COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
CANPOLAT – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 63354/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
15 Şubat 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Aziz Canpolat’ın (“başvuran”), İnsan Haklarının ve  
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 15.09.2000  
tarihinde yapmış olduğu 63354/00 no’lu başvurudur.  
Başvuran, Şanlıurfa Barosuna bağlı avukat M. Güzeler tarafından temsil edilmektedir.  
AİHM, 31.05.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.  
Maddesi’ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye  
karar vermiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
1950 doğumlu başvuran, başvurunun yapıldığı sırada Şanlıurfa’daki Hilvan Cezaevi’nde  
tutuklu bulunmaktaydı.  
Başvuran, başvuranın oğlu ve çalışanlarından biri, 11.10.1997 tarihinde uyuşturucu madde  
bulundurduğu ihbarının yapılması üzerine İ.Ş.’nin evinde Siverek Emniyet Müdürlüğünce  
yakalanmışlardır. Başvuranın evi ve çiftliği aranmış, bir miktar hint keneviri ele geçirilmiştir.  
Sanıklar 12.10.1997 tarihinde Siverek Sulh Hukuk Mahkemesi’nin huzuruna çıkarılıp,  
tutuklanşlardır.  
Siverek Sulh Hukuk Mahkemesi davanın örgütlü uyuşturucu ticaretiyle ilgisi olduğu  
gerekçesiyle 14.10.1997 tarihinde dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 24.10.1997 tarihinde  
başvuran ve diğer iki şüpheli hakkında bir iddianame hazırlamış, bu kişileri Türk Ceza  
Kanunu’nun 403 § 5. Maddesi uyarınca ticaret amaçlı esrar bulundurmakla, İ.Ş.’yi ise esrar  
kullanmakla suçlamıştır.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 26.05.1998 tarihinde başvuran ve İ.Ş.’yi suçlu  
bulmuş, başvuranı üç yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.  
Yargıtay 05.10.1998 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 24.11.1998 tarihinde başvuran ve diğer sanıkları  
bir kez daha suçlu bulup, altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırmıştır.  
Yargıtay 15.04.1999 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını, başvuran ve sanıkların  
duruşma tarihinden haberdar edilmeyerek savunma hakları gözetilmediği için bir kez daha  
bozmuştur.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 15.06.1999 tarihinde başvuran ve diğer sanıkları  
suçlu bulup, altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırmıştır. Öte yandan hapiste bulundukları süreyi  
göz önünde bulundurarak serbest bırakılmalarına karar vermiştir.  
Yargıtay 20.04.2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
2
HUKUKA İLİŞKİN  
1. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi uyarınca kendisini yargılayıp, suçlu bulan Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle adil yargılanma  
hakkından yoksun bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca yargılanma sürecinin  
uzunluğunun, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nde şart koşulan “makul süre” kuralıyla uyuşmadığı  
konusunda şikayetçi olmuştur. 6 § 1. Madde’nin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:  
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen  
suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”  
A. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığı  
1. Kabuledilebilirliğine ilişkin  
Hükümet, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve  
tarafsızğına ilişkin şikayetinin, iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddedilmesi  
gerektiğini savunmuştur. Hükümet, başvuranın bu şikayeti ulusal mahkemelere götürmediğini  
belirtmiştir. Başvuranların AİHM’ye yaptıkları başvuruları Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
kararından itibaren altı ay içinde yapmaları gerektiğini savunmuştur.  
AİHM, Hükümet’in benzer ön itirazlarını daha önce inceleyip reddettiklerini anımsar  
(örneğin bkz. Vural – Türkiye, 56007/00; Çolak – Türkiye (no.1), 52898/99, Özel – Türkiye,  
42739/98 ve Özdemir – Türkiye, 59659/00). AİHM, bu davada diğer davalarda vardığı  
kararlardan sapmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir. Dolayısıyla AİHM  
Hükümet’in ön itirazlarını reddeder.  
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeder. Ayrıca başka bakımlardan da kabuledilmez değildir. Bu nedenlerle  
kabuledilebilir olarak beyan edilmelidir.  
2. Esaslara ilişkin  
Hükümet başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ile ilgili  
kapılacağı geçerli kuşkular için temel bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca askeri  
hakimlerin bundan böyle bu tür mahkemelerde görev alamayacağına ilişkin 18.06.1999 tarihli  
anayasa değişikliğine işaret etmiştir. Son olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 2004  
yılında kapatıldığını ifade etmiştir.  
AİHM, geçmişte benzer davaları incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal  
edildiğinin tespit edildiğini kaydeder.  
AİHM, bu davada farklı bir sonuca ulaşmak için neden görememektedir. Devlet Güvenlik  
Mahkemesinde yargılanan bir sivil olarak başvuranın, ordu mensubu ve aynı zamanda  
Muvazzaf Askeri Yargıç olan bir kimsenin mevcut bulunduğu bir heyet tarafından  
yargılanması konusunda endişeli olması anlaşılabilir. Bu nedenle başvuran, örgütlü  
uyuşturucu ticareti yapmaktan Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkmasına karşın,  
mahkemenin davanın niteliğiyle hiçbir ilgisi bulunmayan etmenlerden gereksiz yere  
etkilenmesinden endişelenmek için haklı nedenleri bulunabilir. Başka bir deyişle, başvuranın  
3
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmasından endişe  
etmesinin haklı olduğu söylenebilir.  
B. Yargılama sürecinin uzunluğu  
Hükümet, bu davada yargılamanın uzunluğunun, davanın karmaşıklığı ve başvuranın  
işlemekle suçlandığı suçun niteliği açısından makul olarak değerlendirilmesi gerektiğini  
belirtmiştir.  
AİHM, yargılama sürecinin 11.10.1997 tarihinde başvuranın gözaltına alınmasıyla  
başladığını ve 20.04.2000 tarihinde Yargıtay’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
onamasıyla sona erdiğini kaydeder. Buna göre yargılama süreci yaklaşık olarak iki yıl altı ay  
sürmüştür.  
AİHM, yargılama sürecinin uzunluğunun makul olmamasının, davanın koşulları ışığında  
ve AİHM’nin içtihadının belirlediği, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların  
tavırları ile başvuranın kaybedecekleri gibi ölçütlere bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini  
yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Kiper – Türkiye, 44785/98).  
Yargılama sürecinin genel müddetine bakıp, davanın karmaşıklığı ve iki yargı aşamasında  
incelendiği gerçeği göz önüne alındığında, AİHM bu davadaki yargılama sürecinin  
uzunluğunun haddinden fazla olmadığı kanısındadır. Öte yandan başvuran, adli makamlara  
addedilebilecek önemli bir durgunluk süreci gösterememiştir.  
Başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. ve 4. Maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan  
yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi’nin ilgili kısmı şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran maddi ve manevi tazminat olarak toplam 20.000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet başvuranın talebine itiraz etmiştir.  
Maddi tazminat konusuyla ilgili olarak, AİHM ilk olarak, AİHS ihlali gerçekleşmeseydi,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki yargılamanın sonucu konusunda tahmin yürütemeyeceği  
kanısındadır (bkz. Tezcan Uzunhasanoğlu – Türkiye, 35070/97). Ayrıca başvuranın maddi  
tazminat talebiyle ilgili belgelenmiş hiçbir delil sunulmamıştır. Dolayısıyla AİHM bu başlık  
altında tazminat ödenmemesine karar verir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak, AİHM, ihlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz  
kaldığı manevi zarar için yeterli tazmin teşkil edeceğine karar vermiştir.  
Bununla beraber, AİHM, bu davada olduğu gibi, bir kimse AİHS’nin bağımsızlık ve  
tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edilirse, davanın  
yeniden görülmesi ya da istenirse yeniden dava açılmasının, ihlali telafi etmek için uygun bir  
yol olduğu kanısındadır (örneğin bkz. Öcalan – Türkiye, 46221/99).  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran AİHM önünde oluşan mahkeme masrafları için 5.000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet taleplerin aşırı ve belgelenmemiş olduğunu öne sürmüştür.  
4
AİHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir (bkz. Sawicka –  
Polonya, 37645/97). Bu davada, AİHM, sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler  
ışığında, AİHM’de açılan davalar için 1.000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu  
sonucuna varmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve  
tarafsızğı ile ilgili şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuledilmez  
olduğuna;  
2. Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmaması nedeniyle  
AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. İhlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için başlı başına yeterli  
adil tazmin teşkil ettiğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masraflarına karşılık olarak 1.000 Euro’yu (bin euro), bu  
meblağa uygulanabilecek tüm vergilerle beraber, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevirerek, başvurana ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
5. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 15 Şubat 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Santiago QUESADA  
Zabıt Katibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan  
5