ÇETİNKAYA VE ÇAĞLAYAN – TÜRKİYE KARARI
HUKUK
Başvuranlar, AİHS’nin 3. maddesine aykırı olarak, gözaltı sırasında çeşitli kötü
muamelelere maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. İkinci başvuran aynı zamanda yakalanması
sırasındaki kötü muameleden şikayetçi olmuştur. AİHS’nin 13. maddesine atıfla kötü
muamele iddialarıyla ilgili etkili soruşturma yapılmadığını savunmuşlardır. Ayrıca AİHS’nin
5 §§ 3, 4 ve 5. maddelerine atfen gözaltı sürelerinin uzunluğu ve gözaltına alınmalarının
kanuna uygunluğuna itiraz edememeleri ve bu bağlamda ulusal mahkemelerden tazminat
talep edememelerinden şikâyetçi olmuşlardır.
I. KABULEDİLEBİLİRLİK
A. AİHS’nin 3. maddesi
Başvuranlar, AİHS’nin aşağıda verilen 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye tabi
tutulduklarını savunmuştur.
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
Her ikisi de iddialarını destekleyen herhangi bir tıbbi rapor sunmaksızın; birinci
başvuran İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi’ndeki gözaltı sırasında
dövüldüğünü ve tecavüzle tehdit edildiğini savunmuş, ikinci başvuran ise gözlerinin
bağlanmış, dövülmüş, saçları çekilmiş, hakarete uğramış, testisleri sıkılmış ve boğulma
korkusu yaratmak için ağız ve burnunun kapatılmış olmasından şikâyetçi olmuştur. Emniyet
Müdürlüğü’nün katlarını temizlemeye zorlanmış olmaktan şikâyetçi olmuştur. Ek olarak
ikinci başvuran yakalanması sırasında hakkındaki suçlamaları duyan üçüncü şahısların
kendisini linç etme girişiminde bulunduğunu iddia etmiştir. Tutuklama raporu ve 29 Temmuz
2001 tarihli sağlık raporu son iddiayı teyit etmiş, dudağında kanama ve göğsünde bir miktar
hiperemi oluştuğunu tespit etmiştir. Ancak başvuran ayrıca polisin kendisini linç girişiminden
koruyamadığını iddia etmiştir.
Hükümet, birinci başvurana ilişkin tüm sağlık raporlarının vücudunda darp izi
bulunmadığını belirttiğini savunmuştur. Bununla birlikte ikinci başvurana ilişkin 29 Temmuz
2001 tarihli rapor üst dudağında tahriş ve göğsünde hiperemi olduğunu belirtse de Hükümet
bunun, muamelenin AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmesi seviyesine ulaştığını göstermek
için yeterli delil olmadığını savunmuştur.
Mahkeme, 3. maddenin demokratik toplumların en temel değerlerini güvence altına
aldığını hatırlatarak sözkonusu maddenin ihlali iddiasında delilleri değerlendirirken “makul
şüphenin ötesinde” kanıt standardını benimsemiş olduğunu anımsar (Avşar – Türkiye,
25657/94). Ancak bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun neticeler veya
reddedilmemiş benzer maddi karinelerin birarada yer almasından kaynaklanabilir (İrlanda –
İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25).
Mahkeme, görevinin yan niteliklerine karşı duyarlıdır ve belli bir davanın koşullarında
kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede dikkatli
olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – İngiltere, 28883/95). Bununla birlikte
somut davada olduğu gibi iddiaların AİHS’nin 3. maddesine dayandığı durumlarda Mahkeme
3