bulunduğunu ve daha sonra göz altından sorumlu polisler aleyhine açılan cezai işlemlerde
“müdahil taraf” olduğunu açıklamıştır. Başvurana göre başlangıçtaki başvuru metninde
şikayetin bulunmaması sadece mahkemeye sunulan olayların karmaşıklığından doğan
unutkanlıktan kaynaklanmaktadır. 3. maddeye göre yapılan şikayetin cezai işlemleri hala
askıda olmasından dolayı AİHS’nin 35. maddesine göre altı aylık süre henüz dolmamıştır.
AİHM, kabul edilebilirlik kararında bu iddiayı esasla birleştirme kararı verdiğini
hatırlatmıştır. İncelemenin bu aşamasında AİHM, bu iddiayı tekrar ayrı olarak ele alacaktır.
AİHM, Kablan’ın 6 ve 19 Şubat 1996 tarihleri arasında geçekleşen göz altı sırasında
maruz kaldığı kötü muameleden şikayetçi olduğunu belirtmiştir. AİHM, bu bağlamda
“müdahil taraf” olarak yapılan şikayetin AİHS’nin 35. maddesine uygun olarak yapılması
gereken başvuru yolları arasında yer aldığını hatırlatmıştır ( Erdagöz-Türkiye, no: 17128/90,
10 Temuz 1991 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 71, s. 275). Bu başvurunun davada
öne sürüldüğü gibi sonuçsuz kaldığı düşünüldüğünde bile başvurunun önemsiz bir girişim
olduğu söylenemez; buradan yola çıkarak başvurunun altı aylık sürenin başlama noktasını
oluşturduğu sonucuna varılabilir (Bkz. mutatis mutandis, A-Fransa, 23 Kasım 1993 tarihli
karar, seri A, no: 277-B, s. 47-48, §30).
Bu davada AİHM, başvuranın 5 Mart 1996 tarihli başvuruda diğer başvuranlarla
beraber hareket ettiğini saptamıştır.. Başvuran daha sonra müdahil taraf olmuştur. AİHM’ye
göre başvuran, kötü muamele sorumluları aleyhine açılan ceza davasının yerel mahkemelerde
askıda olmasına rağmen 19 Mayıs 2000 tarihinde AİHS’nin 3. maddesine göre yaptığı
şikayetle AİHS’nin 35. maddesinin gerekliliklerini yerine getirmiştir. Bu nedenle bu iddia
reddedilmelidir.
C. Polis tarafından kötü muamele yapıldığı iddiası hakkında
AİHM, başvuranların göz altı sırasında birçok götü muamelelere maruz kaldıklarına
yönelik yaptıkları şikayetleri belirtmiştir: özellikle asma ( M. Gedik, Erhan İl, Ö. Öktem,
Kaya Altun, KAblan, D. Öktem, Kemanoğlu, Şahin, KArahancı); devamlı darbeler (M. Batı,
Erhan İl, Kaya, Altun, Tokur, KAblan, D. Öktem, Şahin, Karahancı); su fışkırtma (Şahin,
Kaya, Kemanoğlu, Karahancı, M. Tokur, Altun) falaka (Öktem, Kaya). Başvuranlar ayrıca
uykusuz bırakıldıkları, aşağılandıkları ve ölüm veya tecavüzle tehdit edildikleri yönünde
şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürüten yerel makamların
tutumlarını da eleştirmişlerdir.
Türk Hükümetine göre iddia edilen olaylar hakkında nihai karar verilmediğinden
dolayı 3. maddeye ilişkin hiçbir ihlal ortaya çıkmamaktadır.
AİHM, elinde bulunan unsurlar ışığında, olayları kendi içinde değerlendirme
serbestisinin bulunduğunu belirttiği değişmeyen içtihatını hatırlatmıştır (Bkz. mutatis
mutandis, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, §86, 1999-V).
AİHM bu davada doktorlar tarafından düzenlenen raporların başvuranların göz
altından sonra ciddi yaralarının bulunduğunu ortaya çıkardığını ve mahkemede bulunan hiç
kimse bu yaraların daha önce oluşmadığı kanısına itiraz etmemiştir. Ancak, yerel makamlar
ve AİHM önünde açılan ceza davasında tarafların sunduğu kanıt unsurlar, başvuranların
polislerin birçok kötü muamelelerde bulunduğuna dair sözlerini desteklemiştir. Dolayısıyla
dosyada bulunan unsurlar göz önünde bulundurulduğunda AİHM, başvuranların birçok kötü
muamelelere maruz kaldıklarını kabul etmiştir. Aynı şekilde başvuranların birbiriyle uyuşan
sözleri ve dosyanın tümü göz önünde bulundurulduğunda AİHM, başvuranların
aşağılandığının, günlerce uykusuz bırakıldıklarının ve tıbbi tespit gerektirecek fiziksel iz
bırakmayan nitelikteki şiddet gibi kişinin akli dengesini bozacak şiddete maruz kaldıklarının
doğruluğunu kabul edebilir.
10