86. Mahkeme, Hükümetin öne sürdüğü gibi güneydoğu bölgesinde kamu düzenini
sağlamak amacıyla çok sayıda güvenlik gücü olduğunu hatırlatmaktadır. Buradaki
güvenlik güçleri, PKK ve diğer grupların silahlı ve şiddetli saldırılarıyla mücadele
etme gibi zor bir görevle karşılaşmıştır. Yaşamı korumak amacıyla bir kanun
çerçevesi vardır. Türk Ceza Kanunu, cinayeti yasaklamıştır ve savcıların yargısal
denetimi altında suçu araştıran ve önleyen polis ve jandarma kuvvetleri vardır.
Suçluları ceza kanunlarını uygulayarak yargılayan mahkum eden ve cezalandıran
mahkemeler de vardır.
87. Mahkeme, o zamanlarda güneydoğuda güvenlik güçlerinin katılımıyla
gerçekleştirilen kanunsuz eylemlere uygulanmasının ceza kanunlarının da bölgenin
özel durumunu ortaya koyduğunu gözlemlemektedir.
88. İlk olarak, Kamu görevlileri tarafından işlendiği iddia edilen suçlar sözkonusu
olduğunda, savcıların yetkisi, lüzum-u muhakeme kararı vermeye yetkili olan idare
kurullarına geçer (bkz.45. paragraf). Bu kurullar, kendisi güvenlik güçlerinden
sorumlu olan Valinin emri altındaki sivil memurlardan oluşmaktadır. Başlatılan
soruşturmalar genellikle olayla ilgili birimlere hiyerarşik olarak bağlı jandarma
tarafından yürütülmektedir. Mahkeme, buna bağlı olarak, iki davada güvenlik
güçlerini de kapsayan ölümleri soruşturmada idare kurullarının soruşturma için
bağımsız veya etkili bir prosedür sağlamadığı sonucuna varmıştır. (27 Temmuz 1998
tarihli Güleç-Türkiye kararı, Raporlar 1998-IV, s.1731-33, §§ 77-82 ve 20 Mayıs
1999 tarihli, Raporlar „da yayınlanacak 1999-, §§ 85-93)
89. İkinci olarak, sözkonusu döenmde sözkonusu bölgeden kaynaklanan davaları
inceleyen Sözleşme organları yetkililerin güvenlik kuvvetlerinin eylemleri ile ilgili
olarak Sözleşme‟nin 2. ve 13. maddeleri bağlamaında etkili bir soruşturma yapmayı
ihmal ettiklerini ortaya çıkarmıştır.(bkz. ilgili 2. madde, 19 Şubat 1998 tarihli Kaya-
Türkiye kararı, Raporlar 1998-I, §§ 86-92, 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi-Türkiye
kararı, Raporlar 1998-IV, §§ 82-85, 2 Eylül 1998 tarihli Yaşa-Türkiye kararı,
Raporlar 1998-VI, §§ 98-108), 8 Temmuz 1999 § 87 ve 8 Temmuz 1999 tarihli
Tanrıkulu-Türkiye kararı, §§ 101-111, yukarıda bahsedilen Mahmut Kaya-Türkiye
kararı, §§102-109; yukarıda bahsedilen Kılıç-Türkiye kararı, §§ 78-83, 9 Mayıs 2000
tarihli Ertak-Türkiye kararı , Raporlar 2000‟de yazılmak üzere, §§134-135, 13
Haziran 2000 tarihli Timurtaş-Türkiye kararı, §§ 87-90); Sözleşmenin 13. maddesiyle
ilgili olarak, daha önceden bahsedilen kararlara ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-
Türkiye kararı, Raporlar 1996-VI, s.2286-7, §§ 95-100, 25 Eylül 1997 tarihli Aydın-
Türkiye kararı, Raporlar 1998-VI, s.1895-8, §§ 103-109, 28 Kasım 1997 tarihli
Menteş ve diğerleri-Türkiye kararı, Raporlar 1997-VIII, s.2715-6, §§ 89-92, 24 Nisan
1998 tarihli Selçuk ve Asker-Türkiye kararı, Raporlar 1998-II, s.912-4, §§ 93-98, 25
Mayıs 1998 tarihli Kurt-Türkiye kararı, Raporlar 1998-III, s.1188-90, §§ 135-142 ve
9 Haziran 1998 tarihli Tekin-Türkiye kararı, Raporlar 1998-IV, s.1519-1520, §§ 62-
69).
Bu davalarda ortaya çıkan ortak bulgu, Cumhuriyet Savcısı‟nın, güvenlik güçlerinin
kanunsuz işlere karıştığı yolundaki şikayetlerle ilgili hiçbir işlem yapmaması, örneğin,
bu eylemlere karışan güvenlik güçlerinin ifadelerinin alınmaması, güvenlik güçlerinin
olaylarla ilgili sundukları raporları doğru ve yeterli olarak kabul edip tüm olayları,
çok az bir delile dayandırarak veya hiçbir delile dayandırmadan PKK‟ya atfetmesidir.
90. Üçüncü olarak, PKK‟ya atfedilen olaylardaki sorumluluk, soruşturma ve yargısal
prosedürün yürütülmesinin Devlet Güvenlik Mahkemesi‟ne verilmesi de ayrı bir
öneme sahiptir. (bkz. 44.paragraf) Bir dizi davada, Mahkeme, Devlet Güvenlik
Mahkemeleri‟nde askeri hakim bulunmasının Sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen
17