CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ADİL ÖZDEMİR- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:36531/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
10 Mayıs 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (36531/02) başvuru no’lu davanın nedeni, bu  
ülke vatandaşı Adil Özdemir’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 16  
Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, AİHM önünde Hatay Barosu avukatlarından Z. Işık tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
Başvuran 1930 doğumlu olup Antakya’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, Hatay ili, Samandağ ilçesi, Çiğde mahallesinde deniz kenarında bulunan  
468 metrekare büyüklüğünde (1236 parsel numaralı) bir taşınmaz satın almıştır. Taşınmazın  
tapu kaydı kendi adına yapılmıştır. Başvuran sözkonusu arazinin üzerine bahçesi ve havuzu  
olan bir villa inşa etmiştir.  
5 Temmuz 1995 tarihinde Hazine, tapu kaydının iptali istemiyle Samandağ Asliye  
Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştır.  
14 Eylül 1998 tarihinde düzenlenen kıyı kenar çizgisinin belirlendiği bilirkişi  
raporunda, 1236 parsel numaralı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı ve aynı  
zamanda kıyıda ilk yerleşim yerlerinin inşa edildiği tarihle mevcut raporun hazırlandığı tarih  
arasında, kıyı kenar çizgisinin mevcut olan yerleşim yerlerinden yaklaşık otuz kırk beş metre  
uzağa gitti ve bu durumun taşınmazın maliki olan başvuranın aleyhinde bir durum teşkil ettiği  
belirtilmiştir.  
Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Aralık 1999 tarihli bir kararla ve aynı  
zamanda 14 Eylül 1998 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak taşınmazın, Anayasa ile güvence  
altına alınmış olan kıyı kenar çizgisi içerisinde yer alması sebebiyle tapu kaydının iptal  
edilmesine ve bu nedenle özel mülkiyete konu olamayacağına karar vermiştir. Bu noktada  
başvuran taşınmaz üzerinde hiçbir hak iddia edememektedir.  
Başvuran, 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay’a başvurarak temyiz talebinde  
bulunmuştur. Başvuran kendisine her hangi bir kamulaştırma bedeli ödenmeksizin taşınmazın  
tapu kayıtlarının iptal edildiğini belirtmiştir. Başvuran bu nedenle 30 Aralık 1998 tarihli  
kararın bozulmasını talep etmiştir.  
Yargıtay, dosya içeriğini ve toplanan delil unsurlarını, kanun uygulaması ile birlikte  
hukuki gerekçeleri ve özelikle de delil unsurlarının değerlendirilmesini dikkate alarak ilk  
derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
Yargıtay, 13 Şubat 2002 tarihli bir kararla 17 Eylül 2001 tarihli karar aleyhinde  
yapılan düzeltme başvurusunu reddetmiştir.  
Başvuran, 19 Haziran 2002 tarihinde tapu kaydı iptal edilen taşınmazın değerinin  
tespit edilmesi amacıyla dava açmıştır.  
2
21 Haziran 2002 tarihli bilirkişi raporunda, sözkonusu taşınmazın o tarihte tespit  
edilen gerçek değerinin 137.954.603.000 Türk Lirası olduğu (yaklaşık 487.700 Euro)  
belirtilmiştir. Bu tutar hesaplanırken taşınmazın değeri ile birlikte, taşınmaz üzerinde bulunan  
ağaçlar ve villa da hesaba dahil edilmiştir. Bilirkişi raporunda yalnızca taşınmazın değeri  
93.847 Amerikan Doları (yaklaşık 97.290 Euro) olarak tespit edilmiştir.  
Şu anki tarihe dek henüz bir ödeme yapılmamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
HAKKINDA  
Başvuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca kendisine tazminat ödenmeden  
mülkiyet sıfatından yoksun bırakıldığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
Hükümet mevcut davada sözkonusu taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacak kıyı  
kenar çizgisi içerisinde kaldığını belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak, mülkiyet  
hakkı bulunmayan başvuranın, kamulaştırma nedeniyle herhangi bir tazminat elde etme gibi  
yasal bir beklenti içerisinde olamayacağını ifade etmektedir. Hükümet, başvuranın AİHM  
önünde dile getirdiği şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini  
belirtmektedir. Hükümet, ilgilinin mülkiyet sıfatının iptal edilmesi sebebiyle Anayasa’nın  
125. maddesi uyarınca ya da İdari Yargılama Usulü Kanunu ya da Medeni Kanun’un ilgili  
maddeleri uyarınca tazminat davası açabileceğini belirtmektedir.  
Başvuran bu iddiaları reddetmektedir.  
AİHM başvuranın Yargıtay’a yaptığı temyiz başvurusunda 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.  
maddesine atıfta bulunduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle AİHM, bu itirazı reddetmektedir.  
AİHM, Hükümet’in başvuranın idari ve hukuki başvuru yollarını tüketmediği iddiası  
ile ilgili olarak buna benzer bir itirazı, bu başvuruların yalnızca başvuran adına yapılan tapu  
kaydının yasadışı olarak iptal edilmesi halinde yapılabileceği gerekçesiyle Doğrusöz ve Aslan  
(no: 1262/02, 30 Mayıs 2006) davasında reddettiğini hatırlatmaktadır. Oysa ki mevcut  
davada Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi kıyı kenar çizgisi içerisinde bulunan  
taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacağının belirtildiği mevzuatlara uygun olarak,  
başvuranın tapu kaydını iptal etmiştir. Bu nedenle AİHM Hükümet’in itirazını  
reddetmektedir.  
Son olarak Hükümet başvuranın, tapu kaydının iptal edildiği tarihten itibaren altı aylık  
süre içerisinde başvurusunu yapmadığını belirtmektedir.  
Başvuran itiraz etmektedir.  
3
AİHM başvurana ait mülkiyetin tapu kaydının iptaline ilişkin davanın, Yargıtay’ın  
kararını verdiği 13 Şubat 2002 tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir. Başvuran  
başvurusunu, 16 Temmuz 2002 tarihinde yani nihai iç hukuk kararından yaklaşık beş ay sonra  
yapmıştır. Bu nedenle bu itirazın da reddedilmesi uygun olacaktır.  
AİHM başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM başvuruda başka hiçbir  
kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir ilan  
edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
Başvuran iddialarını yinelemektedir.  
Hükümet, iç hukuka göre kıyı kenar çizgisi içerisinde bulunan bir taşınmazın özel  
mülkiyete konu olamayacağını belirtmektedir. Mevcut davada, taşınmazın başvuran adına  
tapuya tescil işlemi, işlemin yapıldığı tarihte Anayasa’ya ve ilgili yasalara aykırı bir şekilde  
gerçekleştirilmiştir. Böylece başvuran adına yapılan tapu kaydı Samandağ Asliye Hukuk  
Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve başvurana bu nedenle herhangi bir ödeme  
yapılmamıştır.  
Buna karşılık AİHM, başvuranın mülkiyet hakkına yönelik olarak yapılan  
müdahalenin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci cümlesi  
bakımından mülkiyetten yoksun bırakma olarak değerlendirilebileceğini tespit etmektedir.  
AİHM başvuran tarafından dile getirilen şikayete benzer bir şikayetleri daha önce  
incelediğini ve bunların 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını  
hatırlatmaktadır (Bkz. N. A. ve diğerleri). Esasında AİHM, taşınmazın değerine eşit makul bir  
tutar ödenmeden mülkiyetten yoksun bırakmanın normal koşullarda aşırı bir müdahale teşkil  
edeceğini ve tazminatın ödenmemesinin yalnızca olağanüstü koşullarda 1 No’lu Ek  
Protokol’ün 1. maddesi bakımından haklı gösterilebileceğini ifade etmiştir (Bkz. Nastou-  
Yunanistan (No:2), no: 16163/02, 15 Temmuz 2005, Jahn ve diğerleri-Almanya, no:  
46720/99, 72203/01 ve 72552/01, ve Les saints monastéres-Yunanistan, 9 Aralık 1994 tarihli  
karar). Mevcut davada, başvuran taşınmazının tapu kaydının Hazine adına yapılması  
sebebiyle herhangi bir tazminat almamıştır. AİHM, Hükümet’in tazminat ödenmemesini haklı  
çıkarabilecek hiçbir özel gerekçe sunmadığını not etmektedir (N.A. ve diğerleri).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır (N.A. ve diğerleri).  
Bu nedenle 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran ulusal mahkemelerin kararlarını yeteri kadar gerekçelendirmediğini  
belirtmektedir. Başvuran bu itibarla 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır  
Hükümet buna itiraz etmektedir.  
4
AİHM, bir davanın hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğinin, davanın bütünü  
dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz., örneğin, Miailhe-Fransa  
(No:2), 26 Eylül 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler). Ayrıca şayet AİHM, 6 §  
1. maddenin mahkemeleri kararlarını gerekçelendirmeye zorladıklarını kabul etse de, bu  
maddeden bir mahkeme tarafından sunulan gerekçelerin, yalnızca taraflardan birinin kendi  
gerekçesini sunması için temel olarak nitelendirebileceği gerekçeleri incelemesi anlamına  
gelmemektedir. Taraflardan birinin mahkemeden argümanlarından her biri için reddetme  
gerekçelerini açıklamasını istemek gibi mutlak bir hakkı bulunmamaktadır (Van de Hurk-  
Hollanda, 19 Nisan 1994).  
Buna karşın AİHM, Hazine’nin başvurana ait taşınmazın, kıyı kenar çizgisi içerisinde  
yer aldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilmesi talebiyle Samandağ Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne başvurduğunu tespit etmektedir. Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi, 30  
Aralık 1999 tarihli kararında dava konusu taşınmazın, Anayasa ile güvence altına alınan ve  
özel mülkiyete konu olamayacak kıyı kenar çizgisi içerisinde yer aldığını ifade etmiştir.  
Yargıtay ise taraflarca kendisine sunulan unsurları inceledikten sonra dosya içeriğini, kanun  
uygulaması ile birlikte hukuki gerekçeleri ve özellikle de delil unsurlarının değerlendirmesini  
dikkate alarak ilk derece mahkemesi kararı onamıştır. AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarını  
yeterli ölçüde gerekçelendirdiklerine kanaat getirmiştir.  
Bu koşullarda bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35 §§  
3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi uygun olacaktır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, 21 Haziran 2002 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak maddi tazminat olarak  
103.000 Amerikan Doları talep etmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 15.000  
Amerikan Doları talep etmektedir.  
Hükümet bu rakamlara itiraz etmektedir.  
Buna karşın AİHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespit  
edilmesinin özünde, taşınmaza yasadışı bir şekilde el konulması hususunun değil başvurana  
tazminat ödenmemesi hususunun yattığını tespit etmektedir (Scordino-İtalya (No:1), no:  
36813/97).  
Bu unsurlarla birlikte taşınmazın, dava konusu arazinin, evin ve ağaçların değeri  
dikkate alındığında AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 35.000 Euro tutarında maddi  
tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
Mevcut dava koşullarında AİHM, ihlal kararının kendisinin manevi zararın tazmini  
için başlı başına yeterli olduğuna karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran AİHM ve yerel mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için  
104.590 Amerikan Doları talep etmektedir. Başvuran bununla ilgili olarak tercüme bedelleri  
için 545.000.000 Türk Lirası (yaklaşık 352 Euro) tutarında iki adet faturanın nüshasını  
5
sunmaktadır. Başvuran aynı zamanda Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava ile ilgili  
olan masraf ve harcamalarına ilişkin olarak 198. 830.000 Türk Lirası (yaklaşık 131 Euro)  
tutarında bir faturanın bir kopyasını sunmaktadır.  
Hükümet bu rakamlara itiraz etmektedir.  
Mevcut davada ve elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM, başvurana 500  
Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine ilişkin olarak dile getirilen şikayetin  
kabuledilebilir olduğuna, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhlal kararının kendisinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her  
türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana maddi tazminat  
olarak 35.000 Euro (otuz beş bin Euro), masraf ve harcamalar için 500 Euro (beş yüz)  
ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi  
gereğince 10 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6