Başvuranlar, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca davanın hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesi haklarının iki açıdan ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuşlardır: ilk olarak,
tazminat taleplerine ilişkin karar verilmesinde başvuranlara sözlü duruşma sağlanmamıştır;
ikinci olarak, başvuranlara, Cumhuriyet Savcısı’nın Yargıtay’a sunulan yazılı görüşüne ve
Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporuna yanıt verme imkanı tanınmamıştır.
Başvuranlar, ayrıca, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, kendilerine ödenen ve
mahkeme masraflarını da içeren tazminatın çok düşük olduğu konusunda şikayetçi
olmuşlardır.
AİHM, bu şikayetlerin 6 § 1. madde açısından incelenmesi gerektiğini
değerlendirmiştir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şöyledir:
“Herkes, …medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, …konusunda karar verecek olan,
…bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, …görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
AİHM, başvuranın, yerel nihai kararın yazılı bir örneğinin kendisine resen tebliğ
edilmesi yönünde hakkı bulunması durumunda, AİHS’nin 35 § 1. maddesinin en iyi, altı ay
süresinin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemesi şeklinde amacına ulaştığını
yinelemiştir (bkz. Worm –Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar). Öte yandan, iç hukukta
tebliğ hizmetinin olmadığı durumlarda, AİHM, nihai kararın verildiği tarihi başlangıç tarihi
olarak kabul etmeyi uygun bulmaktadır (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Seher Karataş –
Türkiye, no. 33179/96, 9 Temmuz 2002; Karatepe – Türkiye, no. 43924/98, 3 Nisan 2003).
Söz konusu davada, AİHS’nin 35 § 1. maddesi anlamı dahilinde “nihai karar”
Yargıtay’ın 30 Kasım 2001 tarihli kararıdır. Bu karar başvuranlara tebliğ edilmemiştir ve
başvuranlar AİHM’ye karardan haberdar oldukları tarihi bildirmemişlerdir. Ancak,
Yargıtay’ın kararı, kararın ilk derece mahkemesine gönderildiği tarih olan 16 Ocak 2002
itibarıyla başvuranlar ve avukatları için erişilebilir hale gelmiştir (bkz., özellikle, Ertuğrul
Kılıç – Türkiye, no 38667/02, 4 Ekim 2005).
Başvuranların AİHM’ye ilk başvuruları 28 Mart 2001 tarihli olsa da bu başlık
altındaki şikayetleri ilk olarak 29 Ekim 2002 tarihli ek başvuru formunda belirtilmiştir.
AİHM, kendisine yargılama süresinde yeni bir şikayetin ilk kez sunulması halinde, söz
konusu şikayet fiilen sunulmadığı takdirde altı ay süresine ara verilmediğini yinelemiştir (bkz.
Sarl Aborcas ve Borowik – Fransa, no. 59423/00, 10 Mayıs 2005 ve Loyen – Fransa, no.
46022/99, 27 Nisan 2000).
Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM, AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesine uygun
olarak, başvurunun bu kısmının altı ay kuralına uyulmaması gerekçesiyle reddedilmesi
gerektiğini değerlendirmiştir.
II. 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, kendilerine ödenmesine karar verilen tazminatı ödemekte ulusal
makamların gecikmesi konusunda şikayetçi olmuşlardır. Şikayetlerini 1 No.’lu Protokol’ün 1.
maddesine dayandırmışlardır. Söz konusu madde şöyledir:
2