etmektedir (Bkz. benzer şikayetler için, Rauf Saçlı vd.-Türkiye kararı, no: 42710/04, 23
Mayıs 2006).
Yapılan bu şikayetler dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.
Başvuranlar son olarak yargılamanın uzunluğundan şikayetçi olmaktadır.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Başvuru kabuledilmelidir.
III. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar yargılamaların uzunluğunun AİHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»
koşulunu karşılamadığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Dikkate alınması gereken dönem 1995 Kasım ve Aralık aylarında mahkemeye müracaat
edilmesiyle başlayıp, Ekim 2003 tarihinde Yargıtay’ın kararı ile sona ermiştir. Bu süreç üç
dereceli mahkemede sekiz yıl sürmüştür.
Hükümet ilk derece mahkemesi ile Yargıtay kararı arasında geçen üç yıllık sürenin
başvuranların mahkeme tebligat giderlerini gecikmeli olarak yatırmalarından kaynaklanan
ihmalleri sonucu olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak göz önüne alınması gereken dönem
yalnızca mahkeme önünde geçen süredir.
Hükümet iç hukuktaki bütün bu davaların ayrıntılı bir incelemeyi gerektiği hususuna
AİHM’nin dikkatini çekmektedir. Sözü edilen hukuk davaları uzun bilirkişi incelemelerini
gerektirmiştir.
Başvuranlar Hükümetin bu tespitlerine karşılık, esas olarak Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi
önünde geçen yargılamanın uzunluğundan şikayetçi olduklarını öne sürmüşlerdir. Başvuranlar
ulusal makamların mahkemenin taleplerine yanıt vermede gecikmeleri dolayısıyla yargı
sürecinin aşırı uzadığını iddia etmektedirler.
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve davanın karmaşıklığı,
başvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan başvuran için neyin tehlikede olduğu
gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz.
diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).
AİHM, Hükümet tarafından dile getirilen yaklaşık üç yıllık sürenin gerçekten de tebligat
giderlerini ödemeyen başvuranların avukatının tutumu ile ilintili olduğunu saptamaktadır. Bu
gecikme ulusal makamlara yüklenemez. Başvuranların neden olduğu üç yıllık gecikme
çıkarıldıktan sonra kalan yargılama süresi hala uzundur. .
AİHM, mahkemeye sunulan bütün delillerin incelenmesinin ardından ve bu yöndeki yerleşik
içtihadını dikkate alarak yargı süresinin uzunluğunun aşırı olduğu ve «makul süre» koşulunu
karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
4