CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
BARMAKSIZ -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:1004/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
2 Mart 2010  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1004/03) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı  
Bülent Barmaksız’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Ocak 2003 tarihinde  
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından G.Tuncer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1965 doğumludur ve Bolu’da ikamet etmektedir.  
2003 yılında başvuran İzmir F Tipi Cezaevi’ne nakledilmiştir.  
21 Nisan 2004 tarihinde, cezaevi müdürü, müdür yardımcısı, eğitmeni, doktoru, sosyal  
hizmetler uzmanı, psikolog, cezaevi atölye görevlisi ve gardiyanlardan oluşan cezaevi disiplin  
komisyonu, beş günlük açlık grevine katılmaları nedeniyle başvuran ve cezaevindeki birkaç  
arkadaşını, Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 58,  
126 ve 160. maddeleri uyarınca bir ay süreyle yazışma hakkından mahrum bırakılmaları  
cezasına çarptırmıştır.  
Başvuran tarafından yapılan itirazlar, sırasıyla 7 Mayıs ve 26 Mayıs 2004 tarihlerinde önce  
ceza infaz hakimliği ardından ağır ceza mahkemesi tarafından reddedilmiştir.  
Sözkonusu mahkemeler de disiplin komisyonunun yaptığı gibi incelemelerini sadece dosya  
üzerinden gerçekleştirmişlerdir.  
Ayrıca başvuran, altı ay süreyle ziyaretçiden yoksun bırakılma ile altı ay süreyle telefon  
görüşmelerinden yoksun bırakılmaya ilişkin ikinci bir cezaya mahkum edildiğini ifade  
etmektedir. Başvurana göre, uygulamada otomatik olarak yazışmadan yoksun bırakılmaya  
ilişkin cezayı tamamlayan cezalar sözkonusudur.  
Ayrıca başvuran, üzerinde “görüldü” ibaresi bulunan 27 Ağustos 2004 tarihli bir mektubu  
avukatına göndermiştir. Mektubun içeriği özellikle AİHM önünde bulunan işbu başvuru, açlık  
grevi nedeniyle başvurana uygulanan disiplin tedbirlerinin keyfi niteliği ve cezasının infazına  
ilişkin tedbirler ile ilgiliydi. Ancak dosya, mektubun avukata gönderilip gönderilmediğine  
veya başvurana iade edilip edilmediğine dair hiçbir belge içermemektedir.  
HUKUK  
I. İHTİLAFIN KONUSU  
AİHM, 23 Ekim 2007 tarihli kısmi kabuledilebilirlik kararına atıfta bulunmaktadır ve  
yargılamanın sözkonusu safhasında inceleme aşağıdaki şikayetlere ilişkin olacaktır:  
2
AİHS’nin 8. maddesine atıfta bulunarak, başvuran, 27 Ağustos 2004 tarihinde avukatına  
gönderilen mektuplardan birinin üzerinde bulunan “görüldü” damgasını temel alarak, Ceza ve  
İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 144. maddesi uyarınca  
avukatı ile yaptığı yazışmada denetime maruz kalmaktan şikayetçidir.  
Başvuran, aynı Tüzüğün 147. maddesinde söz edilen disiplin komisyonu ile sözkonusu  
komisyonun kararlarını denetleyen ceza infaz hakimliği ve ağır ceza mahkemesi gibi adli  
organların kararının hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçidir; AİHS’nin 6/1 maddesine  
atıfta bulunarak, başvuran, sözkonusu mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmamasından  
şikayetçidir.  
II. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, cezaevi yetkililerinin düzenli bir biçimde avukatı ile yaptığı yazışmayı kontrol  
etmelerinin, AİHS’nin 8. maddesi ile öngörülen yazışma özgürlüğüne saygı hakkını  
kullanımında kendisini haksız bir müdahalenin mağduru yapmasında etkisi olduğunu iddia  
etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesine atıfta bulunarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğini  
savunmaktadır. Koç-Türkiye (başvuru no: 39862/02, 1 Şubat 2005) kararına atıfta bulunan  
Hükümet, başvuranın şikayetini, ceza infaz hakimliği ve ağır ceza mahkemesi önünde sunmuş  
olması gerektiği kanaatindedir.  
AİHM, Hükümet tarafından belirtilen kararın, Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve  
Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesi ile öngörüldüğü şekliyle disiplin tedbirleri ile  
yazışmalara getirilen kısıtlamalara ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Oysa mevcut davada  
sözkonusu olan hüküm, sadece resmi organlara gönderilen başvurular dışında tutukluların  
alıcılara gönderdiği veya kendilerine gönderilen her mektubun cezaevi yönetimi tarafından  
kontrol edilmesini öngören aynı Tüzüğün 144. maddesidir. AİHM, olayların meydana geldiği  
dönemde yürürlükte olan mevzuata göre, bir avukat ile yapılan yazışma, düzenli olarak  
kontrol edilen mektuplar arasında yer aldığı sonucunu çıkarmaktadır. Yasa koyucu sözkonusu  
yazışma kategorisinin, kontrol kuralının istisnaları arasında olduğunu öngörmediğinden  
AİHM, açık ve genel bir hüküm karşısında ceza infaz hakimliğinin, başvuranın şikayetini  
incelemede hiçbir takdir payına sahip olamayacağı sonucuna ulaşmaktadır (Tsonyo-Tsonev-  
Bulgaristan, başvuru no: 33726/03, 1 Ekim 2009).  
Dolayısıyla Hükümet tarafından belirtilen başvuru yolu, sözkonusu Tüzüğün 144. maddesi ile  
öngörülen kontrole ilişkin etkili bir başvuru yolu olarak düşünülemez. Bu itibarla, AİHM, iç  
hukuk yollarının tüketilmediği kapsamında Hükümet’in yapmış olduğu itirazı reddetmektedir.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
3
B. Esas  
Başvuran, avukatı ile yaptığı yazışmanın düzenli olarak ve haksız yere kontrol edilmesinden  
şikayetçidir.  
Hükümet, sözkonusu kontrolün, bu yazışmanın, terör eylemlerine, terörizme teşvik eden  
söylemlere veya kaçış planlarına ilişkin bilgiler içerme tehlikesiyle haklı kılındığını  
savunmaktadır. Hükümet, uygulamada, kontrol edilen mektupların, suç niteliği taşıyan  
unsular içermemesi durumunda alıcısına gönderildiğini, bu tarz unsurlar içermesi durumunda  
ise mektup sahibine iade edildiğini belirtmektedir.  
Hükümet, başvuranın cezaevi yönetmeliğine aykırı çok sayıda eylemde bulunduğunu ve  
başvuranın, yasadışı bir örgütle ilişkisini sürdürdüğünü sözlerine eklemiştir.  
Hükümet, başvuranın avukatı ile yaptığı yazışmaya yönelik ihtilaf konusu müdahalenin  
cezaevi kurallarının ve kamu düzeninin sürdürülmesi ile haklı kılındığı kanaatindedir.  
Belge olarak Hükümet, ilke olarak tutuklularla avukatlarının yazışmalarının kontrol  
edilmemesini öngören ve 2006 yılından beri yürürlükte olan yeni Tüzüğün 91. maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
AİHM, müdahalenin varlığının ve Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların  
İnfazına Dair Tüzüğünün 144. maddesi ile iç hukukta açık ve öngörülebilir yasal bir dayağı  
bulunduğunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını belirtmektedir.  
AİHM, AİHM’e göre, teoride, AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca bir tutuklunun yazışmasının  
kontrol edilmesinin, özellikle “ulusal güvenliğin” korunmasını, “düzenin korunmasının”  
sağlanmasını veya “cezai suçların önlenmesini” amaçlayan meşru amaçları izlemesinin  
kabuledilebilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Erdem-Almanya, başvuru  
no: 38321/97). Bununla birlikte AİHM, mevcut davada, ihtilaflı kısıtlamayı öngören hükümde  
sözkonusu meşru amaçların yer almadığını gözlemlemektedir.  
Oysa içtihadında ifade edildiği şekliyle bir tutukluyla avukatının yazışmasının kontrolüne  
ilişkin ilkeler ışığında (bkz, diğerleri arasından Campell-Birleşik Krallık, 25 Mart 1992 ve  
Golder-Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975) AİHM, amacı ne olursa olsun, bir avukat ile  
yazışmanın AİHS’nin 8. maddesi uyarınca ayrıcılıklı bir statüden faydalandığını  
belirtmektedir. Dolayısıyla cezaevi veya başka birinin güvenliğini tehdit eden veya başka bir  
biçimde suç teşkil eden nitelikte olan mektubun içeriği ile ilgili olarak yetkililer ayrıcalığın  
kötüye kullanıldığı değerlendirmesinde bulunmada haklı olsalar dahi, bir tutuklunun  
avukatına gönderdiği veya avukatından aldığı bir mektubun okunmasına ancak istisnai  
koşullarda izin verilmesi gerekirdi (bkz, örneğin, Kepeneklioğlu-Türkiye, başvuru no:  
73520/01, 23 Ocak 2007, sözü edilen Campbell, Erdem-Almanya, başvuru no: 38321/97).  
Her ne koşulda olursa olsun sözkonusu ayrıcalığın ilgaları, kötüye kullanmaya karşı yerinde  
ve yeterli güvenceler altına alınmalıdır (sözü edilen, Erdem).  
Mevcut davada, AİHM, ilgili dönemde, Türk mevzuatının, kamu kuruluşlarına gönderilen  
mektuplar haricinde, sıradan bir yazışma veya avukatla yapılan yazışma ayrımı yapmaksızın,  
tutuklular tarafından gönderilen ve alınan mektupların kontrolünü ve açılmasını öngördüğünü  
4
belirtmektedir. Sözkonusu kontrol, düzenli olarak, cezaevleri idaresi tarafından, süre  
kısıtlaması yapılmadan, istisnai her durumda gerekliliği gerekçelendirilmeden ve bağımsız bir  
merci tarafından kontrol edilmeden gerçekleştirilmiştir (sözü edilen Tsonyo Tsonev).  
Yapılan kontrollerin yoğunluğunu ve kötüye kullanmaya karşı yeterli güvencelerin  
bulunmayışını göz önüne alan AİHM, aralarında avukatıyla yaptığı yazışmalarında bulunduğu  
başvuranın mektuplarının tamamının kontrol edilmesinin ve açılmasının, içtihadı uyarınca  
“zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığını” ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğunu kabul  
edememektedir. Hükümet tarafından belirtilen gerekçeler hiçbir şekilde gerçekliği ile ortaya  
koymamakta ve her ne koşulda olursa olsun sözkonusu gerekçeler, böyle yoğun bir kontrolü  
haklı kılacak nitelikte değildir (a contrario, Erdem).  
Bu itibarla AİHM, AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.  
III. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, sadece dosya üzerinden inceleme  
yapmakla ve tutukluların taleplerini hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekle suçladığı  
cezaevi disiplin komisyonunda, ceza infaz hakimliğinde ve ağır ceza mahkemesinde yapılan  
yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçidir. Ayrıca başvuran, davasını gören  
mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmamasından da şikayetçidir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesi ile öngörüldüğü şekli ile altı ay süresine riayet  
edilmediğini savunmaktadır. Hükümet, sözkonusu sürenin, infaz hakimliğinin karar tarihi  
olan 21 Nisan 2004 tarihinden itibaren işlemeye başladığını belirtmektedir.  
Başvuranın şikayeti düzenleme biçimi ile Gülmez kararına atıfta bulunan AİHM, sözkonusu  
şikayet için dies a quo oluşturan tarihlerin 7 ve 26 Mayıs 2004 tarihli ağır ceza mahkemesinin  
karar tarihleri olduğu kanaatindedir. 1 Kasım 2004 tarihinde sunulan şikayet, AİHS’nin 35/1  
maddesinin öngördüğü şekli ile altı ay süresine riayet etmektedir.  
Bu itibarla AİHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir. AİHS’nin 35. maddesinin 3.  
paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca,  
başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu  
nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Yargılamanın hakkaniyeti  
Hükümet, mevcut davada AİHS’nin 6/1 maddesinin uygulanabilir olmadığı kanaatindedir ve  
başvuranın adil yargılanmadan yararlandığını ileri sürmektedir.  
Sözü edilen Gülmez kararına atıfta bulunan AİHM, Gülmez kararı ile işbu başvuru arasındaki  
koşulların farklı olması, sözü edilen kararda benimsenen çözümden farklı bir çözümü haklı  
kılmadığı kanaatindedir. AİHM, Gülmez kararında, başvuranın belirttiği yargılamaya benzer  
5
yargılamaların hakkaniyeti ile ilgili olarak süregelen nitelikte bir sorunun mevcut olduğu  
sonucuna ulaşştır (bkz, sözü edilen Gülmez).  
Bu itibarla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. İlgili mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında ulaşğı ihlal tespiti göz önüne alındığında AİHM, işbu  
başvuruyla sözkonusu hüküm kapsamında ortaya konan asıl hukuki sorunu incelediği  
kanaatindedir (Aksoy (Eroğlu) – Türkiye, başvuru no: 59741/00, 31 Ekim 2006, Sadak ve  
diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, 2007 ve  
Uzun-Türkiye, başvuru no: 37410/97, 12 Nisan 2007). Dava konusu olayların ve tarafların  
argümanlarının tamamı göz önüne alındığında, AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında  
yapmış olduğu şikayetlerin geri kalanını ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASININ HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, 25.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz olduğu kanaatindedir.  
Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana 2.400 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
AİHM, mevcut davada, tutukluların avukatlarıyla yazışmalarının sansürlenmesi hususunda,  
çatışan çıkarların adil bir dengesini sağlamak için cezaevi veya adli makamların takdir  
yetkilerini hiçbir şekilde belirlemeyen ulusal düzenlemede öngörülen müdahalenin sınırlı ve  
gerekçelendirilmiş bir nitelik taşımaması nedeniyle AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna ulaşğını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM, tespit edilen ihlalin giderilmesi için  
en uygun yolun, ilgili iç hukuk hükümlerini AİHS’nin 8. maddesine uygun hale getirmek  
olduğuna dair benzer davalarda ulaşğı sonucu hatırlatmaktadır (Tan-Türkiye, başvuru no:  
9460/03, 3 Temmuz 2007).  
B. Yargılama masraf ve gideri  
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 16.200 TL (yaklaşık 8.500 Euro) talep etmektedir. Başvuran, toplam 81 saat olan  
avukatlık çalışma saati dökümünü, harcamaların dökümünü (posta, fotokopi ve çeviri) ile  
başvuran tarafından avans olarak ödenecek 500 Euro ile 200 Euro’luk avukatlık ücret  
tarifesini gösteren avukatı ile imzaladığı sözleşmeyi belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM içtihadına göre bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, sunulan ayrıntılı belgelerden, işbu başvurunun hazırlanması için başvuranın  
kesinlikle masraf ve harcamalar yaptığı sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla AİHM,  
6
başvurana Avrupa Konseyi tarafından ödenen 850 Euro’luk adli yardım düşülerek 1.500 Euro  
yargılama masraf ve gideri ödenmesine hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine (yargılamanın hakkaniyeti);  
4. AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikayetin geri kalan kısmını incelemeye gerek  
olmadığına;  
5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;  
i. her türlü vergiden muaf tutularak 2.400 Euro (iki bin dört yüz Euro) manevi tazminat  
ii. her türlü vergiden muaf tutularak ve Avrupa Konseyi tarafından başvurana ödenen 850  
Euro düşürülerek 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) yargılama masraf ve gideri  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 02 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
7