COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
ASLAN VE ŞANCI/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 58055/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
5 Aralık 2006  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, iki Türk vatandaşı Abdurrahman Aslan ve Reşat Şancı’nın  
(“başvuranlar”), 9 Mayıs 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair  
Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no. 58055/00).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1973 doğumludur. AİHM’ye başvurularını sundukları  
sırada Nazilli Hapishanesi’nde mahkumiyetleri devam etmekteydi.  
23 Şubat 1999 tarihinde başvuranlar, Kuşadası Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesi’nde görevli polis memurlarınca yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır. Sırasıyla 24 ve  
25 Şubat 1999 tarihlerinde sorguya çekilmişlerdir.  
26 Şubat 1999 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna çıkarılmışlardır.  
Kendilerine hakları ve özellikle daha sonra feragat ettikleri, bir avukattan yardım görme  
hakları bildirilmiştir. Başvuranlar, binalara Molotov kokteyli atmakla itham edildikleri suçu  
işlediklerini itiraf etmişlerdir. Bu suçu tek başlarına işlediklerini, yasadışı bir örgütle  
bağlantıları bulunmadığını ve eylemlerinden pişmanlık duyduklarını ileri sürmüşlerdir.  
Aynı gün, Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesi huzuruna çıkarılmışlar ve Cumhuriyet  
Savcısı’na vermiş oldukları ifadelerini yinelemişlerdir. Sancı, polis gözetiminde tutulduğu  
sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını belirtmiştir. Aslan, polise vermiş olduğu ifadenin  
içeriğini kabul etmiştir; ancak, okumadan imzaladığını belirtmiştir. Mahkeme, her iki  
başvuranın da tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.  
15 Mart 1999 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuranları Kuşadası’ndaki Ülkü Ocakları Birliği, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Yaşar  
Bank’a 22 Şubat 1999 tarihinde Molotov kokteyleri atmakla suçlayan bir iddianame  
yayınlamıştır. Başvuranların mahkum edilmesini, Türk Ceza Kanunu’nun 169. ve 264.  
maddeleri ile 3713 No.lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca hüküm giymelerini talep etmiştir.  
10 Mart 1999 tarihinde başvuranlar mevcut olmaksızın İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi huzurunda düzenlenen ilk duruşmada, sanıkların mevcudiyetini sağlamak için  
alınacak önlemler gibi usul hukukuna ait meselelere değinilmiştir.  
15 Nisan 1999 ve 15 Temmuz 1999 tarihleri arasında Mahkeme, ifadelerini polis  
gözetiminde tutuldukları sırada baskı altına vermiş olduklarını ileri süren üç duruşma  
düzenlemiştir.  
15 Temmuz 1999 tarihinde düzenlenen bir duruşmada Mahkeme, I.E’nin vekaleten  
alınan ifadesinin kendisine sunulmuş olduğunu belirtmiştir. Başvuranlar, Mahkeme’den  
ifadeyi dikkate almamasını istemişlerdir. Ayrıca, suçun gece işlenip işlenmediğinin açığa  
çıkması için olay mahallinde inceleme yapılmasını istemişlerdir. Son olarak Mahkeme’nin  
banka memurlarını tanık olarak dinlemesini istemişlerdir. Aynı gün, Mahkeme başvuranların  
taleplerini reddetmiştir. Cumhuriyet Savcısı, davanın esaslarına ilişkin başvuranlar  
aleyhindeki görüşlerini açıklamıştır. Sonraki duruşma, 2 Eylül 1999 tarihinde düzenlenmiştir.  
14 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen duruşmada İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi  
askeri hakiminin yerini sivil hakim almıştır. Mahkeme, başvuranların dava esaslarına ilişkin  
nihai görüşlerini dinlemiştir. Aynı gün İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları suçlu  
bulmuş ve üç yıl, elli beş ay, yirmi gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme, kararında  
olaylardan sonra hazırlanan raporların, başvuranların Sulh Hukuk Mahkemesi’ne verdiği  
ifadelere uygun olduğunu gözönünde bulundurmuştur.  
24 Şubat 2000 tarihinde Yargıtay, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
onamıştır.,  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, kendilerini yargılayan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde  
askeri bir hakimin yer alması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil  
şekilde yargılanmadıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır. Polis gözetiminde tutuldukları  
sırada baskı altına vermiş oldukları ifadelere dayanılarak mahkum edildiklerini ve davanın ilk  
aşamalarında avukat yardımı alamadıklarını belirtmişlerdir. Yerel mahkemenin, kendilerinin  
ayrıca bir soruşturma yapılmasına ilişkin taleplerini reddettiği hususunda şikayette  
bulunmuşlardır. Son olarak, Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün, kendilerine  
bildirilmediğini ve bu nedenle karşı görüşlerini sunma hakkından yoksun bırakıldıklarını ileri  
sürmüşlerdir. İddialarını, AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilen 6 §§ 1. ve 3.(b)  
maddelerine dayandırmışlardır:  
“1. Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul ... hakkaniyete uygun ve açık  
olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
...  
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:  
(b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; ...”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca başvuranların, davanın ilk aşamalarında  
avukat yardımı alamamalarına ilişkin şikayetleri hususunda altı ay kuralına uymadıklarını ileri  
sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranların hazırlık soruşturmasının bitiminden itibaren altı ay  
içerisinde AİHM’ye başvurularını sunmuş olmaları gerektiğini belirtmişlerdir.  
Başvuranlar, Hükümet’in iddiasını reddetmiştir.  
AİHM, daha önce Hükümet tarafından sunulmuş olan benzer bir hazırlık  
soruşturmasını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemektedir (bkz., Yavuzaslan/Türkiye,  
no. 53586/99, § 16, 22 Nisan 2004). AİHM sözkonusu davada yukarıda anılan davada varmış  
olduğu sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel gerekçeler olduğunu  
şünmemektedir.  
Bu nedenle, AİHM Hükümet’in ilk itirazını reddeder.  
Ayrıca, başvuranların şikayetlerinin, AİHS uyarınca karara bağlanmasının esaslarının  
incelenmesini gerektirdiği olaylara ve yasalara ilişkin karmaşık konuları ortaya çıkardığı  
kanısındadır. Bu nedenle AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça  
temelden yoksun olduğu sonucuna varmaktadır. Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar  
vermek için başka bir gerekçe saptanmamıştır.  
B. Dava Esasları  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı  
Hükümet özellikle askeri hakimin, dava sona ermeden önce değiştirilmesi nedeniyle  
başvuranların, üç sivil hakimden oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum  
edildiğini ileri sürmüştür.  
Başvuranlar, iddialarını yinelemiştir.  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi olarak görevlerini ifa eden askeri  
hakimlerin, bağımsızlıklarını sözkonusu merciiden aldıkları sonucuna varmıştır (bkz.  
Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 68; ve  
Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998, Raporlar 1998-VII, § 39). AİHM ayrıca Öcalan/Türkiye  
kararında (§§ 114, 115) bir askeri hakimin ilgili cezai takibatta etkinliğini korumaya devam  
eden ara kararların birinde veya daha fazlasında yer alması durumunda, karar verilmeden  
önceki dava aşamasında askeri hakim yerine sivil bir hakimin getirilmesinin, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde izlenen usulün, başvuranın endişesini giderdiğinin tespit edilmemesi halinde,  
mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususundaki endişesini de gidermediği sonucuna  
varmıştır.  
Sözkonusu davada AİHM, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde yer alan  
askeri hakimin ancak, davanın esaslarına ilişkin son duruşmada değiştirilmiş olduğunu  
gözlemlemektedir (bkz. paragraf 13). Bu süreçten önce yerel mahkeme birçok kez  
başvuranları ve Cumhuriyet Savcısı’nın esaslara ilişkin görüşlerini dinlemiştir. 15 Temmuz  
1999 tarihinde başvuranların, ayrıca bir soruşturma yapılmasına ilişkin talebini reddetmiştir.  
10 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen son duruşmada, nihai karar verilmeden önce son kez  
başvuranların görüşleri ve Cumhuriyet Savcısı dinlenmiştir.  
Bu koşullar altında AİHM, askeri hakimin dava sona ermeden önce değiştirilmesinin,  
başvuranların mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin endişelerini gidermediği  
kanısındadır (bkz., karşı dava, Ceylan/Türkiye (karar), no. 68953/01, AİHM 2005-... ve Sevgi  
Yılmaz/Türkiye (karar), no. 62230/00, 20 Eylül 2005).  
Dolayısıyla, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Yargılamanın adilliği  
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil şekilde yargılanma  
hakkının ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, AİHS’nin 6. maddesi bağlamında yargılamanın  
adilliği hususundaki diğer şikayetleri incelemenin gerekli olduğuna kanısına varmaktadır  
(bkz., Ülkünç ve Güneş/Türkiye, no. 42775/98, § 26, 18 Aralık 2003).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
AİHM, AİHM İçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca herhangi bir adil tazmin talebinin,  
listelenmesi ve başvuranların esaslara ilişkin görüşlerinin sunulması için belirlenen zaman  
limiti içerisinde ilgili belgelerle birlikte yazılı olarak sunulması gerektiğini ve sözkonusu  
gereklere uyulmaması halinde Heyet’in talebi kısmen veya tamamen reddedeceğini  
belirtmektedir.  
Sözkonusu davada 22 Mart 2006 tarihinde başvuranlardan adil tazmin taleplerini  
sunmaları istenmiştir. Belirtilen zaman limiti içerisinde iddialarına sunmamışlar ve sürenin  
uzatılmasını da talep etmemişlerdir. 41. maddeye ilişkin talepleri, 18 Temmuz 2006 tarihinde  
dosyalanmıştır. AİHM ayrıca uygulamasının, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsız ve  
tarafsız olmamaları nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edildiği  
davalarda manevi tazminat verilmesine karar vermek olmadığını gözlemler.  
Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca tazminat  
ödenmesine karar vermez.  
Ancak AİHM, sözkonusu davada olduğu gibi bir kişinin, AİHS’nin öngördüğü  
bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerini karşılamayan bir Mahkeme tarafından mahkum edildiği  
durumlarda, talep edildiği takdirde yeniden yargılama yapılmasının veya davanın yeniden  
açılmasının, ihlalin tazmini açısından uygun bir yol oluşturduğu kanısındadır (bkz. Öcalan, §  
210).  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,  
2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikayet  
hususunda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,  
3. AİHS’nin 6. maddesi bağlamında başvuranların diğer şikayetlerini değerlendirmenin  
gerekli olmadığına karar verir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 5 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.