almamaktadır» (Bkz. Marckx-Belçika kararı, 13 Haziran 1979 ve Inze-Avusturya kararı, 28
Ekim 1987). «Mülk» kavramı «mevcut malları» kapsamasının yanı sıra, alacaklar gibi
öncelikli değerler uyarınca, başvuranın en azından «meşru beklenti» açısından bir mülkten
etkili biçimde istifade etme hakkının öne sürülebildiği halleri de kapsamına alır (Bkz.
Kopecky-Slovakya kararı no: 44912/98).
67.
Bu durumda AİHM, mevcut dava ile ilgili iki konuyu birbirinden ayırmak zorunda
olduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, Şişli’de bulunan arsa konusunda, dosya unsurlarının,
hukuki durumun ortaya konulmasını ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir
“mülk”’ün sözkonusu olduğunu açıklamak için yeterli olmadığını not etmektedir. Sulh Hukuk
Mahkemesi, 30 Eylül 1987 tarihli kararında (yukarıdaki 8. paragraf) 1981 yılında bu malın
idaresi için bir yöneticinin tayin edildiğini ve Vasil’in ardında mirasçı bırakmadan vefat
ettiğini tespit ettikten sonra, malın Sultan Beyazıt Han Veli Hazretleri Vakfı adına tescil
edilmesine karar vermiştir. Dosyadaki hiçbir unsur, belli bir zamanda ve mirasçı sıfatıyla
başvuranların malın kendi adlarına yasal olarak tescil edilmesini istemelerini sağlamak üzere
iç hukukta geçerliliği olan bir belgeye dayanarak malın mülkiyetinin murise nakledildiğini
göstermemektedir. Bu koşullarda AİHM, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca
başvuranların Şişli’de bulunan malla ilgili bir “mülk”’e sahip oldukları sonucuna varamaz.
68.
AİHM, Beyoğlu’nda bulunan apartmanın, vefat ettiği tarihte muris adına tapu
kütüğüne tescil edildiğini not etmektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi, 4 Aralık 1990 tarihinde,
vefat eden kişiyle akrabalık bağının bulunduğunu ortaya koyduktan sonra başvuranlara
veraset ilamı vermiştir. Türk hukukuna göre bu veraset ilamı makamlar ya da üçüncü kişiler
nezdinde mirasçılık sıfatını öne sürmek ve miras bırakılan mallara sahip olabilmek için
gereklidir (yukarıda yer alan 54. paragraf). Böylelikle başvuranlar isimlerinin tapu kütüğüne
tescil edilmesini gerçekleştirebilmişlerdir. Bu itibarla AİHM, adı tapu kütüğünde yer alan
kişinin, sözkonusu malın mülkiyetinin sahibi olarak tanındığını ve buna bağlı bütün haklardan
faydalandığını not etmektedir. Başvuranların muris ile olan akrabalık bağına itiraz
edilmediğinden, AİHM, başvuranların, veraset ilamının geçerli olduğu dönem boyunca 1
No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca “mülk” olarak nitelendirebileceğimiz, Türk
hukukunda da tanınan mülkiyet hakkına sahip olduklarına kanaat getirmektedir (bkz. sözü
edilen Inze, § 38).
69.
AİHM, tapu kütüğünde dava konusu malın başvuranlar adına tescil edilmesine
dayanak oluşturan veraset ilamının iptal edilmesinin, başvuranların mallarına saygı
gösterilmesi hakkına müdahale oluşturduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, bu müdahaleyi
genel kurallar ışığında incelemesi gerektiğine kanaat getirmektedir.
2. Meşruiyet İlkesi Hakkında
70.
1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi her şeyden önce ve özellikle, mülkiyetine saygı
gösterilmesinden yararlanma hakkına idari makamlar tarafından yapılan müdahalenin yasal
olmasını gerektirmektedir. Demokratik toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun
üstünlüğü, AİHS’nin bütün maddelerinin ayrılmaz bir parçasıdır (Amuur-Fransa, 25 Haziran
1996 tarihli karar ve İatridis-Yunanistan, no: 31107/96). Bu haliyle yasal dayanağın
bulunması “yasallık” ilkesinin yerine getirilmesi bakımından yeterli olmamaktadır ve AİHM,
yasanın niteliği sorununa eğilmesi gerektiğine kanaat getirmektedir (Pasculli-İtalya, no:
36818/97). Yasallık ilkesi, iç hukukta yeterince ulaşılabilir, kesin ve öngörülebilir kuralların
bulunması anlamını taşımaktadır (Hentrich-Fransa, 22 Eylül 1994 tarihli karar ve Lithgow ve
diğerleri-Birleşik Krallık, 8 Temmuz 1986 tarihli karar). Bu ilkenin değerlendirilmesinde,
13