Bu nedenlerle AİHM, ulusal mahkemelerin aşırı uzun olduğu iddia edilen tutuklamayı
sona erdirme, aleyhlerinde ileri sürülen eksikliklerden kaçınma ve bunları telafi etme
imkanına sahip olduğu kanaatindedir (Bkz. Temel ve Taşkın (karar), no: 40159/98, 14 Kasım
2002, ve Acunbay-Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005).
AİHM, Hükümet tarafından verilen örneğin birinci derece mahkemesi hakimlerinin
görüşlerini değiştirmesi ile ilgili olduğunu ve bunun başvurunun ikinci derecede etkili olup
olmayacağı hususunda herhangi bir açıklama getirmediğini not etmektedir. Hükümet’in
AİHM’ye sunduğu nüshalarla ilgili olarak, mevcut dava koşulları ile ilgisi bulunmayan
koşullar sözkonusudur.
Bu noktada, Hükümet tarafından dile getirilen şikayetin reddedilmesi ve şikayetin
kabul edilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır (Acunbay kararı).
B. Esas Hakkında
Hükümet, şikayetin esasına ilişkin bir görüş bildirmemektedir.
Başvuranlar, DGM’nin her duruşmada aynı gerekçelerle tutukluluk hallerinin
devamına karar verdiğini, bu kararın ayrıntılı olarak gerekçelendirilmediğini ileri
sürmektedirler. DGM’nin, başka hiçbir gerekçe sunmadan suçun cinsine ve talep edilen
cezanın ağırlığına atıfta bulunduğunu ve böylece tutukluluk sürelerini aşırı bir şekilde
uzattığını belirtmektedirler.
AİHM, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ile öngörülen süre bitiminin “suçlamanın dayanaktan
yoksun olmadığına karar verildiği gün” olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında,
Labita-İtalya, no: 26772/95 tarihli karar). Bununla ilgili olarak AİHM, başvuranların
tutukluluk süresinin yakalandıkları tarih olan 22 ve 24 Mart 1994 tarihinde başladığını ve
DGM tarafından mahkum edildikleri tarih olan 21 Aralık 1999 tarihinde son bulduğunu tespit
etmektedir. Bu süre yaklaşık beş yıl sekiz ay sürmüştür.
AİHM daha sonra, belirtilen bir durumda, bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin
makul süreyi aşmaması hususuna dikkat etme görevinin ulusal mercilere düştüğünün altını
çizmektedir. Bu amaçla masumiyet karinesi uyarınca kişi hürriyetine saygı ilkesinin ayrık
tutulmasını doğrulayacak gerçek bir kamu yararının varlığını ortaya koyabilecek türden olan
davanın tüm koşullarını incelemeleri ve tahliye taleplerini reddederken kararlarında bunları
belirtmeleri gerekmektedir. AİHM sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelerden ve
başvurularında başvuran tarafından belirtilen ve tartışma götürmeyen olaylardan yola çıkarak,
AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar vermelidir (Bkz. Assenov ve
diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu itibarla suç işlediği için yakalanan kişinin suçlandığı makul sebeplerin devamı,
tutukluluğun olmazsa olmaz koşuludur, fakat belli bir süre sonra bu da yeterli olmamaktadır;
işte o zaman AİHM adli makamlar tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten
yoksun bırakılmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu
gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” olduklarında, AİHM ayrıca ulusal makamların “soruşturmanın
yürütülmesinde özel bir dikkat gösterip göstermediklerini” araştırmaktadır (Bkz., diğerleri
arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar).
6