CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
Batı ve Diğerleri - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:33097/96 ve 57834/00)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
İŞLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:33097/96 ve 57834/00) başvuru no’lu  
davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl,  
Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Cemal Bozkurt, Devrim  
Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin, Ebru Karahancı ve Zühal Sürücü  
(“Başvuranlar”), 28 Temmuz 1996 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözleşmesinin ”AİHS” (“Sözleşme”) 25. maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonuna “AİHK” ve 19 Mayıs 2000 tarihinde AİHS’nin 35. maddesi gereğince Avrupa  
İnsan Hakları Mahkemesine ”AİHM” yaptığı başvurudur.  
Başvuranlar AİHM önünde İstanbul’da avukat olan Sn. Gülizar Tuncer, İbrahim  
Ergün, Sevim Akat, Gülay Alpul, Several Demir ve Oğuz Demir tarafından temsil  
edilmişlerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
1979 doğumlu Ulaş Batı, 1974 doğumlu Bülent Gedik, 1971 doğumlu Müştak Erhan  
İl, 1976 doğumlu Özgür Öktem, 1978 doğumlu Sinan Kaya, 1974 doğumlu İsmail Altun,  
1973 doğumlu İzzet Tokur, 1980 doğumlu Okan Kablan, 1973 doğumlu Cemal Bozkurt, 1975  
doğumlu Devrim Öktem, 1980 doğumlu Sevgi Kaya, 1972 doğumlu Arzu Kemanoğlu, 1977  
doğumlu Zülcihan Şahin, 1978 doğumlu Ebru Karahancı ve 1979 doğumlu Zühal Sürücü  
Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.  
A. Başvuranların tutuklanması ve tutuklamanın ardından düzenlenen sağlık raporları  
Şubat-Mart 1996 tarihinde yasadışı marksist örgütü olan TKEP/L ( Türkiye Komünist  
ve Emekçiler Partisi/Leninist) karşı yürütülen polis operasyonu çerçevesinde İstanbul Polisi  
başvuranları yakalayıp İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde “EM”  
sorguya çekmek üzere göz altına almıştır.  
Başvuranların her birinin kendine özgü aktarılan olaylar aşağıdaki gibi özetlenmiştir:  
1. Ulaş Batı Davası  
Batı 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Batı, 19 Şubat 1996 tarihinde göz altı sırasında polisler tarafından kötü muameleye  
maruz kaldığını belirttiği Cumhuriyet Başsavcısı önüne çıkarılmıştır. Daha sonra başvuran  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi “DGM” hakimi önüne çıkarılmış ve savcılığa verdiği  
ifadeyi yinelemiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Batı, İstanbul EM’de göz altında tutulduğu sırada çeşitli kötü muamelelere maruz  
kaldığını bildirmiştir.  
Başvurana bir tek sağlık kontrolü yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu doktorunun  
düzenlediği 19 Şubat 1996 tarihli raporda başvuranın vücudunda yaraların bulunduğunu ve  
başvuranın omuzlarında ağrılarının olduğunu öne sürdüğünü, dolayısıyla başvurana bir  
günlük rapor verdiğini belirtmiştir.  
2
2. Bülent Gedik Davası  
Gedik 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde dinlendiği Cumhuriyet Başsavcısı önünde,  
ifadesinin zorla alındığını ve verdiği ifadesini okumadan imzaladığını iddia emiştir. Daha  
sonra ilgili kişi, hakkında tutuklama kararı alan DGM hakimi önünde savcılığa verdiği  
ifadesini yinelemiştir.  
Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve başvurana üç gün rapor verilmiştir, ikincisi 27  
Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai  
raporun adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp  
doktoru Gedik’i 7 Mart 1996 tarihinde muayene etmiş ve ilgili kişinin bir hastanenin nöroloji  
servisinde muayene edildikten sonra nihai raporun düzenlenebileceğine kanaat getirmiştir.  
Dosyada bulunan bilgilere göre bu ek sağlık kontrolü yapılmamıştır.  
3. Müştak Erhan İl Davası  
Erhan 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
savcı önünde kendisine yöneltilen bütün suçlamaları reddetmiştir. Daha sonra DGM hakimi  
önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu  
iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Başvuran EM’deki göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını  
belirtmiştir.  
Erhan İl hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor başvuranın bir hastanenin nöroloji  
servisinde muayene edildikten sonra nihai raporun düzenlenebileceğini belirtmiştir, ikincisi  
Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından 27 Şubat 1996 tarihinde düzenlenmiş ve doktor nihai  
raporun adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğine kanaat getirmiştir. Son olarak adli tıp  
doktoru 19 Şubat 1996 tarihli sağlık raporunu gördükten sonra 6 Mart 1996 tarihinde  
başvuranın nörolojik muayenesinin yapılması amacıyla bir hastaneye sevk edilmesine karar  
vermiştir. Ancak, dosyada bulunan bilgilere göre bu ek muayene yapılmamıştır.  
4. Özgür Öktem Davası  
Öktem 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü  
muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar  
vermiştir.  
Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve başvuranın vücudunda hiçbir darp izine  
rastlanmadığı sonucuna vararak üç günlük rapor vermiştir, ikincisi 27 Şubat 1996 tarihinde  
Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli tıp doktoru  
3
tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp doktoru 6 Mart 1996 tarihinde  
düzenlediği raporda 19 ve 27 Şubat 1996 tarihli raporlardaki saptamaları onamıştır.  
5. Sinan Kaya Davası  
Kaya 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü  
muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar  
vermiştir.  
Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde adli tıp  
doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor beş günlük rapor vermiştir, ikincisi 27 Şubat 1996  
tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli  
tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp doktoru 7 Mart  
1996 tarihinde düzenlediği raporda başvurana beş günlük rapor vermiştir.  
6. Sevgi Kaya Davası  
Kaya (Sinan Kaya’nın kardeşi) 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü  
muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar  
vermiştir.  
Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde adli tıp  
doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor yedi günlük rapor vermiştir, ikincisi 27 Şubat 1996  
tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli  
tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp doktoru 7 Mart  
1996 tarihinde düzenlediği raporda başvurana yedi günlük rapor vermiştir.  
7. İsmail Altun Davası  
Altun 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Altun 16 Şubat 1996 tarihinde göz altı sırasında polisler tarafından kötü muameleye  
maruz kaldığını belirttiği Cumhuriyet Başsavcısı önüne çıkarılmıştır. Daha sonra başvuran  
DGM hakimi önüne çıkarılmış ve savcılığa verdiği ifadeyi yinelemiştir. DGM hakimi  
başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Altun çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 16 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiştir, ikincisi 28 Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa  
Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiştir, son olarak adli tıp doktoru 6 Mart 1996 tarihinde  
düzenlediği raporda 16 Şubat 1996 tarihli rapordaki saptamaları onamıştır.  
8. Devrim Öktem Davası  
Öktem (Bülent Gedik’in eşi) 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran hakkında DGM hakimi tutuklama kararı  
vermiştir.  
Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.  
4
Başvuran hakkında yedi sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde adli  
tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor başvuranın bir hastanede doğum servisinde  
muayene edildikten sonra nihai raporun düzenlenebileceğini belirtmiştir, ikincisi 27 Şubat  
1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir, üçüncüsü adli tıp doktoru  
tarafından 6 Mart 1996 tarihinde düzenlenmiş ve doktor yukarda sözü edilen sağlık raporlarını  
gördükten sonra başvuranın bir hastanenin doğum servisine sevk edilmesi kararı vermiştir.  
Dördüncü rapor Haseki Devlet Hastanesinde jinekolog tarafından 6 Mart 1996 tarihinde  
düzenlenmiştir. Beşincisi Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından 18 Nisan 1996 tarihinde  
düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini  
belirtmiştir. Altıncısı İstanbul devlet Hastanesi jinekolog doktoru tarafından 31 Mayıs 1996  
tarihinde düzenlenmiş ve doktor başvuranın daha önce 20 Şubat 1996 tarihinde muayene  
edildiği yönünde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine bilgi vermiştir. Ancak başvuranın  
şük yaptığı iddiası üzerine ayrı tedavi önerilmiştir. Son olarak yedi jinekolog doktordan  
oluşan heyet başvurana ilişkin düzenlenen sağlık dosyasını incelemiş ve 19 Şubat 1997 tarihli  
raporunda Öktem’in göz altı sırasında düşük yaptığını ancak vücudunda hiçbir darp izine  
rastlanılmadığından düşük ile iddia edilen kötü muameleler arasında neden- sonuç ilişkisinin  
kurulamayacağı sonucuna varmıştır.  
9. Arzu Kemanoğlu Davası  
Kemanoğlu 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
savcı önünde göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia  
etmiştir. Daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına  
karar vermiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiştir, ikincisi 27 Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa  
Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve nihai raporun adli tıp doktoru tarafından  
düzenlenebileceğini belirtmiştir, son olarak adli tıp doktoru 6 Mart 1996 tarihinde düzenlediği  
raporda daha önce düzenlenen raporları gördükten sonra başvuranın adli tıp kurumu  
tarafından sağlık kontrolünden geçmesi kararı vermiştir. Dosyada bulunan bilgilere göre bu  
sağlık kontrolü yapılmamıştır.  
10. Zülcihan Şahin Davası  
Şahin 7 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde  
göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM  
hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor rapor vermeye gerek görmemiştir, ikincisi  
22 Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiştir, son olarak  
adli tıp doktoru 7 Mart 1996 tarihinde düzenlediği raporda 22 Şubat 1996 tarihli rapordaki  
saptamaları onamış ve başvurana üç günlük rapor vermiştir.  
11. Ebru Karahancı Davası  
Karahancı 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
5
Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde  
göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM  
hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Karahancı çeşitli kötü muameleye maruz kaldığını bildirmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor beş günlük rapor vermiştir, ikincisi 27  
Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor  
başvuranın adli tıp doktoru tarafından muayene edilmesi kararı vermiştir, son olarak adli tıp  
doktoru 6 Mart 1996 tarihinde düzenlediği raporda 19 Şubat 1996 tarihli rapordaki  
saptamaları onamıştır.  
12. İzzet Tokur Davası  
Tokur 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde  
göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM  
hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Tokur çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir.  
19 Şubat 1996 tarihinde adli tıp doktoru başvuranı muayene ettikten sonra düzenlediği  
raporda başvuranın vücudunda hiçbir darp izine rastlanılmadığını belirtmiş ancak, başvuranın  
kolunda hissettiği ağrılardan dolayı başvurana bir günlük rapor vermiştir.  
13. Okan Kablan Davası  
Kablan 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde  
göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM  
hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
Kablan çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir.  
Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor bir günlük rapor vermiştir, ikincisi 28 Şubat  
1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun  
adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir, son olarak adli tıp doktoru 7  
Mayıs 1996 tarihinde düzenlediği raporda başvuranın kulaklarında bir sorun olduğunu  
saptaş ve başvurana on beş günlük rapor vermiştir.  
14. Zühal Sürücü Davası  
Sürücü 14 Mart 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
25 Mart 1996 tarihinde muayene edilmiş ve başvuranın vücudunda hiçbir darp izine  
rastlanılmamıştır. Başvuran önce Cumhuriyet Başsavcısı daha sonra da DGM hakimi önüne  
çıkarılş ve hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
15. Cemal Bozkurt Davası  
Bozkurt 14 Mart 1996 tarihinde tutuklanmıştır.  
6
25 Mart 1996 tarihinde muayene edilmiş ve başvuranın vücudunda hiçbir darp izine  
rastlanılmamıştır. Başvuran önce Cumhuriyet Başsavcısı daha sonra da DGM hakimi önüne  
çıkarılş ve hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
B. Başvuranlar hakkındaki suçlamalar ve serbest bırakılma talepleri  
Cumhuriyet Başsavcısı 10 Nisan 1996 tarihinde başvuranların da aralarında bulunduğu  
yirmi sanık hakkında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını tamamen veya kısmen değiştirmeye  
veya üzerinde değişiklik yapmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı darbe  
girişiminde bulunmaya veya Millet Meclisinin görevlerini yerine getirmesine zor kullanarak  
engel olmaya yönelik her türlü girişimden men eden Türk Ceza Kanunun “TCK” 146.  
maddesine ve silahlı örgüte mensup olmaktan men eden TCK 168§2. maddesine dayanarak  
ceza davası açmıştır. Başvuranlar, aralarında kasten adam öldürme, adam öldürme girişimi,  
patlayıcı madde fırlatma, yasadışı ve şiddet içeren gösterilere katılmak gibi birçok şiddet  
eyleminde bulunmakla suçlanmışlardır.  
DGM 21 Kasım 1996 tarihinde Sevgi Kaya ve İzzet Tokur’un ve 28 Ocak 1997  
tarihinde Ebru Karahancı ve Zühal Sürücü’nün tahliye edilmesine karar vermiştir.  
Başvuranların (tutukluların) avukatları 27 Mart 1997 tarihli oturumda başvuranların  
tutukluluk hallerinin uzun sürmesini ve kanıtları öne sürerek başvuranların serbest  
bırakılmalarını talep etmiştir. DGM, dosyanın içeriği ve yöneltilen suçlamaların niteliği göz  
önünde bulundurulduğunda tutukluluk gerekçelerinin ortadan kalkmadığı sonucuna vararak  
talebi reddetmiştir.  
Başvuranların yaptığı itiraz 3 Nisan 1997 tarihinde başvuranlar aleyhine yapılan  
suçlamalar ve kanıtlarla beraber dosya içeriği göz önünde bulundurularak İstanbul DGM  
tarafından reddedilmiştir.  
DGM 21 Ekim 1997 tarihinde Okan Kablan ve Cemal Bozkurt’un, 5 Mart 1998  
tarihinde Sinan Kaya’nın, 12 Mayıs 1998 tarihinde Ulaş Batı ve Zülcihan Şahin’in, 16  
Temmuz 1998 tarihinde Devrim Öktem ve Arzu Kemanoğlu’nun 8 Nisan 1999 tarihinde  
ştak Erhan’ın ve 25 Şubat 2000 tarihinde Özgür Öktem’in tahliye edilmesine karar  
vermiştir.  
İsmail Altun hakkıda ise 12 Ekim 2001 tarihinde sağlık durumu nedeniyle DGM  
serbest bırakılmasına karar vermiştir. Bülent Gedik dosyada bulunan bilgilere göre tahliye  
edilmemiştir.  
Mevcut durumda dava yerel makamlar önünde hala askıda kalmıştır.  
C. Başvuranların şikayetleri ve söz konusu göz altı sırasında yapılan kötü  
muamelelerden sorumlu altı polis hakkındaki suçlamalar  
Bülent Gedik, Zülcihan Şahin, Sinan Kaya, Sevgi Kaya, Devrim Öktem, Okan Kaplan,  
Arzu Kemanoğlu, Müştak Erhan İl, İzzet Tokur, Ulaş Batı isimli başvuranlar 5 Mart 1996  
tarihinde göz altından sorumlu polisler aleyhine kötü muameleden şikayetçi olmuşlardır. Aynı  
başvuranlar O.T. (İstanbul Emniyet Müdürü) ve R.A. (İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesinde Müdür Yardımcısı) hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.  
Başvuranlar bu kişilerin kendilerine işkence yapan polislerin hiyerarşi olarak üstlerinin  
olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu şikayet hakkında 24 Şubat 1998 tarihinde yeterli kanıt  
olmadığı gerekçesiyle usul işlemlerine devam etmeme kararı alınmıştır. Bu muhakemenin  
men-i kararı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından 23 Eylül 1998 tarihinde  
onanştır.  
Cumhuriyet Başsavcısı 12 Nisan 1996 tarihinde 5 Mart 1996 tarihinde yapılan şikayet  
çerçevesinde başvuranların göz altına alınmasından sorumlu Fatih Berkup, Mehmet A.  
7
Çavdar, Ahmet Bereket, ve Yakup Doğan isimli dört polisi dinlemiştir. Polisler söz konusu  
başvuranlara kötü muamelede bulunmadıklarını belirtmişlerdir.  
Aynı zamanda taraflar tarafından belirtilmeyen bir tarihte Ebru Karahancı, Özgür  
Öktem ve İsmail Altun tarafından şikayette bulunulmuştur. Bu kişiler Mustafa Sara, Mustafa  
Taner Paylaşan, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar, Ahmet Bereket, ve Yakup Doğan isimli  
altı polisin göz altı sırasında kendilerine kötü muamelede bulunduklarını öne sürmüşlerdir.  
İstanbul Savcılığı 21 Şubat 1997 tarihinde şikayet hakkında muhakemenin men-i kararı  
almıştır. Ancak, başvuranlara göre 5 Aralık 1997 tarihinde başvuranların temsilcisinin yaptığı  
şikayet üzerine Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı bu muhakemenin men-i kararını iptal  
etmiştir.  
Cumhuriyet Başsavcısı 4 Mart 1997 tarihinde verdiği iddianameyle İstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesinde Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar, Ahmet Bereket,  
ve Yakup Doğan isimli beş polis hakkında TCK’nun 243. maddesine dayanarak kamu davası  
açmıştır.  
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 1997 tarihinde haklarında soruşturma açılan  
beş polisin bulunmadığı ilk oturumunda başvuranları dinlemiştir. Başvuranlar Mustafa Sarı  
hakkında takibatın olmamasına itiraz etmişlerdir. Aynı şekilde Devrim Öktem 17 Şubat 1996  
tarihinde göz altı sırasında yapılan kötü muameleden dolayı düşük yaptığını bildirmiştir.  
Ayrıca, İzzet Tokur, Ebru Karahancı, Özgür Öktem ve İsmail Altun dışındaki başvuranlar  
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 365. maddesi gereğince ceza muhakemeleri usulünde  
müdahil tarafın olması talebinde bulunmuşlardır ve bu talep kabul edilmiştir.  
7 Temmuz 1997 tarihli oturumda başvuranlar duruşmada mevcut olan polisleri  
teşhisini gerçekleştirmişlerdir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların tutuklanmasına  
gerek olmadığına kanaat getirmiş ve Mustafa Sara hakkında daha sonra kovuşturma başlatılıp  
başlatılmaması konusunun görülmesine karar vermiştir.  
20 Ekim 1997 tarihli oturumda Devrim Öktem’in babası ve Karahancı dinlenmiştir.  
Karahancı göz altı sırasında gözlerinin bağlı olmasından dolayı hiç kimseyi teşhis  
edemeyeceği yönünde ifade vermiştir.  
Sanıklardan Ahmet Bereket’in ifadeleri istinabe tarafından kaydedilmiş ve Ağır Ceza  
Mahkemesinde açılan dosyaya 29 Temmuz 1997 tarihinde konulmuştur.  
25 aralık 1997 tarihli oturumda A. Kılıç ve Ay. Kılıç isimli iki kurbanın adresleri  
tespit edilmiş ve eksik tanık ifadeleri dinlenilmiştir.  
11 Mart tarihli oturumda A. Tunga’nın ifadeleri dinlenilmiştir.  
7 Ocak 1998 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı mahkemeye, zorla ifade almak için kötü  
muamele yapmakla suçlandığı Mustafa Sarı hakkındaki ek iddianameyi sunmuştur.  
14 Nisan 1998 tarihinde istinabeye verdiği Mustafa Sarı’nın ifadeleri dosyaya  
konmuştur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mayıs ve 25 Aralık 2002 tarihleri arasında mahkemeye  
çıkarılmak üzere bir tanığın ve kurbanın adreslerinin tespit edilmesi amacıyla otuza yakın  
oturum gerçekleştirmiştir. Oysa başvuranların temsilcileri 24 Haziran 1999, 20 Kasım 2001,  
23 Aralık 2002 tarihlerinde bu kişilerin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenilmemesini  
talep etmiş ve bu talep mahkeme tarafından 13 Şubat 2002 tarihinde kabul edilmiştir.  
17 Temmuz 2002 tarihli oturumda Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup ve Yakup  
Doğan istifalarını sunmuşlardır. Ayrıca M.A. Çavdar’ın öldüğü ortaya çıkmıştır.  
1 Ekim 2002 tarihinde başvuranların temsilcileri ceza davasının zaman aşımına  
uğrayacağına dikkati çekerek muhakeme işleminin hızlandırılmasını talep etmiştir.  
20 Kasım 2002 tarihli oturumda Yakup Doğan bir avukat talebinde bulunmak için süre  
istemiş ve Mustafa Sara mahkemeye oturumlara katılmama sebebi olarak sağlık raporu  
sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklara süre tanımıştır. Ayrıca dosyada bulunan bilgilere  
göre Mustafa Sara hiçbir zaman mahkemeye çıkmamıştır.  
8
25 Aralık 2002 tarihli oturumda Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini sunmuştur.  
Savcı dava sırasında ölen M.A. Çavdar’ın ölmesi nedeniyle ceza davasının düşmesini Mustafa  
Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan’a ilişkin ceza davasının ise  
zaman aşımından dolayı düşmesini talep etmiştir. Mustafa Sara için savcı sadece Bülent  
Gedik’e işkence yapmasından dolayı cezaya çarptırılmasını talep etmiştir. Ancak, savcı diğer  
suçlamalar için beraat etmesini istemiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Şubat 2003 tarihinde verdiği kararla Mustafa Taner Paylaşan,  
Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan’a karşı yürütülen işlemlere zaman aşımından  
dolayı ve M.A.Çavdar aleyhine olan davaya ölüm nedeniyle son verilmesine karar vermiştir.  
Mustafa Sara hakkında mahkeme M.Gedik ve Devrim Öktem’e yaptığı işkenceden dolayı  
suçlu bularak Mustafa Sara’yı iki yıl hapis cezasına çarptırmış ve altı ay kamu hizmetinden  
men etme kararı almıştır. Ancak mahkeme diğer suçlardan sanığın beraat etmesine karar  
vermiştir.  
Dava Yargıtay’da hala askıdadır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Başvuranlar Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya,  
İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu,  
Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.  
A. İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesine İlişkin  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında itirazda bulunmuştur. Hükümet  
AİHS’nin 35. maddesine karşın iç hukuk yollarını tüketmeyen başvuranların adli veya ceza  
muhakeme işlemlerini başlatarak AİHS’nin 3. maddesine göre şikayette bulunabileceklerini  
öne sürmüştür. Başvuranlar Hükümetin iddialarına itiraz etmişlerdir.  
AİHM, kabul edilebilirlik hakkındaki 7 Mart 2002 tarihli kararında bu iddiayı  
hakkında suç duyurusunda bulunan polisler aleyhine açılan davanın yerel mahkemeler önünde  
askıda olmasını göz önünde bulundurarak esas ile birleştirme kararı aldığını hatırlatmıştır.  
AİHM, Hükümetin ön itirazının hukuki ve cezai başvurularının etkili olmasına ilişkin  
başvuranların şikayetlerinin özünde çok yakın olmasından dolayı bu yaklaşımı kabul etmiştir (  
Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, §§81-88, CEDH 2000-VII).  
B. Kablan’ın sunduğu AİHS’nin 3. maddesine göre altı ay kuralının ihlaline ilişkin  
şikayet hakkında  
Hükümet, AİHS’nin 3. maddesine göre şikayette bulunmak için Okan Kablan’ın altı  
ay kuralını AİHS’nin 35. maddesi gereğince ihlal ettiğini savunmuştur. Hükümete göre altı  
aylık süre, başvuranın iç hukuk yollarını kullanamadığını söylemesinden dolayı suç unsuru  
oluşturan fiilin işlendiği tarihten itibaren başlamıştır.  
Hükümet, bu başvuranın 33097/96 sayılı başvuru çerçevesinde verilen başvuru  
metninde AİHS’nin 3. maddesi alanında başvurusunu yapmadığını dile getirmiştir.  
Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz ederek altı ay kuralına riayet ettiğini öne  
sürmüştür. Başvuran 5 Mart 1996 tarihinde diğer dokuz başvuranlarla beraber şikayette  
9
bulunduğunu ve daha sonra göz altından sorumlu polisler aleyhine açılan cezai işlemlerde  
“müdahil taraf” olduğunu açıklamıştır. Başvurana göre başlangıçtaki başvuru metninde  
şikayetin bulunmaması sadece mahkemeye sunulan olayların karmaşıklığından doğan  
unutkanlıktan kaynaklanmaktadır. 3. maddeye göre yapılan şikayetin cezai işlemleri hala  
askıda olmasından dolayı AİHS’nin 35. maddesine göre altı aylık süre henüz dolmamıştır.  
AİHM, kabul edilebilirlik kararında bu iddiayı esasla birleştirme kararı verdiğini  
hatırlatştır. İncelemenin bu aşamasında AİHM, bu iddiayı tekrar ayrı olarak ele alacaktır.  
AİHM, Kablan’ın 6 ve 19 Şubat 1996 tarihleri arasında geçekleşen göz altı sırasında  
maruz kaldığı kötü muameleden şikayetçi olduğunu belirtmiştir. AİHM, bu bağlamda  
“müdahil taraf” olarak yapılan şikayetin AİHS’nin 35. maddesine uygun olarak yapılması  
gereken başvuru yolları arasında yer aldığını hatırlatmıştır ( Erdagöz-Türkiye, no: 17128/90,  
10 Temuz 1991 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 71, s. 275). Bu başvurunun davada  
öne sürüldüğü gibi sonuçsuz kaldığı düşünüldüğünde bile başvurunun önemsiz bir girişim  
olduğu söylenemez; buradan yola çıkarak başvurunun altı aylık sürenin başlama noktasını  
oluşturduğu sonucuna varılabilir (Bkz. mutatis mutandis, A-Fransa, 23 Kasım 1993 tarihli  
karar, seri A, no: 277-B, s. 47-48, §30).  
Bu davada AİHM, başvuranın 5 Mart 1996 tarihli başvuruda diğer başvuranlarla  
beraber hareket ettiğini saptamıştır.. Başvuran daha sonra müdahil taraf olmuştur. AİHM’ye  
göre başvuran, kötü muamele sorumluları aleyhine açılan ceza davasının yerel mahkemelerde  
askıda olmasına rağmen 19 Mayıs 2000 tarihinde AİHS’nin 3. maddesine göre yaptığı  
şikayetle AİHS’nin 35. maddesinin gerekliliklerini yerine getirmiştir. Bu nedenle bu iddia  
reddedilmelidir.  
C. Polis tarafından kötü muamele yapıldığı iddiası hakkında  
AİHM, başvuranların göz altı sırasında birçok götü muamelelere maruz kaldıklarına  
yönelik yaptıkları şikayetleri belirtmiştir: özellikle asma ( M. Gedik, Erhan İl, Ö. Öktem,  
Kaya Altun, KAblan, D. Öktem, Kemanoğlu, Şahin, KArahancı); devamlı darbeler (M. Batı,  
Erhan İl, Kaya, Altun, Tokur, KAblan, D. Öktem, Şahin, Karahancı); su fışkırtma (Şahin,  
Kaya, Kemanoğlu, Karahancı, M. Tokur, Altun) falaka (Öktem, Kaya). Başvuranlar ayrıca  
uykusuz bırakıldıkları, aşağılandıkları ve ölüm veya tecavüzle tehdit edildikleri yönünde  
şikayetçi olmuşlardır.  
Başvuranlar kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürüten yerel makamların  
tutumlarını da eleştirmişlerdir.  
Türk Hükümetine göre iddia edilen olaylar hakkında nihai karar verilmediğinden  
dolayı 3. maddeye ilişkin hiçbir ihlal ortaya çıkmamaktadır.  
AİHM, elinde bulunan unsurlar ışığında, olayları kendi içinde değerlendirme  
serbestisinin bulunduğunu belirttiği değişmeyen içtihatını hatırlatmıştır (Bkz. mutatis  
mutandis, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, §86, 1999-V).  
AİHM bu davada doktorlar tarafından düzenlenen raporların başvuranların göz  
altından sonra ciddi yaralarının bulunduğunu ortaya çıkardığını ve mahkemede bulunan hiç  
kimse bu yaraların daha önce oluşmadığı kanısına itiraz etmemiştir. Ancak, yerel makamlar  
ve AİHM önünde açılan ceza davasında tarafların sunduğu kanıt unsurlar, başvuranların  
polislerin birçok kötü muamelelerde bulunduğuna dair sözlerini desteklemiştir. Dolayısıyla  
dosyada bulunan unsurlar göz önünde bulundurulduğunda AİHM, başvuranların birçok kötü  
muamelelere maruz kaldıklarını kabul etmiştir. Aynı şekilde başvuranların birbiriyle uyuşan  
sözleri ve dosyanın tümü göz önünde bulundurulduğunda AİHM, başvuranların  
aşağılandığının, günlerce uykusuz bırakıldıklarının ve tıbbi tespit gerektirecek fiziksel iz  
bırakmayan nitelikteki şiddet gibi kişinin akli dengesini bozacak şiddete maruz kaldıklarının  
doğruluğunu kabul edebilir.  
10  
Daha önceki paragrafta yer alan sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda AİHM  
benzeri kötü muamelelere ilişkin kanıt toplamanın güçlüğü nedeniyle diğer fiziki ve  
psikolojik saldırı iddialarının doğruluğunu araştırmaya gerek olmadığına kanaat getirmiştir.  
AİHM, meydana gelen olayların boyutuyla ilgili olarak konuya ilişkin içtihatı (Bkz.  
sözü edilen Selmouni, §§ 96-97) ışığında özel bir kötü muamelenin işkence olarak  
nitelendirilmesi gerektiğine karar vermek için 3. maddenin bu kavram ile insanlık dışı ve  
aşağılayıcı muamele arasındaki ayrımı göz önünde bulundurmak gerektiğini hatırlatştır. Bu  
ayrım, büyük ve dayanılmaz acıların tartışma konusu bazı insanlık dışı muamelelerin  
acımasızğını belirtmek amacıyla AİHS’de yer almaktadır.  
Bu amaçla AİHM, öncelikle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin Gedik ve Devrim  
Öktem’e yapılan filleri, söz konusu fiillerin boyutu ve bu muamelelerin ilgili kişilere itirafta  
bulunmaları veya kendilerine yöneltilen olaylar hakkında bilgi vermeleri amacıyla görevlerini  
yapan devlet görevlileri tarafından bilinçli olarak yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda,  
işkence olarak nitelendirdiğini saptamıştır. Mahkeme sözü edilen bu başvuranların  
durumunda saptanan sonuçları göz ardı etmek için hiçbir gerekçe görmemektedir.  
AİHM, diğer başvuranlar hakkında çeşitli sağlık raporlarında belirtilen yaraların  
tümünün ve başvuranların göz altı sırasında maruz kaldıkları kötü muameleye ilişkin  
beyanları, fiziksel acıların bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Olayların süregelişi acıların  
başvuranlara kendilerine yöneltilen olaylar hakkında itirafta bulunmaları için bilinçli olarak  
uygulandığını doğrulamaktadır.  
Ortaya çıkarılan fiiller, başvuranların fiziksel ve moral olarak direncini kırma, onları  
aşağılama amacı olan korku, endişe ve aşağılık duygusu yaratan niteliktedir. AİHM, bu  
muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı nitelikte olduğunu söylemek için yeterli ciddi  
unsurların olduğunu kaydetmiştir. Her ne olursa olsun, AİHM, özgürlüğü kısıtlanan bir kişi  
nezdinde, bu kişinin tutumu tam olarak gerekli kılmasa da fiziksel güç kullanılması insan  
onurunu kırdığını ve prensip olarak 3. madde tarafından güvence altına alınan hakkı ihlal  
ettiğini hatırlatmıştır (Selmouni §99).  
Başvuranların uğradığı “ acı ve ıstırabın” şiddeti konusunda AİHM, “şiddet”  
niteliğinin bulunmasının “asgari önem” gibi 3. maddenin uygulanması için gerekli olduğuna  
kanaat getirmiştir ; esas itibariyle bu nitelik dava verilerinin tümüne özellikle muamelenin  
süresi ve fiziksel ve zihinsel etkilerinin yanı sıra bazen cinsiyet, yaş, ve kurbanın sağlık  
durumuna bağlıdır.  
AİHM daha önce işkence olarak nitelendirilebilecek muamelelerin bulunduğu  
sonucuna varılan davalar hakkında karar vermiştir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli  
karar, 1996-VI, s. 2279, §64; Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s. 1891-1892, §§ 83-84  
ve 86; Selmouni, §105; Dikme-Türkiye, no; 20869/92, §§ 94-96, CEDH 2000-VIII).  
Bu durumda özellikle olaylar sırasında bazı başvuranların yaşının genç olması göz  
önüne alındığında ( örneğin on yedi yaşında olan Batı ve Sürücü, on sekiz yaşındaki Kaya ve  
Karahancı, on altı yaşındaki Kablan ve Kaya) veya göz altı sırasında hamile olan Devrim  
Öktem’in tehlikeli durumunda olduğu gibi durumlarda, başvuranların geleceklerinin  
belirsizliği ve göz altı sırasında uğradıkları şiddetin yoğunluğu nedeniyle sürekli bir acı ve  
endişe içinde yaşadıkları inkar edilemez.  
AİHM için bu muameleler ilgili kişilere itirafta bulunmaları veya kendilerine  
yöneltilen olaylar hakkında bilgi vermeleri amacıyla görevlerini yapan devlet görevlileri  
tarafından bilinçli olarak yapılmıştır.  
Bu koşullarda AİHM, bütünüyle ele alındığında ve süresiyle beraber amacı da göz  
önünde bulundurulduğunda başvuranlara uygulanan şiddetin, “şiddetli” acı ve ıstırap yaratan  
ciddi ve acımasız nitelikte olduğu kanaatine varmıştır; buradan yola çıkarak bu şiddet  
AİHS’nin 3. maddesine göre işkence olarak nitelendirilebilir ve sonuç olarak bu hüküm ihlal  
edilmiştir.  
11  
D. Yürütülen soruşturmaların uygunluğu hakkında  
Başvuranlar yetkili makamların ortaya çıkarılan muameleler hakkında etkili  
soruşturma yapmadığından şikayetçi olmuştur. Hükümet buna itiraz etmiştir.  
AİHM, başvuranların şikayetleri esas olarak AİHM’nin 3. madde gereğince savunmacı  
devleti sorumlu tuttuğu kötü muamelelere ilişkin şikayetleri hakkında ayrıntılı soruşturma  
yapılmamasıyla ilgili olduğunu gözlemlemiştir. AİHM, ayrıca, İlhan-Türkiye kararını  
hatırlatştır: verilen bir davada 3. maddenin usul olarak ihlalinin davanın özel koşullarına  
bağlı olup olmadığını saptamanın uygun veya gerekli olup olmadığını belirleme sorununu  
hatırlatştır (no: 22277/93, §§ 92-93, 2000-VII).  
Davaya ilişkin olayların hukuki nitelendirilmesini yapan AİHM, başvuranların veya  
hükümetlerin kendisine atfettiklerine bağlı olmayarak söz konusu şikayetlerin AİHS’nin 13.  
maddesi çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağına kanaat getirmiştir ( Bkz. mutatis  
mutandis, Guerra ve diğerleri-İtalya, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 223, §§44-45;  
AİHS’nin 13. maddesi hakkında, Bkz. ayrıca Aksoy, §98, ve Assenov-Bulgaristan, 28 Ekim  
1998 tarihli karar, 1998-VIII, §107; 13. maddenin re’sen incelenmesi konusunda Bkz.  
Büyükdağ-Türkiye, no: 28340/95, §60, 21 Aralık 2000).  
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLALİLİ HAKKINDA  
Başvuranlar Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, özgür Öktem, Sinan Kaya,  
İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu,  
Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı ‘ya göre kötü muameleye ilişkin şikayetleri hakkında  
makamlar etkisini göstermemiştir.  
Başvuranlar, soruşturmaların ceza muhakeme usulleri sorumluların kimliklerinin  
belirlenmesi ve cezalandırılmasına yarayacak nitelikte olmadığından derinlemesine ve etkili  
olamayacağı kanaatindedir.  
Öncelikle başvuranlara göre genel olarak soruşturma, beş polis hakkındaki şikayetin  
yapıldığı tarihten bir yıl sonra mahkemeye intikal ettiği düşünülürse yeterince hızlı  
gerçekleşmemiştir. Aynı şekilde yargılamanın ilk üç buçuk yılı boyunca sadece on yedi  
oturum gerçekleşmiştir. Son tanıklar ve davacılar 14 Eylül 1998 tarihli oturumda dinlenmiştir.  
Daha sonra hiç bir kanıt sunulmamış ve oturumlar sadece bir tanığın ve mağdurun adresinin  
tespit edilmesi için ardı ardına ertelenmiştir.  
Ayrıca, polislerden birinin yani Mustafa Sara’nın Ağır Ceza Mahkemesine  
çıkarılmaması ve mahkeme Mustafa Sara hakkında işkence mağdurları tarafından kimlik  
tespitinin yapılmamasından dolayı kısmen beraat kararı aldığı sürece soruşturmanın etkili  
olduğu söylenemez.  
Ayrıca başvuranlara göre bu soruşturma çürütülemeyen kanıtların bulunmasına karşın  
işkence sorumlularının cezalandırılmasını öngörmemekteydi. Soruşturmadaki boşluklar ve  
soruşturmanın özenle yapılmaması ceza almayan polisleri işkenceden sorumlu kılmaktadır.  
Aynı şekilde başvuranlara göre benzeri davalarda tazminat davası için gidilen hukuk  
mahkemeleri, olayların oluşumu hususunda ceza mahkemelerinin aldığı kararlara bağlı  
olduğundan Türk Hukukunda öngörülen adli yol, işkence mağdurlarının tazmin edilmesinde  
sonuçsuz kalmaktadır. Ceza mahkemeleri işkence filleri ve belirlenen yaralar arasında neden-  
sonuç ilişkisini nihai olarak oluşturmadıklarında hukuk mahkemeleri tazminatın  
ödenmesinden kaçınmaktadır.  
1. Genel İlkeler  
12  
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS’de yer alan hak ve özgürlüklerden  
faydalanmayı sağlayan başvurunun yerel hukukta bulunmasını güvence altına aldığını öne  
sürmüştür. 13. maddeden doğan yükümlülüğün kapsamı başvuranın şikayetini AİHS’ye  
dayandırdığı niteliğine göre değişmektedir.  
“Etkili başvuru” kavramı, bir kişinin devlet görevlilerinin ellerinde bulunurken  
uğradığı ciddi yaralanmalar hakkında şikayette bulununca, uygun olduğu koşulda ve iç  
hukukta başka başvuru olmaksızın tazminatın ödenmesi dışında etkili ve ayrıntılı bir  
soruşturma gerektirmektedir. Soruşturma türü ise şartlara göre değişmektedir. Ancak, şartlar  
ne olursa olsun, yetkililer resmi şikayet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikayet  
yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler  
olduğunda soruşturma açılması uygun olacaktır (Bkz. Özbey-Türkiye (karar), no: 31883/96, 8  
Mart 2001 ve İstanbul Protokolü). Yetkililer işkence mağdurlarının kötü durumlarını göz  
önünde bulundurmalı ve bir kişi ciddi yaraları olduğunda şikayette bulunmak için yeterli  
olanağı veya isteği bulunmamaktadır (Aksoy, §§97 ve 98).  
Yürütülen soruşturma teoride olduğu gibi uygulamada da “etkili” olmalı ve savunmacı  
devletin yetkililerinin fiilleri veya unutkanlığı nedeniyle haksız olarak engellenmemelidir  
(Aksoy, §95; Aydın, §103). Bu soruşturma sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını  
sağlamalıdır (Aksoy, §98). Böyle olmadığı durumda, temel önemi dışında işkence ve ceza  
veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelerin genel yasal yasağı uygulamada etkili  
olmayacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin benzeri cezasızlıktan faydalanarak  
kontrolüne tabi kişilerin haklarını çiğnemesi mümkün olacaktır ( Labita-İtalya, no.26772/95,  
§131, 2000-IV).  
Sonuçtan değil ancak olanaklardan doğan zorunluluğun söz konusu olduğu doğrudur.  
AİHM, dış dünyayla ilişiği kesilen veya kendisine destek olabilecek ve gerekli kanıtları  
oluşturabilecek doktor, avukat, aile yakını veya arkadaşlarla görüşmesi engellenmiş mağdur  
için göz altı sırasında uğranılan işkence yönünde yapılan şikayetleri desteklemenin zor  
olacağını kaydetmiştir (Aksoy, §97). Yetkililerin, mağdur olduğu varsayılan kişinin bu  
iddialar konusunda yaptığı ayrıntılı beyan, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişilerin  
incelemeleri ve yaralar hakkında hazırlanan kesin ve tam bir özet ve yaraların nedenine ilişkin  
tıbbi saptamaların objektif analizini sağlamaya yönelik ek tıbbi belgeler dahil olmak üzere söz  
konusu olaylara ilişkin kanıtlar elde etmek için elinde bulunan makul önlemleri alma  
zorunluluğu bulunmaktadır. Yaraların nedenini veya sorumluluklarını ortaya koymasını  
güçleştiren soruşturmadaki her türlü eksiklik bu kurala uymama riskini taşımaktadır.  
Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele hakkında yürütülen  
soruşturmanın somut olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara  
karışan kişilerden bağımsız olmalıdır (Bkz., mutatis mutandis, Güleç-Türkiye, 27 Temmuz  
1998 tarihli karar, 1998-IV, §§81-82 ve Oğur-Türkiye, no:21594/93, §§91-92, 1999-III).  
Neticede bu durum her türlü hiyerarşik ve kurumsal ilişkinin olmamasının yanı sıra  
uygulamada da tam bir bağımsızlık gerektirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28  
Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, §§ 83-84 ve Hugh Jordan-İngiltere, no: 24746/94, §120,  
2001-III).  
Şüphesiz ivedilik ve makul özen zaruriyeti bu bağlamda açık değildir. Kötü  
muameleye ilişkin şikayetler hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin  
hızlı davranması eşitlik ilkesine göre kamunun güvenini korumak ve yasadışı eylemler  
konusunda suç ortaklığını veya hoşgörüğün bulunduğu kanısının oluşmasını engellemek  
için genel olarak zaruri kabul edilebilir (Bkz. İndelicado-İtalya, no: 31143/96, §37, 18Ocak  
2002 ve Özgür Kılıç-Türkiye (karar), no:42591/98, 24 Eylül 2002). Araştırmanın ilerlemesini  
engelleyen engeller veya zorlukların bulunduğu özel bir durumda, yetkililer tarafından acil  
olarak başlatılan soruşturma genel olarak kamuoyunun güvenini ve hukuk devletine olan  
13  
inanışı korumak ve yasadışı eylemler veya suçların işlenmesindeki anlaşmalar konusunda  
hoşgörüğün bulunduğu kanısının oluşmasını önlemek için başlıca unsur olarak kabul  
edilebilir (Bkz. mutatis mutandis, Paul ve Audrey Edwards-İngiltere, no:46477/99, §72, 2002-  
II).  
Aynı nedenlerden dolayı sorumluların teoride olduğu gibi pratikte de sorumluluk  
almalarını sağlamak için soruşturmada veya soruşturma sonuçlarında yeterli kamu  
kontrolünün olması gerekir. Kamu kontrolünün derecesi davadan davaya değişebilmektedir.  
Ancak her durumda soruşturma işlemine şikayetçinin girişimde bulunması kaçınılmazdır  
(Aksoy, §98, s.2287; Büyükdağ, § 67).  
2. Davaya uygulanması  
AİHM, sunulan kanıtlara dayanarak Savunmacı Hükümetin 3. madde gereğince  
başvuranların maruz kaldığı işkenceden sorumlu olduğuna karar vermiştir. İlgili kişiler  
tarafından yapılan şikayetler bundan böyle 13. madde gereğince “savunulabilir” olacaktır.  
Yetkililerin yukarıda sıralanan gerekliliklere cevap verecek etkin soruşturmanın açılması ve  
yürütülmesi zorunluluğu bulunmaktaydı.  
AİHM, başvuranlar tarafından yapılan şikayetin ardından soruşturmanın yapıldığını ve  
Yargıtay önünde hala askıda olan ceza muhakemeleri usulünün başlatıldığını gözlemlemiştir.  
AİHM için yürütülen soruşturmanın ve ceza muhakemeleri usulüne gösterilen özeni  
dolayısıyla “somut” yönünü değerlendirmek söz konusudur.  
Başvuranlar soruşturmanın bazı noktalarda etkililiğini eleştirmişlerdir.  
a) Tetkiklerdeki olası hatalar  
Başvuranlara göre soruşturma, işkence mağdurları tarafından teşhis edilmediğinden  
kısmen beraat eden polislerden Mustafa Sara’nın Ağır Ceza Mahkemesi önüne hiç bir zaman  
çıkmağı için somut olarak nitelendirilemez.  
AİHM, haklarında suçlamada bulunulan iki polis Mustafa Sara ve Ahmet Bereket’in  
ifadelerinin istinabeye eklendiğini ve bu kişilerin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önüne hiçbir  
zaman çıkmadıklarını ortaya koymuştur. Bu bağlamda muhakeme usulu boyunca hiç bir  
zaman karşılaşma imkanı bulamayan Zülcihan Şahin, Sevgi Kaya, Okan Kablan, Arzu  
Kemanoğlu, Müştak Erhan İl, Ulaş Batı, İzzet Tokur, Ali Kılıç ve Sinan Kaya’ya işkence  
yapan Mustafa Sara’nın teşhis edilememesinden dolayı beraat etmesi anlaşılmazdır.  
AİHM ayrıca Gedik, Erhan İl ve Kemanoğlu’nu muayene eden doktorların bu kişiler  
üzerinde bulunan izlerin kaynağını belirlemek amacıyla ek muayenenin yapılması kararı  
almasına rağmen, bu ek muayenelerin hiç bir zaman gerçekleştirilmemesini ve ne Cumhuriyet  
Başsavcısının ne de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin bu boşluğu doldurmaya çalışmasını  
üzücü bulmuştur. AİHM, bu davada ek muayenelerin yapılmayışı Gedik, Erhan İl ve  
Kemanoğlu gibi tutuklu bulunan kişileri temel güvencelerden mahrum ettiğine ve bu da  
soruşturmada eksikliğe neden olup bazı durumlarda “insanlık dışı ve küçültücü muamele”  
oluşturduğuna kanaat getirmiştir (Algür-Türkiye, no: 32574/96, §44, 22 Ekim 2002).  
AİHM, bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, bu iki hatanın soruşturmanın  
etkili olmasını engellediği sonucuna varmıştır.  
b) iddia edilen makul ivedilik ve önem eksikliğiyle beraber sanıkların ceza almaması  
AİHM, soruşturmanın genelinde uzun sürdüğünü saptamıştır: olaylardan sekiz yıl  
sonra haklarında suç duyurusunda bulunan polisler hakkında yürütülen ceza muhakemeleri  
usulü Yargıtay önünde hala askıda bulunmaktadır.  
14  
AİHM, 4 Mart 1997 tarihinde yani şikayetin yapıldığı tarihten bir yıl sonra İstanbul  
savcığı başvuranların göz altından sorumlu beş polis hakkında ceza davası açtığını  
saptaştır. İki yıl sonra bir diğer polis işkence yapmakla suçlanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi  
21 Mayıs 1998 tarihine kadar ilk tanıkları ve sanıkları dinlemiştir. Ancak ilk derece  
mahkemesi, 21 Mayıs 1998 ile 25 Aralık 2002 tarihleri arasında gerçekleşen otuz kadar  
duruşmada iki tanığı karşılaştırmaya çalışş, 13 Şubat 2002 tarihinde yani önemli kanıtların  
elinde bulunduğu 21 Mayıs 1998 tarihinden üç yıl dokuz ay sonra tanıkları dinlemekten  
vazgeçmiştir. Ayrıca daha sonraki bir dönemde sanıkların temsilcilerinin görevlerinden  
çekilmeleri üzerine bir uzatma daha gerçekleşmiştir.  
İlk derece mahkemesi şikayetin yapıldığı tarihten altı yıl on bir ay sonra yani 5 Şubat  
2003 tarihinde sanıklar Mustafa Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup  
Doğan aleyhindeki muhakeme usulüne zamanaşımı ve M.A. Çavdar aleyhindeki muhakeme  
usulüne ise ölüm nedeniyle son vermiştir. Mahkeme Mustafa Sara’yı Gedik ve Devrim  
Öktem’e işkence yapmaktan suçlu bulmuş ve iki yıl hapis cezasına çarptırarak altı ay kamu  
görevinden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Ancak mahkeme sanığın diğer suçlardan beraat  
etmesine karar vermiştir. Bununla birlikte dava hakkında ceza alan tek kişi olmasına rağmen  
aleyhine açılan davadan beş yıl sonra hakkında nihai ceza kararının alınmaması nedeniyle  
zamanaşımından yararlanması olasıdır.  
AİHM için yerel mahkemelerin işkence ve kötü muamele yapmakla suçlanan devlet  
memurlarının ivedilikle haklarında karar alınmasına ve dolayısıyla zamanaşımından  
faydalanmamalarına özen göstermemeleri üzüntü vericidir.  
Sonuç olarak ilk derece mahkemeleri önündeki muhakeme usulündeki bu çok önemli  
gecikme göz önünde bulundurulduğunda AİHM, Türk makamlarının şiddet uygulayan  
kişilerin aleyhlerinde çürütülemeyecek kanıtların olmasına rağmen ceza almaması nedeniyle  
gerekli ivediliği ve makul önemi göstermediklerine kanaat getirmiştir.  
c) sonuç  
Sonuç olarak yukarıda sözü edilen soruşturma hataları ve şiddet uyguladığı varsayılan  
kişilerin ceza almamasına neden olan gerekli ivediliğin ve önemin olmaması cezai  
başvurunun etkisiz olmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde, olanlar, başvuranların iddia  
ettikleri şiddet uygulamalarının telafi edilmesini sağlamak için yapılan hukuk başvurularını  
dava koşullarında sonuçsuz bırakmıştır.  
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda başvuranların konuya ilişkin uygun  
başvuru yollarını tüketme kuralını yerine getirdikleri kanaatine varılabilir.  
Dolayısıyla 13. maddenin ihlali söz konusudur.  
III. AİHS’NİN 5§3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA  
A. Göz Altı Süresi Hakkında  
Okan Kablan dışında bütün başvuranlar AİHS’nin 5§3 maddesi gereğince derhal  
mahkeme veya hakim önüne çıkarılmadıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
Başvuranlar bunun gibi hukuki kontrol dışında tamamen polislere bağlı olunan uzun  
süreli göz altını haklı gösterecek hiçbir unsurun bulunmadığına kanaat getirmişlerdir.  
15  
Hükümet Türk hukukunda toplu işlenmiş suçlar için göz altı süresinin kanıtların  
toplanması için gerekli olduğunu öne sürmüştür. Hükümet davada göz altı süresinin terör  
suçlarına karşı mücadelenin boyutu ve ciddiyetinden dolayı gerekli olduğunu hatırlatmıştır.  
AİHM, 5. maddenin kişinin özgürğüne devlet tarafından yapılan keyfi ihlallere karşı  
korumak olan temel hakka yer verdiğini hatırlatmıştır. Yürütmenin bu türden müdahalesinin  
hukuki kontrolü keyfiyet riskini en aza indirgemek ve “özellikle AİHS’nin önsözünün atıfta  
bulunduğu” “demokratik toplumun” “temel ilkelerinden” biri olan hukukun üstünlüğünü  
sağlamak amacıyla tasarlanan 5§3 maddesinin garanti ettiği temel unsuru oluşturmaktadır  
(Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s.2623-2624, §44).  
Tek hızlı hukuki müdahalenin ancak tutuklu kişilere yapılan kötü muamelelerin ortaya  
çıkarılması ve önlenmesini sağlayabileceği söylenebilir (Bkz. mutatis mutandis, Dikme, §64).  
AİHM, Brogan ve diğerleri-İngiltere davasında (29 Kasım 1998 tarihli karar, seri A,  
no:145-B, s.33, §62) hukuki müdahale olmadan dört gün altı saatlik göz altının, teröre karşı  
toplumu uyarma amacı olsa bile, 5§3 maddenin belirlediği kesin zaman sınırlarını aşğı  
sonucuna varmıştır.  
Davda başvuranların göz altı süresi (Gedik, Erhan İl, Devrim Öktem, Kemanoğlu’nun)  
6 Şubat, (Batı, Kaya, Altun, Tokur, Kaya, Karahancının) 8 Şubat ve (Bozkurt, Sürücünün 14  
Şubat’ta tutuklanmasıyla başlamış ve (Altun’un) 16 Şubat, (Batı, Gedik, Kaya Tokur, Kaya,  
Kemanoğlu, Şahin, KArahancı, Devrim Öktemin) 19 Şubat ve (Bozkurt, Sürücü’nün) 25  
Mart’ta DGM hakimi önüne çıkarıldıklarında sona ermiştir. Başvuranların göz altı süreleri on  
bir ve on üç gün olarak değişmektedir. AİHM, ilgililere atfedilen eylemler terör tehdidi  
olarak nitelendirilse bile başvuranların hukuki müdahale olmadan on bir ve/veya on üç gün  
boyunca tutulmasının gerekli olduğunu kabul etmemektedir.  
Sonuç olarak AİHM, on bir ve/veya on üç gün süren göz altının, içtihatından da  
anlaşılacağı gibi ivedilik kavramına uygun olmadığına kanaat getirmiştir.  
B. Tutukluluk Süresi Hakkında  
Başvuranlar Öktem, Kablan ve Erhan İl 5§3 maddesinin ikinci cümlesine göre makul  
süre içinde yargılanmadıklarından ve muhakeme usulü süresince serbest bırakılmadıklarından  
şikayetçi olmuşlardır.  
Hükümet başvuranların iddiasını reddederek tutulu tutulmalarının gerekçelerinin  
uygun ve yeterli olduğunu öne sürmüştür. Hükümet şüphelerin devam etmesi hususunda ilgili  
kişiler hakkındaki karinelerin suçlamanın önemi nedeniyle ağır ve kesin olduğunu öne  
sürmüştür. Hükümet ayrıca farklı tarihlerde bir çok suç işlemekle itham edilen yirmi kişiye  
ilişkin davanın karmaşıklığını öne sürmüştür. Dolayısıyla dava, suçu oluşturan şartların ve  
sanıklar arasındaki ilişkilerin açığa kavuşturulması için uzun ve titiz bir soruşturmayı gerekli  
kılmaktadır.  
Başvuranlar Hükümetin iddialarına itiraz ederek tutukluluk süresine ilişkin iddialarını  
yinelemişlerdir.  
AİHM, öncelikle başvuranların tutukluluk hali Devrim Öktem, Kablan, ve Erhan İl  
için 6 Şubat 1996 tarihinde, ve Öktem için 8 Şubat 1996 tarihinde başlamıştır. Tutukluluk hali  
Kablan için 21 Ekim 1997 tarihinde, Öktem için 16 Temmuz 1998 tarihinde, Erhan İl için 8  
Nisan 1999 tarihinde ve Öktem için 25 Şubat 2000 tarihinde sona ermiştir. Göz önünde  
bulundurulması gereken dönemler Kablan için bir yıl sekiz ay ve on beş gün, Öktem için iki  
yıl beş ay ve on gün, Erhan İl için üç yıl iki ay ve iki gün ve Öktem için dört yıl ve on yedi  
gündür.  
AİHM, tutukluluk süresinin makul yönünün soyut bir değerlendirmeyle yapılmadığını  
hatırlatştır. Bir sanığın tutukluluğunun yasallığı konun özelliklerine göre her durumda  
farklı değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı, verilen herhangi bir davada somut  
16  
göstergelerinin, suçsuzluk karinesine rağmen AİHS’nin 5. maddesinde belirtilen kişi  
özgürğüne saygı kuralından önce gelen kamu yararının öneminin ortaya konulmasına  
bağlıdır (Bkz. Labita, §§152 ve devamı).  
İlk olarak yerel hukuk makamları herhangi bir davada sanığın tutukluluk halinin  
makul süreyi geçmemesine özen göstermelidir. Bu bağlamda yerel makamlar, suçsuzluk  
karinesini göz önünde bulundurarak 5. maddenin belirttiği kuralın ihlalini gerektirecek söz  
konusu kamu yararını ortaya koyacak veya ortadan kaldıracak bütün koşulları incelemeleri ve  
sanıkların serbest bırakılma talepleri hakkında karar verirken bu durumu göz önünde  
bulundurmaları gerekir. AİHM, zaten söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili  
kişinin başvurularında belirttiği diğerlerinden farklı yansıtılmayan olaylara dayanarak  
AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov ve diğerleri, §154  
ve Demirel- Türkiye, no:39324/98, §57, 28 Ocak 2003).  
Bu durumda dosyada bulunan unsurlardan DGM’nin her zaman ki gibi “aleyhinde  
yapılan suçlamaların niteliği ve kanıtlar göz önünde bulundurarak” türünden aynı basmakalıp  
formülleri kullanarak, en az iki kez hiç bir gerekçe göstermeksizin başvuranların tutukluluk  
hallerinin devamı kararı aldığı ortaya çıkmaktadır. Bu gerekçeler sanıkların tümü için geçerli  
olup sadece davadaki suçun niteliğini belirtmekle sınırlıdır. Bu gerekçeler belirtilen risklerin  
dayanağını destekleyecek hiç bir değerlendirmeyi ortaya koymamakta ve başvuranlar  
nezdinde gerçeği oluşturmamaktadır. Ayrıca gerekçeler başvuranlara yönelik yapılan  
suçlamaların zaman içinde güçlenmek yerine zayıflayan unsurlara dayandığını göz önünde  
bulundurmamıştır. AİHM’nin eline, sırasıyla serbest bırakılan başvuranların belirli bir  
ikametgahının olmadığını veya bu kişilerin daha sonra yapılacak teşhisten kaçmaya  
çalıştıklarını gösterecek hiç bir unsur veya bilgi ulaşmamıştır. Aynı şekilde AİHM’ye göre bu  
davada, başvuranlara yapılan ithamların boyutuna rağmen, Kablan’ın olaylar sırasında on  
sekiz yaşından küçük olduğu düşünülürse ve başvuranların ön soruşturma sırasında polislerin  
şiddetine maruz kaldıklarını belirttikçe özel bir önemin gösterilmesi gerekmektedir.  
Dolayısıyla ilgili kişiler için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını  
sağlamalarında yarar vardır.  
AİHM, davada sadece önemli olan nedenlerin, söz konusu özgürlüğün kısıtlandığı  
sürelerin 5§3 maddesine göre kanıtlanmaları olacağı sonucuna varmıştır. Ancak durum böyle  
olmadığından AİHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,  
A. Tazminat  
Maddi tazminat adı altında başvuranlar Batı, Altun, Tokur ve Sürücü 100 000 euros  
(EUR), Gedik, Erhan İl, ÖKTEM, Kaya, Kablan, Kaya, Kemanoğlu, Şahin, Karahancı,  
Bozkurt ve Öktem her biri 50 000 EUR talep etmiştir.  
Manevi tazminat adı altında başvuranlar Batı, Gedik, Erhan İl, Öktem, Kaya, Tokur,  
Bozkurt, Kemanoğlu, Şahin, Karahancı ve Sürücü her biri için 100 000 EUR, Öktem ve  
Kablan her biri için 150 000 EUR ve Altun 300 000 EUR talep etmiştir.  
Hükümet AİHM’nin bu talepleri dayanaktan yoksun oldukları ve aşırı oldukları için  
reddetmesini talep etmiştir.  
AİHM, başvuranlar Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan  
Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu  
Kemanoğlu, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı’nın mağdur olduğu AİHS’nin 3 ve 13.  
17  
maddeleri alanında AİHS’nin önemli ölçüdeki ihlalleri ve AİHS’nin diğer maddelerine göre  
vardığı sonuçlar göz önünde bulundurduğunda aşağıda sıralanan tutarların maddi ve manevi  
tazminat adı altında başvuranlara ödenmesine karar vermiştir: başvuranların her birine Batı,  
Gedik, Erhan İl, Kaya, Tokur, Kablan ve Kemanoğlu’na 20 000 EUR, Öktem’e 22 000 EUR,  
Altun’a 18 000 EUR, Devrim Öktem’e 50 000 EUR, Kaya’ya 30 000 EUR, Şahin’e 23 000  
EUR ve Karahancı’ya 24 000 EUR.  
AİHM, başvuranlar Sürücü ve Bozkurt hakkında göz altı sürelerini göz önünde  
bulundurarak AİHS’nin 5§3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmıştır.  
AİHM, içtihatına uygun olarak bu iki başvuranların her birine manevi tazminat adı altında 2  
000 EUR verilmesine karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuranlardan her biri yerel mahkemeler ve AİHM önünde haklarını ararken  
yaptıkları masraf ve harcamalar için sırasıyla 5 000 EUR ( Kaya, Şahin, Karahancı,  
Kemanoğlu, Kaya, Öktem, KAblan, Gedik, Erhan İL ve Devrim Öktem), Altun ve Bozkurt 7  
500 EUR, Batı Tokur ve Sürücü 1 866 EUR talep etmiştir. Avukat masrafları için ise Altun ve  
Bozkurt 5 000 EUR talep etmişlerdir. Diğer başvuranlar her biri için 10 000 EUR talep  
etmişlerdir.  
Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu iddia etmiştir.  
AİHM’nin içtihatında yer aldığı gibi 41. maddeye göre verilen masraf ve harcamaların  
gerçekliği, gerekliliği ve ayrıca oranların makul yönünün bulunduğu ortaya çıkmaktadır.  
Ayrıca, adli masraflar ihlalin olduğu durumlarda geri ödenmektedir (Beyeler-İtalya (adli  
tatmin) no: 33202/96, §27, 28 Mayıs 2002).  
AİHM, başvuranların taleplerini destekleyici hiç bir kanıt sunamadıklarına ve  
avukatların ödenmesini istedikleri çalışma saatleri hakkında detay belirtmediklerine kanaat  
getirmiştir. Hakkaniyete uygun olarak AİHM, başvuranlara bu bağlamda toplam 20 000 EUR  
ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca işbu davanın savunulması için avukat yardımı olarak  
Avrupa Konseyi’nin ödediği 1 420 EUR, bu toplam tutardan düşürülmelidir.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit  
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.  
BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE  
Hükümetin ön itirazların reddedilmesine;  
Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun,  
İzzet Tokur,i Okan KAblan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin  
ve Ebru Karahancı’nın mağduru olduğu muamelelere ilişkin olarak AİHS’nin 3. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun,  
İzzet Tokur,i Okan KAblan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin  
ve Ebru Karahancı hakkında AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
Okan Kablan dışındaki diğer başvuranların göz altı süreleri konusunda AİHS’nin 5§3  
maddesinin ihlal edildiğine;  
18  
Devrim Öktem, Özgür Öktem, Okan Kablan ve Müştak Erhan İl’in tutuklu bulunduğu  
süre konusunda AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;  
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümetin;  
i. maddi ve manevi tazminat için Batı, Gedik, Erhan İl, Kaya, Tokur, Kablan ve  
Kemanoğlu’na 20 000 EUR (yirmi bin euros), Özgür Öktem’e 22 000 EUR (yirmi iki bin  
euros), Altun’a 18 000 EUR (on sekiz bin euros), Devrim Öktem’e 50 000 EUR (elli bin  
euros), Kaya’ya 30 000 Eur (otuz bin euros), Şahin’e 23 000 EUR (yirmi üç bin euros),  
Karahancı’ya 24 000 EUR (yirmi dört bin euros);  
ii. manevi tazminat için Sürücü ve Bozkurt’a 2 000 EUR ( iki bin euros)  
iii. mahkeme masrafları ve miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla  
birlikte başvuranlara, 1 420 EUR (bin dört yüz yirmi euros) tutarındaki avukat yardımı  
şürülmek üzere ortaklaşa 20 000 EUR (yirmi bin euros)  
ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 3 Haziran 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin  
2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir  
19