COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
BÜLBÜL – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 47297/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Mayıs 2007  
u karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Kemal Bülbül (“başvuran”) isimli bir Türk vatandaşı  
tarafından, 22 Aralık 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurudan  
(no. 47297/99) kaynaklanmaktadır.  
Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı avukat L. Kanat tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1963 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Olayların olduğu  
dönemde, başvuran, HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) Ankara İl Başkanı olarak görev  
yapmaktaydı.  
18 Kasım 1998 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde yer alan  
askeri hakim, başvuranın gıyabında tutukluluğunu emretmiştir. Tutuklama emrine göre,  
başvuran, yasadışı PKK (Kürdistan İşçi Partisi) örgütüne yardım ve yataklık yapmaktan sanık  
durumundadır.  
19 Kasım 1998 tarihinde, polis memurları HADEP Ankara merkezinde arama  
yürütşlerdir ve başvuran gözaltına alınmıştır. Başvuran tarafından imzalanan arama ve  
yakalama tutanağında, başvuranın bir gün önce Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından verilen tutuklama emrine uygun olarak gözaltına alındığı açıklanmıştır.  
Yakalanmasını müteakip, başvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan  
askeri hakimin huzuruna çıkarılmış ve askeri hakimin emri üzerine tutuklu yargılanmaya  
başlamıştır.  
26 Kasım 1998 tarihinde, başvuran, tutuklama emri hakkında temyiz başvurusunda  
bulunmuş ve serbest kalmayı talep etmiştir.  
27 Kasım 1998 tarihinde, bir tanesi askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, suçun niteliğini ve delillerin durumunu göz önünde  
bulundurarak başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir.  
8 Aralık 1998 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuran hakkında onu Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca PKK’ya yardım ve yataklık  
yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.  
12 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir.  
24 Şubat 2000 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı PKK’ya  
yardım ve yataklık yapma suçundan mahkum etmiş ve onu üç yıl dokuz ay hapis cezasına  
çarptırmıştır.  
1
Yargıtay’da işlemler sürmekte iken 21 Aralık 2000 tarihinde, 23 Nisan 1999  
tarihinden önce işlenen suçlara ilişkin olarak şartla salıverilmeye, dava ve cezaların  
ertelenmesine dair yeni mevzuat (4616 Sayılı Kanun) yürürlüğe girmiştir. Buna göre, 23 Ocak  
2001 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.  
2 Mayıs 2001 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuran hakkındaki  
davanın ertelenmesine karar vermiştir. 4616 sayılı Kanun’a göre, söz konusu dava, ancak,  
başvuranın, mahkemenin erteleme kararından itibaren beş yıl içinde aynı nitelikte veya daha  
ciddi nitelikte bir suç işlemesi halinde yeniden başlayacaktır.  
Dosyada yer alan belgelerden anlaşılmaktadır ki erteleme süresi içinde başvuran  
hakkında bir suçlama yapılmamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 5 §§ 3 VE 4. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, tutuklu yargılanmasını emreden askeri hakimin ve tutuklama emrine ilişkin  
temyiz başvurusu hakkında karar veren mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia  
etmiştir. Bu bağlamda, başvuran, AİHS’nin 5 §§ 3 ve 4. maddesine aftta bulunmuştur. Söz  
konusu maddenin ilgili kısımları şöyledir:  
“3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu  
durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış  
diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli  
kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır…  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan  
herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi  
ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma  
hakkına sahiptir.”  
Hükümet, askeri hakimlerin devlet güvenlik mahkemeleri heyetinde yer almamasını  
öngören 1999 tarihli anayasa değişikliğine atıfta bulunmuştur. Hükümet, aynı zamanda, devlet  
güvenlik mahkemelerinin, 2004 itibarıyla kaldırılmış olduklarını belirtmiştir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle  
reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu hususta, Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun, şu anda kaldırılmış olan, 112 § 3. maddesine atıfta bulunmuştur. Söz konusu  
maddeye göre, ceza mahkemesi, başvuranın tutukluluk halinin devamının gerekli olup  
olmadığını kendiliğinden düzenli aralıklarla incelemek durumundadır. Hükümet’in görüşüne  
göre, başvuran, ceza davasının sonucunu beklemeden AİHM’ye başvuruda bulunduğu için  
şikayetine ilişkin iç hukuk yollarını tüketmemiştir.  
AİHM, başvuranın, 19 Kasım 1998 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar  
verildiğinde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 298. maddesi uyarınca temyiz  
başvurusunda bulunarak tutuklu yargılama kararının bozulmasını talep ettiğini  
2
gözlemlemiştir. AİHM, ayrıca, başvuranın 5 §§ 3 ve 4. madde uyarınca olan şikayetinin,  
tutuklu yargılanmasını emreden askeri hakimin ve tutukluma emrine karşı temyiz  
başvurusunu reddeden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı  
iddiasına ilişkin olduğunu gözlemlemiştir. AİHM, AİHS’nin 35. maddesinin, sadece iddia  
edilen AİHS ihlallerine ilişkin olan ve etkili ve yeterli tazmin sağlayan hukuk yollarının  
tüketilmesini gerektirdiğini yinelemiştir. Bir başvuranın, iddia konusu ihlale ilişkin tazmin  
şansı tanımayan hukuk yollarına başvurması gerekli değildir (Şen – Türkiye, no. 41478/98, 30  
Nisan 2002). Söz konusu davada, devlet güvenlik mahkemeleri heyetinde askeri yargıç  
bulunması olayları gerçekleştiği dönemde iç hukuka uygun olduğu ve bu hakimin tutuklama  
emri verme yetkisi olduğu için, AİHM, şikayetlerine ilişkin tazmin talep edebileceği bir iç  
hukuk yolunun başvuran için mevcut olmadığını değerlendirmiştir.  
AİHM, yukarıda belirtilenler karşısında, Hükümet’in ön itirazını reddetmiştir.  
AİHM, aynı zamanda, bu şikayetin, AİHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde,  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez  
olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
AİHS’nin 5 § 3. maddesi  
Başvuran, tutuklu yargılanmasını emreden askeri hakimin bağımsız ve tarafsız olarak  
değerlendirilemeyeceğini iddia etmiştir.  
AİHM, 5 § 3. maddenin içerdiği en temel özelliklerden birinin, keyfilik riskini en aza  
indirmeyi ve hukukun üstünlüğünü korumayı amaçlayan yargısal denetim olduğunu  
belirtmiştir. Yargısal denetime ilişkin şartlara uygun usulleri geliştirmek yargı makamlarının  
görevidir; ancak, bu usuller aynı zamanda AİHS ile uyumlu olmalıdır (Estrikh – Letonya, no.  
73819/01, 18 Ocak 2007).  
Yargısal denetim, AİHS’nin 5 § 3. maddesine göre “yargıç” veya “adli görev yapmaya  
yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli” tarafından gerçekleştirilmelidir. 5 § 3. maddede  
belirtilen yargıç, her biri yakalanan kişi için bir teminat oluşturan belli şartları karşılamalıdır.  
Söz konusu şartların en önemlilerinden biri yürütmenin ve tarafların bağımsızlığıdır  
(Schiesser – İsviçre, 4 Aralık 1979 tarihli karar).  
Söz konusu davada, başvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi olan bir  
askeri hakimin emri üzerine tutuklu yargılanmaya başlamıştır. Bu aşamada, AİHM, devlet  
güvenlik mahkemeleri heyetinde yer alan askeri hakimlerin konumunu geçmişte incelemiş  
olduğunu anımsamıştır. Düzenli olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca ihlal tespit eden  
AİHM, devlet güvenlik mahkemesi heyetinde yer alan askeri hakimin aynı zamanda orduda  
görevli bir asker olduğu ve ordunun da sonuçta yürütmeden emir alan bir kurum olduğu  
gerçeğini göz önünde bulundurmuştur. İkinci olarak, askeri hakim askeri disipline tabidir ve  
bu amaçla ordu tarafından hakkında değerlendirme raporları düzenlenmiştir. Ayrıca, askeri  
hakimin tayin edilmesine ilişkin kararlar büyük ölçüde idari makamlar ve ordu tarafından  
alınmaktaydı (bkz. Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar). AİHM, 6 § 1. madde  
uyarınca sorun ortaya çıkaran bu tespitlerin 5 § 3. madde açısından da geçerli olduğunu  
değerlendirmiştir.  
3
Özetle, AİHM, başvuranın tutuklu yargılanması emrini veren askeri hakimin  
yürütmeden bağımsız olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle AİHS’nin 5 § 3. maddesinin  
ihlal edildiği kararını vermiştir.  
AİHS’nin 5 § 4. maddesi  
Başvuran, ayrıca, tutuklama emrine ilişkin temyiz başvurusu hakkında karar veren  
mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüştür.  
AİHM, bu aşamada, “mahkemeye başvurma” hakkını içeren AİHS’nin 5 § 4.  
maddesinin mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı şartını koşmadığını ve böylece, diğer  
şeylerin yanı sıra, “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”ye atıfta bulunan 6 § 1. maddeden  
farklılık gösterdiğini yinelemiştir. Ancak, AİHM, bazı kararlarında, yürütmenin  
bağımsızlığının “mahkeme” kavramının en esas unsurlarından biri olduğu sonucuna varmıştır  
(bkz. Neumeister – Avusturya, 27 Haziran 1968 tarihli karar; D.N. – İsviçre [BD], no.  
27154/95). AİHM’nin görüşüne göre, diğer şeylerin yanı sıra bir kimsenin özgürlüğünden  
yoksun kılınması gibi hassas bir konuya ilişkin olan AİHS’nin 5 § 4. maddesinin,  
mahkemenin tarafsızlığını temel bir gereklilik olarak öngörmemesi düşünülemezdir.  
Bu davada, başvuranın tutukluluk emrine ilişkin temyiz başvurusu, biri askeri hakim  
olmak üzere üç üyeden oluşan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından incelenmiş ve  
reddedilmiştir. AİHM, geçmişte, devlet güvenlik mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
hususunu AİHS’nin 6 § 1. maddesi açısından incelemiş olduğunu ve heyette askeri hakim  
bulunmasının söz konusu hükmü ihlal ettiği kararını verdiğini anımsamıştır (bkz., yukarıda  
anılan, Incal; Özel – Türkiye, no. 42739/98, 7 Kasım 2002). AİHM’nin askeri hakimin  
konumu ile ilgili düşünceleri yukarıda özetlenmiştir. Bu davada ise AİHM’den, söz konusu  
hususu 5 § 4. madde açısından incelemesi talep edilmiştir. Ancak, AİHM, askeri hakimlerin  
konumu ile ilgili Incal kararında 6. madde bağlamında ifade edilen düşüncelerin 5 § 4. madde  
bağlamında eşit derecede geçerli olduğu ve bu hükümde geçen “mahkeme (court)”  
sözcüğünün 6. maddede geçen “mahkeme (tribunal)” sözcüğünün gerektirdiği gibi bağımsız  
ve tarafsız bir kurum olarak yorumlanması gerektiği görüşündedir. AİHM, yasadışı bir örgüte  
üyelikle suçlanan bu davadaki başvuranın, Incal davasındaki başvuran gibi, Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle mahkemenin, davanın  
niteliği ile ilgili olmayan hususlardan etkilenebileceği konusunda haklı olarak endişe  
duyabileceğini belirtmiştir. Sonuç olarak, başvuranın tutuklama emrine ilişkin temyiz  
başvurusu hakkında karar veren Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, AİHS’nin 5 § 4.  
maddesi açısından bağımsız ve tarafsız bir mahkeme değildir.  
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, AİHS’nin 5 § 4. maddesinin de ihlal edildiği  
kararını vermiştir.  
II. AİHS’NİN 5 § 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 5 § 2. maddesi uyarınca, kendisine yakalanma nedenlerinin  
bildirilmediğini iddia etmiştir.  
AİHM, başvuran tarafından imzalanan arama ve yakalama tutanağının, başvuranın, 18  
Kasım 1998 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen tutuklama  
emrine dayanarak gözaltına alındığını açık bir şekilde belirttiğini gözlemlemiştir. AİHM, bu  
4
nedenle, başvuranın, yakalanma nedenlerinden haberdar olarak kabul edilmesi gerektiği  
sonucuna varmıştır.  
AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
III. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
tarafından görülmediği konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, hakkındaki suçlamaların  
kendisine hemen bildirilmediğini iddia etmiştir. Başvuran, şikayetlerine ilişkin olarak  
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 (a) ve (c) maddesine atıfta bulunmuştur.  
Hükümet, başvuru yapıldığında başvuran hakkındaki davanın Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde devam etmekte olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmının zamansız  
olduğunu ileri sürmüştür.  
AİHM, başvuranın, AİHS’nin 35 § 1. maddesinin gereklerini yerine getirip  
getirmediği hakkında karar vermeyi gerekli görmemektedir; zira bu şikayet, aşağıda belirtilen  
gerekçelerden ötürü, her halükarda, kabuledilmez bulunmalıdır.  
AİHM, başvuranın, kendisine göre, sonucunda beraat ettiği bir dava veya devam  
etmeyen bir dava zarfında gerçekleşen, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca davanın hakkaniyete  
uygun olarak görülmesi hakkına ilişkin bir ihlalden şikayetçi olmayabileceğini yinelemiştir  
(bkz., bu hususta, I.I. – Bulgaristan, no. 44082/98, 25 Mart 2004).  
AİHM, bu davada, başvuran hakkındaki cezai işlemlerin 4616 sayılı Kanun’a uygun  
olarak ertelendiğini gözlemlemiştir. Sonuç olarak, başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından mahkum edilmemiştir. Dava, ancak, başvuranın, mahkemenin erteleme kararından  
itibaren beş yıl içinde aynı nitelikte veya daha ciddi nitelikte bir suç işlemesi halinde yeniden  
başlayacağı için, erteleme kararı, davayı sona erdirmek olarak kabul edilebilir ( bkz. Withey –  
İngiltere, no 59493/00; Koç ve Tambaş – Türkiye, no. 46947/99, 24 Şubat 2005; Güzel –  
Türkiye, no. 65849/01, 18 Ekim 2005). Ayrıca, dosyaya göre, başvuran, erteleme süresi içinde  
başka bir suçla suçlanmamıştır.  
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranın, AİHS’nin 34. maddesi anlamı  
dahilinde, ihlalden zarar gören kişi konumunda olduğunu iddia edemeyeceği sonucuna  
varmıştır (bkz. F.A. – Türkiye, no. 36094/97, 1 Şubat 2005; Güneş – Türkiye, no. 38413/02, 1  
Eylül 2005).  
AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
IV. AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
5
Başvuran, AİHS’nin 5 ve 6. maddeleri ile bağlantılı olarak 14. madde uyarınca, etnik  
kökeni ve siyasi görüşleri bakımından ayrımcılığa tabi tutulduğu konusunda şikayetçi  
olmuştur.  
Hükümet bu konuda görüş bildirmemiştir.  
AİHM, başvuranın, şikayetlerini kanıtlamadığını kaydetmiştir.  
AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, 10.000 Euro maddi tazminat ve 10.000 Euro manevi tazminat talebinde  
bulunmuştur.  
Hükümet, söz konusu miktarlara itiraz etmiştir.  
AİHM, tespit edilen ihlal ile maddi tazminat talebi arasında bir sebep-sonuç ilişkisi  
görmemiş; dolayısıyla, bu talebi reddetmiştir. Öte yandan, başvurana 1.500 Euro manevi  
tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuranlar, AİHM’de yapılan mahkeme masraflarına karşılık 4.350 Euro talep  
etmiştir.  
Hükümet, söz konusu miktara itiraz etmiştir.  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. AİHM, başvuranın, talebini  
doğrulayacak belgeler sunmadığını kaydetmiş; bu nedenle, talebi reddetmiştir.  
BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvuranın tutuklu yargılanmasını emreden askeri hakimin ve başvuranın tutuklama emrine  
ilişkin temyiz başvurusu hakkında karar veren mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına  
ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;  
6
2. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, başvurana, manevi tazminat olarak 1.500 Euro’yu (bin beş yüz  
Euro), tabi olabilecek her türlü vergi ve harçtan muaf olarak, ödeme günündeki kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevirerek ödemesine;  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 22 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
T.L. EARLY  
Zabıt Katibi  
Nicolas BRATZA  
Başkan  
7