COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
AYDIN VE ŞENGÜL – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 75845/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Necati Aydın ve Ercan Şengül (“başvuranlar”) isimli  
iki Türk vatandaşı tarafından, 28 Mart 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yapılan başvurudan (no. 75845/01) kaynaklanmaktadır.  
Başvuranlar, İzmir Barosu’na bağlı avukat O.K. Cengiz tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1972 ve 1962 doğumludurlar ve İzmir’de yaşamaktadırlar.  
Haklarındaki cezai işlemler zarfında, başvuranlar, 7 Mart 2000 ve 30 Mart 2000  
tarihleri arasında tutuklu yargılanmışlardır.  
Beraat kararını müteakip, başvuranlar, 13 Temmuz 2000 tarihinde Bergama Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne başvurmuşlar ve kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat  
verilmesine ilişkin 466 sayılı Kanun’a uygun olarak maddi ve manevi tazminat talebinde  
bulunmuşlardır.  
12 Şubat 2001 tarihinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak,  
başvuranların her birine 86.801.820 Türk Lirası (yaklaşık 51 Euro) maddi tazminat ve  
500.000.000 Türk Lirası (yaklaşık 300 Euro) manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
Ayrıca, ceza mahkemesinde yapılan mahkeme masraflarına karşılık başvuranlara belli bir  
miktar ödenmesine karar vermiştir. Ancak, mahkeme, başvuranların faiz talebi yönünde karar  
vermemiştir.  
30 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay, bir hesaplama hatasını düzeltmiş ve ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar başvuranlara tebliğ edilmemiş; ancak, 16 Ocak  
2002 tarihinde ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. Başvuranlar, söz konusu karardan  
haberdar oldukları tarihi bildirmemişlerdir.  
8 Mayıs 2002 tarihinde, başvuranlar, İzmir Bölgesi Mali İşler Müdürlüğü’ne  
başvurmuşlar ve tazminatlarının ödenmesini talep etmişlerdir. Yetkililer, gereken miktarı 11  
Aralık 2002 tarihinde ödemişlerdir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
1
Başvuranlar, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca davanın hakkaniyete uygun ve açık olarak  
görülmesi haklarının iki açıdan ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuşlardır: ilk olarak,  
tazminat taleplerine ilişkin karar verilmesinde başvuranlara sözlü duruşma sağlanmaştır;  
ikinci olarak, başvuranlara, Cumhuriyet Savcısı’nın Yargıtay’a sunulan yazılı görüşüne ve  
Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporuna yanıt verme imkanı tanınmamıştır.  
Başvuranlar, ayrıca, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, kendilerine ödenen ve  
mahkeme masraflarını da içeren tazminatın çok düşük olduğu konusunda şikayetçi  
olmuşlardır.  
AİHM, bu şikayetlerin 6 § 1. madde açısından incelenmesi gerektiğini  
değerlendirmiştir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şöyledir:  
“Herkes, …medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, …konusunda karar verecek olan,  
…bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, …görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
AİHM, başvuranın, yerel nihai kararın yazılı bir örneğinin kendisine resen tebliğ  
edilmesi yönünde hakkı bulunması durumunda, AİHS’nin 35 § 1. maddesinin en iyi, altı ay  
süresinin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemesi şeklinde amacına ulaşğını  
yinelemiştir (bkz. Worm –Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar). Öte yandan, iç hukukta  
tebliğ hizmetinin olmadığı durumlarda, AİHM, nihai kararın verildiği tarihi başlangıç tarihi  
olarak kabul etmeyi uygun bulmaktadır (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Seher Karataş –  
Türkiye, no. 33179/96, 9 Temmuz 2002; Karatepe – Türkiye, no. 43924/98, 3 Nisan 2003).  
Söz konusu davada, AİHS’nin 35 § 1. maddesi anlamı dahilinde “nihai karar”  
Yargıtay’ın 30 Kasım 2001 tarihli kararıdır. Bu karar başvuranlara tebliğ edilmemiştir ve  
başvuranlar AİHM’ye karardan haberdar oldukları tarihi bildirmemişlerdir. Ancak,  
Yargıtay’ın kararı, kararın ilk derece mahkemesine gönderildiği tarih olan 16 Ocak 2002  
itibarıyla başvuranlar ve avukatları için erişilebilir hale gelmiştir (bkz., özellikle, Ertuğrul  
Kılıç – Türkiye, no 38667/02, 4 Ekim 2005).  
Başvuranların AİHM’ye ilk başvuruları 28 Mart 2001 tarihli olsa da bu başlık  
altındaki şikayetleri ilk olarak 29 Ekim 2002 tarihli ek başvuru formunda belirtilmiştir.  
AİHM, kendisine yargılama süresinde yeni bir şikayetin ilk kez sunulması halinde, söz  
konusu şikayet fiilen sunulmadığı takdirde altı ay süresine ara verilmediğini yinelemiştir (bkz.  
Sarl Aborcas ve Borowik – Fransa, no. 59423/00, 10 Mayıs 2005 ve Loyen – Fransa, no.  
46022/99, 27 Nisan 2000).  
Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM, AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesine uygun  
olarak, başvurunun bu kısmının altı ay kuralına uyulmaması gerekçesiyle reddedilmesi  
gerektiğini değerlendirmiştir.  
II. 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, kendilerine ödenmesine karar verilen tazminatı ödemekte ulusal  
makamların gecikmesi konusunda şikayetçi olmuşlardır. Şikayetlerini 1 No.’lu Protokol’ün 1.  
maddesine dayandırmışlardır. Söz konusu madde şöyledir:  
2
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini  
isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen  
koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun  
bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak  
kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının  
ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları  
hakka halel getirmez.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuranların, AİHS’nin 35 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi iç hukuk  
yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür. Zira başvuranlar, AİHM’ye başvurularını tazminat  
işlemleri kesinleşmeden önce sunmuşlardır. Ayrıca, tazminat ödemesinin yapılması için  
başvuranların İcra Daire’sine başvurmuş olmaları gerektiğini iddia etmiştir.  
Başvuranlar daha önceki ifadelerini yinelemişlerdir.  
AİHM, ilk olarak, başvuranların bu başlık altındaki şikayetlerinin AİHM’ye 29 Ekim  
2002 tarihinde, yani tazminat işlemlerinin kesinleşmesinden sonra sunulmuş olduğunu  
gözlemlemiştir. AİHM, ayrıca, önceki davalarda, Hükümet’in kararın infazı için İcra  
Daire’sine başvurulmamasına ilişkin şikayetlerini incelemiş olduğunu ve reddettiğini  
anımsaştır (bkz., özellikle, Dildar – Türkiye, no. 77361/01, 12 Aralık 2006; Mehmet Sait  
Kaya – Türkiye, no. 17747/03, 25 Temmuz 2006). AİHM, bu davada, yukarıda belirtilen  
başvurulardaki kararlardan sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Bu nedenle,  
Hükümet’in bu başlık altındaki itirazlarını reddetmiştir.  
AİHM, bu şikayetin, AİHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmiştir.  
Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
Hükümet başvuranların iddialarına karşı çıkmıştır. Özellikle, başvuranların, 8 Mayıs  
2002 tarihinde yetkililere verdikleri dilekçede tazminatlarına faiz uygulanması talebinde  
bulunabileceklerini ileri sürmüştür.  
Başvuranlar önceki ifadelerini yinelemişlerdir.  
AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan bazı davalarda 1 No.’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemiştir (bkz., özellikle, Ertuğrul  
Kılıç – Türkiye, no. 38667/02, 12 Aralık 2006).  
AİHM, söz konusu davayı incelemiş ve yukarıda belirtilen davadaki kararından  
sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Zira yaklaşık on iki ay süresince  
başvuranların lehinde verilen kararı yerine getirmeyerek ve aynı zamanda söz konusu  
gecikme için tazminata gecikme faizi uygulamayarak, yerel makamlar, başvuranların alma  
beklentisi içinde olmuş olabilecekleri parayı almalarını engellemiştir.  
3
Dolayısıyla, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuranların her biri 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir. Maddi tazminat  
talebinde bulunmamışlardır.  
Hükümet, başvuranlar tarafından talep edilen miktara itiraz etmiştir.  
AİHM, başvuranların uğradığı herhangi bir manevi zarara karşı ihlal tespitinin tek  
başına yeterli tazmin oluşturduğunu değerlendirmiştir (bkz., yukarıda anılan, Ertuğrul Kılıç).  
Bu nedenle, bu başlık altındaki talepleri reddetmiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuranlar, ayrıca, herhangi bir gerekçe göstermeden mahkeme masraflarına karşılık  
5.000 Euro talep etmişlerdir.  
Hükümet başvuranlar tarafından talep edilen miktara itiraz etmiştir.  
Başvuranlar Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin gerektirdiği gibi mahkeme  
masraflarına ilişkin olarak bir gerekçe sunmadıkları için AİHM bu başlık altında tazminat  
ödenmemesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvuranlara ödenmesine karar verilen tazminat miktarının yerel yetkililer tarafından  
ödenmesindeki gecikmeye ilişkin şikayetin kabuledilebilir olduğuna; başvurunun geri  
kalanının kabuledilmez olduğuna;  
2. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Herhangi bir manevi zarara karşı ihlal tespitinin yeterli tazmin oluşturduğuna;  
4
4. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalanının reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Stanley NAISMITH  
Zabıt Katibi Yardımcısı  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan  
5