CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ  
ERGİN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:49566/99)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
16 Haziran 2005  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (49566/99) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Ahmet Ergin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AİHM) 16 Haziran 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından Kamil Tekin Sürek tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. Davanın Koşulları  
1973 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde başvuran Günlük Emek gazetesinin yazı işleri müdürüdür.  
Başvuran adıgeçen gazetenin 19 Mart 1998 tarihinde çıkan 496. sayısında “Kürt  
sorununu emekçiler çözecek” başlıklı bir makale yayınlamıştır. Makalede Hükümet’in  
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yürüttüğü politika, özellikle de “bölgesel kalkınma projesi”  
eleştirilmektedir.  
30 Mart 1998 tarihli iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Savcılığı, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesi uyarınca, başvuranı,  
sözkonusu makalelerin yayınlanmasından ötürü, ırk ve bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin  
ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlamıştır.  
Başvuran İstanbul DGM önünde suçlamalara itiraz etmiş ve AİHS’nin 6. ve 10.  
maddelerine atıfta bulunmuştur.  
5 Kasım 1998 tarihinde İstanbul DGM başvuranı bir yıl hapis cezası ve 2.533.333 TL  
para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, başvuran tarafından aidiyet belgesi sunulduğu için  
hapis cezasını para cezasına çevirmiştir. Nihayetinde başvurana 5.558.333 TL para cezası  
verilmiş ve bir ay süreyle gazetenin yayını durdurulmuştur.  
Başvuran İstanbul DGM’nin kararını temyize götürmüş ve temyiz gerekçesi olarak bir  
kez daha AİHS’nin 6. ve 10. maddelerini göstermiştir.  
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın görüşü başvurana tebliğ edilmemiştir.  
1 Mart 1999 tarihinde Yargıtay başvuranın talebini reddetmiş ve ilk derece  
mahkemesini verdiği kararı onamıştır.  
4 Ağustos 1999 tarihinde başvuran yukarıda belirtilen para cezasını ödemiştir.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Kasım 2003 tarihli ek kararla, basın yoluyla  
işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesine dair 6 Mart 2003 tarih ve 4454 sayılı  
Kanun uyarınca, 5 Kasım 1998 tarihli kararı tüm sonuçlarıyla birlikte iptal etmiştir.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran mahkum edilmesiyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi  
olarak, AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM şikayetin, AİHS’nin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak  
ilan edilemeyeceğini ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmiştir. Dolayısıyla şikayet kabuledilebilir bulunmuştur.  
B. Esas hakkında  
AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar  
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca müdahalenin  
yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne  
yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4  
Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,  
müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
Hükümet başvuranın mahkum edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu,  
zira ülkenin güneydoğusundaki durumun özellikle olayların meydana geldiği dönemde hassas  
olduğunu ve dava konusu makalenin bütün olarak kürt kökenli çalışanları kine tahrik ettiğini  
savunmaktadır.  
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da  
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-  
Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı  
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde  
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve  
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-  
Türkiye, 9 Haziran 1998,s. 1568, § 58).  
Dava konusu makalede, Hükümet’in “kürt sorunu” konusunda yürüttüğü politika sert  
bir dille eleştirilmektedir.  
AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden  
ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.  
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği  
sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8  
3
Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin, Türk Devleti  
hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam  
yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de başkaldırmaya teşvik  
ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz önünde bulundurulması  
gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no:  
26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile  
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,  
başvuranın 5.558.333 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Ayrıca Günlük Emek  
gazetesinin yayınlanması da bir ay boyunca yasaklanmıştır. AİHM’ye mevcut başvurunun  
yapılmasından sonra İstanbul DGM tarafından verilen ek kararda, mahkumiyet kararı hiç  
verilmemiş gibi kabul edilmiş ve bundan doğan tüm sonuçlar silinmiştir. Bununla birlikte  
AİHM başvuran lehine verilen bir kararın, ulusal makamlar tarafından açıkça ya da öz olarak  
kabul edilmiş fakat daha sonra AİHS’nin ihlalinden ötürü düzeltilmiş olsa da, sözkonusu  
kişinin “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmadığını kaydeder (Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996  
tarihli karar, Derleme 1996-III, s. 846, § 36). Oysa mevcut davada başvuran verilen para  
cezasını ödemekle kalmamış, yaklaşık dört yıl sonra çıkan ek karara kadar, mahkum  
edilmesinden kaynaklanan kısıtlamalara maruz kalmıştır. Bu koşullarda AİHM, başvuranın  
başlangıçta mahkum edilmesinin, demokratik bir toplumda gereklilik ilkesi içinde yer  
alamayacağı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĠHS’NĠN 6 § 1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek  
“bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca  
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi  
olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM şikayetlerin, AİHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olarak ilan edilemeyeceğini ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmiştir. Dolayısıyla şikayetler kabuledilebilir bulunmuştur.  
B. Esas Hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
4
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran  
1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 ).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir  
yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti  
incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar  
kararı, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran, ödediği para cezası için 85 Fransız Frankı (FF) (yaklaşık 13 Euro) ve  
gazetenin bir ay süreyle yayınının durdurulmasından ötürü uğradığı gelir kaybı için 14.000 FF  
(yaklaşık 2.134 Euro) değerinde maddi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca uğradığı  
manevi zararın tazmini için 20.000 FF (3.048 Euro) talep etmektedir.  
İddia edilen maddi kayıp konusunda AİHM, başvuranın 13 Euro tutarındaki para  
cezasını ödediğini tespit etmiştir. Gazetenin yayınının durdurulmasına dayanan iddialara  
ilişkin olarak ise, başvuran tarafından Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalinden doğan kaybın  
tam olarak belirlenmesini sağlayacak herhangi bir delil sunulmadığından ötürü AİHM  
sözkonusu talebi reddetmiştir. Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranın davanın  
koşulları nedeniyle bir tür karmaşaya maruz kalmış olduğuna kanaat getirmiştir. Bu itibarla  
AİHM uğranan maddi ve manevi zararın tazmini için başvurana 2.000 (iki bin) Euro tutarında  
tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en  
uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından  
yeniden yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel, adıgeçen karar, § 27).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için  
25.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.  
5
AİHM’nin bu konudaki içtihadına göre, başvuranlar ancak yaptıkları masraf ve  
harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduklarında  
sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir. Bu durumda, elindeki unsurları ve yukarıda  
belirtilen kriterleri gözönüne alarak AİHM tüm masraflarla birlikte başvurana 1.500 (bin beş  
yüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük  
bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna,  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 6§3 b) maddesine dayanan şikayetin incelenmesine gerek görülmediğine;  
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana,  
i. maddi ve manevi tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine,  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 16 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6