durumu çözüme kavuşturacak nitelikte olmadığı kanaatindedir. (Bkz. sözü edilen Emir kararı
ve mutatis mutandis sözü edilen Aslı Güneş kararı).
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Başvuranlar suç unsurunu oluşturan mesajın şiddet kullanımını teşvik etmemesi ölçüsünde
AİHS’nin 10. maddesi bakımından düşünce özgürlüğüne karşı orantısız bir müdahale
oluşturduğunu öne sürmektedir.
Hükümet başvuranların mahkumiyet kararının kaldırılması doğrultusunda başvurunun
dayanaktan yoksun olduğunu bir kez daha yineler.
Başvuranların mahkumiyetine dayanak oluşturan unsurların yalnızca başvuranların kendi
ifade tarzlarına yönelik olduğu saptamasını yapan AİHM, başvuranların düşünce ve ifade
özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (Bkz. Yılmaz ve Kılıç-Türkiye no:
68514/01, 17 Temmuz 2008, Sever ve Aslan-Türkiye no: 33675/02, 12 Nisan 2007, sözü
edilen Emir kararı, mutatis mutandis Çakar-Türkiye no: 42741/98, 23 Ekim 2003 ve Şirin-
Türkiye kararı no: 47328/99, 15 Mart 2005).
AİHM, ihtilaflı müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğünü ve AİHS’nin 10/2 maddesi
uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir amacı güttüğünü not
etmektedir (sözü edilen Yılmaz ve Kılıç ve Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4
Haziran 2002). Mevcut davada uyuşmazlık, sözkonusu müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli” olup olmadığı sorununa dayanmaktadır.
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı incelemiş ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. diğer birçokları arasında Yılmaz
ve Kılıç, Kızılyaprak-Türkiye başvuru no: 27528/95, Feridun Yazar-Türkiye, başvuru no:
42713/98, 23 Eylül 2004).
Mevcut davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in davanın farklı sonuca
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.
Mevcut davada AİHM, suç unsurunu teşkil eden mesajda kullanılan terimlere, yargı kararının
gerekçesine ve başvuranlara uygulanan müeyyidelere özellikle dikkat etmektedir. Bu
bağlamda AİHM, incelemekte olduğu davayı çevreleyen koşulları, özellikle terörle
mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye,
başvuru no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve Incal-Türkiye kararı, 9
Haziran 1998).
AİHM sözkonusu mesajın içerik olarak ne şiddete başvurmayı, silahlı direnişi, ne de
başkaldırıyı teşvik ettiğini, kin ve husumet dolu bir söylemin sözkonusu olmadığını
gözlemlemektedir. AİHM nezdinde dikkate alınması gereken temel unsur budur (Bkz. sözü
edilen Emir kararı, a contrario, Sürek-Türkiye no (1), 8 Temmuz 1999 ve Gerger-Türkiye no:
24919/94, 8 Temmuz 1999).
4