B. Esas
Başvuran, avukatı ile yaptığı yazışmanın düzenli olarak ve haksız yere kontrol edilmesinden
şikayetçidir.
Hükümet, sözkonusu kontrolün, bu yazışmanın, terör eylemlerine, terörizme teşvik eden
söylemlere veya kaçış planlarına ilişkin bilgiler içerme tehlikesiyle haklı kılındığını
savunmaktadır. Hükümet, uygulamada, kontrol edilen mektupların, suç niteliği taşıyan
unsular içermemesi durumunda alıcısına gönderildiğini, bu tarz unsurlar içermesi durumunda
ise mektup sahibine iade edildiğini belirtmektedir.
Hükümet, başvuranın cezaevi yönetmeliğine aykırı çok sayıda eylemde bulunduğunu ve
başvuranın, yasadışı bir örgütle ilişkisini sürdürdüğünü sözlerine eklemiştir.
Hükümet, başvuranın avukatı ile yaptığı yazışmaya yönelik ihtilaf konusu müdahalenin
cezaevi kurallarının ve kamu düzeninin sürdürülmesi ile haklı kılındığı kanaatindedir.
Belge olarak Hükümet, ilke olarak tutuklularla avukatlarının yazışmalarının kontrol
edilmemesini öngören ve 2006 yılından beri yürürlükte olan yeni Tüzüğün 91. maddesine
atıfta bulunmaktadır.
AİHM, müdahalenin varlığının ve Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların
İnfazına Dair Tüzüğünün 144. maddesi ile iç hukukta açık ve öngörülebilir yasal bir dayağı
bulunduğunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını belirtmektedir.
AİHM, AİHM’e göre, teoride, AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca bir tutuklunun yazışmasının
kontrol edilmesinin, özellikle “ulusal güvenliğin” korunmasını, “düzenin korunmasının”
sağlanmasını veya “cezai suçların önlenmesini” amaçlayan meşru amaçları izlemesinin
kabuledilebilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Erdem-Almanya, başvuru
no: 38321/97). Bununla birlikte AİHM, mevcut davada, ihtilaflı kısıtlamayı öngören hükümde
sözkonusu meşru amaçların yer almadığını gözlemlemektedir.
Oysa içtihadında ifade edildiği şekliyle bir tutukluyla avukatının yazışmasının kontrolüne
ilişkin ilkeler ışığında (bkz, diğerleri arasından Campell-Birleşik Krallık, 25 Mart 1992 ve
Golder-Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975) AİHM, amacı ne olursa olsun, bir avukat ile
yazışmanın AİHS’nin 8. maddesi uyarınca ayrıcılıklı bir statüden faydalandığını
belirtmektedir. Dolayısıyla cezaevi veya başka birinin güvenliğini tehdit eden veya başka bir
biçimde suç teşkil eden nitelikte olan mektubun içeriği ile ilgili olarak yetkililer ayrıcalığın
kötüye kullanıldığı değerlendirmesinde bulunmada haklı olsalar dahi, bir tutuklunun
avukatına gönderdiği veya avukatından aldığı bir mektubun okunmasına ancak istisnai
koşullarda izin verilmesi gerekirdi (bkz, örneğin, Kepeneklioğlu-Türkiye, başvuru no:
73520/01, 23 Ocak 2007, sözü edilen Campbell, Erdem-Almanya, başvuru no: 38321/97).
Her ne koşulda olursa olsun sözkonusu ayrıcalığın ilgaları, kötüye kullanmaya karşı yerinde
ve yeterli güvenceler altına alınmalıdır (sözü edilen, Erdem).
Mevcut davada, AİHM, ilgili dönemde, Türk mevzuatının, kamu kuruluşlarına gönderilen
mektuplar haricinde, sıradan bir yazışma veya avukatla yapılan yazışma ayrımı yapmaksızın,
tutuklular tarafından gönderilen ve alınan mektupların kontrolünü ve açılmasını öngördüğünü
4