A. Kabuledilebilirlik
1. Mağduriyet durumu
Hükümet, gözaltında tutuldukları sırada harcadıkları sürenin, yerel mahkeme
tarafından verilen cezadan düşürülmüş olması nedeniyle AİHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca
mağdur olarak kabul edilemeyeceklerini ileri sürmüştür.
AİHM, Ceza Kanunu’nun 63. maddesi uyarınca nihai kararın verilmesinden önce,
kişinin şahsi özgürlüğünden mahrum bırakılacak şekilde hapsedilmesi dönemi cezadan
düşürülmelidir. Ancak, tutuklu yargılanma sürecinin cezadan düşürüleceğinin göz önüne
alınması, 5 § 3. maddenin ihlal edildiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
2. İç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet AİHM’den AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle başvuruyu reddetmesini istemiştir. Bu bağlamda,
başvuranların CMK’nın 298. ve 299. maddeleri uyarınca devam etmekte olan tutuklu
yargılanmalarına itiraz etmediklerini ileri sürmüştür.
AİHM, daha önce benzeri davalarda Hükümet’in ilk itirazını incelemiş ve reddetmiş
olduğunu hatırlatmaktadır. Söz konusu davada yargı içtihatlarını terk etmesini gerektirecek
özel koşullar görmemektedir. Sonuç olarak, bu başlık altında Hükümet’in ilk itirazını
reddetmektedir.
3. Altı ay kuralı
Hükümet aynı zamanda AİHS’nin 35. maddesi uyarınca altı aylık zaman sınırı
kuralına uyulmaması nedeniyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Yerel
hukuk uyarınca etkin iç hukuk yollarının mevcut olmadığı kanısındaysalar başvuranların,
AİHM’ye daha önce başvuruda bulunmuş olmasının gerektiğini belirtmiştir.
AİHM, hiçbir iç hukuk yolunun mevcut olmaması durumunda AİHS’nin 35 § 1.
maddesi bağlamındaki altı aylık zaman sınırının prensip olarak, başvuruda şikayette
bulunulan eylemin tarihinden itibaren işlemeye başladığını yinelemektedir.
Bununla birlikte, başvuranların bir iç hukuk yolundan yararlandıktan sonra etkin
olmadığını fark ettikleri veya fark etmeleri gereken istisnai davalarda özel durumlar
uygulanabilmektedir. Bu tür bir durumda altı aylık süre, başvuranın koşulların farkına vardığı
veya varması gereken tarihten itibaren hesaplanabilmektedir.
Söz konusu davada 4 Haziran 2002’de başvuranlar, İstanbul DGM 4. Dairesi’nin
tutuklu yargılanma sürelerini uzatan kararına itiraz etmiştir. 5 Haziran 2002’de talepleri,
İstanbul DGM 5. Dairesi’nce reddedilmiştir. 20 Haziran 2002’de sunulmuş olması nedeniyle
AİHM, başvurunun altı aylık zaman sınırı içerisinde sunulmuş olduğunu kabul etmektedir.
Sonuç olarak, Hükümet’in itirazlarının sözkonusu kısmını reddetmektedir.