AVRUPA KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YUSUF GEZER veTÜRKĐYE davası  
(Bavuru no 21790/04)  
KARAR  
STRASBOURG  
1Aralık 2009  
KESĐNLEMĐꢀ  
01/03/2010  
Bu karar Sözlemenin 44. maddesi 2. fıkrasında belirtilen koullarda  
kesinleecektir. Ancak ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
_________________________________________________________________________________________  
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu  
çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu  
ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na  
atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
1
Yusuf Gezer ve Türkiye davasında,  
FrançoiseTulkens,bakan,  
IreneuCabralBarreto,  
VladimiroZagrebelsky,  
DanutėJočienė,  
DragoljubPopović,  
AndrásSajó,  
IılKaraka,yargıçlar,  
ve SallyDollé, daire yazı ileri müdürü,  
katılımıyla oluturulan Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire) 10  
Kasım 2009 tarihlerinde gerçekletirdiği kapalı müzakereler sonucunda  
anılan tarihte aağıdaki kararı vermitir:  
USUL  
1. Davanın temelinde bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaı olan bavuran  
M. Yusuf Gezer’in (“bavuran”) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karı, 18  
Mayıs 2004 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
Đlikin Sözleme’nin (“Sözleme”) 34. maddesine göre yönelttiği bir  
bavuru bulunmaktadır (No. 21790/04)  
2. Bavuran Mahkeme önünde Đstanbul’da avukatlık faaliyeti gösteren  
Av. A. Çiftçi tarafından temsil edilmektedir. Türk hükümeti (« Hükümet »)  
kendi temsilcisi tarafından temsil edilmektedir.  
3. 10 Haziran 2008 tarihinde ikinci daire bakanı bavurunun Hükümete  
tebliğ edilmesine karar vermitir. Sözleme’nin 29. maddesinin 3. fıkrası  
uyarınca bavurunun kabul edilebilirliği ve esası daire tarafından aynı anda  
incelenecektir.  
4. 7 Kasım 2008 tarihinde Hükümet mahkeme kalemine gözlemlerini  
göndermitir. Bavuran kendisine verilen süre içerisinde cevap vermemitir.  
Bununla birlikte Mahkemeye bavurusunun geçerli olduğunu bildirmitir.  
ESAS  
DAVA KONUSU OLAYLAR  
5. Bavuran 1972 doğumlu olup halen Kırıkkale cezaevinde tutukludur.  
2
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
6. 18 Nisan 2001 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü polisleri  
tarafından yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Fikri Ulçay’ı öldürmek  
suçundan üphelidir.  
7. Bavuran tarafından imzalanan yakalama ve arama tutanağına göre  
ilgili kiiye bir avukattan yardım alma hakkı olduğu hatırlatılmıtır.  
8. 19 Nisan 2001 tarihinde bavuran bir doktor tarafından muayene  
edilmitir. Konuyla ilgili tıbbi rapor u ekilde düzenlenmitir: « Hastanın  
vücudunda darp veya yaralanma izleri bulunmamaktadır ».  
9. Aynı gün bavuran polislere maktulün cesedini gömdüğü yeri  
göstermitir.  
10. Tüm bu süreç boyunca bir avukattan yardım almamıtır.  
11. 21 Nisan 2001 tarihinde avukatı olmadan polis tarafından  
sorgulanmıtır. Söz konusu cinayete karığını kabul etmitir. Kendisi  
tarafından imzalanan ifade tutanağına göre bir avukatın yardımını alma  
hakkı kendisine hatırlatılmıtır. « Bir avukatın yardımını talep etmiyor »  
kutucuğu iaretlenmitir. Bavuran ayrıca « Bir avukatın yardımını talep  
etmemitir » ibaresinin altına imzasını atmıtır.  
12. 22 Nisan 2001 tarihinde ilgilinin gözaltına alınmasının ardından  
düzenlenen tıbbi kontrol raporu aağıdaki ekilde düzenlenmitir:  
«
Hastanın ikayetleri:darbe.  
Doktorun tehisi: hastanın göğüs kafesinde ve sırtında çok sayıda morluk ve  
çizgisel sıyrıklar. »  
13. Aynı gün bavuran savcı huzurunda ifade verdikten sonra ceza  
mahkemesine çıkarılmıtır. Burada ifade vermeyi reddetmive polislere  
verdiği ifadesinin içeriğini reddetmekle yetinmitir.Hakim tutuklu olarak  
yargılanmasına karar vermitir.  
A. Bavuran aleyhinde ceza yargılaması  
14. 17 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile Đstanbul Cumhuriyet Savcısı  
bavuranın (ve diğer üç kiinin) taammüden adam öldürme ve yağma  
suçlarından mahkûm edilmesini talep etmitir.  
15. Bavuran Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde (« Ağır Ceza  
Mahkemesi ») yargılanmıtır. Bir avukatın yardımını almıtır.  
16. 19 Temmuz 2001 tarihli durumada bavuran kendisine atılan  
suçlamaları reddetmitir. Gözaltına alındığı sırada ikenceye maruz  
kaldığını dile getirmitir.  
17. 18 Kasım 2002 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi bavurana  
isnat edilen eylemleri sabit bulmuve kendisini ömür boyu hapis cezasına  
mahkum etmitir. Diğer sanıkların delil yetersizliğinden beraat etmelerine  
karar vermitir.  
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
3
18. Ağır Ceza Mahkemesi bavuran ile ilgili kararını « dosya içeriğine »,  
« bütün belgeler ve tutanaklara », « öldürülen Fikri Ulçay’ın otopsi  
raporuna », « dava müdahillerinin beyanlarına », « hazırlık soruturması  
sırasında sanığın beyanlarına », « 22 Nisan 2001 tarihli bilirkii raporuna »,  
« adli tıp kurumu özel uzmanlık bölümünün Fikri Ulçay’ın ölüm sebebinin  
boğulma suretiyle soluksuz kalma olduğunu belirten bilirkii raporuna » ve  
« A. Ursava, Y. Kandemir, H.Y. Tıra, M. Günday ve Y. Kösedağ’ın  
birbirini tutan ifadelerine » dayandırmaktadır. Mahkeme ayrıca « Sanığın  
soruturma sonunda suçlamaları reddettiğini ancak olayları inkâr eden  
savunmasının yukarıdaki delil unsurları karısında suçluluğu ile ilgili üphe  
uyandıracak türde olmadığını da » not etmitir.  
19. 4 Aralık 2002 tarihinde, bavuran avukatı aracılığı ile 18 Kasım  
2002 tarihli kararı temyiz etmitir.  
20. 21 Ocak 2004 tarihinde Yargıtay temyiz edilen kararı bütün  
hükümleriyle onamıtır.  
B. Polisler aleyhinde ceza yargılaması  
21. 21 Ekim 2003 tarihli bir dilekçe ile bavuran gözaltına alınma  
sürecinden sorumlu olan polisler hakkında suç duyurusunda bulunmutur.  
22. Söz konusu dört polisin ifadelerinin alınmasının ardından Đstanbul  
Cumhuriyet Savcısı 19 Nisan 2004 tarihli bir iddianame ile bir suçu itiraf  
ettirmek amacıyla kötü muamelede bulunmak suçundan cezalandırılmalarını  
talep etmitir.  
23. Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi heyeti sanık polis memurlarını  
dinlemitir. Polis memurları kendilerine isnat edilen suçları reddetmilerdir.  
Bavuran ise istinabe sonucu Đnebolu Ağır Ceza Mahkemesi heyeti  
aracılığıyla dinlenmitir. Đfadesinde ısrarcı olmuve gözaltında bulunduğu  
sırada kötü muameleye tabi olduğu konusunda ikâyetçi olmutur.  
24. 13 Aralık 2004 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi delil  
yetersizliğinden sanık polis memurlarının beraatına karar vermitir. Bu  
karar 17 Mayıs 2005 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir. Đlgili kii bu  
karar için temyiz yoluna gitmemitir.  
4
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
HUKUKĐ DEĞERLENDĐRME  
I. SÖZLEMENĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
HAKKINDA  
25. Bavuran Đstanbul Emniyet Müdürlüğünde kötü muameleye maruz  
kaldığını iddia etmekte ve gözaltında bulunmasında sorumlu polis  
memurlarının cezalandırılmamalarından ikâyetçi olmaktadır.  
26. Hükümet, bavuranın 13 Aralık 2004 tarihli karar ile ilgili temyiz  
yoluna bavurmaması sebebiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia  
etmektedir. Hükümet, ilgili kiinin Mahkeme’ye bavurmadan önce  
zararının tazmin edilmesi amacıyla hukuki veya idari mahkemeler nezdinde  
dava açması gerektiği kanaatindedir.  
27. Zararın tazmin edilmesi için dava açma konusu ile ilgili olarak  
Mahkeme daha önce birçok kez iç hukuk yollarının tüketilmemesi  
konusunda karar verdiğini (diğerleri arasında Karayiğit ve Türkiye davası  
(karar.), no 63181/00, 5 Ekim 2004) ve bunu reddettiğini hatırlatır. Đꢀbu  
davada da daha önceki sonuçlardan farklı bir sonuç çıkarılmasını  
gerektirecek bir durum olmadığı kanaatindedir. Temyiz yolunun  
tüketilmemiolması konusunda Mahkeme daha önce takip ettiği benzer  
davalardan farklı bir ekilde yorum yapamaz (örneğin, Uyan ve. Türkiye  
davası(no 2), no 15750/02, § 48, 21 Ekim 2008; Nurgül Doğan ve Türkiye  
dava, no 72194/01, §§ 33-44, 8 Temmuz 2008; Suna Parlak, Rahime  
Aktürk ve Hatice Tay ve Türkiye davası (karar.),no 24942/94, 24943/94 ve  
25125/94, 9 Ocak 2001; enses ve Türkiye davası (karar), no 24991/94,  
14 Kasım 2000; Günay Kızılgedik ve Türkiye davası (karar), no 24944/94,  
14 Kasım 2000 ve A.A.,H.A., M.A. ve R.A. ve. Türkiye davası (karar),  
no 30015/96, 28 Mart 2000).Bu durumda, ceza hâkimleri ve görevlerine  
bağlı ayrıcalıklar ve Hükümetin daha sağlam dayanaklarının bulunmaması  
göz önüne alındığında, Mahkeme pratikte, bavuranın olası bir temyiz  
bavurusunun daha önce ikayet dosyasında ibraz ettiği delil unsurlarını  
tamamlayacak veya daha detaylı bir ekilde açıklayacak ve soruturmanın  
veya açılan davanın sonucunu önemli ölçüde değitirebilecek türde  
olmayacağı görüündedir. Bu durumda itirazın bu kolunu da  
reddetmektedir.  
28. Mahkeme ayrıca Sözlemenin 3.maddesi ile ilgili ikâyetin  
Sözlemenin 35 § 3 maddesine göre dayanaksız olmadığını tespit etmitir.  
Ayrıca hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine aykırı olmadığı kanaatindedir.  
Dolayısıyla bu ikâyetin kabul edilebilir olduğu kararının verilmesi uygun  
olacaktır.  
29. Davanın esası ile ilgili olarak Hükümet, bavuranın, maruz kaldığını  
iddia ettiği kötü muameleler konusunda iç hukuk mahkemeleri nezdinde  
hiçbir detaylı açıklama ibraz etmediğini savunmaktadır. Oysa Sözlemenin  
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
5
3.maddesi tarafından olması gereken kanıt; bir grup delil veya bilinen bir  
olgudan bilinmeyen bir olgunun kesin olarak çıkarılması ile elde edilir;  
ancak mevcut davada hiçbir somut ve sağlam olguya dayandırılmadıkları  
için benzer iddialar bu dava için geçerli olmayacaktır.  
30. Bu noktada Mahkeme, bavuranın tutuklanmasının ardından yapılan  
tıbbi muayenede vücudunda hiçbir lezyon bulunmadığını gözlemlemitir  
(yukarıdaki 8 numaralı paragraf).  
31. Bunun üzerine Mahkeme, ilgili kiinin gözaltında tutulma sürecinin  
ardından bir doktor tarafından muayene edildiğini ve darbe aldığından  
ikâyet ettiğini saptamıtır. Bu incelemenin ardından düzenlenen tıbbi  
raporda bavuranın göğüs kafesinde ve sırtında çok sayıda morluk ve  
çizgisel sıyrıklar olduğunu belirtmekte (yukarıdaki 12 numaralı paragraf) ve  
rapor bavuranın iddialarını desteklemektedir.  
32. Sonuç itibariyle, sunulan belgeler ve Hükümet tarafından makul bir  
açıklama yapılmaması göz önünde bulundurularak Mahkeme, bavuranın  
vücudunda tespit edilmiolan yaralanmaların sorumluluğunun Devlete ait  
olduğu sonucunu çıkarmıtır.  
33. Buna göre, Sözlemenin 3.maddesi esas olarak ihlal edilmitir.  
34. Bavuranın kötü muamele gördüğü iddiaları karısında resmi  
makamların fiili bir ekilde hareket edip etmediği konusunda ise Hükümet,  
bavuranın çok geç ikâyette bulunduğunu ve bu durumda Hükümetin lehte  
ve aleyhte delilleri toplamasını engellediğini savunmaktadır. Hükümet  
Bavuranın anlamazlık konusu gözaltına alınma sürecinden sorumlu  
polislerden 21 Ekim 2003 tarihli dilekçesiyle ikâyetçi olmasının ardından  
bavuranın bu davaya katılma imkânı olduğunun altını çizmektedir. Bu  
davanın polislerin beraat etmesiyle sonuçlandığını kabul etmekte ancak  
« fiili bavuru » kavramından çıkarılan zorunluluğun bir sonuç zorunluluğu  
değil bir imkân zorunluluğu olduğunu da eklemektedir. Bu bağlamda  
Hükümete göre dosyanın kapsamındaki hiçbir unsur, hukuki makamların  
söz konusu olay ile ilgili kanıtları elde etmek ve Sözlemenin 3.maddesi  
yönünde fiili bir soruturma yürütmek için ellerinde bulunan makul  
tedbirleri almadıklarını kanıtlayacak türde değildir.  
35. Mahkeme öncelikle, bir bireyin « savunulabilir » bir ekilde – bu  
davada olduğu gibi -(yukarıdaki 33 numaralı paragraf ) Devlet  
görevlilerinin kendisine Sözlemenin 3.maddesine aykırı bir muamelede  
bulunduklarını beyan ettiğinde, yetkili makamların olayların oluumunu  
tespit etmek ve sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve  
cezalandırılmasını sağlamak için « resmi ve fiili bir soruturma »  
balatmaları gerektiğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri  
ve Bulgaristan davası, no 24760/94, 28 Ekim 1998, § 102, Karar ve  
hükümlerin toplanması 1998-VIII). Bu davada Mahkeme, özellikle 22  
Nisan 2001 tarihli tıbbi raporla kanıtlanan, gözaltına alınma süresince kötü  
muameleye maruz kalma ikâyetiyle yetkili makamların 19 Temmuz 2001  
tarihinden itibaren konu ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduklarını  
6
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
gözlemlemitir. Buna rağmen ancak olaylardan yaklaık üç sene sonra  
bavuranın ikâyetçi olmasının ardından soruturma balatarak (yukarıdaki  
22 numaralı paragraf) harekete geçmilerdir. Oysa yetkili makamların  
anında bir soruturma balatması, kamu güvenini ve Devletle uyumunu  
korumak ve yasadıı eylemlerde toleransı veya suçlarda gizli anlamaları  
önlemek için çok önemlidir (Nurgül Doğan, daha önce belirtilen, § 61 ve  
Batı ve diğerleri ve Türkiye davası, no 33097/96 ve 57834/00, 3 Haziran  
2004, § 136,CEDH 2004-IV).  
36. Bu bağlamda Sözlemenin 3.maddesi usul olarak da ihlal edilmitir.  
II. SÖZLEMENĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
HAKKINDA  
37. Sözlemenin 6 § 1 maddesine dayanarak bavuran, baskı altında elde  
edilen delillerle mahkûm edildiğini iddia etmektedir.  
38. Mahkeme, yargılamanın adil olması ile ilgili bu ikâyetin  
Sözlemenin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmitir. Bununla birlikte ikâyetin diğer kabul edilmezlik  
gerekçelerine ters dümediği görüündedir. Dolayısıyla ikâyetin kabul  
edilebilirliğine karar verilmesi gerekmektedir.  
39. Hükümet, söz konusu davanın adil bir ekilde görüldüğünü  
savunmaktadır. Ağır Ceza Mahkemesinin, bavuranın mahkûmiyetini,  
sadece sanığın ifade ve itiraflarına dayandırmadığını, aksine dosya içeriğine,  
bütün belge ve tutanaklara, maktulün otopsi raporuna, 22 Nisan 2001 tarihli  
bilirkii raporuna, doğrulayıcı tanık ifadelerine ve ölüm sebebinin boğulma  
suretiyle soluksuz kalma olduğunu belirten adli tıp kurumu ihtisas dairesi  
bilirkii raporuna dayandırdığını belirtmektedir. Hükümet ayrıca Ağır Ceza  
Mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından da incelendiğini  
hatırlatmaktadır.  
40. Mahkeme özellikle, Sözlemenin 3.maddesine aykırı bir ekilde  
toplanan delillerin bir ceza davasında kullanılması ile ilgili Jalloh ve  
Almanya Davası’nda ([GC], no 54810/00, §§94 à 102, CEDH 2006-IX)  
hukuk ilmi tarafından oluturulan genel ilkeleri iaret etmektedir.  
41. Mahkeme bu davada bavuranın, dört günlük gözaltı süresince  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü polis memurları tarafından sorgulandığını  
gözlemlemektedir. Bu süre içerisinde ilgili kii bir avukatın yardımından  
faydalanmamıve kendisini suçlayıcı birçok beyanda bulunmuve daha  
sonra bu beyanlar diğer gerekçelerle birlikte Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından verilen kararda delil olarak kullanılmıtır.  
42. Mahkeme bavuran tarafından sunulan ikâyetin benzerini daha önce  
incelediğini ve bir avukatın desteği olmadan gözaltında bulunan bir kiinin  
Sözlemenin 3.maddesine aykırı bir ekilde alınan ifadesinin kullanılması  
sebebiyle Sözlemenin 6 §§ 1 et 3 c)maddesinin ihlal edildiğine karar  
vermitir (Kolu ve Türkiye davası, no 35811/97, § 63, 2 Ağustos 2005, Örs  
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
7
ve diğerleri ve Türkiye davası, no 46213/99, § 61, 20 Haziran 2006,  
Göçmen ve Türkiye davas no 72000/01, § 75, 17 Ekim 2006, Söylemez ve  
Türkiye davası, no 46661/99, § 124, 21 Eylül 2006).  
43. Mahkeme ibu davayı incelemive Hükümetin mevcut durumda  
farklı bir sonuç çıkarılmasını sağlayacak hiçbir delil ve olgu ibraz  
etmediğini görmütür. Mahkeme Hükümetin anlamazlık konusu  
mahkumiyet kararının bir grup delillere dayandırmıolması olgusunu takip  
edememektedir. Mahkeme, bavuranın mahkûm edilme kararı bavuranın  
baskı altında verdiğini belirttiği ifadesine dayandırılarak alınmıolup  
olmamasının aratırılmasına gerek olmadığı görüündedir. Mahkemenin  
ceza yargıları tarafından olayların çözümlenmesinin bavuranın kötü  
muamele görerek vermiolduğu ifadelere dayandırdığını tespit etmesi  
yeterlidir. (Göçmen, daha önce belirtilen § 74,veÖrs ve diğerleri, daha önce  
belirtilen, § 60).  
44. Sonuç itibariyle, tespitlerinin ve değerlendirmesine sunulan dosyanın  
içeriği ıığında Mahkeme, davada sunulan yargılama yöntemi teminatlarının  
baskı altında elde edilen itirafların kullanılmasını engelleyecek türde  
olmadığı görüündedir.Yargıtayın bu eksikliği düzeltmemesi sebebiyle  
Mahkeme anlamazlık konusu davada Sözlemenin 6.maddesinde talep  
edilen sonuca ulaılmadığını görmektedir.  
45. Bu sebeple Mahkeme, bavuranın adil bir ekilde yargılanmadığı  
konusunda Sözlemenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıtır.  
III. ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA  
46. Bavuran ayrıca Sözlemenin 5.maddesinin bütün hükümlerinin ihlal  
edildiğinden de ikâyetçi olmutur Ayrıca Sözlemenin 6 § 3 maddesi  
hükümlerinin yok sayıldığını da savunmaktadır.  
47. Mahkeme ibu bavuru ile sunulan temel hukuki sorunları incelemiꢀ  
olduğunu varsayarak, bu ikâyetleri ayrı olarak değerlendirmenin gerekli  
olmadığı görüüne sahiptir (Kamil Uzun ve Türkiye davası, no 37410/97, §  
64, 10 Mayıs 2007).  
IV. SÖZLEMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
48. Bavuran hiçbir adil karılık talebinde bulunmamıtır. Bu sebeple  
mahkeme bu konu ile ilgili tazminat verilmesinin gerekli olmadığı  
görüündedir. Buna karılık 6 § 1 maddesi ihlali için en uygun tazmin  
eklinin, bavuranın, söz konusu hüküm ihlal edilmediği takdirde içinde  
bulunacakları duruma getirilmelerini sağlamak olduğunu yinelemitir  
(Teterinyve Rusya davası, no 11931/03, § 56, 30 Haziran 2005, Jeličićve  
Bosna Hersek davası, no 41183/02, § 53, 31 Ekim 2006 veMehmet ve Suna  
Yiğit ve Türkiye davası, no 52658/99, § 47, 17 Temmuz 2007). Mahkeme  
söz konusu ilkenin bu davada da geçerli olduğu kararını vermitir. Sonuç  
8
YUSUF GEZER ve TÜRKĐYE KARARI  
olarak, Mahkeme, bavuranın bunu talep etmesi halinde, en uygun tazmin  
eklinin 6 § 1. maddesi artlarına uygun olarak davayı yeniden balatmak  
olduğunu değerlendirmitir (Salduz ve Türkiye davası[GC], no 36391/02, §  
72, 27 Kasım 2008).  
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,  
1. Oy çoğunluğu ile bavurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. Bir oya karı altı oy ile Sözlemenin 3.maddesinin ihlal edilmiꢀ  
olduğuna;  
3. Bir oya karı altı oy ile Sözlemenin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmiꢀ  
olduğuna;  
4. Bir oya karı altı oy ile diğer ikâyetlerin ayrı olarak değerlendirilmesine  
gerek olmadığına karar vermitir.  
Yönetmeliğin 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca Fransızca dilinde  
düzenlenmive 1 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak ilgililere iletilmitir  
SallyDollé  
FrançoiseTulkens  
Mahkeme kalemi  
Bakan  
Đꢀbu kararın ekinde, Sözlemenin 45 § 2 maddesi ve yönetmeliğin 74 § 2  
maddesine uygun olarak Yargıç Popović’in karıt görüünün açıklaması yer  
almaktadır.  
F.T.  
S.D.  
YUSUF GEZER VETÜRKĐYE DAVASI – AYRI GÖRÜꢁ  
9
YARGIÇ POPOVIĆĐN KARIT GÖRÜÜ  
Bavurunun kabul edilemez olduğunu düünüyorum çünkü kararın  
24.maddesinde belirtildiği gibi bavuran ulusal alanda hukuk yollarını  
tüketmemitir.