Başvuran, sözkonusu gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla, dönemin mevcut
olayları hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla dava konusu makaleyi yayınladığını
belirtmektedir. Kamuoyu, yalnızca Devlet’in resmi makamlarının izni ile yayınlanan bilgilerle
ya da Devlet tarafından kamuoyuna aktarılmak için uygun bulunan ya da onaylanan bilgilerle
yetinmemelidir. Burada sözkonusu olan demokratik bir toplumun temel bir ilkesidir. Yasal
olarak yayınlanan sözkonusu gazetenin sahibi olan başvuranın, gazetede yayınlanan
yazılardan sorumlu tutulmaması gerekmektedir.
Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde ya da gazetenin yayınlanmasından
sonra PKK ya da PKK yandaşları tarafından hiçbir şiddet eyleminin gerçekleştirilmediğini
ifade etmektedir. Gazetenin yayınlanması hiçbir şekilde terörizme bir dayanak teşkil
etmemiştir.
Başvuran kendisine verilen para cezasının ve gazete yayınının üç gün süreyle
durdurulmasının orantısız tedbirler olduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet, ulusal mahkemelerin basın yoluyla silahlı bir örgütün propagandasını
yaptığı gerekçesiyle başvuranı mahkum ettiklerin tespit etmektedir. Bu mahkumiyet kararı
AİHS’nin 10. maddesinin ikinci paragrafına uygun olarak verilmiştir. Bu madde, ulusal
güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması sözkonusu olduğunda bir
takım tedbirlerin alınmasını öngörmektedir.
AİHM’nin bu konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunan Hükümet, PKK gibi bir terör
örgütünün liderlerinden birisinin beyanlarını yayınlaması sebebiyle başvuranın mahkum
edilmiş olmasının, hiçbir şekilde AİHS’nin 10. maddesinin ihlali anlamına gelmediğini
belirtmektedir.
Başvurana verilen cezalarla ilgili olarak Hükümet, bu cezaların uygun ve hedeflenen
meşru amaçla orantılı olduklarını belirtmektedir.
AİHM, başvuranın mahkumiyetinin, yine başvuranın AİHS’nin 10 § 1. maddesi ile
güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğu hususunda taraflar
arasında bir ihtilafın bulunmadığını not etmektedir. Bununla birlikte müdahalenin AİHS’nin
10 § 2. maddesi uyarınca 3713 sayılı kanun’un 6 § 2. maddesi ve 5680 sayılı Yasa’nın Ek 2 §
1. maddesi ile öngörüldüğüne ve ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu emniyetinin
korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar taşıdığına itiraz edilmemektedir (Bkz.
Baran-Türkiye, no: 48988/99, 10 Kasım 2004). AİHM bu değerlendirmeyi dikkate
almaktadır. Bununla birlikte burada sözkonusu olan, yapılan müdahalenin “demokratik bir
toplum için gerekli olup olmadığı” hususunun tespit edilmesi olacaktır.
AİHM, daha önce de benzer sorunları gündeme getiren başka davalar incelediğini ve
bunların AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle,
Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, İbrahim Aksoy, Karkın-Türkiye,
no: 43928/98, 23 Eylül 2003, Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003, ve özellikle
de mevcut dava ile usul ve olaylar bakımından benzerlik taşıyan Halis Doğan-Türkiye (No:2),
no: 71984/01, 25 Temmuz 2006).
AİHM mevcut davayı içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde
sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, dava konusu
4