COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
ÇAPLIK/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 57019/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
15 Temmuz 2005  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Çaplık/Türkiye Davası’nda,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),  
Sn. B.M. ZUPANČIČ, Başkan,  
Sn. J. HEDIGAN,  
Sn. L. CAFLISCH,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,  
Sn. V. ZAGREBELSKY,  
Sn. A. GYULUMYAN, yargıçlar,  
ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti  
olarak toplanmış,  
23 Haziran 2005 tarihinde yapılmış olan gizli görüşme sonucunda,  
yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı Hatip Çaplık’ın (“başvuran”), 23 Aralık 1999  
tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korumaya Dair Sözleşme’nin  
(“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no. 57019/00).  
2. Başvuranı, Londra’da bulunan bir sivil toplum örgütü olan Kürt İnsan Hakları  
Projesine bağlı avukatlar Anke Stock, Mark Muller ve Tim Otty temsil etmiştir. Türk  
Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. 23 Haziran 2004 tarihinde AİHM, başvuruyu Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir.  
AİHS’nin 29 § 3. maddesinin hükümleri uyarınca başvurunun kabul edilebilirliği kadar  
esaslarını da incelemeye karar vermiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
4. Başvuran, 1961 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Adana’da yaşamaktadır.  
5. 16 Kasım 1994 tarihinde F.A. ve oğlu İ.A. jandarmalarla ilgili bir şikayette  
bulunmuşlar ve PKK’dan kendilerini tehdit eden bir mektup aldıklarını belirtmişlerdir. Mor  
bir kağıda yazılmış olan ve PKK’nın sembolü ile mühürlenmiş olan mektupta “Arkadaşımızla  
ilgili verdiğiniz ifadeyi değiştirin yoksa ikiniz de ölürsünüz” yazmaktadır. F.A. ve İ.A. belli  
PKK mensuplarına karşı yürütülen bir soruşturma için ifade vermek üzere çağırıldıklarını  
belirtmişlerdir. Ayrıca, mektubu kendilerine yollayan kişiyi tanıdıklarını da ileri sürmüşlerdir.  
6. Dolayısıyla, jandarmalar başvuranın yakalanması ile sonuçlanan bir soruşturma  
başlatmışlardır.  
2
7. 17 Kasım 1994 tarihinde başvuran, PKK adına tehdit edici mektuplar göndermekte  
olduğundan şüphelenildiği için yakalanmıştır. Başvuranın el yazısının örnekleri alınmış ve  
incelenmek üzere laboratuara gönderilmiştir.  
8. Bölge Kriminal Polis Laboratuarı, başvuranın el yazısı ile mektuptaki el yazısını  
mukayese etmiştir. Başvuranın el yazısının özelliklerinin, mektuptaki el yazısı ile benzerlik  
göstermekte olduğu sonucuna varmıştır.  
9. 18 Kasım 1994 tarihinde başvuran, jandarmalara ifade vermiş ve kendisine karşı  
yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiştir. PKK ile hiçbir bağlantısı olmadığını ve mektubu  
yazmaş olduğunu belirtmiştir.  
10. Aynı gün, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıştır. Cumhuriyet  
Savcısı’na vermiş olduğu ifadesinde polise vermiş olduğu ifadesini tekrar etmiş ve kendisine  
karşı yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.  
11. Başvuran aynı gün Adana Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmıştır. Hakim  
huzurunda masum olduğunu belirtmiştir. PKK adına eylemlerde bulunduğuna ilişkin iddiayı  
reddetmiştir. Ayrıca, el yazısı analizi için kullanılmış olan imzasının, dahili mevzuata uygun  
biçimde alınmamış olduğunu belirtmiştir. Uzman raporunu ve başvuranın iddialarını  
inceleyen Mahkeme, mukayese edilmek üzere alınan başvurana ait el yazısı örneğinin, hukuka  
uygun biçimde alınmamış olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, başvuranın iddia edilen  
suçu işlemiş olduğuna dair yeterli delil olmadığı sonucuna varmış ve serbest bırakılmasına  
karar vermiştir.  
12. 26 Aralık 1994 tarihli bir ifadede Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı başvuran hakkında cezai takibat başlatmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2.  
maddesi uyarınca başvuranı, silahlı bir çeteye mensup olmakla suçlamıştır. Suçlamasını,  
Bölge Kriminal Polis Laboratuarı’nın başvuranın el yazısının, F.A. ve İ.A.’ya gönderilen  
tehdit edici mektupta bulunan el yazısı ile benzerlikler gösterdiğini belirten raporuna  
dayandırmıştır.  
13. Mahkeme huzurunda başvuran, kendisine yöneltilmiş olan suçlamalara itiraz  
etmiştir. PKK ile hiçbir bağlantısı bulunmadığını ve iddiaların asılsız olduğunu belirtmiştir.  
14. 8 Haziran 1995 tarihinde Mahkeme, Adli Tıp Enstitüsü’nün el yazısını  
incelemesini öngörmüştür.  
15. 17 Temmuz 1995 tarihinde Adli Tıp Enstitüsü, Mahkeme’ye bir mektup  
göndermiş ve örnekler alınarak uygun bir karşılaştırma yapılmasını istemiştir. Bu hususta  
başvuranın mektup metnini, küçük harflerle ve zarfın üzerindeki metni büyük harflerle  
yazmasını istemişlerdir. Enstitü ayrıca başvuranın, geçmişte yazmış olduğu el yazısı  
örneklerini sunmasını istemiştir.  
16. Yukarıda kaydedilmiş olan örneklerin incelenmesi ardından Enstitü, 22 Ocak 1996  
ve 22 Ocak 1997 tarihli iki rapor sunmuştur. Başvuranın el yazısının özelliklerinin, mektupta  
bulunan el yazısı ile benzerlik teşkil ettiği ve mektubun, başvuran tarafından yazılmış olduğu  
tespit edilmiştir.  
3
17. Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, sonuncusu 28 Nisan 1997 tarihinde görülen  
yirmi altı duruşma düzenlemiştir.  
18. 16 Mayıs 1997 tarihinde dava, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne havale  
edilmiştir. Sözkonusu tarih ve 14 Ekim 1997 arasında Mahkeme, yedi duruşma düzenlemiştir.  
19. Esaslar hakkında nihai görüşlerinde Cumhuriyet Savcısı, başvurana yöneltmiş  
olduğu suçlamayı değiştirmiştir ve onu, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca silahlı  
bir çeteye yardım etmek ile suçlamıştır.  
20. Nihai savunma iddialarında başvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi  
uyarınca öne sürülen iddiaları reddetmiştir ve mektubu kendisinin yazmamış olduğunu ve  
PKK ile hiçbir bağlantısı bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, bilirkişi raporlarında yeralan  
bulgulara itiraz etmiştir.  
21. 14 Ekim 1997 tarihinde askeri bir hakimin de aralarında bulunduğu üç hakimden  
oluşan Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı itham edilmiş olduğu suçtan suçlu  
bulmuş ve onu, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca üç yıl dokuz ay hapse mahkum  
etmiştir. Ayrıca başvuran, üç yıl süreyle kamu hizmetinden men edilmiştir. Mahkeme, verdiği  
kararda diğer bir ceza davası ile bağlantılı olarak belli PKK mensupları aleyhinde ifade  
verecek olan F.A. ve İ.A.’ya PKK adına bir tehdit mektubu göndermiş olduğunu tespit  
etmiştir. Mahkeme, kararında mektubun başvuran tarafından yazılmış olduğunu belirten  
bilirkişi raporlarına dayanmaktadır.  
22. Yargıtay, 30 Haziran 1999 tarihinde düzenlemiş olduğu bir duruşma ardından  
başvuranın başvurusunu reddetmiştir.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
23. İç hukukun tam bir tanımı, Özel/Türkiye davasında (no. 42739/98, §§ 20-21, 7  
Kasım 2002) bulunabilir.  
CMUK’un 311 § 1. (f) maddesi, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4  
Ekim 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun tarafından düzeltilmiş olduğu şekliyle, duruşmanın  
yeniden düzenlenmesi talebinin, bir ceza hükmünü müteakiben dosyalanabildiği durumlarda  
davaları düzenler.  
Buna göre:  
“Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki  
protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa  
İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.”  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
4
A. Adana Devet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığı ile  
işlemlerin hakkaniyete uygunluğuna ilişkin  
24. Başvuran, öncelikle, kendisini yargılayarak mahkum eden Adana Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin heyetinde bir askeri yargıç bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmadığını iddia etmiştir. Ayrıca  
yerel mahkemeler huzurunda hakkaniyete uygun bir duruşmaya çıkmasına izin verilmediğini  
de öne sürmüştür. Yalnızca, sözlü veya diğer kanıtlarla desteklenemeyen bilirkişi raporlarına  
dayanılarak mahkum edildiğini ileri sürmüştür. Bu şikayetlere ilişkin olarak başvuran,  
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 2. maddelerine atıfta bulunmuştur. Bu maddelerin ilgili kısımları şu  
şekildedir:  
“1. Herkes… cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,  
yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık  
olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”  
1. Kabuledilebilirlik  
25. Hükümet, AİHS’nin 35. maddesine dayanarak, başvuranın Adana Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin şikayetininin, iç hukuk yollarının  
tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın  
şikayetini yerel mahkemelerde dile getirmediğini iddia etmiştir. Bu açıdan AİHM’nin  
içtihatlarına atıfta bulunmuştur (özellikle Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996 tarihli  
karar, Reports of Judgments and Decisions 1996-V).  
26. AİHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin benzer ön  
itirazlarını daha önce incelediğini yineler (bkz. Vural/Türkiye, no. 56007/00, § 22, 21 Aralık  
2004, Çolak/Türkiye (no. 1), no. 52898/99, § 24, 15 Temmuz 2004, ve yukarıda anılan Özel, §  
25). AİHM, sözkonusu davada, yukarıda anılan davalarda verdiği hükümlerden ayrılmasına  
neden olacak özel bir durum görememektedir.  
27. Bu nedenle AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
28. Yerleşik içtihatlarının (diğerlerinin yanı sıra bkz. Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998  
tarihli karar, Reports 1998-VII) ve kendisine sunulan görüşlerin ışığında AİHM, başvuranın  
şikayetlerinin AİHS bağlamında hukukla ve olaylarla ilgili karmaşık konuları gündeme  
getirdiği ve ancak başvurunun esaslarının incelenmesinden sonra karara varılabileceği  
kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, şikayetlerin bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesinin  
anlamı dahilinde asılsız olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilemez kararına varmayı  
gerektiren başka bir neden bulunmamıştır.  
2. Esaslar  
(a) Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığına ilişkin olarak  
29. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin Devlet’in güvenliği ve bütünlüğüne  
ilişkin tehditleri incelemek üzere kanunla kurulmuş mahkemeler olduğunu ileri sürmüştür.  
Sözkonusu davada başvuranın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı hakkında  
şüphe duymasının makul olduğu hükmüne varmak için bir neden olmadığını belirtmiştir.  
5
Hükümet, ayrıca askeri yargıçların mahkeme heyetlerinde bulunmasını yasaklayan 1999  
tarihli anayasa değişikliğine de atıfta bulunmuştur. Son olarak, Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin 2004 yılında kaldırıldığını belirtmiştir.  
30. AİHM, geçmişte de benzer davalar incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlal edildiğine karar verdiğini not eder (bkz. yukarıda anılan Özer, §§ 33-34, ve  
Özdemir/Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
31. AİHM, bu davada farklı bir hüküm vermek için bir neden görememektedir.  
Yasaşı bir örgüte yardım ve yataklık etme iddiası ile bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  
yargılanan başvuranın, bir subay ve askeri yargıç içeren bir heyet tarafından yargılanma  
konusunda endişeli olması anlaşılabilir. Bu bağlamda, Adana Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin davanın doğası ile ilişkili olmayan konulardan etkilenebileceğinden korkması  
makuldür. Başka bir deyişle, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız  
olmadığına dair korkularının nesnel temellere dayandığı kabul edilebilir (bkz. Incal/Türkiye, 9  
Haziran 1998 tarihli karar, Reports 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).  
32. AİHM, yukarıda belirtilenler ışığında, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin bu açıdan ihlal  
edildiği hükmüne varır.  
(b) İşlemlerin hakkaniyete uygunluğuna ilişkin olarak  
33. Başvuranın, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun  
biçimde yargılanma hakkının ihlal edildiği hükmüne ilişkin olarak AİHM, başvuranın  
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 2. maddelerine dayanan şikayetlerini incelemenin gerekli olmadığına  
karar vermiştir (yukarıda anılan Incal, § 74, ve yukarıda anılan Çıraklar/Türkiye, § 45).  
B. İşlemlerin uzunluğuna ilişkin olarak  
34. Başvuran, işlemlerin süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan “makul süre”  
şartını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.  
35. Hükümet işlemlerin makul süreyi sınırını aşmadığını belirtmiştir.  
36. AİHM, işlemlerin, 17 Kasım 1994 tarihinde başvuranın tutuklanması ile  
başladığını ve 30 Haziran 1999’da Yargıtay’ın başvuranın mahkumiyetini onaylayan kararı ile  
sona erdiğini not eder. Dolayısıyla işlemler yaklaşık dört yıl yedi ay sürmüş, bu süre  
içerisinde ilk derece mahkemesinde otuz üç, temyiz mahkemesinde de bir duruşma  
yapılştır.  
37. AİHM, öncelikle, işlemlerin süresinin makuliyetinin, dava olayları ışığında ve  
içtihatlarının oluşturduğu, özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili yetkililerin  
davraşları ve anlaşmazlıkta başvuranın karşı karşıya bulunduğu risk gibi kriterlere  
dayanarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve  
Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).  
38. AİHM, sökonusu davanın özellikle karmaşık olmadığı kanısındadır. Başvuranın  
davraşına ilişkin olarak, dava dosyasında başvuranın işlemlerin süresini farkedilebilir  
derecede uzattığını gösteren bir ifade bulunmamaktadır. Yargı makamlarının davranışları  
6
konusunda AİHM, davanın iki yargılama seviyesinde incelendiğine dikkat çeker. Yerel  
mahkemenin 8 Haziran 1995’te bir bilirkişi raporu istediği, bilirkişi raporlarının sırasıyla 22  
Ocak 1996 ve 22 Ocak 1997 tarihlerinde mahkemeye sunulduğu doğrudur. AİHM, bir  
duruşmanın ilerlemesindeki bu gibi gecikmelerin en aza indirilebileceği kanaatindedir. Ancak  
AİHM, işlemlerin toplam süresinin aşırı olmadığı durumlarda belirli bir aşamadaki  
gecikmenin mazur görülebileceğini hatırlatır (örneğin bkz. Pretto ve Diğerleri/İtalya, 8 Aralık  
1983 tarihli karar, Seri A no. 71, s. 16, § 37).  
39. Yukarıdaki hususlar, AİHM’yi, toplam süresi dört yıl yedi ayı bulan işlemlerin 6 §  
1. maddedeki makul süre şartını ihlal etmediğine karar vermeye sevketmiştir.  
40. Başvurunun bu kısmı, AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri bağlamında temelsiz  
olduğundan, reddedilmelidir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ BAĞLAMINDA 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
41. Başvuran, Kürt kökeninden ötürü kovuşturulduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda,  
AİHS’nin 6. maddesi bağlamında 14. maddesine aykırı olarak ayrımcılığa maruz kaldığını  
öne sürmüştür.  
42. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.  
43. AİHM, başvuranın iddialarını kendisine sunulan kanıtlar temelinde incelemiştir ve  
sözkonusu iddiaların asılsız olduğu kanaatindedir.  
44. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri  
kapsamında temelsiz olmasından ötürü reddedilmesi gereklidir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
45. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
46. Başvuran, AİHM’den 83.000 Euro maddi, 239.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine karar vermesini talep etmiştir.  
47. Hükümet bu talepleri haddinden fazla ve kabul edilemez bulmuştur.  
48. Maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, 6 § 1. maddeye uygun işlem sonuçlarının  
ne olabileceğine dair tahmin yürütemeyeceği kanısındadır. Ayrıca, başvuranın maddi  
tazminata dair iddiaları, hiçbir kanıtla desteklenmemiştir. Dolayısıyla, AİHM bunları tasdik  
edemez.  
7
49. AİHM, bir 6. madde ihlali tespitinin, bu bağlamda başvuranların uğradığı manevi  
zarar için, kendi başına yeterli tazmin teşkil edeceği kanısındadır (bkz. yukarıda anılan Incal,  
s. 1575, § 82, ve yukarıda anılan Çıraklar, § 45).  
50. AİHM’nin, başvuranın, 6 § 1. madde bağlamında bağımsız ve tarafsız olmayan bir  
mahkeme tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği hallerde, prensip olarak, en uygun tazmin  
şeklinin, başvuranın, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanmasının  
sağlanması olduğu kanısındadır (Gençel – Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).  
B. Mahkeme masrafları  
51. Başvuran mahkeme masrafları için 7.168,75 Sterlin talep etmiştir.  
52. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.  
53.AİHM, sözkonusu masraflar gerçekten ve gerektiği için yapılmış ve miktar  
açısından makul ise ödeme yapılmasına karar verebilir (bkz. örneğin Sawicka – Polonya, no.  
37645/97, § 54, 1 Ekim 2002).  
54. Elindeki bilgiler temelinde kendi değerlendirmesini yaparak ve içtihadında ortaya  
konulmuş olan ölçütleri dikkate alarak (bkz diğerlerinin yanı sıra, Vural – Türkiye, no.  
56007/00, § 45, 21 Aralık 2004), AİHM, başvurana mahkeme masrafları için 1.000 Euro  
ödenmesine karar vermiştir.  
C.Gecikme faizi  
55. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar vermiştir.  
BU NEDENLERDEN DOLAYI AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ile işlemlerin  
hakkaniyete uygun olmasına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğunu, başvurunun kalan  
kısmının ise kabuledilmez olduğunu ilan etmiş;  
2. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair şikayete  
ilişkin olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. başvuranın AİHS’nin 6 §§ 1. ve 2. maddeleri bağlamında yaptığı diğer şikayetleri  
incelemenin gerekli olmadığına;  
4. bir ihlal tespitinin, başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarar için, kendi başına  
yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;  
5. (a) sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinleştiği tarihten itibaren üç içinde, Sterlin’e çevrilmek ve başvuranca belirlenecek  
İngiltere’deki banka hesabına yatırılmak üzere 1.000 Euro (bin Euro) ödemesine;  
8
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre  
için Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde  
edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
6. başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 15  
Temmuz 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Vincent BERGER  
Sekreter  
Bostjan M. ZUPANCIC  
Başkan  
9