sonuçlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu koşullar doğrultusunda AİHM, başvuranların ifade
özgürlüğünün ihlal edildiğine itibar etmektedir.
Hükümet yapılan müdahalenin yasayla öngörüldüğünü ve «kamu düzeninin
korunması» gibi meşru bir amacı izlediğini belirtmektedir.
Başvuranlar müdahalenin 10/2. madde uyarınca kamu düzenini korumak adına yasayla
öngörüldüğüne ve meşru bir amacı içerdiğine karşı çıkmamaktadırlar (Bkz. Yağmurdereli-
Türkiye kararı, no: 29590/96, /40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi göz önünde
bulundurmaktadır, bununla birlikte taraflar arasındaki anlaşmazlık yapılan müdahalenin
«demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığı hususunda ortaya
çıkmaktadır.
Hükümet yazılı görüşlerinde sözkonusu bültende bilhassa PKK terörist örgütü
üyelerinden «gerilla» olarak söz edildiğinin ve «kurgusal» bilgilerin yayımlandığının altını
çizmektedir. Hükümete göre gerçeği yansıtmayan bu bilgilerle halk arasında huzursuzluk
yaratmaya ve bölgedeki kamu düzenini bozmaya yönelik PKK’nın bir propagandası
yapılmaktadır. Hükümet bir kısıtlama gerektiğinde ulusal yetkililerin daha geniş bir takdir
yetkisinden yararlanmak durumunda olduklarını ifade etmektedir.
Başvuranlar mevcut durumda sözkonusu yayınla kamu düzeninin bozulmasını ve halk
arasında husumet yaratılmasını değil, tam tersine bölgedeki mevcut Kürt sorununa dikkat
çekerek çözüm bulunmasını amaçladıklarını öne sürmekte, getirilen kısıtlamanın hiçbir sosyal
ihtiyacı karşılamadığını dile getirmektedirler.
AİHM, buna benzer şikayetlerin daha önce de dile getirildiği ve bunların AİHS’nin 10.
maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Kızılyaprak-
Türkiye kararı, no: 27528/95, / 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol-Türkiye kararı, no: 47796/99, /
36, 27 Ekim 2005).
AİHM, yerleşik içtihadı ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin
Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespiti ve
delili sunmadığına itibar etmiştir. AİHM suç unsurunu teşkil eden bültende yayımlandığı
bağlamda kullanılan terimleri dikkatli bir biçimde ele alacaktır. Bu noktada özellikle terörle
mücadelede karşılaşılan güçlükleri dikkate almaktadır. (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy
kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, /60, 10 Ekim 2000 ve Incal-Türkiye kararı, 9
Haziran 1998, 1998-I, s. 1568, / 58).
AİHM sözkonusu makalenin ekleriyle birlikte «siyasi bir ifade» olduğunu, konu
itibariyle hassas, genel bir menfaati ele aldığını not etmektedir.
AİHM, uzunca bir süredir, genel kamu menfaaatini içeren hususlar da dahil olmak
üzere, «siyasi ifadenin» 10. maddenin gerekleri doğrultusunda üst düzeyde korunması
gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz. örneğin, Thorgeir Thorgeirson-İzlanda kararı, 25 Haziran
1992, A serisi, no: 239, ve Hertel-İsviçre kararı, 25 Ağustos 1998, 1998-VI, /47). Ayrıca,
Hükümetin güçlü konumu, kendisine ve kurumlarına yöneltilen haksız eleştiri ve suçlamalar
söz konusu olduğunda, hele ki bunlara karşılık verecek başka araçlar var ise, cezai yaptırım
yolunu sıklıkla kullanmamasını gerektirir. (Bkz. özellikle sözü edilen Incal kararı / 54 ve sözü
edilen Yağmurdereli kararı, / 43).
4