CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÇETİN VE ŞAKAR - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:57103/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Eylül 2007  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.  
Şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
T.C. vatandaşı Vedat Çetin ve Mahmut Şakar’ın (başvuranlar) Türkiye Cumhuriyeti Devleti  
aleyhine 24 Ocak 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi  
uyarınca yapmış oldukları (57103/00) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu  
avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1961 ve 1966 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
M. Şakar olayların meydana geldiği dönemde İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Diyarbakır  
şubesi başkanıydı ve V. Çetin sözkonusu derneğin yönetim kurulu üyesiydi.  
29 Ağustos 1996 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcılığı’na İHD tarafından Mayıs-Haziran 1996 tarihinde yayımlanan ve içeriğinde güvenlik  
güçlerine eleştiriler getiren 3 numaralı bülten hakkında hazırlamış olduğu raporu sunmuştur.  
Sözkonusu bültenin sahibi M. Şakar’ın ve yazı işleri sorumlusu V.Çetin’in isimleri bu raporda  
yer almıştır.  
Güneydoğu bölgesindeki insan hakları ihlallerini yeren ve Kürt sorununa barışçıl  
yollardan çözüm bulunması gerektiğini savunan makale M. Şakar tarafından yazılmıştır.  
Makalede son üç ayda Diyarbakır’da meydana gelen ve ölümle sonuçlanan olayların bir  
bilançosu çıkarılmış, özellikle güvenlik güçlerinin PKK’ya yönelik düzenlediği operasyonda  
oluşan zararlar vurgulanmıştır.  
Cumhuriyet Savcılığı, 6 Eylül 1996 tarihinde siyasi amaçlı bir suçun sözkonusu  
olduğu gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) lehine yetkisizlik kararı vermiştir.  
18 Ekim 1996 tarihinde başvuranlar DGM Savcısı tarafından bülten içeriği hakkında  
dinlenmiştir.  
DGM Cumhuriyet Savcısı 2 Nisan 1997 tarihli iddianame ile 3713 sayılı Terörle  
Mücadele Kanunu’nun 8 / 1. ve 2., 7 / 2.,3. ve 5. maddeleri uyarınca devletin bölünmez  
bütünlüğüne karşı basın yoluyla propaganda yapma suçu ile başvuranların mahkumiyetini  
talep etmiştir.  
İstanbul’da ikamet eden M. Şakar, 24 Kasım 1997’de yapılan duruşmaya gelmemiştir.  
M. Şakar’ın İstanbul DGM önünde istinabe yoluyla ifadesinin alınması beklenirken 21  
Nisan-16 Temmuz 1999 tarihleri arasında birçok duruşma ertelenmiştir. Sonuncu duruşmada  
adıgeçen için tevkif müzekkeresi çıkarılmıştır.  
2
M. Şakar DGM önüne çıkarıldığı 4 Ağustos 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı  
önünde vermiş olduğu ifadeleri yinelemiştir. Başvuran aynı gün serbest bırakılmıştır.  
Cumhuriyet Savcısı 9 Eylül 1999 tarihli duruşma sırasında 4454 sayılı Kanun’un 1.  
maddesine istinaden kesin hükme bağlamanın ertelenmesini istemiştir.  
Aynı gün alınan bir kararla DGM, başvuranlar hakkındaki hükmün ertelenmesine  
karar vermiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar DGM tarafından alınan 9 Eylül 1999 tarihli karardan şikayetçi  
olmaktadır. Başvuranlar üç yıl boyunca mahkum olma korkusuyla karşı karşıya kaldıklarının  
altını çizmekte ve AİHS’nin 9, 10. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar. AİHM,  
başvuranlar tarafından öne sürüldüğü şekliyle şikayetin yalnızca AİHS’nin 10. maddesi  
çerçevesinde inceleneceğini kaydetmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet, DGM’nin kararına karşılık başvuranların temyiz başvurusunda  
bulunmamaları doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Başvuranlar Hükümetin savına karşı çıkmaktadırlar.  
AİHM, Yargıtay’ın 4454 sayılı Kanun hükümlerine göre davanın yeniden incelenmesi  
talebine uygun olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ceza davasının ertelenmesine karar  
verdiğini hatırlatmaktadır. Başvuranlar bu kararın yanlış uygulanğını hiçbir surette iddia  
etmemektedirler. Olası bir temyiz başvurusunun ilk derece mahkemesinin kararını teyit  
edeceğini ve dile getirilen durumu düzeltmeye olanak vermeyeceğini belirtmek gerekir. Bu  
nedenle yapılan itiraz kabul edilmemektedir (Bkz. Oral Çalışlar-Türkiye kararı, no: 60261/00,  
10 Mayıs 2005).  
B. Esas hakkında  
Hükümet başvuranların öne sürülen ceza sürecinde mahkum edilmemeleri ölçüsünde  
ifade özgürlüklerine yönelik bir müdahalede bulunulmadığını savunmaktadır.  
Başvıranlar üç yıl boyunca mahkum edilme korkusuya karşı karşıya kaldıklarını, bu  
durumun ifade özgürlüklerine bir müdahaleyi oluşturduğunu ileri sürerek bu sava itiraz  
etmektedir.  
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, başvurana yönelik alınan bir kararın veya  
uygulamanın, başvuranın “mağdur” statüsünü ortadan kaldırması, ancak, ulusal makamların  
Sözleşme’nin ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu tazmin yoluna  
gitmeleri ile mümkündür. (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93, /73, AİHM 1999-VI).  
Zira, davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi, ifade özgürlüğünü kullanmasını  
engellenmesi nedeniyle başvurana doğrudan zarar veren, ceza davasının ne kendisini ne  
3
sonuçlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu koşullar doğrultusunda AİHM, başvuranların ifade  
özgürğünün ihlal edildiğine itibar etmektedir.  
Hükümet yapılan müdahalenin yasayla öngörüldüğünü ve «kamu düzeninin  
korunması» gibi meşru bir amacı izlediğini belirtmektedir.  
Başvuranlar müdahalenin 10/2. madde uyarınca kamu düzenini korumak adına yasayla  
öngörüldüğüne ve meşru bir amacı içerdiğine karşı çıkmamaktadırlar (Bkz. Yağmurdereli-  
Türkiye kararı, no: 29590/96, /40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi göz önünde  
bulundurmaktadır, bununla birlikte taraflar arasındaki anlaşmazlık yapılan müdahalenin  
«demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmağı hususunda ortaya  
çıkmaktadır.  
Hükümet yazılı görüşlerinde sözkonusu bültende bilhassa PKK terörist örgütü  
üyelerinden «gerilla» olarak söz edildiğinin ve «kurgusal» bilgilerin yayımlandığının altını  
çizmektedir. Hükümete göre gerçeği yansıtmayan bu bilgilerle halk arasında huzursuzluk  
yaratmaya ve bölgedeki kamu düzenini bozmaya yönelik PKK’nın bir propagandası  
yapılmaktadır. Hükümet bir kısıtlama gerektiğinde ulusal yetkililerin daha geniş bir takdir  
yetkisinden yararlanmak durumunda olduklarını ifade etmektedir.  
Başvuranlar mevcut durumda sözkonusu yayınla kamu düzeninin bozulmasını ve halk  
arasında husumet yaratılmasını değil, tam tersine bölgedeki mevcut Kürt sorununa dikkat  
çekerek çözüm bulunmasını amaçladıklarını öne sürmekte, getirilen kısıtlamanın hiçbir sosyal  
ihtiyacı karşılamağını dile getirmektedirler.  
AİHM, buna benzer şikayetlerin daha önce de dile getirildiği ve bunların AİHS’nin 10.  
maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Kızılyaprak-  
Türkiye kararı, no: 27528/95, / 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol-Türkiye kararı, no: 47796/99, /  
36, 27 Ekim 2005).  
AİHM, yerleşik içtihadı ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin  
Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespiti ve  
delili sunmadığına itibar etmiştir. AİHM suç unsurunu teşkil eden bültende yayımlandığı  
bağlamda kullanılan terimleri dikkatli bir biçimde ele alacaktır. Bu noktada özellikle terörle  
mücadelede karşılaşılan güçlükleri dikkate almaktadır. (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy  
kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, /60, 10 Ekim 2000 ve Incal-Türkiye kararı, 9  
Haziran 1998, 1998-I, s. 1568, / 58).  
AİHM sözkonusu makalenin ekleriyle birlikte «siyasi bir ifade» olduğunu, konu  
itibariyle hassas, genel bir menfaati ele aldığını not etmektedir.  
AİHM, uzunca bir süredir, genel kamu menfaaatini içeren hususlar da dahil olmak  
üzere, «siyasi ifadenin» 10. maddenin gerekleri doğrultusunda üst düzeyde korunması  
gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz. örneğin, Thorgeir Thorgeirson-İzlanda kararı, 25 Haziran  
1992, A serisi, no: 239, ve Hertel-İsviçre kararı, 25 Ağustos 1998, 1998-VI, /47). Ayrıca,  
Hükümetin güçlü konumu, kendisine ve kurumlarına yöneltilen haksız eleştiri ve suçlamalar  
söz konusu olduğunda, hele ki bunlara karşılık verecek başka araçlar var ise, cezai yaptırım  
yolunu sıklıkla kullanmamasını gerektirir. (Bkz. özellikle sözü edilen Incal kararı / 54 ve sözü  
edilen Yağmurdereli kararı, / 43).  
4
AİHM, sözkonusu yayının, başvuranların mensubu bulunduğu İnsan Hakları  
Derneği’nin düzenli bir yayını olduğunu gözlemlemekte ve insan hakları ihlalleri konusunda  
toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirmeyi amaç edinen bir derneğin demokratik bir toplumun  
gelişimine katkı sağlayabileceğine itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis  
sözü edilen Thorgeir Thorgeirson-İzlanda kararı, /63 ve Vides Aizsardzibas Klubs-Letonya  
kararı, no: 57829/00, / 42, 27 Mayıs 2004).  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davada, başvuranların şiddete teşvik  
etmekle değil, devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlandıklarını  
hatırlatmaktadır. AİHM, davanın koşullarında, bu suçlamayı uygun bulmadığı gibi,  
başvuranların ifade özgürlüğüne karşı yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yetmediğini  
şünmektedir. (Bkz. mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, / 58, 8  
Temmuz 1999, sözü edilen Kızılyaprak kararı, / 33).  
Yukarıda dile getirilenler ışığında, AİHM, ulusal makamların, kamuoyunun farklı  
yöntem ve kaynaklardan yararlanarak Türkiye’nin Güneydoğu bölgesindeki durum hakkında  
bilgi edinmesi hakkını yeterince dikkate almadıkları görüşündedir (Bkz. mutadis mutandis,  
Sürek (no:4) / 58, ve sözü edilen Kızılyaprak kararı, / 33).  
AİHM, yapılan müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda verilen cezanın  
niteliğinin ve ağırlığının da dikkate alınacak hususlar olduğunu hatırlatmaktadır. Bu  
bağlamda, adli makamlar 4454 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak verilen cezayı  
erteleseler de bu erteleme İnsan hakları derneği üyeleri olarak başvuranların faaliyetlerini  
kısmen sansürleyecek ve kamuya açık eleştiri yapma yeteneklerini büyük ölçüde sınırlayacak  
bir etkiye sahiptir (Bkz. sözü edilen Hertel kararı, / 50, Erdoğdu-Türkiye kararı no: 25723/94,  
/ 72 ve Veysel Turhan-Türkiye kararı, no: 53648/00, / 25, 20 Eylül 2005).  
Bu unsurlar AİHM’nin AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için  
yeterli bulunmaktadır.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran [Tekin] Çetin yazı işleri sorumlusu olduğu halde sözkonusu yargı sürecine  
dahil olduğundan yakınmakta, AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM, daha önce benzer davalarda benimsediği gerekçeye dayalı olarak başvuranın  
başvurusunun dayanaktan yoksun olduğuna karar vermektedir (Bkz. örneğin, Koç ve Tambaş-  
Türkiye kararı, no: 46947/99, 24 Şubat 2005).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 20.000 YTL talep  
etmektedir.  
Hükümet bu talebin dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.  
5
AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca başvuranların her birine manevi tazminat  
olarak 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar AİHM önünde yapmış oldukları giderler için 9.800 YTL talep etmektedir.  
Hükümet bu talebin temelden yoksun olduğunu belirtmektedir.  
AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı gideri  
olarak başvuranlara birlikte 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesine ilişkin yapılan başvurunun kabuledilebilir, bunun  
şındakilerin kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü  
vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından manevi tazminat olarak  
başvuranların her birine 1.000 (bin) Euro ve yargı gideri olarak başvuranlara birlikte  
1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve  
3. maddesine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6