CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
EBRU DEMİR - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:60262/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
22 KASIM 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 60262/00 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Ebru Demir’in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 17  
Temmuz 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından E.  
Büyükçulha tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1976 doğumlu başvuran Rize’de ikamet etmektedir.  
Başvuran 22 Ocak 1996 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesi polisleri tarafından, diğer sekiz kişi ile beraber yasadışı örgüt DHKP/C’ye düzenlenen  
operasyon çerçevesinde yakalanmıştır. Sözkonusu kişiler, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168  
ve 169. maddelerinin öngördüğü yasadışı örgüt üyesi olma ve örgüte yardım ve yataklık  
yapma suçlarıyla itham edilmişlerdir.  
Başvuran, gözaltı sırasında, DHKP/C’nin üniversitelerdeki kolu olan yasal örgüt  
AYÖDER adına faaliyetler yürüttüğünü belirtmiştir.  
Başvuran 2 Şubat 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı önünde  
gözaltında verdiği ifadesini yinelemiştir.  
Aynı gün başvuran DGM yedek hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran yedek hakim  
huzurunda, DHKP/C mensubu olmadığını belirtmiş ancak o dönemde Buca Cezaevi’nde  
meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteri ve toplantılara katıldığını  
kabul etmiştir. DGM Yedek hakimi başvuranı dinledikten sonra, tutuksuz yargılanmak üzere  
serbest bırakılmasına karar vermiştir.  
Cumhuriyet Başsavcısı 16 Şubat 1996 tarihli iddianameyle, DHKP/C mensubu  
oldukları gerekçesiyle yakalanan beş kişi aleyhinde kamu davası açmıştır. Ancak, delil  
yetersizliğinden başvuran ve diğer kişiler hakkında takipsizlik kararı vermiştir.  
DGM 3 Aralık 1996 tarihli kararla, beş ortak sanık hakkında karar vermiş ve TCK’nın  
168. maddesi gereğince hapis cezasına çarptırmıştır. Verilen sözkonusu kararda, DGM  
başvuranı yetkili savcılığa sevk etmeye karar vermiştir.  
Cumhuriyet Başsavcısı 11 Mart 1997 tarihinde, başvuranı TCK’nın 168§2 ve 3713  
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri gereğince DHKP/C’ye mensup olmakla  
suçlağı ek iddianameyi vermiştir.  
DGM 15 Mayıs 1997 tarihinde, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.  
Giresun Ağır Ceza Mahkemesi istinabe aracılığıyla başvuranın ifadesini almıştır.  
Başvuran hakkında yapılan bütün suçlamaları reddetmiştir.  
2
İki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan DGM 17 Eylül 1998 tarihinde, TCK’nın 169  
ve 3713 sayılı Kanunu’nun 5. maddeleri gereğince sözkonusu yasadışı örgüte yardım ve  
yataklık etmekten başvuranı üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır.  
DGM başvuranın suçluluğunu ortaya koymak için cezai yargılamanın değişik  
aşamalarında alınan ifadeleri ve sözkonusu yasadışı örgüte mensup oldukları gerekçesiyle  
mahkum edilen diğer beş kişinin ifadelerini gözönüne almıştır.  
Yargıtay 7 Şubat 2000 tarihinde, 17 Eylül 1998 tarihli kararı onamıştır.  
10 Nisan 2000 tarihinde, başvuranın yaptığı düzeltme başvurusu Yargıtay Savcısı  
tarafından kabul edilmemiştir.  
Hükümet, başvuranın 9 Ocak 2001 tarihinde sunulan talebinin ardından 4616 sayılı  
Kanun’un uygulanmasıyla şartlı salıvermeden faydalanmıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bir yandan bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması diğer yandan delil ikamesi şeklinden dolayı özellikle delil unsuru olarak  
gözaltında alınan ifadesinin kullanılması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı  
garanti eden “tarafsız ve bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik Hakkında  
Hükümet AİHM’yi öncelikle başvuruyu AİHS’nin 35. maddesi gereğince iç hukuk  
yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümet’e göre,  
başvuran önce 11 Mart 1997 tarihinde suçlu ilan eden, daha sonra 17 Eylül 1998 tarihinde  
mahkum eden DGM hakimlerinin azledilmelerini isteyebilirdi.  
Ayrıca Hükümet AİHM’yi, DGM’nin oluşumuna ilişkin şikayeti AİHS’nin 35.  
maddesinde öngörülen altı ay koşuluna uymadığı gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir.  
Hükümet, DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin şikayet  
hakkındaki iç nihai kararın, aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri  
sürmektedir. Bu bakımdan Hükümet, Yargıtay’ın sözkonusu şikayet hakkında karar verme  
ehliyetinin olmadığını savunmakta ve dolayısıyla temyiz başvurusu sözüedilen durumun  
düzeltilmesi için etkin iç hukuk yolunu oluşturmamaktadır. Hükümet buradan başvuranın  
başvurusunu DGM kararının ardından, yani 17 Eylül 1998 tarihinden itibaren altı ay içinde  
yapması gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. Oysa Hükümet başvurunun 17 Temmuz 2000  
tarihinde yapıldığını vurgulamaktadır.  
Buna ek olarak Hükümet, AİHS’nin 34. maddesinde öngörüldüğü şekliyle, başvuranın  
mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet TCK’nın 169. maddesinde öngörülen cezalarda  
dahil olmak üzere bazı hapis cezalarının on yıl indirimini öngören kısmi affa ilişkin 4616  
sayılı Kanun’un 21 Aralık 2000 tarihinde kabul edilmesinin ardından başvuranın 15 Ocak  
2000 tarihinde, hiçbir zarara uğramadan şartlı salıverildiğine dikkati çekmektedir.  
3
AİHM iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay koşuluna uyulmamasına ilişkin  
itirazlar hakkında, Özel (sözüedilen karar, § 25) ve Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6  
Şubat 2003) davalarında yapılan benzeri itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM daha  
önce vardığı bu sonuca aykırı bir karar vermek için bir gerekçe görmemekte ve dolayısıyla  
sözkonusu iki itirazı reddetmektedir.  
AİHM, başvuranın mağdur sıfatı hakkında konuya ilişkin yerleşik içtihadını  
hatırlatmaktadır. Bir başvuran lehinde verilen karar ya da alınan tedbir, ancak ulusal  
mahkemeler açıkça ya da özü bakımından AİHS’nin ihlalini kabul edip daha sonra telafi  
ederse başvuranın “mağdur” sıfatının ortadan kaldırılması için ilke olarak yeterli olur (Bkz.  
Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 73, AİHM 1999-VI ve mutatis mutandis, Osman Özçelik ve  
diğerleri-Türkiye (karar), no: 55391/00, 1 Haziran 2004).  
Bu durumda, AİHM, elinde bulunan dosyadaki belgeleri gözönüne alarak, sözkonusu  
ertelemenin, kendi içinde cezai mahkumiyet kararını ortadan kaldırmak ve buna bağlı cezaları  
sona erdirme gibi kendiliğinden bir etkisi bulunan adli mekanizma oluşturmamaktadır.  
Dolayısıyla Hükümet’in başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ilişkin ön itirazını  
reddetmek uygun olacaktır.  
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim  
1998 tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak,  
başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. AİHM ayrıca, başvurunun  
başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğine kanaat getirmektedir.  
B. Esas Hakkında  
1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözüedilen Özel, §§33-34 ve  
sözüedilen Özdemir, §§35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, “milli  
güvenliğe” ilişkin suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de  
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını  
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen  
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran  
tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (Incal-Türkiye, 9  
Haziran 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında  
Hükümet bir ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.  
4
AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya  
konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı  
sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır.  
AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının  
ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, işbu şikayeti incelemeye gerek olmadığı  
kanaatine varmıştır (Bkz. özellikle sözüedilen, Çıraklar, s.3074, §§ 44-45, delillerin ikame  
şekli ve gözaltı ifadesi hakkında bkz. diğerleri arasında Akkaş-Türkiye, no: 52665/99, § 22-23,  
23 Ekim 2003).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran 21.000 Yeni Türk Lirası (YTL) [12.110 Euro] tutarında maddi zarara  
uğradığını iddia etmektedir. Bu meblağ, mahkumiyeti ve mahkumiyet kararının adli sicil  
kaydına geçmesinin, kendisinin ücretli bir iş yapmasını engellemediği durumda, başvuranın  
kazanabileceği asgari ücrete göre hesaplanmıştır.  
Başvuran ayrıca 100.000 YTL [57.670 Euro] tutarında maddi tazminat ödenmesini  
istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmekte ve istenilen miktarları aşırı bulmaktadır.  
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHS’ye aykırılık mevcut  
olmadığında, DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye  
gitmez. Sonuç olarak başvurana bu bağlamda tazminat verilmesine gerek yoktur (Bkz.  
Findlay-İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s.284, § 85).  
İddia edilen manevi zarara gelince AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin  
hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğuna dikkati çekmektedir (sözüedilen Çıraklar, s. 3074,  
§49).  
AİHM, Öcalan-Türkiye kararında (no: 46221/99, § 210 in fine, AİHM 2005-) bir  
kimse bu davada olduğu gibi AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsızlık ve bağımsızlık koşullarını  
yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde, sözkonusu kişinin isteği  
üzerine yeni bir davanın ya da yargılamanın yeniden başlatılması, tespit edilen ihlalin telafi  
edilmesi için ilke olarak en uygun yol teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Ancak AİHM bu davada  
başvuranın, 4616 sayılı Kanun uyarınca şartlı salıverilmeden faydalandığını gözardı  
etmemektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4.227,59 YTL [2.438,05  
Euro] istemektedir. Başvuran hiçbir kanıt sunmamaktadır.  
AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurlar ve içtihadını gözönünde bulundurarak,  
yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro tutarının başvurana ödenmesinin uygun olacağına  
kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,  
5
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. Ankara DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS’nin 6§1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetleri incelemeye gerek olmadığına;  
4. Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;  
5. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak başvurana masraf ve harcamalar  
için 1.500 (bin beş yüz ) Euro ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 22 Kasım 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
6