B. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve başvuranlar
aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın adilliği
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve açıklama getirmeden altı ay kuralına
riayet edilmediğini bildirmektedir. Hükümete göre, AİHS’nin 35§1. maddesine uygun olarak,
başvuranların, şikayetlerini AİHM’ye sunmadan önce kendileri aleyhinde ulusal mahkemeler
önünde yürütülen ceza davasının sona ermesini beklemeleri gerekirdi. Oysa mevcut davada,
başvuranlar, kendileri aleyhinde yürütülen ceza davası hala İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi önünde devam etmekte iken 19 Kasım 2003 tarihinde şikayetlerini sunmuşlardır.
Başvuranlar, bu iddiaya itiraz etmektedirler. Başvuranlar, AİHS’nin 35§1. maddesi
uyarınca, bir başvuranın, prensip olarak, birçok yıla yayılan bir dava a fortiori söz konusu
olduğunda, dava iç hukukta sona ermese bile yargılamanın herhangi bir döneminde AİHM’ye
başvuruda bulunma imkanına sahip olduğunu özellikle belirtmektedirler.
Başvuranların şikayetlerini AİHM’ye sunmadan önce kendileri aleyhinde yürütülen
ceza davasının sona ermesini beklemeleri gerektiği hakkındaki Hükümet’in argümanı
konusunda, AİHM, bir başvuranın, prensip olarak AİHM’ye başvurmadan önce farklı iç
hukuk yollarına başvurması zorunluluğu varsa da bu başvuru yollarının son aşamasının
başvuru yapıldıktan sonra, fakat kabuledilebilirlik kararını vermeden önce son bulmasını
anlayışla karşılayabileceği hususundaki konuya ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır(Bkz.
mutatis mutandis, Ringeisen-Avusturya, 16 Temmuz 1971 tarihli karar, E.K.-Türkiye, başvuru
no: 28496/95, 28 Kasım 2000).
Mevcut davada, AİHM, başvuranların başvurularını şikayetçi oldukları yargılamaları
ulusal mahkemeler önünde sürerken fakat AİHM kabuledilebilirlik kararını vermeden önce 19
Kasım 2003 tarihinde sunduklarını gözlemlemektedir. Söylenenler ışığında, Hükümet’in iç
hukuk yollarının tüketilmediği konusundaki itirazı kabul edilemez. Şikayetin geç yapılması
kapsamındaki itirazın da AİHM, bu koşullarda reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
Bununla birlikte, AİHM, başvuran Berivan Başar Şahin’nin beraat ettiğini
gözlemektedir. Sonuç olarak, başvuranın ex officio mağdur sıfatıyla Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile adil yargılanma kapsamındaki şikayetlerinin
incelenmesi uygun olacaktır. Bu bağlamda AİHM, bir sanığın beraat etmesinin sözkonusu
ihlallere bir düzeltme oluşturacağına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (kıyaslayınız,
Pisano-İtalya, başvuru no: 36732/97, 24 Ekim 2002). O halde başvuran, AİHS’nin 34.
maddesi uyarınca, şikayetlerinin bu kısmına ilişkin olarak, artık mağdur olduğunu iddia
edemez (Bkz. diğerleri arasında, Serraino-İtalya, başvuru no: 47570/99, 10 Ocak 2002,
Pütün-Türkiye, başvuru no: 31734/96 ve Çevik-Türkiye, başvuru no: 76978/01, 21 Mart
2006). Başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 § §3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça temelden
yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bununla birlikte AİHM, şikayetin bu kısmının Birtan Güven, Sevim Yıldıran ve
Niyazi Kaya açısından AİHS’nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe bulunmadığını saptamaktadır.
Başvurunun kabuledilebilir olduğunu ilan etmek uygun olacaktır.
C. Yargılanma süresi ve etkili bir başvuru yolunun bulunmayışı
7