olduğundan kendisini “Kemal” olarak tanıdığını öne sürmüştür. Şifreli yazılarla ilgili olarak,
polisin bunları kendisine karakolda yazdırdığını iddia etmiştir. Arama ve el koyma tutanağı
kendisine okunmuştur. Şifreli yazıların evinde bulunduğunu inkâr etmiştir. 6 Kasım 1997
tarihinde, başvuran, kendi adına tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. Dava dosyasındaki
kanıtları ve S.D.’nin Almanya’da ikamet ettiği gerçeğini göz önüne alarak, mahkeme, bu
tanığı dinlememeye karar vermiştir. 27 Kasım 1997 tarihinde, mahkeme, başvuranın
tanıklarını dinlemiştir. 23 Aralık 1997 tarihinde, başvuran, mahkemeye nihai yazılı
savunmasını sunmuştur. Polis gözaltında verdiği ifadelerden başka, dava dosyasında,
kendisine yönelik suçlamaları destekleyecek hiçbir kanıt olmadığını iddia etmiştir. Özellikle
gözaltı esnasında, polislerin kendisine şifreli yazıları yazdırdığını öne sürmüştür. 23 Aralık
1997 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı suçlandığı üzere yargılamış ve
on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, diğerleri meyanında, başvuranın
gözaltındaki ifadeleri I.A., R.K., A.T. ve U.M.’nin ifadeleri ile tutarlı olduğundan, başvuranın
yargılama sırasındaki ifadelerini ikna edici bulmamıştır. Savunma tanıklarının ifadeleriyle
ilgili olarak, mahkeme, tanıklar başvuranın akrabaları olduklarından, bunların görüşlerinin
güvenilir olarak görülemeyeceğine hükmetmiştir. 23 Eylül 1998 tarihinde, başvuran, İzmir
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını temyize götürmüştür. Başvuran temyiz
dilekçesinde, önceki görüşlerini yinelemiştir. Ayrıca, mahkemenin kanuni olmayan yollarla
elde edilmiş kanıtlara dayandığını ve kendisinin yasadışı bir örgüte üye olduğu iddiasını
destekleyecek hiçbir kanıt bulunmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, dilekçesine S.D.’nin yazılı
tanık ifadesini de eklemiştir. S.D.’nin yazılı tanık ifadesine göre, başvuranın erkek kardeşinin
bir arkadaşıdır ve kendisi meşgul olduğundan, S.D.’nin bütün işlemleri yapmış ve kendisine
verilen banka hesabına parayı yatırmıştır. 28 Eylül 1998 tarihinde, Yargıtay, İzmir Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Mahkeme, 30 Eylül 1998 tarihinde, başvuranın
ve temsilcisinin gıyabında kararını ilan etmiştir. Başvuranın temsilcisi, Yargıtay’ın kararını 12
Ekim 1998 tarihinde, başka bir iş vesilesiyle Yargıtay’a gittiğinde öğrendiğini iddia
etmektedir. 26 Ekim 1998 tarihinde, Yargıtay kararı, birinci derece mahkemesi kalemine tevdi
edilmiştir. Başvuranın temsilcisi, AİHM’ye, başvuranın cezasını çektikten sonra serbest
bırakıldığını bildirmiştir.
HUKUK
I.AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi
heyetinde askeri hakim bulunmasından dolayı bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
adil yargılanmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Polis gözaltında işkenceyle verdiği
ifadelerin kanıt kabul edildiğini ve yargılamanın ilk safhalarından avukat yardımından yoksun
bırakıldığını ifade etmiştir. Mahkemenin, kendisinin, belgenin kabul edilebilirliğine ve kanuni
olmayan aramaya ilişkin itirazlarını dikkate almadığını ileri sürmüştür. Polis ve iddia makamı
tarafından kanuni olmayan yollarla elde edilen kanıtlar ve diğer belgelerin, kendisinin
savunma haklarına halel getireceğini iddia etmiştir. Mahkemenin S.D.’nin tanıklığını
almadığını ve S.D.’nin ifadesinin temyiz safhasında dava dosyasında yer almasına rağmen,
Yargıtay’ın bunu dikkate almadığını iddia etmiştir. Başvuran, mahkemenin, başvuranın
tanıklarının ifadesini dikkate almamasına ilişkin hiçbir gerekçe göstermediğini belirtmiştir. İki
mahkum edilmiş kişinin ifadesinin dava dosyasına alındığını ileri sürmüştür. Son olarak,
İzmir dışından bir cezaevinde tutuklu bulundurulduğundan ve bu da temsilcisini
görememesine sebep olduğundan dolayı savunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvuran, AİHS’nin 6 §§ 1., 2. ve 3. maddelerine atıfta bulunmuştur. Sözkonusu maddelere
göre:
3