CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
AVCI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:70417/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
27 HAZİRAN 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 70417/01 başvuru no’lu davanın nedeni, dört  
Türk vatandaşı Mesut Avci, Ümit Kanlı, Kenan Korkankorkmaz ve Berna Saygılı Ünsal’ın  
(Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 24 Mayıs 2001 tarihinde, Avrupa  
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
oldukları başvurudur.  
Kenan Korkankorkmaz ve Berna Saygılı Ünsal sırasıyla 4 ve 14 Haziran 2005  
tarihlerinde vefat etmişlerdir. Berna Saygılı Ünsal’ın ebeveynleri Tevfik Fikret Saygılı  
(babası) ve Necla Saygılı (anne) 24 Eylül 2005 tarihinde, başvuruyu devam ettirme niyetinde  
olduklarını dile getirmişlerdir. Aynı şekilde Kenan Korkankorkmaz’ın ailesi, Hasan  
Korkankorkmaz (erkek kardeşi), Hüsnü Korkankorkmaz (erkek kardeşi), Emine  
Korkankorkmaz (annesi) ve Şevket Korkankorkmaz (erkek kardeşi), kanuni mirasçıları olarak  
başvuruyu devam ettirmek istediklerini ileri sürmüşlerdir.  
Pratik nedenlerden dolayı, “başvuranlar” sıfatı, ilgili aile fertlerine verilmesi gerekse  
de, mevcut dava Kenan Korkankorkmaz ve Berna Saygılı Ünsal olarak adlandırılmaya devam  
edilecektir (Bkz. örneğin, Dalban-Romanya, no: 28114/95).  
Başvuranlar, avukat yardımından faydalanarak, İzmir Barosu avukatlarından İ.G.  
Kireçkaya tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Başvuranlar, Mesut Avci (M.A) 1967, Ümit Kanlı (Ü.K.) 1969, Kenan  
Korkankorkmaz (K.K.) 1973 ve Berna Saygılı Ünsal (B.Ü.) 1971 doğumludurlar.  
Başvuranlar, hapis cezalarını çektikleri sırada, sırasıyla 26 Eylül, 1 ve 15 Aralık ve 21  
Eylül 2000 tarihlerinde F Tipi Cezaevleri projesine karşı eylem kampanyası çerçevesinde  
açlık grevi başlatmışlardır.  
M.A. ve Ü.K. 19 Aralık 2000 tarihinde, İzmir Atatürk Hastanesi’ndeki tutuklulara  
ayrılan bölüme kaldırılmışlardır. Aynı şekilde B.Ü. 3 Şubat 2001 tarihinde ve K.K. 29 Mart  
2001 tarihinde kaldırılmışlardır. Verilen sağlık raporlarında yoğun bakım gerektiren sağlık  
durumlarının ciddiyet kazandığı belirtilmektedir.  
K.K., M.A., Ü.K. ve B.Ü, sırasıyla 9, 13, 14 ve 26 Nisan 2001 tarihlerinde, doktor  
raporu uyarınca aynı hastanenin acildeki yoğun bakım servisine nakledilmişlerdir. Doktor  
raporunda sağlık durumları nedeniyle tutuklulara ayrılan bölümde kalmalarının uygun  
olmayacağı belirtilmiş ve uygun bir bölümde tedavi görmeleri gerektiği salık verilmiştir.  
Başvuranlar, bu bölümde kaldıkları süre boyunca, ayak bileklerinden biriyle bir metrelik  
zincirle yatağa bağlanmışlardır. Hükümet’e göre, başvuranlar Jandarma Yönetmeliği’nin 51.  
maddesine uygun olarak zincirlenmişlerdir.  
Başvuranların temsilcileri, 18 Nisan 2001 tarihinde cezaevi yetkilileri ve açlık grevi  
yapan kişilerin tedavilerinden sorumlu doktorlar hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na  
şikayette bulunmuşlardır. Başvuranların temsilcileri, bilinci yerinde olmayan tutukluların  
2
zincirle bağlanmasının, AİHS’nin 3. maddesine aykırı bir muamele oluşturduğunu  
savunmuşlardır.  
Başvuranların temsilcileri, 2 Mayıs 2001 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcığı’na  
başvuruda bulunmuşlardır. Müvekkillerinin sağlık durumlarının kötüye gittiğini öne sürerek,  
kendilerini ziyaret etmek ve özel olarak şikayetlerini almak istediklerini belirtmişlerdir.  
Başvuranlar, 2001 yılının Mayıs ayında tutuklulara ayrılan bölüme nakledilmişlerdir.  
M.A., Ü.K. ve K.K. hakkında 31 Mayıs 2001 tarihinde, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun (CMUK) 399§1 ve 2 maddesi uyarınca işlem yapılmıştır. İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi (DGM) altı aylık bir süre için cezalarının infazının ertelenmesine karar vermiştir.  
Böylelikle aynı gün serbest bırakılmışlardır.  
4 Haziran 2001 tarihinde, sözkonusu hüküm gereğince B.Ü. hakkında da işlem  
yapılş ve aynı gün serbest bırakılmıştır.  
Buca Kaymakamı, 13 Haziran 2001 tarihli bir kararla, Cezaevi yönetiminde görevli  
jandarmalar aleyhinde inceleme başlatılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Yoğun  
bakım ünitesine kaldırılan tutuklu ve mahkumların ne kelepçelendiğini ne de zincirlendiğini  
belirtmiştir. İki jandarma, güvenliği ve tutukluların korunmasını sağlamak amacıyla odanın  
şında nöbet tutmaktaydı. Korunmayan odalara kaldırılan tutukluların, yatağın başına ayak  
bileklerinden zincirle bağlandıklarını belirtmiştir. Sözkonusu tedbirin, ulusal mevzuata uygun  
olarak ve kaçma girişimini engellemek amacıyla güvenlik gerekçesiyle alındığını açıklamıştır.  
Belirtilmeyen bir tarihte, bu karar başvuranlara tebliğ edilmiştir. Başvuranlar Bölge  
İdare Mahkemesi’ne bu karara karşı itiraz etmemişlerdir.  
İzmir Cumhuriyet Savcılığı, 17 Haziran 2003 tarihli iddianameyle, Türk Ceza  
Kanunu’nun (TCK) 245. maddesine dayanarak, kelepçeyi usulsüz bir şekilde kullanarak kötü  
muamele yaptıkları gerekçesiyle, sorumlu jandarmalar aleyhinde soruşturma açılmasını  
istemiştir.  
K.K. serbest bırakıldıktan sonra da evinde açlık grevi yapmaya devam etmiş ve 4  
Haziran 2005 tarihinde vefat etmiştir.  
Serbest bırakıldıktan sonra Almanya’ya kaçan B.Ü. 14 Haziran 2005 tarihinde,  
Türkiye’ye döndüğünde, Tunceli’de bulunan Mercan vadisinde PKK’lı teröristlere karşı  
yapılan askeri operasyon sırasında öldürülmüştür.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI HAKKINDA  
Hükümet, başvuranlar kaymakamlık kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi’ne  
başvuruda bulunmadıklarından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında  
bulunmuştur.  
Başvuranlar, bu argümana itiraz etmekte ve karar kendilerine tebliğ edildiğinde koma  
halinde olduklarını savunmaktadırlar.  
3
AİHM, 2 Aralık 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında, sözkonusu itirazın  
başvuranların şikayetlerinde ortaya konulan sorunlara yakından bağlı sorunları ortaya  
çıkardığını belirttiğini hatırlatmaktadır. Sonuç olarak bu itirazı esasla birleştirmeye karar  
vermiştir.  
AİHM, AİHS’nin 35§1 maddesinin, iddialar Sözleşme organlarına sunulmadan evvel,  
Sözleşmeci Devletlere aleyhlerinde iddia edilen ihlallerin telafi edilmesi olanağını sunduğunu  
hatırlatmaktadır (Bkz. örneğin, Hentrich-Fransa, 22 Eylül 1994 tarihli karar ve Remi-Fransa,  
23 Nisan 1996 tarihli karar). Böylece AİHM önüne getirilecek olan şikayet, en azından özü  
bakımından, öncelikle ilgili ulusal mahkemeler önünde ulusal hukukun şart koştuğu süre  
zarfında ve şekillerde ortaya konulmalıdır (Cardot-Fransa, 19 Mart 1991 tarihli karar).  
AİHM’ye göre, AİHS’nin 3. maddesi hükümlerine ilişkin şikayet konusunda, bir  
kimse bu madde hükümlerinin ihlaline dair savunulabilir bir iddiayı dile getirdiğinde, etkili  
başvuru kavramı, Devlet tarafından sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve  
cezalandırılmasına yönelik etkili ve derinlemesine araştırmaların yapılmasını gerektirmektedir  
(Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar ve Selmouni-Fransa, no:  
25803/94). Yoğun bakımda bulundukları halde hastanedeki yatağa zincirlenmeleri  
gerçeğinden yola çıkılarak başvuranların savunulabilir niteliği bulunan iddialarının, bu tarz bir  
soruşturma yürütülmesi için hem ileri sürülen olaylar hem de dava edilen kişilerin niteliği  
bakımından yeterince ciddi olduğuna kanaat getirmektedir.  
AİHM, başvuranların hastanede kaldıkları sırada görevli olan jandarmalar aleyhindeki  
iddianamenin İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından 17 Haziran 2003 tarihinde, yani olaydan  
iki yıl sonra verildiğini gözlemlemektedir. Ancak bu yargılamanın sonucu ile ilgili hiçbir bilgi  
AİHM’ye tebliğ edilmemiştir.  
Sonuç itibariyle AİHM, Hükümet tarafından öne sürülen iç hukuk yollarının  
tüketilmediğine yönelik itirazın kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.  
II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, açlık grevi yapmalarına ve bilinçlerinin yerinde olmamasına rağmen,  
kendilerinin hastane yatağına zincirle bağlanmalarının AİHS’nin 3. maddesine aykırı bir  
muamele teşkil ettiğini iddia etmektedirler.  
Hükümet, AİHS’nin 3. maddesinin bu davaya uygulanmasına itiraz etmekte ve dava  
konusu fiillerin gerekli asgari ciddiyet seviyesini geçmediğine dikkati çekmektedir. Hükümet,  
kelepçe takılması ve 3. maddenin ihlalinin bulunmadığı konularında AİHM’nin içtihadına  
göndermede bulunmaktadır (Herczegfalvy-Avusturya, 24 Eylül 1992 tarihli karar ve Raninen-  
Finlandiya, 16 Aralık 1997 tarihli karar). Ne olursa olsun, Hükümet JT-I Jandarma  
Yönetmeliği’nin 51. maddesi hükümlerinin öngördüğü kelepçe takılması olayı, bu davada,  
terör faaliyetleri nedeniyle mahkum edilen başvuranların tehlikeli olması durumu ile haklı  
gösterilebilir.  
Hükümet, başvuranların hastanede bulundukları koşullar konusunda, tutuklulara  
ayrılan hastanedeki ilgili bölümlerin güvenli olduğunu, demir parmaklıklarla kaplı kapı ve  
pencerelerinin bulunduğunu ve tutukluların bu alanın içinde serbestçe dolaşabildiklerini  
belirtmektedir. Hükümet, bu tutukluların sözkonusu alanın dışında, uygun tedavilerin  
4
yapılması amacıyla güvenli olmayan odalarda tutulduklarını açıklamaktadır. Tutuklular ayak  
bileklerinden yatakların başına kelepçelenmişlerdir. Ayrıca Hükümet, açlık grevi yapan bazı  
kişilerin tutuklulara ayrılan bölümde yer olmadığından dolayı güvenli olmayan odalara  
yerleştirildiklerine dikkati çekmektedir. Yoğun bakım servisinde kaldıkları süre içinde  
kelepçelenen başvuranlar da, aynı şekilde tutulu bulundurulmuşlardır.  
AİHM, AİHS’nin 3. maddesi alanına girmesi için, bir kötü muamelenin asgari ciddiyet  
seviyesine ulaşmasının gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu seviye, muamelenin süresi ile fiziksel  
ve ruhsal etkilerinin yanısıra, bazen mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davaya  
ilişkin verilerin tümüne bağlıdır (Bkz. özellikle Kudla-Polonya, no: 30210/96 ve Peers-  
Yunanistan, no: 28524/95).  
Uygulanan tedavinin amacını gözönüne almak ve özellikle kişiyi aşağılama ya da  
alçaltma isteğinin bulunup bulunmadığını değerlendirmek uygun olacaktır. Ancak böyle bir  
amacın bulunmaması, zorunlu olarak 3. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varılmasını  
sağlamayacaktır (Peers).  
Yasal bir tutukluluğa bağlı olduğu sürece kelepçe takılması durumu, normal olarak  
AİHS’nin 3. maddesi bakımından sorun yaratmamakta ve makul olarak gerekli olduğu  
şünülenin ötesinde ne bir güç kullanımına ne de teşhir cezasına yol açmaktadır. Bu  
bakımdan, özellikle kaçma, yaralama yada zarar verme (Raninen) riskinin yanısıra, nakil ve  
hastane ortamında tıbbi tedavi bağlamını da düşünmek önem arz etmektedir (Mouisel-Fransa,  
no: 67263/01).  
Ancak, AİHM, her davanın kendi koşullarına önem verdiğini ve davayı cezaevi ortamı  
şında, özellikle hastanelerde mahkumların bağlanmasının gerekliliğini değerlendirmek  
amacıyla olayları tek tek incelediğini hatırlatmaktadır (Henaf-Fransa, no: 65436/01).  
Bu davada AİHM, öncelikle tarafların olaylar konusunda hemfikir olduklarını tespit  
etmektedir. Başvuranlar hastanenin yoğun bakım servisinde tedavi edildikleri sırada  
yataklarına ayak bileklerinden zincirle bağlanmışlardır.  
AİHM, başvuranların tehlikeli olup olmaması konusunda ise, Hükümet görüşlerine  
eklenen sağlık raporlarından anlaşıldığı üzere, her birinin ölüm tehlikesi içinde komada  
olduğunu not etmektedir.  
Bundan dolayı AİHM, başvuranların hastanenin yoğun bakım servisinde bulundukları  
o halde, ki zaten jandarmalar başvuranların bulundukları odanın kapısında nöbet  
beklediklerinden, kaçabileceklerine inanmamaktadır.  
Sözüedilen Herczegfalvy davasında vardığı sonuç, yani “endişe verici” olduğu  
şünülen ancak sağlık gerekçeleri ile haklı gösterilen psikiyatri hastanesindeki zincirleme  
olayı konusunda, ne başvuranlara ters düşebilir ne de mevcut davaya da uygulayabilir.  
Gerçekten de mevcut davada, psikiyatrik bir hastanenin sözkonusu olmaması ve başvuranların  
bulunduğu sağlık durumu karşısında faklı bir bağlam içinde gerçekleşmiş olmasının dışında,  
hiçbir şey başvuranların zincire bağlanmalarını haklı göstermemektedir.  
Bu davada, AİHM, ilgililerin sağlık durumları ve gerçek bir kaçma riskinin  
bulunmadığı gözönüne alındığında, zincirle bağlama tedbirinin güvenlik gerekçeleri  
bakımından orantısız olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Henaf).  
5
AİHM, ulusal makamların, yoğun bakım servisinde bulundukları sırada başvuranlara  
karşı AİHS’nin 3. maddesi hükümleri ile bağdaşan bir muamelede bulunmadıkları  
görüşündedir. AİHM, bu davada yukarıda incelenen koşullarda zincirle bağlanma nedeniyle  
insanlık dışı bir muamelenin bulunduğu sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, ulusal makamların, şikayetlerinin ciddiliğine rağmen işlem  
yapmadıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar AİHS’nin 13. maddesini öne sürmektedirler.  
Hükümet, benzeri muamele mağduru olan kişilerin, AİHS tarafından şart koşulan  
etkililik ve ulaşılabilirlik derecesinde bulunan hukuki ve idari başvuru yollarına sahip  
olduklarını savunmaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS’nin yer verdiği şekliyle hak ve özgürlüklerini  
ileri sürmelerini sağlayan başvuru yolunun ulusal hukukta bulunmasını güvence altına aldığını  
hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bu hüküm, AİHS’ye dayandırılan “savunulabilir şikayetin”  
içeriğini incelemeye yetkili kılan iç hukuk yolunun bulunmasını şart koşmaktadır. Aynı  
şekilde bu hüküm tarafından getirilen yükümlülüklere uyum sağlama şekli konusunda  
Sözleşmeci Devletler, bir takım takdir payından faydalansalar bile, uygun telafi yollarını  
sunmak zorundadırlar. 13. maddeden doğan yükümlülüğün kapsamı başvuranın, AİHS’ye  
dayandırdığı şikayetin niteliğine göre değişmektedir. Ancak 13. maddenin gerektirdiği  
başvuru yolu, kanun kapsamında olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmalıdır. Öyle ki  
özellikle bu başvuru yolunun kullanılması, Savunmacı Devlet yetkililerinin fiilleri ya da  
ihmalkarlıkları nedeniyle haksız bir şekilde engellenmemelidir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık  
1996 tarihli karar, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1977 tarihli karar ve Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998  
tarihli karar).  
AİHM, başvuranlara hastanede bulundukları sırada yapılan muameleye ilişkin şikayet  
hakkında Savunmacı Devletin 3. madde bakımından sorumlu olduğuna hükmetmiştir. Bu  
şikayet bundan böyle AİHS’nin 13. maddesi bağlamında “savunulabilir” bir şikayettir.  
Bu davada, AİHM, Buca Kaymakamlığı’nın, 1 Haziran 2001 tarihinde, ulusal  
mevzuatı ve Jandarma Yönetmeliğini uygulayarak, jandarmalar aleyhinde soruşturma  
açmamaya karar verdiğini tespit etmektedir. Bu koşullarda başvuranlar, AİHS’nin 13.  
maddesi uyarınca etkili başvuru yoluna sahip olamazlardı.  
AİHM, İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nın da 17 Haziran 2003 tarihinde sorumlu  
jandarmalar aleyhinde sonucu bilinmeyen bir iddianame hazırladığını gözlemlemektedir.  
AİHM, yukarıda açıklananları gözönüne alarak, iç hukuk yollarının 13. madde  
uyarınca etkili olduklarının söylenemeyeceğine kanaat getirmektedir. Dolayısıyla bu davada  
bu hükmün ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
6
Başvuranlar maruz kaldıkları manevi zarar adı altında 40.000 Euro istemektedirler.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine ve ölen iki başvuranın  
mirasçılarına manevi zarar adı altında 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat  
getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar  
için 3.000 Euro istemektedirler. Başvuranlar bu amaçla hiçbir belge sunmamaktadırlar.  
Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.  
AİHM içtihadına göre, bir başvuran, ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda  
oldukları sürece masraf ve harcamaların karşılanmasını sağlayabilir. Bu davada, AİHM,  
elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak, yapılan bütün  
masraflar için 1.000 Euro’dan Avrupa Konseyi tarafından verilen adli yardım adı altında  
alınan 630 Euro düşürülerek kalan miktarın başvuranlara ortaklaşa ödenmesinin makul  
olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Hasan Korkankorkmaz, Hüsnü Korkankorkmaz, Emine Korkankorkmaz ve Şevket  
Korkankorkmaz’ın 4 Haziran 2005 tarihinde ölen başvuran Kenan Korkankorkmaz’ın yerine  
geçebileceklerine;  
2. Tevfik Fikret Saygılı ve Necla Saygılı’nın 14 Haziran 2005 tarihinde ölen Berna Saygılı  
Ünsal’ın yerine geçebileceklerine;  
3. İç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik Hükümet’in yaptığı itirazın reddine;  
4. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in:  
i. Mesut Avci ve Ümit Kanlı adlı başvuranların her birine ve başvuranlar Kenan  
Korkankorkmaz ve Berna Saygılı Ünsal’ın mirasçılarına manevi tazminat olarak  
1.000 (bin) Euro;  
7
ii. başvuranlara ortaklaşa masraf ve harcamalar için 1.000 ( bin ) Euro’dan adli  
yardım yoluyla Avrupa Konseyi’nden alınan 630 (altı yüz otuz) Euro  
şürülerek kalan miktarı;  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
gecikme faizi uygulanmasına;  
7. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 27 Haziran 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
8