COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ABACI – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no. 33431/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
7 Ekim 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.  
Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ABACI – TÜRKİYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33431/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan  
Kerime Abacı’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Mayıs 2002 tarihinde,  
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur.  
Başvuran, AİHM önünde Hatay Barosu avukatlarından Z. Işık tarafından temsil  
edilmiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1938 doğumludur ve Hatay’da yaşamaktadır. 15 Eylül 1993 tarihinde  
Hatay’da deniz kıyısına yakın bir arsa (parsel no. 1241) satın almış ve tapu siciline kendi  
adına kaydettirmiştir. Başvuran burada bir ev inşa ettirmiştir.  
4 Temmuz 1995 tarihinde Hazine, arsanın kıyı şeridinde olması gerekçesiyle Samandağ  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir dava açarak başvuranın tapusunun iptalini istemiştir.  
16 Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazinenin talebini  
onaylamış ve başvuranın sahip olduğu tapunun iptaline karar vermiştir. Mahkeme, kararında  
iç hukuka göre kıyı bölgelerinin özel mülkiyete tâbi olamayacağına ve bu nedenle başvuranın  
iyi niyetle hareket etmiş olduğu savına dayanamayacağına hükmetmiştir.  
16 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay, birinci derece mahkemesi kararını onamış,  
başvuranın kararın düzeltilmesi talebini 14 Ocak 2002 tarihinde reddetmiştir.  
HUKUK  
I. 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, yetkililerin kendisini, 1 no’lu Protokolün 1. maddesine aykırı olarak tazminat  
ödemeksizin mülkiyetten mahrum bırakmasından şikâyetçi olmuştur.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, iç hukukta mevcut yollardan tam olarak yararlanmadığı için başvuranın  
AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarını tüketmediğini ifade etmiştir. Bu  
bağlamda Hükümet, tapusu iptal edildiği halde kıyı şeridindeki arsa sahibine tazminat  
ödenmediği gerekçesiyle Yargıtay’ın birinci derece mahkemesi kararını bozduğu 9 Temmuz  
2007 tarihli güncel bir düzeltme kararını sunmuştur. Hükümetçe sunulan 23 Ekim ve 1 Kasım  
2007 tarihli diğer iki kararda ise Yargıtay, tapunun iptaline karar veren birinci derece  
mahkemesi kararlarını onamış ancak diğer hususların yanında Mahkemenin mülkiyet hakkına  
ilişkin kararlarına atıfla tapu sahiplerinin hukuk mahkemelerinde tazminat talep etme hakkına  
sahip olduklarına hükmetmiştir.  
Başvuran Hükümetin görüşlerine karşı çıkmıştır.  
1
ABACI – TÜRKİYE KARARI  
Mahkeme, AİHS’nin 35/1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi  
kuralının başvuranları öncelikle iddia edilen ihlaller nedeniyle tazminat elde edilebilmesi  
amacıyla iç hukuk sisteminde normalde mevcut ve yeterli çareleri kullanmaya zorunlu  
kıldığını hatırlatır. Yolların mevcudiyeti teori ve pratikte yeterince açık olmalıdır; aksi  
takdirde bunlar zaruri erişilebilirlik ve etkililikten yoksun olacaktır (bkz. Burden and Burden  
İngiltere, no. 13378/05). Ayrıca çarenin sözkonusu zamanda teori ve pratikte etkili ve  
kullanılabilir olduğu; yani erişilebilir olduğu, başvuranın şikâyetleri bağlamında telafi  
sunduğu ve başarı konusunda makul ümit verdiği konusunda Mahkemeyi ikna etmek  
sorumluluğu bu iddiayı ortaya atan Hükümete aittir (bkz. Nnyanzi – İngiltere, no. 21878/06).  
Mahkeme, daha önceki benzer davalarda Hükümetçe belirtilen iç hukuk yollarını  
inceleyip bunların etkisiz olduğunu tespit ettiğini hatırlatır (bkz. örneğin Doğrusöz ve Aslan,  
no. 1262/02 ve Asfuroğlu vd. – Türkiye, no. 36166/02, 36249/02, 36263/02, 36272/02,  
36277/02, 36319/02, 36339/02 ve 38616/02).  
Hükümetin iç hukuk yollarının bulunduğuna dair görüşlerine ilişkin olarak Mahkeme,  
Yargıtay’ın kıyı şeridinde bulunan arsaların tapusunun iptal edilmesi ile ilgili davalardaki yeni  
yorumlamayı memnuniyetle karşılamakta, ancak böyle davalarda henüz tazminat ödenen bir  
örnek olmadığını gözlemlemektedir. Yargıtay’ın bu bağlamdaki kararı bozduğu tek örnek  
davanın ulusal mahkemelerde sürdüğü görülmektedir. Mahkeme ayrıca somut davada  
başvuranın temyiz ve sonrasındaki kararın düzeltilmesi talebinin Yargıtay tarafından sırasıyla  
16 Mayıs 2001 ve 14 Ocak 2002 tarihlerinde reddedildiğini hatırlatır.  
Sonuç olarak Mahkeme, somut davada başvuranın, nihai kararı yaklaşık altı yıl önce  
verilmiş bir mahkeme ilamı ile iptal edilmiş bir tapu ile ilgili tazminat talep etmek amacıyla  
yeni bir dava açmasının beklenemeyeceğine hükmeder.  
Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği  
yönündeki ön itirazının reddedilmesine karar verir. Bu hüküm somut dava koşullarıyla  
sınırlıdır ve ulusal mahkemelerin yeni yaklaşımının etkisiz olduğu ya da başvuranların 34.  
maddede belirtilen mevcut ve işler hukuk yollarına başvurma yükümlülüğünden ibra  
edildikleri gibi genel bir beyan olarak yorumlanmamalıdır.  
Mahkeme ayrıca AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun  
dayanaktan yoksun olmadığını, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet Anayasaya göre kıyı bölgelerinin devlete ait olduğu ve özel mülkiyete tâbi  
olamayacağını ifade etmiştir. Başvuranın devlete ait kıyı bölgesinde bulunan bir arsanın  
kullanımının mülkiyet getirmeyeceğinin farkında olması gerektiğini savunmuşlardır.  
Dolayısıyla tapu siciline başvuranın adının kaydedilmesi Anayasa ve yürürlükteki kanunlara  
aykırı idi ve kanuna aykırı işlem Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından  
düzeltilmiştir.  
Başvuran iddialarında ısrarcı olmuştur.  
2
ABACI – TÜRKİYE KARARI  
Mahkeme daha önce benzer davalar incelemiş ve iyi niyetle edinilmiş ancak daha sonra  
tazminat ödenmeden kamu mülkiyetine geçirilmiş tapuların iptaline ilişkin olarak 1 no’lu  
Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Doğrusöz ve Aslan, yukarıda  
anılan ve Aslan ve Özsoy – Türkiye, no. 35973/02 ve 5317/02). Mahkeme somut davada  
sözkonusu tespitinden sapmak için neden görmemektedir.  
Dolayısıyla 1 no’lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran aynı zamanda AİHS’nin 6/1 maddesine dayanarak ulusal mahkeme kararının  
adaletsiz, yeterince gerekçelendirilmemiş ve ulusal ve uluslararası hukuk hükümlerine aykırı  
olmasından şikâyetçi olmuştur.  
Hükümet görüşlere karşı çıkmıştır.  
Mahkeme, kendisine sunulan delillerin incelemesinden sözkonusu hükmün herhangi bir  
ihlalini tespit etmemektedir. Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması  
nedeniyle AİHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran 150,000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Talebini birinci derece  
mahkemesinin isteği üzerine hazırlanan 2 Ekim 2001 tarihli bilirkişi raporuna dayandırmıştır.  
Sözkonusu rapora göre dava konusu arsanın değeri 64,114,470,000 Türk Lirası1 idi. Başvuran  
ayrıca 15,000 ABD Doları manevi tazminat talebinde bulunmuştur.  
Hükümet dayanaksız, spekülatif ve aşırı olduğu gerekçesiyle taleplere itiraz etmiştir.  
Mahkeme tespit edilen ihlalin temelini mülkün elden alınmasının içinde barındırdığı  
kanunsuzluktan ziyade tazminat ödenmemesinin oluşturması durumunda tazminatın mülkün  
tam değerini yansıtmasının şart olmadığını hatırlatır (I.R.S vd. – Türkiye (adil tatmin), no.  
26338/95). Bu nedenle başvuranın tazminat elde etmek için meşru beklentisine uyacak bir  
miktarın tespitini uygun bulmaktadır.  
Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme başvurana 40,000 Euro maddi tazminat  
ödenmesine karar vermiştir.  
1 2 Ekim 2001 itibariyle 44,575 Euro’ya eşdeğer.  
3
ABACI – TÜRKİYE KARARI  
Başvuranın manevi zararlara ilişkin talebiyle ilgili olarak Mahkeme, somut dava  
koşullarında ihlal tespitinin yeterli adil tazmin sağlayacağı kanaatindedir (bkz. Doğrusöz ve  
Aslan, yukarıda anılan ve Adil Özdemir – Türkiye, no. 36531/02).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran ayrıca ulusal yargılamadaki masraflar için 832,130,000 TL [yaklaşık 426  
Euro] ve AİHM önündeki masraflar için 519.20 YTL [yaklaşık 267] Euro talep etmiştir. Bu  
bağlamda temsilcisi ve ulusal mahkemeler tarafından hazırlanan birtakım makbuzlar ibraz  
etmiş, bazı masrafların da belgelenemediğini belirtmiştir.  
Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.  
Elindeki deliller ve hakkaniyet temelinde bir hüküm vererek Mahkeme başvurana bu  
başlık altında talep edilen miktarın tamamı olan 693 Euro’nun ödenmesini uygun  
bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. 1 no’lu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan  
kısmının ise kabuledilemez olduğuna;  
2. 1 no’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhlal tespitinin başvuran tarafından uğranan manevi zararın adil tazmini için yeterli  
olduğuna;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in başvurana, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek:  
(i) 40,000 Euro (kırk bin Euro) maddi tazminat;  
(ii) 693 Euro (altı yüz doksan üç Euro) yargılama masraf ve giderleri;  
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 7 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
4