‘Mevcut delil durumu’na gelince, AİHM, suça ilişkin ciddi emarelerin varlığı ya da
bu konudaki şüphelerin devam etmesi biçiminde anlaşılabilir. Ancak AİHM, bu koşulların,
genel olarak uygun amiller oluşturabilseler dahi yine de tek başlarına böylesine uzun bir
tutuklu yargılama sürecini meşru kılamayacağını hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak geriye davanın seyrini incelemek kalmaktadır.
Bu bakımdan AİHM, tutuklu bir sanığın davasının tetkikinde hakkı olan ‘hususi
ivedilik’in hakimlerin görevlerini kendilerinden beklenen özenle ifa etmek için sarfettikleri
çabalara zarar vermemesi gerktiğinin bilincindedir (bkz. Toth-Avusturya 12 Aralık 1991
tarihli karar, no: 224, §77). Bu durumda AİHM, başvuranın davasının, söze konu olan
suçların, suçortaklarının ve dinlenecek tanık sayısının fazlalığı sebebiyle belli bir karmaşıklık
arz ettiğini müşahade etmektedir. Bununla beraber, başvuranın hiçbir gecikmeden sorumlu
tutulamayacağı gözükmektedir. Başvuran,bazı duruşmalara katılmamakla suçlanmış olmasına
karşın, başvuranın katılmamış olması DGM’nin davayı devam ettirmesine engel teşkil
etmediği gibi, başvuran tüm dava süreci boyunca avukatı tarafından temsil edilmiştir.
Ulusal mahkemelerin tutumuna gelince, AİHM, mahkemeleri makul sürenin
gereklerine cevap verecek biçimde düzenleme zorunluluğunun devlete ait olduğunu
hatırlatmaktadır. Oysa, AİHM, tartışmalı dava sürecine, hiçbir esastan tetkikin yapılmadığı
ertelemelerin damgasını vurduğunu gözlemlemektedir. Bu durumda,genel bir değerlendirmeyi
zorunlu kılan başvuranın tutukluluk süreci makul süreyi aşmıştır.
Bu nedenle, AİHS’nin 5§3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’ NİN 6§1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS’ nin 6§1. maddesine atıfta bulunan başvuran, dava süresinin ‘makul süre’
ilkesini ihlal ettiği iddiasında bulunmuştur.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Değerlendirilmeyi gerektiren süreç, 23 Ekim 1998’de başvuranın tutuklanması ile
başlamış ve başvuranın son mektubuna göre 15 Eylül 2005 tarihinde henüz sona ermemişti.
Dolayısıyla, dava süreci yedi yıl on aydır ilk derece mahkemesi önünde devam etmektedir.
AİHM, bir davanın süresinin makul olup olmadığı konusunda; dava koşullarına,
AİHM’ nin daha öne verdiği kararlarda uyguladığı kriterlere ve özellikle de davanın
karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumuna bakılarak değerlendirme yapılması
gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz.diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa no:25444/94).
AİHM, geçmişte de mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna
benzer sorunları incelemiş ve AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir
(adıgeçen Pélissier ve Sassi).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir olgu ya da delil sunmadığı kanaatine varmıştır. Daha önce bu konuda verdiği kararları
gözönüne alan AİHM, bu davada tartışmalı dava sürecinin süresinin aşırı olduğunu ve ‘makul
süre’ ilkesine cevap vermediği kanaatindedir.
5