AİHM, dikkate alınacak dönemin 26 Ağustos 1997 tarihinde başladığını ve Yargıtay kararı ile
5 Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu dönem iki
dereceli yargıda altı yıl sekiz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın
karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri
arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94). AİHM, mevcut davadakine
benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda davada, AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği
sonucuna ulaştığını da hatırlatmaktadır.
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, Hükümet’in mevcut davada farklı
bir sonuca ulaşma imkanı sağlayan hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat
getirmektedir. Bu itibarla AİHM, mevcut davada, yargılama süresinin uzun olduğu ve “makul
süre” gerekliliğini karşılamadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Dolayısıyla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuran, mahkemenin bilirkişi incelemesi yapılmasını reddetmesinden de şikayetçi
olmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayeti başvuranın sunduğu şekli ile incelemiştir. Sahip olduğu unsurların
tamamını dikkate alan AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline
ilişkin hiçbir bulgu tespit edememiştir; sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve
AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. Paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bkz,
Garcia Ruiz-İspanya, başvuru no: 30544/96, Mantovanelli-Fransa, 18 Mart 1997, La
Providence-Fransa, başvuru no: 78070/01, 22 Eylül 2005 ve Birznieks-Letonya, başvuru no:
56930/00, 23 Ekim 2001).
18 Aralık 2008 ve 4 Mayıs 2009 tarihli davanın kabuledilebilirliğine ve esasına ilişkin
görüşlerinde, başvuran, AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak ilk yargılamanın
hakkaniyetine ilişkin diğer şikayetlerini de sunmaktadır.
Sözkonusu şikayetlerin ilk kez 18 Aralık 2008 ve 4 Mayıs 2009 tarihlerinde yani nihai iç
hukuk kararını teşkil eden 5 Mayıs 2004 tarihli Yargıtay kararından altı ay sonra sunulmaları
nedeniyle AİHM’ye, sözkonusu şikayetlerin esas bakımından incelenmesi çağrısı
yapılmamıştır.
Başvurunun sözkonusu kısmının gecikmeli olarak yapıldığı ve AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve
4. Paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Son olarak başvuran, yargılamanın yenilenmesi talebinin yetkililer tarafından
reddedilmesinden şikayetçi olmakta ve masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini iddia
etmektedir.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 35/3 maddesinin hükümleri uyarınca AİHS hükümleri
ile ratione materiae bakımından bağdaşmadığı ve AİHS’nin 35/4 hükümleri uyarınca
reddedilmesi gerektiği kanaatindedir (Fischer-Avusturya, başvuru no: 27569/02).
4