Hükümet, ayrıca askeri yargıçların mahkeme heyetlerinde bulunmasını yasaklayan 1999
tarihli anayasa değişikliğine de atıfta bulunmuştur. Son olarak, Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin 2004 yılında kaldırıldığını belirtmiştir.
30. AİHM, geçmişte de benzer davalar incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin
ihlal edildiğine karar verdiğini not eder (bkz. yukarıda anılan Özer, §§ 33-34, ve
Özdemir/Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).
31. AİHM, bu davada farklı bir hüküm vermek için bir neden görememektedir.
Yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etme iddiası ile bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde
yargılanan başvuranın, bir subay ve askeri yargıç içeren bir heyet tarafından yargılanma
konusunda endişeli olması anlaşılabilir. Bu bağlamda, Adana Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin davanın doğası ile ilişkili olmayan konulardan etkilenebileceğinden korkması
makuldür. Başka bir deyişle, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız
olmadığına dair korkularının nesnel temellere dayandığı kabul edilebilir (bkz. Incal/Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, Reports 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).
32. AİHM, yukarıda belirtilenler ışığında, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin bu açıdan ihlal
edildiği hükmüne varır.
(b) İşlemlerin hakkaniyete uygunluğuna ilişkin olarak
33. Başvuranın, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun
biçimde yargılanma hakkının ihlal edildiği hükmüne ilişkin olarak AİHM, başvuranın
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 2. maddelerine dayanan şikayetlerini incelemenin gerekli olmadığına
karar vermiştir (yukarıda anılan Incal, § 74, ve yukarıda anılan Çıraklar/Türkiye, § 45).
B. İşlemlerin uzunluğuna ilişkin olarak
34. Başvuran, işlemlerin süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan “makul süre”
şartını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
35. Hükümet işlemlerin makul süreyi sınırını aşmadığını belirtmiştir.
36. AİHM, işlemlerin, 17 Kasım 1994 tarihinde başvuranın tutuklanması ile
başladığını ve 30 Haziran 1999’da Yargıtay’ın başvuranın mahkumiyetini onaylayan kararı ile
sona erdiğini not eder. Dolayısıyla işlemler yaklaşık dört yıl yedi ay sürmüş, bu süre
içerisinde ilk derece mahkemesinde otuz üç, temyiz mahkemesinde de bir duruşma
yapılmıştır.
37. AİHM, öncelikle, işlemlerin süresinin makuliyetinin, dava olayları ışığında ve
içtihatlarının oluşturduğu, özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili yetkililerin
davranışları ve anlaşmazlıkta başvuranın karşı karşıya bulunduğu risk gibi kriterlere
dayanarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve
Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
38. AİHM, sökonusu davanın özellikle karmaşık olmadığı kanısındadır. Başvuranın
davranışına ilişkin olarak, dava dosyasında başvuranın işlemlerin süresini farkedilebilir
derecede uzattığını gösteren bir ifade bulunmamaktadır. Yargı makamlarının davranışları
6