ABACI – TÜRKİYE KARARI
Mahkeme, AİHS’nin 35/1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi
kuralının başvuranları öncelikle iddia edilen ihlaller nedeniyle tazminat elde edilebilmesi
amacıyla iç hukuk sisteminde normalde mevcut ve yeterli çareleri kullanmaya zorunlu
kıldığını hatırlatır. Yolların mevcudiyeti teori ve pratikte yeterince açık olmalıdır; aksi
takdirde bunlar zaruri erişilebilirlik ve etkililikten yoksun olacaktır (bkz. Burden and Burden
– İngiltere, no. 13378/05). Ayrıca çarenin sözkonusu zamanda teori ve pratikte etkili ve
kullanılabilir olduğu; yani erişilebilir olduğu, başvuranın şikâyetleri bağlamında telafi
sunduğu ve başarı konusunda makul ümit verdiği konusunda Mahkemeyi ikna etmek
sorumluluğu bu iddiayı ortaya atan Hükümete aittir (bkz. Nnyanzi – İngiltere, no. 21878/06).
Mahkeme, daha önceki benzer davalarda Hükümetçe belirtilen iç hukuk yollarını
inceleyip bunların etkisiz olduğunu tespit ettiğini hatırlatır (bkz. örneğin Doğrusöz ve Aslan,
no. 1262/02 ve Asfuroğlu vd. – Türkiye, no. 36166/02, 36249/02, 36263/02, 36272/02,
36277/02, 36319/02, 36339/02 ve 38616/02).
Hükümetin iç hukuk yollarının bulunduğuna dair görüşlerine ilişkin olarak Mahkeme,
Yargıtay’ın kıyı şeridinde bulunan arsaların tapusunun iptal edilmesi ile ilgili davalardaki yeni
yorumlamayı memnuniyetle karşılamakta, ancak böyle davalarda henüz tazminat ödenen bir
örnek olmadığını gözlemlemektedir. Yargıtay’ın bu bağlamdaki kararı bozduğu tek örnek
davanın ulusal mahkemelerde sürdüğü görülmektedir. Mahkeme ayrıca somut davada
başvuranın temyiz ve sonrasındaki kararın düzeltilmesi talebinin Yargıtay tarafından sırasıyla
16 Mayıs 2001 ve 14 Ocak 2002 tarihlerinde reddedildiğini hatırlatır.
Sonuç olarak Mahkeme, somut davada başvuranın, nihai kararı yaklaşık altı yıl önce
verilmiş bir mahkeme ilamı ile iptal edilmiş bir tapu ile ilgili tazminat talep etmek amacıyla
yeni bir dava açmasının beklenemeyeceğine hükmeder.
Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği
yönündeki ön itirazının reddedilmesine karar verir. Bu hüküm somut dava koşullarıyla
sınırlıdır ve ulusal mahkemelerin yeni yaklaşımının etkisiz olduğu ya da başvuranların 34.
maddede belirtilen mevcut ve işler hukuk yollarına başvurma yükümlülüğünden ibra
edildikleri gibi genel bir beyan olarak yorumlanmamalıdır.
Mahkeme ayrıca AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun
dayanaktan yoksun olmadığını, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet Anayasaya göre kıyı bölgelerinin devlete ait olduğu ve özel mülkiyete tâbi
olamayacağını ifade etmiştir. Başvuranın devlete ait kıyı bölgesinde bulunan bir arsanın
kullanımının mülkiyet getirmeyeceğinin farkında olması gerektiğini savunmuşlardır.
Dolayısıyla tapu siciline başvuranın adının kaydedilmesi Anayasa ve yürürlükteki kanunlara
aykırı idi ve kanuna aykırı işlem Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından
düzeltilmiştir.
Başvuran iddialarında ısrarcı olmuştur.
2