CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÇİLOĞLU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:73333/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
6 Mart 2007  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayriresmi çeviri, DıĢiĢleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve Ġnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile DıĢiĢleri  
Bakanlığı, AKGYna atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (73333/01) baĢvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaĢları Ferdi Çiloğlu, Atilla AĢçı, Akan ġenel, Ertuğrul Bilir ve Mehtap Yurtluk, Semra  
ġahin, Sevinç Hocaoğulları, Sultan Aksu, Zeynep Çelik, Yasemin Varlık ve Gülden AktaĢ’ın  
(BaĢvuranlar) Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Haziran 2001 tarihinde Avrupa Ġnsan  
Hakları SözleĢmesi’nin (AĠHS) 34. maddesi uyarınca yapmıĢ olduğu baĢvurudur.  
BaĢvuranlar, Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (AĠHM) önünde Ġstanbul Barosu  
avukatlarından O. Ersoy tarafından temsil edilmektedirlar.  
OLAYLAR  
BaĢvuranlar sırasıyla 1978, 1976, 1979, 1969, 1064, 1978, 1970, 1976, 1976, 1967, 1979 ve  
1980 doğumlu olup Ġstanbul’da ikamet etmektedirler.  
1995 tarihinden beridir tutuklu yakınları tarafından Taksim’de bulunan Galatasaray Lisesi  
önünde yayalar tarafından kullanılan bir yol üzerinde her hafta sessiz «oturma» eylemi  
yapılagelmekteydi. Uzun bir süredir devam ettirilen bu eylem F tipi cezaevleri inĢa edilmesine  
karĢı tutuklulara destek olmak amacını taĢımaktaydı.  
Bu eylemlerin 176. haftası olan 26 Eylül 1998 tarihinde baĢvuranlarında içinde yer aldığı 55-  
60 kiĢilik gösterici gruba, polis tarafından yapılan gösterinin yasal olmadığı belirtilerek  
dağılmaları yönünde defalarca ikazda bulunulmuĢtur. Bu uyarılara rağmen dağılmamakta  
direnmeleri üzerine güvenlik güçleri göz yaĢartıcı gaz kullanarak gruptakileri göz altına almıĢ  
ve zorla bir otobüse bindirmiĢtir. Dosya unsurlarından anlaĢıldığı üzere, otobüse bindirilen  
göstericiler otobüsün camlarını kırmıĢ ve koltuklarını parçalamıĢlardır. Göstericiler güçlükle  
zaptedilmiĢlerdir.  
Aynı gün baĢvuranlar adli tıp doktorları tarafından muayene edilmiĢlerdir. Düzenlenen  
raporlarda Akan ġekel, Samüt Karabulut, Mehtap Yurtluk, Sevinç Hocaoğulları, Zeynep  
Çelik ve Yasemin Varlık’ın vücutlarında bazı hematomlara, sıyrık ve ekimozlara rastlanıldığı  
belirtilmiĢtir. Semra ġahin, göz yaĢartıcı gaza bağlı olarak boğazında bir yanma hissi  
meydana geldiğini belirtmiĢtir.  
BaĢvuranlar 28 Eylül 1998 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na ifade vermiĢlerdir.  
Daha sonra Beyoğlu Ağır ceza Mahkemesi tarafından ifadeleri alınan baĢvuranlar yine bu  
mahkeme tarafından serbest bırakılmıĢlardır.  
1. Başvuranlar hakkında yapılan ceza yargılaması  
Beyoğlu Mahkemesi Savcılığı 28 Eylül 1998 tarihinde baĢvuranların da aralarında bulunduğu  
30 gösterici hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüĢleri Kanununa muhalefet  
suçundan cezalandırılmaları istemiyle bir kamu davası açmıĢtır. Görgü tanıklarının isimleri,  
ve olayla ilgili video kaset adli soruĢturma dosyasına aktarılmıĢtır.  
Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi 23 Nisan 1999 tarihinden önce iĢlenen bazı suçların infazı  
ile ilgili 4616 sayılı yasa hükümleri uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının  
ertelenmesine ve bu karara karĢı itiraz yolunun açık kalmasına karar vermiĢtir. Kararda ayrıca  
30 sanığa celp gönderildiği, sanıkların ifadelerinin alındığı, olaylara iliĢkin video kasetin bir  
2
bilirkiĢiye gönderilerek bilirkiĢi tarafından düzenlenen raporun dosyaya aktarıldığu  
belirtilmiĢtir. BaĢvuranlara bilirkiĢi raporu hakkında görüĢlerini sunmaları için bir süre  
tanınmıĢ ve olayla ilgili tüm deliller toplanmıĢ ve incelenmiĢ, avukatların süre uzatma  
talepleri kabul edilmiĢ ve sanıklardan birine iliĢkin olarak kimlik tespiti yapılmasının  
beklendiği sırada 4616 sayılı kanun yürürlüğe girmiĢtir.  
2. Kötü muamelede bulundukları suçlamasıyla güvenlik güçleri hakkında yapılan yargılama  
BaĢvuranlar 28 Eylül 1998 tarihinde polisler hakkında yetki aĢımı ve kötü muamele  
suçlamalarıyla Ġstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuĢlardır.  
Savcılık polisler aleyhinde açılan ön soruĢturmaya iliĢkin olarak 15 ocak 2004 tarihinde  
takipsizlik kararı vermiĢtir. Savcılık 4616 sayılı kanun uyarınca soruĢturmanın askıya  
alındığını belirtmiĢtir. Savcılık ayrıca sözkonusu polisler hakkında erteleme süresi içinde  
benzer suçlar nedeniyle bir Ģikayette bulunulmadığını tespit etmiĢtir.  
Ġstanbul Ağır Ceza Mahkemesi verilen takipsizlik kararını 10 haziran 2004 tarihinde  
onamıĢtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĠHS’NĠN 3. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
BaĢvuranlar gösterinin dağıtılması amacıyla «biber spreyi» adı verilen göz yaĢartıcı gaz  
kullanılmasından Ģikayetçi olmaktadırlar. Zira bu gazın kullanımı neticesinde solunum  
güçlüğü, göz yaĢarması gibi rahatsızlıklar husule gelmiĢtir. BaĢvuranlar polisler tarafından  
güç kullanılmasından Ģikayetçi olmaktadırlar. BaĢvuranlar bu hususlarda AĠHS’nin 3.  
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet, göstericileri dağıtmak için kullanılan gazın sağlık gerekleri ve uluslararası  
sözleĢmelere uygun olduğunu belirtmektedir. Hükümet sözkonusu gazın «biber gazı» adıyla  
da anılan Oleoresin Capsicum olduğunu belirterek bu kimyasal maddeye iliĢkin bir ekspertiz  
raporu sunmaktadır. Hükümet baĢvuranların bu gazın kalıcı etkilere yol açtığını gösteren  
hiçbir tıbbi rapor sunmadıklarına dikkat çekmektedir.  
Tarafların sunduğu argümanları göz önünde bulunduran AĠHM bu Ģikayetin bir takım ciddi  
olgusal ve hukuki sorunlar gündeme getirdiğini ve bu nedenle esastan incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir. Bu itibarla sözkonusu Ģikayet AĠHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça  
dayanaktan yoksun ilan edilemez. Ayrıca bu Ģikayete iliĢkin herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesi tespit edilememiĢtir.  
AĠHM olayları yerleĢik içtihadının ıĢığında inceleyecektir.  
AĠHM ilk önce «biber gazı» kullanımı sorununa eğilecektir. AĠHM bu gazın üye ülkelerde  
gösterileri kontrol etmek ve taĢkınlık meydana gelmesi halinde ise gösteriyi dağıtmak üzere  
kullanılan bir gaz olduğunu gözlemlemektedir. Bu gaz KSS (Kimyasal Silahlar  
SözleĢmesi)’de toksik gazlar arasında sayılmamaktadır. Buna karĢın AĠHM, bu gazın  
kullanımının solunum güçlüğüne, mide bulantısı, kusma, solunum yollarında ve gözyaĢı  
3
kanallarında, gözlerde tahriĢe, spazm, göğüs ağrısı, dermatit ve alerji gibi rahatsızlıklara yol  
açabileceğini de kaydetmektedir.  
Bununla birlikte AĠHM kendisine sunulan tıbbi raporlarda bu gaza maruz kalınmasından  
kaynaklanan olumsuz bir etki tespit edememiĢtir. BaĢvuranlardan yalnızca bir tanesi adli  
tabibe boğazında yanma hissettiğini bildirmiĢtir. ġüphesiz sözkonusu gaza maruz kalma  
nedeniyle bazı rahatsızlıklar meydana gelmiĢ olabilir. Buna karĢın baĢvuranlar serbest  
bırakılmalarının ardından gaza bağlı olarak ortaya çıkması muhtemel rahatsızlıklarını teĢhis  
ettirmek için bir uzman doktora baĢvurma ihtiyacı hissetmemiĢlerdir.  
Yedi baĢvurana iliĢkin düzenlenen raporlarda iĢaret edilen ekimozlar konusunda ise AĠHM  
sözkonusu yaraların baĢvuranların yakalandıkları sırada polisle yaĢadıkları arbede sonucunda  
meydana geldiğini tespit etmektedir. Durumun bu Ģekilde cereyan ettiği olay tespit  
tutanağından anlaĢılmaktadır. Bu itibarla AĠHM mevcut davada meydana gelen  
yaralanmaların AĠHS’nin 3. maddesi bakımından incelenmesi için gereken yeterli ciddiyet  
eĢiğine ulaĢmadığı kanaatine varmaktadır.  
Bu nedenlerle AĠHM, AĠHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıĢtır.  
II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
Ceza yargılaması süresinin uzunluğundan Ģikayetçi olan baĢvuranlar ayrıca verilen erteleme  
kararı nedeniyle beraat etme haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. BaĢvuranlar bu  
hususta AĠHS’nin 6. maddesinin ilgili hükmüne atıfta bulunmaktadırlar.  
AĠHM, bir yargılama süresinin makul olmadığı hususunun dava koĢullarına, AĠHM’nin bu  
yöndeki içtihatlarına ve bilhassa davanın karmaĢıklığı ve baĢvuran ve yetkili makamların  
tutumlarına bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatır (bkz., diğerleri arasnda,  
Pelissier ve Sassi Fransa).  
Yargılama, baĢvuranların gözaltına alındığı 26 Eylül 1998 tarihinde baĢlamıĢtır. Davaya özgü  
koĢullar dikkate alındığında yargılamanın, Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nin erteleme  
kararı verdiği 24 Ocak 2001 tarihinde sona erdiği anlaĢılmaktadır. Bu itibarla, yargılama, ilk  
derece mahkemesi önünde iki yıl üç ay sürmüĢtür. Bu dönem zarfında 30 sanık mahkemeye  
çağrılarak ifadeleri alınmıĢ, dosya bir bilirkiĢiye intikal ettirilmiĢ, olayla ilgili tüm deliller bir  
araya getirilerek bir incelenmiĢ, görgü tanıklarının ifadelerine baĢvurulmuĢ ve savunma  
avukatlarının süre uzatma talepleri kabul edilmiĢtir.  
Genel bir değerlendirme yapılmasını gerekli kılan davaya özgü koĢulları göz önünde  
bulunduran AĠHM, ihtilaflı yargılama süresinin uzun olmayıp «makul süre» koĢuluna cevap  
verdiği kanaatindedir.  
Bu itibarla baĢvurunun bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup AĠHS’nin 35 §§ 3 ve 4  
maddesi uyarınca reddedilmelidir.  
BaĢvuranların davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi neticesinde kendilerine isnad  
edilen suçlardan beraat etme haklarının ihlal edildiği iddiasına iliĢkin olarak AĠHM,  
yargılamanın davanın esasına iliĢkin bir karar verilmeden sona erdiğinin altını çizmektedir.  
AĠHM, 27 Nisan 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4754 sayılı kanunun erteleme kararına itiraz  
edilebilmesini mahkemenin yargılamayı devam ettirmek suretiyle suçlamaların doğruluğuna  
4
iliĢkin bir hükme varılabilmesini de öngördüğünü anımsatmaktadır. Bu nedenle baĢvuranlar,  
bu erteleme kararını temyize götürmek suretiyle itirazda bulunabilirlerdi. Ayrıca baĢvuranlar  
bu kanunun yürürlüğe girmesini izleyen üç ay içerisinde yargılamanın yeniden yapılması  
talebinde bulunabilirlerdi.  
Bu nedenle baĢvurunun bu bölümü de açıkça dayanaktan yoksun olup AĠHS’nin 35 §§ 3 ve 4  
maddesi uyarınca reddedilmelidir.  
III. AĠHS’NĠN 11. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA  
AĠHS’nin 10 ve 11. maddelerine atıfta bulunan baĢvuranlar, ifade özgürlüklerinin ve barıĢçıl  
amaçlı toplantı yapma özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. AĠHM bu Ģikayeti  
AĠHS’nin 11. maddesinin ilgili hükümleri çerçevesinde incelemeye karar vermiĢtir.  
AĠHM bu Ģikayetin AĠHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan  
edilemeyeceğini ve esastan incelenmesi gerektiğini tespit etmektedir. Ayrıca bu Ģikayet  
herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karĢılaĢmamaktadır.  
Hükümet, bu toplantının yasadıĢı olmasına karĢın bir süredir hoĢgörüyle yaklaĢtığını  
belirtmektedir. Hükümet, barıĢçıl amaçlı toplantı yapma özgürlüğünün düzenleyenlerinin ve  
katılımcılarının kamu düzenini bozmayı amaçladığı ya da amacı ne olursa olsun diğer  
vatandaĢların serbestçe dolaĢma haklarını ihlal eden toplantıları kapsamadığını belirtmektedir.  
Hükümet ayrıca sözkonusu gösterinin her Cumartesi bir okulun önünde bulunan aĢırı  
kalabalık bir yerde1995 yılından beri devam ettiğini belirtmektedir.  
Bu noktada AĠHM, baĢvuranların toplantı özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin varlığı  
konusunda bir ihtilaf bulunmadığını tespit etmektedir. Bu müdahale, toplantı ve gösteri  
yürüyüĢlerini düzenleyen 2911 sayılı kanunun 22. maddesi anlamında yasal bir temele sahipti  
ve bu itibarla AĠHS’nin 11 § 2 maddesi bakımından «yasayla öngörülmüĢ» bir müdahaleydi.  
Bunun ardından sözkonusu müdahalenin meĢru bir hedef gözetip gözetmediğini ve  
demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığını tespit gerekecektir.  
1. Meşru hedef  
Hükümet, sözkonusu müdahalenin, düzenin ve baĢkalarının haklarının korunması gibi meĢru  
hedefleri gözettiğini savunmaktadır.  
AĠHM tartıĢmalı tedbirin AĠHS’nin 11. maddesinin ikinci fıkrası anlamında en azından kamu  
düzeninin ve özellikle de baĢkalarının haklarından olan toplum içinde serbestçe dolaĢma  
hakkının korunması gibi iki meĢru hedef gözettiğinin kabul edilebileceğini  
değerlendirmektedir.  
2. Demokratik bir toplumda zorunlu olan  
Hükümet’e göre baĢvuranlar, ulusal mevzuata aykırı bir Ģekilde önceden haber vermeksizin  
bir halk meydanında düzenlenen bir gösteriye katılmıĢlardır. Hükümet ayrıca baĢvuranların  
dağılmaları yönünde yapılan uyarılara uymadıklarını ve eylemin 176 haftadan beri devam  
5
ettiğini kaydetmektedir. Mevcut koĢulları ve bu konuda Devletler’e tanınan takdir hakkını göz  
önünde bulunduran Hükümet sözkonusu Cumartesi günü olay yerinde bulunulan sivillerin  
rahatsız olma riski ve göstericilerin direniĢinin toplantının dağıtılmasını haklı kıldığı  
kanaatindedir. Hükümet’e göre güvenlik güçlerinin müdahalesi AĠHS’nin 11. maddesi  
anlamında zorunlu bir tedbirdi.  
AĠHM evvela 11. maddeye iliĢkin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri esas almaktadır  
(bkz. Djavit An – Türkiye, no:20652/92, §§ 56-57; Piermont Fransa, 27 Nisan 1995, §§ 76-  
77). Bu içtihattan, yetkili makamların, yasal gösterilerin düzgün iĢleyiĢinin ve tüm  
vatandaĢların güvenliğinin güvence altına alınması için zorunlu tedbirleri almakla görevli  
oldukları çıkmaktadır.  
AĠHM devletler’in barıĢçıl amaçlı toplantı yapma hakkını korumalı ve bu hakka yönelik  
olarak dolaylı ve keyfi kısıtlamalar getirmekten uzak durmalıdır. Her ne kadar 11. madde esas  
itibariyle bireyi korumalı haklarını kullanma noktasında kamu güçlerinin keyfi  
müdahalelerine karĢı koruma eğilimindeyse de, bu haklardan etkili bir biçimde  
yararlanılmasını temin pozitif yükümlülüğü de doğurmaktadır.  
AĠHM bu ilkelerin kamuya açık yerlerde düzenlenen gösteri ve yürüyüĢler için de  
kullanılabilir olduğu kanaatindedir. Ancak AĠHM, Yüksek SözleĢmeci Tarafın kamu  
düzeninin ve halkın güvenliğinin sağlanması gibi gerekçelerle toplantıları izne tabi kılarak  
toplulukların faaliyetlerini düzenlemesinin 11. maddenin ruhuna, a priori, aykırı olmadığını  
kaydetmektedir (bkz. Djavit An – Türkiye, adıgeçen, §§ 66-67).  
Ulusal mevzuatta yer alan hükümleri inceleyen AĠHM açık yer toplantıları için herhangi bir  
izne gerek olmadığını; olayların meydana geldiği dönemde, faaliyetin yapılmasından 72 saat  
önce bir bildirimde bulunulması gerekmekte olduğunu belirtmiĢtir.. Ġlke olarak bu tür  
düzenlemelerin AĠHS’nin koruması altında bulunan barıĢçıl amaçlı eylemler için gizli bir  
engel teĢkil etmemesi gerekir. ġu da unutulmamalıdır ki kamuya açık yerlerde  
gerçekleĢtirirlen her türlü gösteri günlük hayatın akıĢında bir karıĢıklığa neden olabileceği  
gibi düĢmanlıkla da karĢılanabilir. Bununla birlikte, derneklerin ve diğer gösteri  
düzenleyicilerin yürürlükteki demokratik birer aktör olarak oyunun kurallarına katılarak  
düzenlemelere riayet etmeleri gerekmektedir.  
AĠHM, herhangi bir bildirim yapılmamıĢ olması nedeniyle gösterinin yasadıĢı olduğu  
kanaatindedir. Bu konuda baĢvuranlar bir itirazda bulunmamaktadırlar. Buna karĢın AĠHM,  
ortada yasadıĢı bir durum olmasının toplantı özgürlüğü hakkına yönelik bir ihlali meĢru  
kılmadığını da anımsatmaktadır (Cisse Fransa, no: 51346/99, § 50). Yine de AĠHM’ye  
göre, siyasi, kültürel ya da baĢka amaçlı her türlü etkinlik ya da toplantının sıhhati  
bakımından güvenlik önlemleri alınması ve gösteri mekanlarında ilk yardım hizmeti  
sunulması gibi konularda bir önlem olarak önem arzeder.  
Dosya unsurlarından anlaĢıldığına göre, göstericiler yaptıkları toplantının yasal olmadığı ve  
kamu düzeni noktasında neden olduğu sıkıntılar konusunda defaatle uyarılarak kendilerinden  
dağılmaları istenmiĢtir. BaĢvuranlar güvenlik güçlerinin uyarılarına uygun hareket  
etmemiĢlerdir.  
AĠHM gösteri özgürlüğünün esasının her vatandaĢın görüĢ ve muhalefetini ifade etme ya da  
herhangi bir makamdan kaynaklanan bir karara itiraz etme imkanına sahip olması olduğunu  
kaydetmektedir. Buna karĢın bu imkan belli bir sonuç alınmasıyla iliĢkili değildir. Mevcut  
6
davada sözkonusu gösterinin 1995 yılından beri her Cumartesi yetkililerin herhangi bir  
müdahalesiyle karĢılaĢmaksızın yapılageldiğini gözlemlemektedir. AĠHM baĢvuranların  
kamuoyunun dikkatini sözkonusu güncel soruna çekme amaçlarına ulaĢtıkları kanaatindedir.  
Buna karĢın kamuya açık bir alanda her Cumartesi sabahı yapılan ve üç yıldan fazla bir  
süredir devam eden bu toplantı trafiği engelleyerek kamu düzenine iliĢkin sıkıntı yaratan  
neredeyse sürekli bir toplantı halini almıĢtır (a contrario, Ataman – Türkiye, no: 74552/01, §§  
39-44, 5 Aralık 2006)  
Davanın özel koĢullarını ve daha önce yapılan gösterilerin süresi ve sayısını dikkate alan  
AĠHM yetkili makamların bu hususta Devletlere tanınan takdir payı çerçevesinde hareket  
ettikleri kanaatine varmıĢtır. (Cisse, adıgeçen, §§ 51-53 ; Chorherr Avusturya, 25 Ağustos  
1993, § 31 ; Steel ve diğerleri – Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998, § 104).  
Bu nedenle AĠHS’nin bu hükmü ihlal edilmemiĢtir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM,  
1. AĠHS’nin 3. ve 11. maddeleri yönünden yapılan Ģikayetlerin kabuledilebilir, geriye  
kalanların ise kabuledilemez olduğuna oybirliğiyle;  
2. AĠHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle;  
3. BeĢe karĢı iki oyla, AĠHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;  
Karar vermiĢtir.  
ĠĢbu karar Fransızca olarak hazırlanmıĢ ve AĠHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 6 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiĢtir.  
7
YARGIÇ CABRAL BARRETO VE YARGIÇ POPOVĠÇ’ĠN AYRIK OYGÖRÜġLERĠ  
Biz, Oya Ataman kararında verilen içtihad uyarınca çoğunluğun kararına iĢtirak  
edememekteyiz.  
1. Daire, Oya Ataman davasında Ġstanbul Ģehir merkezinde yapılan bir gösteriyi  
dağıtmak amacıyla göz yaĢartıcı gaz kullanulmasından dolayı AĠHS’nin 11. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmıĢtı. Mevcut davada da durum aynıdır. Hükümetin uzun bir süre  
boyunca bu gösteriye hoĢgörü göstermiĢ olmasının, nasıl düĢünülürse düĢünülsün, Hükümetin  
savına bir katkısı olamaz. Aksine Türk Hükümetinin mevcut davadaki tutumu hiç kuĢkusuz  
baĢvuranların lehinedir.  
Çoğunluk, baĢvuranların siyasi mesajının, göz yaĢartıcı gaza maruz kaldıkları gösteriden  
önce yapılan gösterilerde kamuoyuna ulaĢtığı kanısındadır. ġayet durum böyle olsaydı  
gösteriye gerek kalmazdı. Diğer taraftan Hükümet, baĢvuranların iki yıldan fazla süren  
gösterilerin ardından kendisine göre AĠHS’nin 11. maddesinden muaf tutulmasını sağlayan bir  
durumdan söz etmiĢtir. Eğer Hükümet’in savına katkıda bulunacak nitelikte bir durum var  
idiyse Hükümet’in bu durumu daha önce dile getirmesi gerekirdi. ġayet yaya trafiğiyle ilgili  
sorunlar sözkonusu idiyse Hükümet neden bu durumun farkına 170 hafta sonra varmıĢtır?  
Bize göre mevcut davanın Oya Ataman davasından ayrı tutulamayacağı açıktır. Bu  
nedenle, biz, dairenin adıgeçen davada ortaya koyduğu içtihadına olan bağlılığımızın altını  
çizmekte fayda görmekteyiz.  
2. Ayrıca, her ne kadar toplantı özgürlüğü bazı kısıtlamalara konu olabilirse de bu  
kısıtlamalar dar anlamda yorumlanarak bu özgürlüğe kısıtlama getirme ihtiyacı ikna edici bir  
biçimde ortaya konulmalıdır (bkz., diğerleri arasında, Gaweda Polonya, 14 Mart 2002  
tarihli karar, § 32).  
Biz, yetkili makamlar tarafından uzun süreden beridir kabul edilen bir toplantının nasıl  
olup da «neredeyse sürekli» niteliği dolayısıyla kamu düzenini bozucu bir hal aldığını  
anlamakta güçlük çekmekteyiz. Gösterilerin süresi ve sayısı AĠHS’nin 11. maddesinin 2.  
fıkrasıyla kabul edilen kısıtlamaların incelenmesi açısından dikkate alınması gereken unsurlar  
arasında yer almazlar.  
Netice olarak kamu düzeninin bozulması hususu yetkili makamların müdahalesini meĢru  
kılmak için ikna edici bir biçimde ortaya konulmamıĢtır. Bu itibarla AĠHS’nin 11. maddesi  
ihlal edilmiĢtir.  
8
9