COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
AMATO/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 58771/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2011. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni Türk vatandaşı Selim Amato’nun (“başvuran”), 25 Ocak 2000’de  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)  
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
başvurudur (başvuru no. 58771/00).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuran, 1956 doğumludur ve İzmir’de yaşamaktadır. 1 Haziran 1994 senesinde  
İzmir’de Konak Semti’ne bağlı Asansör mevkiinde bir ev satın almıştır (no. 97, parsel no.  
632/26). Tapu kayıtlarına göre, 30,000,000 Türk Lirası ödemiştir (yaklaşık 986 Dolar).  
A. Dava olaylarının geçmişi  
17 Temmuz 1962’deki toprak kaymasını müteakiben Bakanlar Kurulu, Asansör  
mevkiini doğal afet bölgesi ilan etmiştir. Doğal afetten etkilenenleri tespit etmek için 28  
Ağustos 1968’de Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayınlanmıştır. Bu yönetmelik koşullarına  
göre, doğal afet mağdurlarına, belirli bir süre içerisinde yeniden ev sahibi olmayı talep etmek  
için yetkili makamlara başvurma fırsatı verilmiştir. 97 no.lu evin sahibi, herhangi bir  
başvuruda bulunmamıştır.  
B. Başvuranın evinin yıkılması  
Başvuran hiçbir zaman 1 Haziran 1994’te almış olduğu evde yaşamamıştır. Hükümet  
tarafından sunulan belgelere göre, ev harap olmuş durumdadır ve tarihi veya mimari değeri  
yoktur.  
7 Ocak 1995’te şiddetli bir yağmuru müteakiben 113 no.lu evin üzerine kayalar  
şştür. 11 Ocak 1995’te yetkili makamlar, olay mahallinde incelemede bulunarak bir  
rapor hazırlamıştır. Raporda, Asansör mevkiinde başvuranın evinin de içerisinde bulunduğu  
on bir evin, can kaybına mahal vermemek için yıkılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç  
olarak, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet Işleri Genel Müdürlüğü’nün isteği üzerine İzmir  
Valiliği, başvuranın evinin 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyle Alınacak  
Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 13. maddesi uyarınca yıkılmasını  
öngörştür. 12 Ocak 1995’te ev, başvurana bilgi verilmeden yıkılmıştır.  
C. Tazminat davası  
26 Nisan 1995’te başvuran, İzmir Valiliği aleyhinde İzmir İdare Mahkemesi’ne dava  
açarak evinin kanuna aykırı şekilde yıkılması nedeniyle tazminat talebinde bulunmuştur.  
12 Aralık 1996’da İzmir İdare Mahkemesi başvuranın davasını reddetmiştir.  
Başvuran itiraz etmiştir. 26 Mayıs 1998’de Danıştay, İzmir İdare Mahkemesi’nin  
kararını onamıştır.  
16 Haziran 1999’da Danıştay, başvuranın kararın düzeltilmesine ilişkin talebini  
reddetmiştir. Karar, 27 Temmuz 1999’da başvurana bildirilmiştir.  
HUKUK  
I. BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİ  
Hükümet, sözkonusu davada ön itirazda bulunmamıştır. Mahkeme, başvurunun  
AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olduğunu belirtmektedir. Ayrıca,  
kabuledilmez olduğu sonucuna varmak için gerekçe mevcut değildir. Bu nedenle başvurunun,  
kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
II. BAŞVURUNUN ESASLARI  
A. AİHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiası  
Başvuran, evinin yıkılmasının, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini  
isteme hakkının ihlal edilmesi anlamına geldiği hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini,  
AİHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün aşağıda kaydedilen 1. maddesine dayandırmıştır:  
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli  
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
Başvuran, evinin yıkılması nedeniyle yaşadığı kayıp için tazminat almadığını ileri  
sürmüştür. Ayrıca, yıkılma emrinin kendisine bildirilmediğini belirtmiştir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmiştir. Öncelikle evin önceki sahiplerinin, 28  
Ağustos 1968 tarihli yönetmelik uyarınca yeniden ev sahibi olmak için yetkili makamlara  
başvurmadıklarını ileri sürmüştür. Bununla birlikte 1995 senesinde evi aldığı sırada  
başvuranın evin, doğal afet alanı olarak kabul edilen bir yerde inşa edilmiş olduğunu bildiğini  
ileri sürmüştür. Evin tapusundan, bölgede ev inşasına izin verilmediği anlaşılmaktadır. Yıkma  
emri, 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak  
Yardımlara Dair Kanun uyarınca verilmiştir. Hükümet, 1971’de ev sahiplerine tahliye emri  
gönderildiğini belirtmiştir. Harabe halinde bulunan ve hiçbir tarihi veya mimari değeri  
bulunmayan bu boş ev, kamu güvenliği için tehdit arz etmektedir. Sonuç olarak Hükümet,  
idari makamlar kanuna uygun hareket ettiği için başvuranın tazminat almaya hakkı olmadığı  
sonucuna varmıştır.  
AİHM, 1 No.lu Protokol’ün mülkiyetin korunması hakkını teminat altına alan 1.  
maddesinin üç ayrı kuralı kapsadığını yinelemektedir: “ilk paragrafın ilk cümlesinde ortaya  
konan ilk kural, genel niteliktedir ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini  
isteme hakkını bildirmektedir; paragrafın ikinci cümlesinde ortaya konan ikinci kural, mal ve  
mülkten mahrum edilmeye ilişkindir ve bunu belirli maddelere bağlamaktadır; ikinci  
paragrafta ortaya konan üçüncü kural Sözleşmeci Devletler’in mülk kullanımını kamu  
yararına uygun şekilde kontrol etmeye yetkili olduğunu ortaya koymaktadır ... Ancak  
sözkonusu üç kural, birbirine bağlı olmamak anlamında ‘ayrı’ kurallar değillerdir. İkinci ve  
üçüncü kurallar, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına  
müdahale örneklerine ilişkindir ve bu nedenle ilk kuralda bildirilen genel ilke ışığında tertip  
edilmelidir”.  
Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale ile  
kamu menfaati talepleri ve bireyin temel haklarının korunması gerekleri arasında adaletli bir  
denge kurulmalıdır. Sözkonusu dengeyi sağlama kaygısı, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi  
bünyesinde bütün olarak yansıtılmaktadır. İlgili kişinin kişisel ve haddinden fazla bir yük  
taşımak durumunda kalması halinde gerekli denge kurulamaz. Diğer bir deyişle, kullanılan  
yollar ve gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi kurulmalıdır.  
AİHM sözkonusu davada başvuranın, ünvanından mahrum bırakılmadığını  
belirtmektedir. Ancak yetkili makamların başvuranın evini yıkarak mal ve mülk  
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale etmiş oldukları kanısındadır.  
AİHM ayrıca başvuranın evinin can kaybını önlemek amacı ile yıkıldığını  
belirtmektedir. Kamu güvenliğinin korunması gereğini gözönüne alan AİHM, İzmir Valisi’nin  
yıkma emrini vererek keyfi davranmadığı sonucuna varmaktadır. Bununla birlikte İzmir İdare  
Mahkemesi’nin kararından, yıkma emrinin iç hukuka uygun olarak verildiği ve başvuranın  
mülkünden “kamu yararına olduğu için” mahrum bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle  
AİHM, mülkten yoksun bırakılmanın kanuna uygun olduğu ve yasal bir amaca hizmet ettiği  
kanısındadır.  
Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale ile  
kamu menfaati talepleri ve bireyin temel haklarının korunması gerekleri arasında adaletli bir  
denge kurulup kurulmamış olduğuna karar verilmelidir. AİHM, iç hukuk bağlamındaki  
tazminat terimlerinin, itiraz edilen önlemin gerekli adil dengeyi kurmayı sağlayıp sağlamadığı  
ve başvuranlar üzerine oransız bir yük getirip getirmediği hususundaki değerlendirme için  
önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM daha önce gerçek değerini yansıtan  
meblağ ödenmeden mülke el konmasının, normal olarak oransız bir müdahale teşkil  
edeceğine ve tazminat ödenmemesinin, yalnızca istisnai durumlarda 1 No.lu Protokol’ün 1.  
maddesi bağlamında haklı olduğunun düşünülebileceğine karar vermiştir.  
Sözkonusu davada başvuran, uğradığı zarar hususunda Türk mahkemelerinde dava  
açmış olduğu halde evinin yıkılmasına karşılık tazminat almamıştır. Hükümet bu durumu,  
sözkonusu sahada inşaata izin verilmediğini belirten tapu kayıtlarına değinerek ve binanın  
1971 senesinde yıkım emri gönderilen önceki sahiplerinin 28 Ağustos 1968 tarihli yönetmelik  
uyarınca yeniden ev sahibi olmak üzere başvurmamış olmalarına dayanarak açıklamıştır.  
AİHM, başvuran 1994 senesinde evi aldığında Asansör mahallinin toprak kaybını  
müteakiben afet alanı ilan edildiğini bildiğini gözönüne almaktadır. Ancak, afet alanında  
bulunan evleri satın almanın hiçbir zaman yasaklanmadığının ya da tapu kayıtlarında bu  
binalarda oturmanın yasaklandığına ilişkin bir gösterge olmadığının altı çizilmelidir. 28  
Ağustos 1968 tarihli yönetmeliğe göre ilişkin olarak AİHM, sözkonusu yönetmelik şartlarının  
başvuranın tazminat talebine ilişkin olmadığını belirtmektedir. Bunun nedeni, başvuranın  
yeniden ev sahibi olmayı talep etmemesi; bunun yerine, evinin yıkılması nedeniyle uğradığı  
kayıp için tazminat talep etmesidir. Sonuç olarak AİHM, 1971 senesinde binanın eski  
sahiplerine gönderilen yıkım emrinin başvuranın durumu üzerinde etkisi olmadığı ve  
başvurana tazminat ödenmemesini açıklamadığı kanısındadır.  
B. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası  
Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca adil şekilde yargılanma hakkının üç  
şekilde ihlal edildiğini belirtmiştir: ilk olarak yerel mahkemeler iç hukuku yorumlamamıştır  
ve olayları değerlendirmemiştir; ikinci olarak dava süresi makul süre gereğini aşştır ve  
üçüncü olarak, yıkım emri kendisine bildirilmediği için mahkemeye erişim hakkından  
mahrum bırakılmıştır.  
AİHM, yukarıda kaydedilen 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında tespit  
ettikleri ışığında davanın Madde 6 § 1 uyarınca ayrıca incelenmesine gerek olmadığı  
kanısındadır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran maddi zarar için 50,000 Euro ve manevi zarar için 15,000 Euro tazminat  
talep etmiştir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
AİHM, tespit edilen ihlalin tazminat verilmemesine dayanması durumunda, tazminatın  
mülkün tam değerini yansıtmasına gerek olmadığını yinelemektedir. Bu nedenle, başvuranın  
tazminat alma hususundaki meşru taleplerini karşılayacak bir meblağ belirlemek uygundur.  
Dava koşullarını ve içtihatını gözönüne alan AİHM başvurana bu başlık altında 1,500 Euro  
ödenmesine karar vermektedir.  
Başvuranın uğradığı manevi zarara ilişkin talebine ilişkin olarak AİHM, sözkonusu  
dava koşulları altında ihlal bulgusunun yeterli tazminat teşkil ettiği sonucuna varmaktadır.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran ayrıca avukat masrafları, yerel mahkemeler ve AİHM önünde yapılan  
masraflar için 13,577 Euro tazminat talep etmiştir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
AİHM içtihatına göre, başvuran gerçekten gerekli olduğu için yapıldığını ve  
miktarının makul olduğunu gösterebildiği sürece mahkeme masraflarının tazminine hak  
kazanmaktadır. Sözkonusu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri  
gözönüne alan AİHM tüm bu başıklar altında başvurana 1,000 Euro tazminat ödenmesinin  
makul olduğu kanısındadır.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;  
3. Şikayetleri, AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;  
4. İhlal bulgusunun başlı başına başvuranın uğradığı manevi zarar için tazminat teşkil  
ettiğine;  
5. (a) sorumlu Devletin başvurana, kararın AİHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk  
Lirası’na çevrilmek ve uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, aşağıda  
kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:  
(i) Maddi tazminat 1,500 Euro (bin beş yüz Euro);  
(ii) Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);  
(b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,  
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle  
yükümlü olduğuna karar vermiş,  
5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.