COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
DUYUM – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 57963/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Mart 2007  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
USUL  
Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Ahmet Duyum (“başvuran”) adlı Türk vatandaşı  
tarafından, 16 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurudan  
(no. 57963/00) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1956 doğumludur ve İstanbul’da yaşamaktadır.  
22 Mayıs 1996 tarihinde başvuran, maktulun eşiyle birlikte cinayet zanlısı olarak  
gözaltına alınmıştır. 27 Mayıs 1996 tarihinde Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi  
tutuklama kararı vermiştir.  
6 Temmuz 1996 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, Bakırköy Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne başvuran ve maktulün eşini TCK’nın 450 § 4, 40 ve 64. maddeleri uyarınca  
cinayetle suçlayan bir iddianame sunmuştur.  
31 Temmuz 1996 tarihinde Bakırköy ACM. Üçüncü Dairesi’nin gerçekleştirdiği  
duruşmada başvuran suçlamaları reddetmiştir. 18 Eylül 1996 tarihinde mahkeme K.Y.’nin  
oğlu M.Y.’yi dinlemiş ve maktulün otopsi raporunu incelemiştir. Aynı tarihte başvuran, olay  
yerindeki kan izlerinin inceletilmesini ve tutuksuz yargılanmasını mahkemeden talep etmiştir.  
Başvuranın talepleri mahkeme tarafından reddedilmiştir.  
6 Kasım 1996 tarihinde mahkeme M.Y.’nin ve başvuranın eşi olan M.D.’nin ifadelerini  
almıştır. Maktulün kardeşi İ.Y. davaya dahil olmuştur.  
9 Aralık 1996 – 16 Mayıs 1997 tarihleri arasında yapılan dört duruşmada Ağır Ceza  
Mahkemesi H.D. adlı bir tanığı, İ.Y.’nin kardeşleri S.Y., Ü.Y. ve H.Y.’yi ve başvuranın  
tanıkları F.Ç. ve Y.Ç.’yi dinlemiştir. Olay yerinin keşfi talepleri reddedilmiştir. Mahkeme  
dava dosyasını esas hakkındaki görüşünü almak üzere Savcı’ya göndermiştir.  
27 Temmuz 1997 tarihli duruşmada ifade veren K.Y. maktulün boşanmak için  
mahkemeye başvuru yapmış olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, ilgili mahkemeden bilgi  
talebinde bulunmuştur.  
22 Temmuz 1997 tarihli duruşmada başvuran, soruşturma kapsamının genişletilmesini  
mahkemeden talep etmiştir. Özellikle iki tanığın ifadesine daha başvurulması ve K.Y., maktul  
ve maktulün kardeşi İ.Y. arasındaki mali bağların araştırılmasını talep etmiştir. Mahkeme,  
başvuranın talebi hakkındaki görüşlerini Savcı’dan talep etmiş ve sonraki duruşmalarda bu  
talebi reddetmiştir.  
27 Nisan 1998 tarihli duruşmada mahkeme K.Y., İ.Y. ve maktulün bir bankadan  
ortaklaşa kasa kiralayıp kiralamadıklarının araştırılmasına karar vermiştir. K.Y.’nin ifadesi  
üzerine ise T.Ç. isimli şahsın K.Y. ile mali bağlantılarının incelenmesine karar verilmiş, ancak  
1
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
daha sonra karar iptal edilmiştir. Ayrıca K.Y.’ye ait hesap bilgileri ilgili bankadan talep  
edilmiştir.  
4 Kasım 1998 tarihinde mahkeme, görüşlerini almak üzere dava dosyasını tekrar  
Savcı’ya göndermiş, görüş 16 Aralık 1998 tarihinde okunmuş ve başvuranın savunması talep  
edilmiştir.  
19 Mart 1999 tarihinde mahkeme, cinayetle ilgili program yapan iki televizyon  
kanalından programların görüntü ve metinleri talep etmiş, kanallar görüntülerin imha edildiği  
bilgisini vermiştir.  
21 Temmuz 1999 tarihinde mahkeme, başvuran, K.Y., İ.Y., T.Ç. ve başka bir şahıstan  
alınacak kan örneklerinin olay yerinde bulunan kan izleriyle karşılaştırılması için kan testi  
yapılması talimatını vermiş, incelemeyi yapan Adli Tıp Kurumu uzmanları olay yerinde  
bulunan kanın başvurana ait olmadığını, T.Ç.’ye ait olabileceğini, ancak bunun belirlenmesi  
için DNA testi yapılmasının gerekli olduğunu bildirmiştir. Mahkeme, T.Ç.’ye DNA testi  
yapılmasına karar vermiş ancak daha sonra bu kararından vazgeçmiştir.  
7 Temmuz 2000 tarihli duruşmada Bakırköy ACM başvuran ve K.Y.’nin savunmalarını  
dinlemiş ve başvuranı delil yetersizliğinden serbest bırakmıştır.  
Bakırköy ACM Üçüncü Dairesi otuz duruşma gerçekleştirmiş, başvuran duruşmalar  
süresince tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuştur. Aynı zamanda birkaç dilekçe ile  
kefaletle tahliyesini talep etmiş, daimi ikametgâhı olduğunu ve kaçmayacağını beyan etmiştir.  
İlerleyen dönemlerde başvuran, tüm delillerin elde edildiğini ve bunların tahrif  
edilemeyeceğini ifade etmiştir. Mahkeme, dava dosyası içeriğine atıfta bulunarak başvuranın  
taleplerini her defasında reddetmiştir.  
Başvuran, 9 Ekim 2001 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde Hazine aleyhine  
açtığı davada haksız olarak tutuklu yargılanması nedeniyle 466 sayılı Kanun uyarınca  
tazminat talep etmiştir.  
18 Nisan 2003 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi başvurana 3,372,421,663 Türk  
Lirası1 (TL) maddi, 10,000,000,0002 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
Başvuran tazminat miktarının yetersiz olması gerekçesiyle temyize gitmiş, ancak Yargıtay 2  
Haziran 2004 tarihinde 18 Nisan 2003 tarihli kararı onamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 3, 5 § 1, 6 §§ 1 VE 3. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
5 Ocak 2006 tarihli ifadesinde başvuran, AİHS’nin 3 ve 5 § 1. maddelerine atıfla  
yakalanması için makul şüphe bulunmamasından ve polis nezaretinde kötü muamele  
görmekten şikâyetçi olmuştur. Ayrıca AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini  
iddia etmiştir.  
1 Yaklaşık 1,950 Euro  
2 Yaklaşık 5,780 Euro  
2
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
Mahkeme, ancak ulusal mahkemenin nihai kararından altı ay geçmesine kadar getirilen  
meseleleri ele alacağını hatırlatır. Yetkililerin fiilleri etkili bir yolla itiraza imkân tanımıyorsa  
altı aylık süre ihtilaf konusu fiilin meydana geldiği tarihte başlar.  
Mahkeme başvuranın polis nezaretinde geçirdiği sürenin 27 Mayıs 1996, hakkındaki  
takibatın ise 7 Haziran 2000 tarihinde sona erdiğini, ancak sözkonusu şikâyetlerin  
mahkemeye 5 Ocak 2006 tarihinde; yani altı aylık süreden sonra iletilmiş olduğunu  
gözlemler.  
Şikâyetlerin süre bitiminden sonra yapıldığını ve AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri  
uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtir.  
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, tutuklu bulunduğu sürenin, ilgili kısmı aşağıda verilen AİHS’nin 5 § 3.  
maddesinde belirtilen “makul süre” şartını aşmasından şikâyetçi olmuştur:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes[in] … makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya  
hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet 466 sayılı Kanun uyarınca kendisine tazminat tahsis eden Eyüp Ağır Ceza  
Mahkemesi kararıyla birlikte başvuranın “mağdur statüsü”nü kaybettiğini savunmuştur.  
Mahkeme ulusal yetkililerin Sözleşmenin ihlalini açıkça veya esas olarak tanıdığı ve bu  
nedenle tazminat sağladığı durumlarda başvuranın mağdur statüsünü kaybettiğini hatırlatır  
(bkz. Dalban – Romanya [BD], no. 28114/95).  
Somut davada başvuran AİHS’nin 5 § 3. maddesine atıfla tutuklu bulunduğu sürenin  
haddinden fazla olmasından şikâyetçi olmuştur.  
Mahkeme, daha önce bir şahsın tutuklanıp sonradan serbest bırakılmasıyla ilgili olarak  
uğranan zararlar için dava açılabilmesini sağlayan 466 sayılı Kanun’un sadece 5 § 5  
maddesini ilgilendirdiğine hükmetmiştir (bkz. diğer birçokları yanında Yağcı ve Sargın –  
Türkiye, A Serisi no. 319-A). Bu nedenle başvurana sağlanan tazminatın tutukluluk süresinin  
fazla oluşu olan ihlalin tanınması veya bunun tazmin edilmesini sağladığı söylenemez.  
Buna göre Mahkeme Hükümetin itirazını reddeder.  
Mahkeme, sözkonusu şikâyetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını belirtir. Şikâyet, başka gerekçelerle de kabuledilmez değildir;  
bu yüzden kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
B. Esaslar  
Hükümet, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranın tutukluluk süresini haksız  
yere uzatmadığını ifade etmiştir. Başvuranın itham edildiği suç, ciddi niteliktedir. Aynı  
3
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
zamanda diğer sanık ve onun oğlunun ifadeleri dikkate alındığında tutukluluk halinin devamı  
zorunlu olmaktadır.  
Başvuran, uzun süre devam eden tutukluluk haline ilişkin olarak Bakırköy ACM  
tarafından sunulan gerekçelerin yetersiz olduğunu ifade etmiştir.  
Mahkeme belli bir davada şüphelinin yargılama süresince tutukluluk halinin makul bir  
süreyi aşmamasını sağlamanın ulusal yargının görevi olduğunu hatırlatır. Bu amaçla  
masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kişisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı  
çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri  
incelemeli ve bunları, serbest bırakılma başvurularına ilişkin kararlarında ortaya  
koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında başvuranlar tarafından  
ortaya konan saptanmış gerçekler temel alındığında AİHM, AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal  
edilip edilmemiş olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Assenov vd – Bulgaristan,  
Karar Raporları 1998-VIII ve daha güncel, McKay – İngiltere [BD], no. 543/03).  
Yakalanan kişinin bir suç işlemiş olduğuna ilişkin makul şüphenin bulunması, sürekli  
gözaltında tutma işleminin geçerliliği için ilk koşuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli  
olmamaktadır; AİHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kişinin  
özgürğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir  
(bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – İtalya [BD],  
no. 26772/95).  
Sözkonusu davada, AİHM göz önünde bulundurulması gereken sürenin, başvuranın  
polis tarafından gözaltına alındığı 22 Mayıs 1996 tarihinde başlayıp birinci derece mahkemesi  
tarafından beraat kararını takiben salıverildiği 7 Haziran 2000 tarihinde sona erdiğini belirtir.  
Buna göre tutukluluk hali dört yıldan fazla sürmüştür.  
Bu süre zarfında Bakırköy ACM her duruşma sonunda kendi gerek görmesi veya  
başvuranın talebi üzerine başvuranın devam etmekte olan tutukluluk durumunu  
değerlendirmiştir. Ancak mahkeme, tüm duruşmalarda “dava dosyası içeriği göz önünde  
bulundurularak” gibi değişmeyen bir ifade kullanarak başvuranın tutukluluk halinin devamına  
hükmetmiştir.  
AİHM, başvurana isnat edilen suçun ciddiyeti ve suçlu bulunması halinde verilecek  
cezanın ağırlığını dikkate alır. Ancak suçlamaların ağırlığının tek başına uzun süre tutuklu  
yargılamayı haklı çıkaramadığını hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Vayiç – Türkiye, no.  
18078/02 ve Ječius – Litvanya, no. 34578/97).  
Bu bağlamda Mahkeme birinci derece mahkemesinin davanın ilgili olaylarına  
yönelmemiş olduğunu gözlemler. Özellikle de, başvuranın daimi bir ikametgâhı olduğu; bu  
nedenle adaletten kaçamayacağı ve deliller toplandığı için bunların zaman geçtikçe yok  
edilme tehlikesinin bulunmadığı yönündeki ifadelerini dikkate almamıştır. Ayrıca birinci  
derece mahkemesi, başvuranın devam eden tutukluluk halinden başka, yurtdışına çıkış yasağı  
veya gerektiğinde polis gözetimine de tabi tutulabilecek kefaletle tahliye gibi bir önleyici  
tedbirin uygulanmasını düşünmemiştir. Bu bağlamda Mahkeme, ulusal mahkemenin  
başvuranın tutuklu yargılanmasına devam kararlarında yeterli muhakeme yapılmadığını  
gözlemler.  
4
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
Ayrıca, genel olarak “delillerin durumu” ve “dava dosyası içeriği” ifadeleri  
yargılamanın başında ciddi suç belirtilerinin varlığı ve devam etmesi için uygun faktörler  
olmakla birlikte bunlar başvuranın şikâyetçi olduğu tutukluluk süresini tek başına haklı  
çıkaramamaktadır (bkz. Gökçe ve Demirel – Türkiye, no. 51839/99; Demirel – Türkiye, no.  
39324/98 ve Karagöz – Türkiye, no. 5701/02).  
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin başvuranın dört yıldan fazla süren tutukluluk  
halinin ilgili ve yeterli gerekçelerle haklı çıkarılmadığı sonucuna varması için yeterlidir.  
Bu nedenle AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, yargılama süresinin AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda verilen 6 § 1. maddesine  
uygun olmamasından şikâyetçi olmuştur:  
“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir”  
Dikkate alınması gereken süre, başvuranın tutuklanıp gözaltına alındığı 22 Mayıs 1996  
tarihinde başlayıp Yargıtay’ın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranla ilgili kararını  
onadığı 3 Mayıs 2001 tarihinde sona ermiştir. Bu nedenle sözkonusu süre iki aşamada  
yaklaşık beş yıl sürmüştür.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuranın 466 sayılı Kanun uyarınca tazminat almış olması nedeniyle  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olarak değerlendirilemeyeceğini  
savunmuştur.  
Şikayetin AİHS’nin 5 § 3. maddesi bağlamında kabuledilebilirliği hakkındaki  
değerlendirmeleri ışığında Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddeder.  
Mahkeme, sözkonusu şikâyetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını belirtir. Şikâyet, başka gerekçelerle de kabuledilmez değildir;  
bu yüzden kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
B. Esaslar  
Hükümet, somut dava koşullarında yargılama süresinin gerekmediği kadar uzun olarak  
değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda delil toplamakla geçirilen zamana atıfta  
bulunmuşlardır. Hükümet, birinci derece mahkemesinin çeşitli tanıkları dinlediği, maktul,  
maktulün kardeşi ve diğer zanlının arasındaki mali bağlantıları araştırdığı ve kan örneklerinin  
adli tıpta incelenmesi talimatı verdiğini belirtmiştir.  
Başvuran Hükümetin görüşlerine itiraz etmiştir. Olay yerinde bulunan kan izlerinin  
incelenmesi, başka tanıkların dinlenmesi ve maktul, maktulün kardeşi ve diğer zanlı  
arasındaki mali bağlantıların araştırılması için 1996 ve 1997 yıllarında yaptığı taleplerin  
mahkemece reddedildiğini ifade etmiştir. Ancak mahkeme bu hususları 1998 ve 1999  
yıllarında soruşturmaya karar vermiş ve bu nedenle yargılamayı gereksiz yere uzatmıştır.  
5
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve davanın  
karmaşıklığı, başvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan başvuran için neyin  
tehlikede olduğu gibi, içtihadında yerleşmiş kriterlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini  
hatırlatır (bkz. Kiper – Türkiye, no. 44785/98).  
Hükümet karmaşıklığın belirtisi olarak tanık sayısı ve suçlamanın ciddiliğini belirtmiş  
olmasına rağmen, Mahkeme davanın özel bir güçlüğe haiz görünmediği kanaatindedir. Bu  
nedenle davanın karmaşıklığının başlı başına yargılama süresinin tamamını haklı çıkardığı  
söylenemez.  
Başvuranın tutumuna ilişkin olarak ise Mahkeme, takibatın uzamasına neden olmadığını  
gözlemlemektedir. Hükümet görüşe itiraz etmemiştir.  
Yerel mercilerin tutumuna ilişkin olarak ise Mahkeme, yetkililere yüklenebilecek  
önemli gecikmeler yaşandığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, 18 Eylül 1996 -  
16 Mayıs 1997 tarihleri ve 27 Haziran - 5 Aralık 1997 tarihleri arasındaki dönemlerde birinci  
derece mahkemesinin temelde K.Y.’nin iki çocuğunun katılmaması nedeniyle duruşmaları  
ertelemiş olduğunu gözlemlemektedir. Halbuki bu tanıklardan biri olan M.Y. mahkeme  
tarafından iki defa dinlenmişti. Mahkeme ayrıca ağır ceza mahkemesinin müdahil taraf ve  
testi istenen bir tanığın kan örneği vermemesi üzerine kan testi sonuçlarını beklemek amacıyla  
duruşmaları 21 Haziran 1999 – 22 Mart 2000 tarihleri arasında beş defa ertelemiş olduğunu  
gözlemlemektedir.  
Bunlarla birlikte, başvuranca iddia edildiği üzere birinci derece mahkemesi,  
yargılamanın başında, 1996 ve 1997 yıllarında başvuranın bu yöndeki taleplerini  
reddetmesine rağmen, 1998 ve 1999 yıllarında olay yerinde bulunan kan lekelerinin analizi ve  
maktul ve onunla birlikte suçlanan diğer şahsın arasındaki mali bağ ile ilgili deliller gibi belli  
delillerin toplanması talimatını vermiştir.  
Mahkeme, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin İmzacı Devletlere adli sistemlerini,  
mahkemelerinin davaları makul bir süre içinde sonuçlandırma zorunluluğu da dahil olmak  
üzere sözkonusu hükmün tüm gerekliliklerini yerine getirecek şekilde yapılandırma  
yükümlülüğünü getirmiş olduğunu anımsayarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98)  
ağır ceza mahkemesinin yargılamayı hızlandırmak için daha katı tedbirler uygulayabileceğini  
değerlendirmektedir. Özellikle yargılamanın başında muhtemel tanıklar ve ilgili delilleri  
belirlemek adına daha büyük bir titizlik gösterebilirdi.  
Mahkeme ayrıca yargılama boyunca başvuranın tutuklu bulundurulduğunu kaydeder ki  
bu, davayı yürüten mahkemeler tarafında adaleti ivedilikle sağlamak açısından özel titizlik  
gerektiren bir durumdur (bkz. Kiper, yukarıda anılan ve Kalashnikov – Rusya, no. 47095/99).  
Mahkeme, somut dava koşullarında ulusal mahkemenin başvuran hakkındaki  
kovuşturmayı yürütürken gerekli titizlikle hareket etmemesi nedeniyle yargılamanın gereksiz  
yere uzatıldığını tespit etmiştir. Bu nedenle yargılama süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesinde  
öngörülen makul süre şartını yerine getirdiği söylenemez.  
Buna göre AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
6
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran 280,000 Euro manevi tazminat talep etmiştir. Maddi tazminata ilişkin olarak  
466 sayılı Kanun uyarınca 100,000,000,000 TL talep ettiğini, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinin  
3,372,421,663 TL tazminata hükmettiğini belirtmiştir. Yukarıda geçen tazminatla ilgili  
şikâyeti nedeniyle Mahkeme’ye 25048/05 no’lu başka bir başvuru yapmış olduğunu ifade  
etmiştir.  
Buna cevaben Hükümet manevi tazminat için talep edilen miktarın aşırı olduğunu  
belirtmiştir. Başvuranın manevi tazminata ilişkin beyanına ilişkin olarak Hükümet, herhangi  
bir talepte bulunulmadığını savunmuştur.  
Maddi tazminat talebine ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın talebini destekler herhangi  
bir belge sunmamış olduğunu gözlemler. Buna göre talebi reddeder.  
İddia edilen manevi zarara ilişkin olarak ise mahkeme başvuranın sadece ihlalin  
tespitiyle tam olarak tazmin edilemeyecek manevi zarara uğramış olduğunu kabul eder.  
Mahkeme, benzer davalarda uyguladığı tazminat ve tutuklu kaldığı süre için Eyüp Ağır Ceza  
Mahkemesinin başvurana yaklaşık 5,780 Euro manevi tazminat kararı vermiş olmasını  
dikkate alarak başvurana bu başlık altında 1,000 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve giderler için 17,000  
Euro, AİHM’de yaptığı harcamalar için ise 10,575 Euro talep etmiştir.  
Hükümet taleplere itiraz etmiştir.  
AİHM’nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AİHM,  
ulusal mahkemelerdeki harcamalar için yapılan talebi reddetmekte ve AİHM önündeki  
harcamalar için 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
7
DUYUM – TÜRKİYE KARARI  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuranın tutukluluk süresi ve hakkındaki cezai kovuşturmaya ilişkin şikayetlerinin  
kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;  
2. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek:  
(i) 1,000 Euro (bin Euro) manevi tazminat,  
(ii) mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);  
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 27 Mart  
2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Fatoş ARACI  
Nicolas BRATZA  
Zabıt Kâtibi  
Başkan  
8