CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĠ  
AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ  
ERGİN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:50691/99)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
16 Haziran 2005  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (50691/99) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Ahmet Ergin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AİHM) 22 Temmuz 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından Kamil Tekin Sürek tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. Davanın Koşulları  
1973 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde başvuran Günlük Emek gazetesinin yazı işleri müdürüdür.  
Başvuran adıgeçen gazetenin 4 Haziran 1998 tarihinde çıkan 572. sayısında “Davayı  
Kazanacağız” ve “Yatılı asimilasyon okulları çoğaltılıyor” başlıklı iki makale yayınlamıştır.  
Makalelerden ilkinde, Milliyet gazetesi tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yürütülen  
bir kampanya sert bir dille eleştirilirken, ikinci makale aynı bölgede sekiz adet yatılı bölge  
okulunun açılması üzerinedir.  
16 Haziran 1998 tarihli iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Savcılığı, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesi uyarınca, başvuranı,  
sözkonusu makalelerin yayınlanmasından ötürü, ırk ve bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin  
ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlamıştır.  
Başvuran İstanbul DGM önünde sözkonusu makalelerin yazarının Ali Polat olduğunu  
belirterek, Mahkeme’ye aidiyet belgesi sunmak için süre istemiştir.  
25 Aralık 1998 tarihinde İstanbul DGM başvuranı iki yıl hapis cezası ve 30.040.000  
TL para cezasına çarptırmıştır, ayrıca Günlük Emek gazetesinin bir hafta süreyle  
yayınlanmasını yasaklamıştır. Mahkeme ilgili kişinin duruşmalara gelmediği, verilen sürede  
aidiyet belgesini sunmadığı ve belirtmiş olduğu isim ile makalelerin altında yazılı olan isimin  
aynı olmadığı gerekçeleriyle hapis cezasını para cezasına çevirmemiştir.  
Başvuran İstanbul DGM’nin kararını temyize götürmüş ve temyiz gerekçesi olarak  
AİHS’nin 6. ve 10. maddelerini göstermiştir. Başvuran ayrıca Mahkeme tarafından aidiyet  
belgesinin teslimi için verilen sürenin kendisine tebliğ edilmediğini vurgulamıştır. Başvuran  
yazarın adresini belirtmiş fakat Mahkeme sözkonusu kişiyi dinlemeden karar vermekte  
aceleci davranmıştır. Başvuran diğer yandan, Basın Kanunu’nun 16 § 2 maddesine göre dava  
konusu makalenin yazarının adresini bulmanın yazı işleri müdürünün görevi olmadığını ileri  
sürmüş ve Mahkeme’ye yazarın kimliğini bildirmesinin, hapis cezasının para cezasına  
çevrilmesini sağlaması gerektiğini eklemiştir. Başvuran aidiyet belgesinin sadece süreci  
hızlandırmak amacıyla savunma tarafından benimsenen bir usul olduğunu ve yasal bir  
yükümlülüğün sözkonusu olmadığını açıklamıştır.  
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın görüşü başvurana tebliğ edilmemiştir.  
2
22 Nisan 1999 tarihinde Yargıtay başvuranın talebini reddetmiş ve ilk derece  
mahkemesini verdiği kararı onamıştır.  
Aftan yararlanan başvuran hapis cezasını çekmemiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran mahkum edilmesiyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi  
olarak, AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet herhangi bir itirazda bulunmamıştır. AİHM, tarafların ileri sürdüğü  
argümanların tümünün ışığı altında, AİHS’nin 10. maddesine dayanan şikayetin olaylar ve  
hukuk açısından, başvuru incelemesinin şu anki aşamasında çözüme kavuşturulamayan fakat  
esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi problemler ortaya çıkardığı kanaatindedir. Sonuç  
olarak, başvurunun bu kısmı, AİHS’nin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun  
olarak ilan edilemez. Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.  
B. Esas hakkında  
AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar  
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca müdahalenin  
yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne  
yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4  
Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,  
müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
Hükümet başvuranın mahkum edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu,  
zira ülkenin güneydoğusundaki durumun özellikle olayların meydana geldiği dönemde hassas  
olduğunu ve dava konusu metinde kullanılan “emekçiler” ve “kürt hareketi” kelimelerinin,  
şiddete başvuran yasadışı grupları ifade ettiğini savunmaktadır.  
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da  
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-  
Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı  
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde  
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve  
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-  
Türkiye, 9 Haziran 1998,s. 1568, § 58).  
3
Dava konusu makalelerde, halkı ve girişimcileri ülkenin güneydoğusunda yatırım  
yapmaya davet etmek amacıyla bir günlük gazete tarafından başlatılan ulusal kampanya sert  
bir dille eleştirilmiş ve hükümetin yürüttüğü politika “yatılı okullardaki gençlerin eğitilmesi  
aracılığıyla kürt halkının asimilasyonu” olarak nitelendirilmiştir.  
AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden  
ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.  
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği  
sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8  
Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin, Türk Devleti  
hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam  
yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de başkaldırmaya teşvik  
ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz önünde bulundurulması  
gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no:  
26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile  
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,  
başvuranın iki yıl hapis ve 3.040.000 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Ayrıca  
Günlük Emek gazetesinin yayınlanması da yedi gün boyunca yasaklanmıştır. Başvurana  
özgürlükten yoksun edici bir ceza verilmesi, gözetilen amaçlarla orantısız olduğundan,  
“demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal  
edilmiştir.  
II. AĠHS’NĠN 6 § 1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek  
“bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca  
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi  
olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM şikayetlerin, AİHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olarak ilan edilemeyeceğini ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmiştir. Dolayısıyla şikayetler kabuledilebilir bulunmuştur.  
B. Esas Hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
4
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran  
1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 ).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir  
yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti  
incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar  
kararı, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran, gazetenin yedi gün boyunca yayınlanmasının yasaklanmasından ötürü 7.000  
Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmekte, uğradığı manevi zararın tazmini için  
ise 5.000 Euro talep etmektedir.  
İddia edilen maddi kayba ilişkin olarak AİHM, başvuran tarafından Sözleşme’nin 10.  
maddesinin ihlalinden doğan kaybın tam olarak belirlenmesini sağlayacak herhangi bir delil  
sunulmadığı için sözkonusu talebi reddetmiştir.  
Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranın davanın koşulları nedeniyle bir tür  
karmaşaya maruz kalmış olduğuna kanaat getirmiştir. Bu itibarla Mahkeme özellikle,  
başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi gereğince mahkum edilmesinin yol açmış  
olduğu dernek ve sendika kurma hakkı üzerindeki kısıtlamaları ortaya koyar. Mahkeme  
AİHS’nin adil tazmin öngören 41. maddesi gereğince başvurana 2.000 (iki bin) Euro  
tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en  
uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından  
yeniden yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel, adıgeçen karar, § 27).  
5
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için  
3.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı  
hiçbir belge sunmamıştır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı doğrultusunda, AİHM tüm masraflarla birlikte  
başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük  
bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna,  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 6§3 b) maddesine dayanan şikayetin incelenmesine gerek görülmediğine;  
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana,  
i. manevi tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine,  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 16 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6