlantısı olmamasına  
rağmen “ĠĢçilerin ve Kürtlerin temel haklarının inkarına dayalı olduğunu”  
belirttiği Türkiye Cumhuriyeti;  
(iii) Amacı her türlü direniĢi kırmak ve kitlelerin her türlü isyanını  
bastırmak için” ülkedeki sosyal ve siyasi faaliyetin kökünü silmek ve tek  
seslilik ve bağımlılık boyunduruğu ile toplumu geriye çekmek olan  
yöneticiler;  
(iv) “Yöneticiler için bir kabus olan o kahraman yılların isyan ve direniĢ  
ruhu yirmi yılı aĢkın süredir ülke ile birliktedir.”;  
(v) “O günlerde ekilen Kürt halkının özgürlük tohumlarından Kürdistan  
dağlarındaki gerilla savaĢı doğmuĢtur.”;  
(vi) Ulusal demokratik savaĢı ve “sınıflar” savaĢı;  
(vii) “Mücadeledeki dayanıĢma ve birlikleri”.  
GERGER KARARI - HAKĠM GÖLCÜKLÜ’NÜN  
37  
MUHALEFET ġERHĠ  
11. Bu ifadeler açık bir Ģekilde “Ģiddet”i teĢvik etmekte ve  
bağıĢlamaktadır ve halkı kin ve eyleme davet etmeyi içermektedir.  
Mahkeme (bkz. Kararın 42. paragrafı) baĢvuranın mahkumiyetinin özellikle  
“ulusal güvenliğin” korunması, “kamu düzeninin” sağlanması ve toprak  
bütünlüğünün korunması olmak üzere SözleĢme’nin 10. Maddesinin 2.  
fıkrasında belirtilen “meĢru amaçlara” yönelik olduğunu belirtmiĢtir ve “bu  
durumun özellikle bölücü faaliyetlerin Ģiddet kullanımına dayalı yöntemlere  
bağlı olduğu, dava konusu olayların cereyan ettiği tarihlerdeki Güneydoğu  
Türkiye’deki durum için geçerli olduğunu” eklemiĢtir.  
12. Yukarıda belirtilenlerin ıĢığında, ve Devlet’in bu alandaki takdir  
marjı göz önünde bulundurularak, baĢvuranın ifade özgürlüğü üzerindeki  
kısıtlamanın hedeflenen meĢru amaçlar ile orantılı olduğu ve buna uygun  
Ģekilde bu meĢru amaçların gerçekleĢtirilebilmesi için demokratik bir  
toplum için zaruret olduğu kanatindeyim.  
13. Ġkinci olarak, çoğunluk Devlet Güvenlik mahkemelerinin  
SözleĢme’nin anılan hükmü tarafından gerekli görülen “bağımsızlık ve  
tarafsızlık” teminatlarını yerine getirmemesi ile 6. Madde, 1. fıkranın ihlal  
edildiği görüĢündedir.  
14. 9 Haziran 1998 tarihli Ġncal - Türkiye kararında sayın hakimler Sn.  
Thor Vilhjalmsson, Sn. Matscher, Sn. Foighel, Sn. John Freeland, Sn. Lopes  
Rocha, Sn. Wildhaber ve Sn. Gotchev ile müĢtereken ve 28 Ekim 1998  
tarihli Çıraklar - Türkiye kararında münferiden belirtmiĢ olduğum muhalefet  
Ģerhimde, ikisi sivil olan üç hakimden oluĢan bir mahkemede bir askeri  
hakimin mevcudiyetinin, askeri olmayan (sivil) adli düzeyde bulunan ve  
kararları Yargıtay’ın incelemesine tabi olan Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
bağımsızlık ve tarafsızlığını herhangi bir Ģekilde etkilemediğini açıkladım.  
Tekrar etmekten sakınmak için, yukarıda belirttiğim muhalefet Ģerhlerime  
gönderme yapmaktayım.  
15.  
(1) Çoğunluğun kararının dıĢtan görünüĢler kuramının haklı olmayan bir  
uzantısından kaynaklandığını;  
GERGER KARARI - HAKĠM GÖLCÜKLÜ’NÜN  
38  
MUHALEFET ġERHĠ  
(2) kararın 79. paragrafında çoğunluk tarafından belirtildiği üzere, “... bir  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan baĢvuru sahiplerinin, Askeri  
Hakimler üyesi olan bir askeri görevlinin katılımını içeren bir heyet  
tarafından yargılanma konusunda endiĢe içinde olmaları anlaĢılır bir  
husustur” demesi ve bunu basitçe önceki Ġncal kararına dayandırmasının  
(Çıraklar kararı, Ġncal kararında belirtilenin sadece bir tekrarı niteliğindedir)  
yeterli olmadığını  
(3) çoğunluğun görüĢünün soyut olduğu ve bu nedenle haklı  
çıkarılabilmesi için hem gerçekler hem de hukuk açısından daha iyi  
desteklenmiĢ olması gerektiğine iliĢkin görüĢlerimi vurgulamak isterim.