COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
ARI VE ŞEN/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 33746/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 Ekim 2007  
Söz konusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, iki Türk vatandaşı Alibaba Arı ve Ali Şen’in (“başvuranlar”), 20  
Haziran 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin  
(“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yaptığı başvurudur (başvuru no. 33746/02).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1962 ve 1963 doğumludur.  
Sırasıyla 24 ve 28 Ekim 1993 tarihlerinde başvuranlar, yasadışı bir terör örgütü olan  
TKP-ML (Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist) üyesi olduklarından şüphe edilmesi  
üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi polis memurları tarafından  
gözaltına alınmıştır.  
6 Ocak 1994’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuranlar ve diğer  
sekiz kişi aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Başvuranlar, Ceza Kanunu’nun 146 § 1. ve  
3713 No.lu Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine aykırı olarak anayasal düzene zarar  
verme teşebbüsünde bulunmakla suçlanmışlardır.  
4 Haziran 2002’de başvuranlar, 3 Haziran 2002 tarihli karara itirazlarını sunmuştur.  
5 Haziran 2002’de İstanbul DGM 5. Dairesi başvuranların itirazlarını reddetmiştir.  
23 Ekim 2002’de İstanbul DGM başvuranların müebbet hapsine karar vermiştir.  
5 Mayıs 2003’de Yargıtay, 23 Ekim 2002 tarihli kararı onamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin AİHS’nin ilgili kısımları aşağıda  
kaydedilen 5 § 3. maddesi bağlamındaki “makul süre” gereğini aşğı hususunda şikayette  
bulunmuştur:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes[in] ... makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya  
hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.  
A. Kabuledilebilirlik  
1. Mağduriyet durumu  
Hükümet, gözaltında tutuldukları sırada harcadıkları sürenin, yerel mahkeme  
tarafından verilen cezadan düşürülş olması nedeniyle AİHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca  
mağdur olarak kabul edilemeyeceklerini ileri sürmüştür.  
AİHM, Ceza Kanunu’nun 63. maddesi uyarınca nihai kararın verilmesinden önce,  
kişinin şahsi özgürlüğünden mahrum bırakılacak şekilde hapsedilmesi dönemi cezadan  
şürülmelidir. Ancak, tutuklu yargılanma sürecinin cezadan düşürüleceğinin göz önüne  
alınması, 5 § 3. maddenin ihlal edildiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.  
2. İç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet AİHM’den AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının  
tüketilmemiş olması nedeniyle başvuruyu reddetmesini istemiştir. Bu bağlamda,  
başvuranların CMK’nın 298. ve 299. maddeleri uyarınca devam etmekte olan tutuklu  
yargılanmalarına itiraz etmediklerini ileri sürmüştür.  
AİHM, daha önce benzeri davalarda Hükümet’in ilk itirazını incelemiş ve reddetmiş  
olduğunu hatırlatmaktadır. Söz konusu davada yargı içtihatlarını terk etmesini gerektirecek  
özel koşullar görmemektedir. Sonuç olarak, bu başlık altında Hükümet’in ilk itirazını  
reddetmektedir.  
3. Altı ay kuralı  
Hükümet aynı zamanda AİHS’nin 35. maddesi uyarınca altı aylık zaman sınırı  
kuralına uyulmaması nedeniyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Yerel  
hukuk uyarınca etkin iç hukuk yollarının mevcut olmadığı kanısındaysalar başvuranların,  
AİHM’ye daha önce başvuruda bulunmuş olmasının gerektiğini belirtmiştir.  
AİHM, hiçbir iç hukuk yolunun mevcut olmaması durumunda AİHS’nin 35 § 1.  
maddesi bağlamındaki altı aylık zaman sınırının prensip olarak, başvuruda şikayette  
bulunulan eylemin tarihinden itibaren işlemeye başladığını yinelemektedir.  
Bununla birlikte, başvuranların bir iç hukuk yolundan yararlandıktan sonra etkin  
olmadığını fark ettikleri veya fark etmeleri gereken istisnai davalarda özel durumlar  
uygulanabilmektedir. Bu tür bir durumda altı aylık süre, başvuranın koşulların farkına vardığı  
veya varması gereken tarihten itibaren hesaplanabilmektedir.  
Söz konusu davada 4 Haziran 2002’de başvuranlar, İstanbul DGM 4. Dairesi’nin  
tutuklu yargılanma sürelerini uzatan kararına itiraz etmiştir. 5 Haziran 2002’de talepleri,  
İstanbul DGM 5. Dairesi’nce reddedilmiştir. 20 Haziran 2002’de sunulmuş olması nedeniyle  
AİHM, başvurunun altı aylık zaman sınırı içerisinde sunulmuş olduğunu kabul etmektedir.  
Sonuç olarak, Hükümet’in itirazlarının sözkonusu kısmını reddetmektedir.  
AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça temelden yoksun  
olmadığını belirtmektedir. Kabuledilmez olması için de gerekçe bulunmamaktadır. Bu  
nedenle kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
B. Esaslar  
AİHM sözkonusu davada göz önüne alınması gereken sürenin İstanbul DGM kararı ile  
sırasıyla başvuranların tutuklanma tarihleri olan 24 ve 28 Ekim 1993’te başladığını ve 23  
Ekim 2002’de sona erdiğini belirtmektedir. Bu nedenle dokuz yıl sürmüştür. Bu süre boyunca  
yerel mahkemeler, “suçun niteliğine ve delillerin durumuna ilişkin olarak” benzer ve  
kalıplaşş terimler kullanarak başvuranların tutuklu yargılanma sürelerini uzatmıştır.  
AİHM sıklıkla sözkonusu başvuruda ortaya konan konulara benzer konuların  
görülğü davalarda AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.  
Sunulan delilleri inceleyen AİHM, sözkonusu davada Hükümet’in farklı bir karara  
varmalarını sağlayacak deliller ya da iddialar ortaya koymadığı kanısındadır. Konuya ilişkin  
içtihatlarını göz önüne alan AİHM, sözkonusu davada başvuranların yargılanmadan önce  
gözaltında tutulma sürelerinin haddinden fazla ve AİHS’nin 5 § 3. maddesine aykırı olduğu  
kanısındadır.  
Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
Başvuranlar, manevi zarar için 9,000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet sözkonusu talebe itiraz etmiştir.  
AİHM eşit temellere dayanarak başvuranların her birine sözkonusu başlık altında  
7,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuranlar, yasal ücretler için 9,900 Yeni Türk Lirası (YTL) – yaklaşık 5,620 Euro –  
ve mahkeme masrafları için 300 YTL – yaklaşık 680 Euro – tazminat talep etmiştir.  
Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmiştir.  
Mevcut bilgilere dayanarak değerlendirmede bulunan AİHM, huzurunda vuku bulan  
masraflar için başvuranlara toplam olarak 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B. Gecikme Faizi  
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) sorumlu Devletin başvurana, kararın AİHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk  
Lirası’na çevrilmek ve her türlü vergiden muaf olmak üzere, aşağıda kaydedilen miktarları  
ödemesi gerektiğine:  
(i) Manevi tazminat 7,000 Euro (yedi bin Euro);  
(ii) Mahkeme masrafları için toplam 1000 Euro (bin Euro);  
(b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,  
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle  
yükümlü olduğuna karar vermiş,  
5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 2 Ekim 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.