Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmasından endişe
etmesinin haklı olduğu söylenebilir.
B. Yargılama sürecinin uzunluğu
Hükümet, bu davada yargılamanın uzunluğunun, davanın karmaşıklığı ve başvuranın
işlemekle suçlandığı suçun niteliği açısından makul olarak değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmiştir.
AİHM, yargılama sürecinin 11.10.1997 tarihinde başvuranın gözaltına alınmasıyla
başladığını ve 20.04.2000 tarihinde Yargıtay’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını
onamasıyla sona erdiğini kaydeder. Buna göre yargılama süreci yaklaşık olarak iki yıl altı ay
sürmüştür.
AİHM, yargılama sürecinin uzunluğunun makul olmamasının, davanın koşulları ışığında
ve AİHM’nin içtihadının belirlediği, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların
tavırları ile başvuranın kaybedecekleri gibi ölçütlere bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini
yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Kiper – Türkiye, 44785/98).
Yargılama sürecinin genel müddetine bakıp, davanın karmaşıklığı ve iki yargı aşamasında
incelendiği gerçeği göz önüne alındığında, AİHM bu davadaki yargılama sürecinin
uzunluğunun haddinden fazla olmadığı kanısındadır. Öte yandan başvuran, adli makamlara
addedilebilecek önemli bir durgunluk süreci gösterememiştir.
Başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. ve 4. Maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. Maddesi’nin ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran maddi ve manevi tazminat olarak toplam 20.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet başvuranın talebine itiraz etmiştir.
Maddi tazminat konusuyla ilgili olarak, AİHM ilk olarak, AİHS ihlali gerçekleşmeseydi,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki yargılamanın sonucu konusunda tahmin yürütemeyeceği
kanısındadır (bkz. Tezcan Uzunhasanoğlu – Türkiye, 35070/97). Ayrıca başvuranın maddi
tazminat talebiyle ilgili belgelenmiş hiçbir delil sunulmamıştır. Dolayısıyla AİHM bu başlık
altında tazminat ödenmemesine karar verir.
Manevi tazminatla ilgili olarak, AİHM, ihlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz
kaldığı manevi zarar için yeterli tazmin teşkil edeceğine karar vermiştir.
Bununla beraber, AİHM, bu davada olduğu gibi, bir kimse AİHS’nin bağımsızlık ve
tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edilirse, davanın
yeniden görülmesi ya da istenirse yeniden dava açılmasının, ihlali telafi etmek için uygun bir
yol olduğu kanısındadır (örneğin bkz. Öcalan – Türkiye, 46221/99).
B. Mahkeme masrafları
Başvuran AİHM önünde oluşan mahkeme masrafları için 5.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet taleplerin aşırı ve belgelenmemiş olduğunu öne sürmüştür.
4