CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ADALMIŞ ve KILIÇ -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:25301/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
1 Aralık 2009  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25301/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaşları) Sedat Adalmış ve Ercan Kılıç’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 31 Mayıs 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
olduğu başvurudur.  
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından Y. Başara ve M. Filorina tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1976 ve 1974 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.  
11 Temmuz 1999 tarihinde, Sedat Adalmış, 13 Temmuz 1999 tarihinde de Ercan Kılıç  
yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır.  
17 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranlar, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı tarafından dinlenmişlerdir. Ardından başvuranlar nöbetçi hakim karşısına çıkarılmış  
ve nöbetçi hakim başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.  
Gözaltı boyunca sürdürülen sorgulamalar sırasında başvuranlar avukat tarafından temsil  
edilmemişlerdir.  
18 Ağustos 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, Savcı, yasadışı örgüt üyeliğinin  
cezalandırılmasını öngören eski Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca başvuranları  
suçlaştır.  
23 Ekim 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların her birini on yedi yıl altı  
ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kamuya açık bir  
alana patlayıcı madde bıraktığı gerekçesi ile başvuran Adalş’ın hapis cezasını iki yıl bir ay  
arttırştır. Başvuranların suçluluğunu ortaya koymak için Devlet Güvenlik Mahkemesi, yer  
tespit ve arama tutanaklarını, başvuran Kılıç’ın yazısı ile ilgili kaligrafik bilirkişi raporu  
sonuçlarını ve başvuran Adalmış ile ilgili videokasetler ile gözaltı sırasında iki başvuran  
tarafından verilen ifadeleri temel almıştır.  
19 Kasım 2003 tarihinde kamuya açık bir duruşmada tefhim edilen 18 Kasım 2003 tarihli bir  
kararla, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıştır.  
23 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay kararı, ilk derece mahkemesi kalemine iletilmiştir.  
2
HUKUK  
AİHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, gözaltı sırasında avukat  
yardımından yararlanamamaktan ve diğerleri arasından gözaltı sırasında verilen ifadeleri  
temelinde mahkum edilmekten şikayetçilerdir.  
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN  
Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğini savunmaktadır: Hükümet başvuranların,  
başvurularını, ya nöbetçi hakim karşısına çıkarıldıkları tarih olan 17 Temmuz 1999 ya da  
Yargıtay kararının açıklandığı açık duruşma tarihi olan 19 Kasım 2003 tarihinden itibaren altı  
aylık süre içerisinde sunmuş olmaları gerektiği kanaatindedir.  
AİHM, yargılamanın hakkaniyetinin incelenmesinin, yargılamanın tamamı ışığında yapılması  
gerektiğine ilişkin yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (John Murray-Birleşik Krallık, 8 Şubat  
1996). Sözkonusu koşullarda, AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca işbu davada,  
nihai iç hukuk kararı, 18 Kasım 2003 tarihli Yargıtay kararıdır (bkz, aynı anlamda, Ditaban-  
Türkiye, başvuru no: 69006/01, 14 Nisan 2009  
Yargıtay kararının tebliğ edilmediği durumlarda, altı ay süresinin hangi tarihten itibaren  
işlemeye başlayacağı hususunda AİHM, Türk hukukunda olduğu gibi, iç hukukta tebliğ  
öngörülmediğinde, tarafların muhtevasından gerçek anlamda haberdar olabildikleri kararın  
kullanıma açıldığı tarihin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (Seher Karataş-Türkiye,  
başvuru no: 33179/96, 9 Temmuz 2002). Ayrıca, Yargıtay karar metni, AİHM önünde  
iddialarını geliştirmeleri için başvuranda veya avukatında bulunmalıdır (Bilgin ve Bulga-  
Türkiye, başvuru no: 43422/02, 16 Haziran 2009).  
Mevcut davada, AİHM, dosyadan, ertesi gününde kamuya açık bir duruşmada tefhim edilen  
18 Kasım 2003 tarihli Yargıtay kararının, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kaleminde  
tarafların kullanımına 23 Ocak 2004 tarihinde sunulduğu sonucuna ulaşıldığını  
gözlemlemektedir.  
Hiçbir unsur, başvuranların veya avukatlarının, katılma zorunluluğu bulunmadığı bir açık  
duruşmada tefhim edilen karar metninden haberdar olabileceklerini düşünme imkanı  
sağlamamaktadır (Okul-Türkiye, başvuru no: 45358/99, 4 Eylül 2003). Dolayısıyla, altı ay  
süresi, 23 Ocak 2004 tarihinde işlemeye başlamıştır ve başvuranlar, bu hususta, AİHS’nin 35.  
maddesinin 1. paragrafının gerektirdiklerine uygun hareket etmişlerdir.  
Hükümet’in başvurunun gecikmeli olarak yapıldığı hususundaki itirazının reddedilmesi  
gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
3
II. AİHS’NİN 6/3c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önündeki tüm yargılama boyunca avukat  
tarafından temsil edildikleri nedeniyle başvuranların adil yargılanma haklarının ihlal  
edilmediğini savunmaktadır.  
Hiçbir unsurun, işbu kararda incelenen koşulları Salduz kararında incelenenlerden ayrı  
tutmasını gerektirmediği tespitinde bulunan AİHM, aynı gerekçelerle, AİHS’nin 6/1 maddesi  
ile birlikte AİHS’nin 6/3c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşştır (bkz, Gülbahar ve  
Tut-Türkiye, başvuru no: 24468/03, 24 Şubat 2009).  
III. AİHS’NİN DİĞER İHLALERİNE İLİŞKİN İDDİALAR  
AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, delillerin değerlendirilmesini ve ulusal  
mahkemeler önünde yürütülen yargılamanın sonucunu dava konusu yapmaktadırlar.  
Başvuranlar, hukuki kararların mesnetsiz olmasından ve ulusal mahkemelerin bağımsız ve  
tarafsız olmamasından şikayetçidirler.  
AİHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AİHS’nin 6/3c) maddesinin ihlal edildiği tespitini göz  
önüne alan AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin geri kalan  
kısmının ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bkz, Soykan-Türkiye, başvuru  
no: 47368/99, 21 Nisan 2009).  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, başvuranların her biri, 15.000 Euro  
manevi tazminat talep etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, 5.850 Euro yargılama masraf ve  
gideri talebinde bulunmaktadırlar. Taleplerini desteklemek için, başvuranların avukatları,  
farklı masrafları (posta, kırtasiye, çeviri masrafları) ve Barolar Birliği asgari ücret tarifesi ile  
başvurunun hazırlanmasına ayrılan çalışma saatini gösteren ayrıntılı bir dökümün bir  
nüshasını belge olarak sunmaktadırlar.  
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuranların her birine, 1.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine hükmetmektedir. AİHM, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için en uygun yolun,  
başvuranların isteği üzerine, AİHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak davanın  
yenilenmesi olacağı kanaatindedir (sözü edilen Salduz).  
Yargılama masraf ve giderleri özellikle de avukatlık ücreti ile ilgili olarak, AİHM,  
başvuranların avukatları tarafından iletilen çalışma çizelgesini dikkate almakta ve  
başvuranlara ortaklaşa olarak 1.000 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesinin uygun  
olacağına kanaat getirmektedir. AİHM, belgelendirilmediğinden geri kalan talepleri  
reddetmektedir.  
4
AİHM, gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına  
hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AİHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından aşağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i) başvuranların her birine ve her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) manevi  
tazminat  
(ii) başvuranlara ortaklaşa olarak ve her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro)  
yargılama masraf ve gideri  
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 01 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5